İlyas Salman - Adana Kitap Fuari'ndan insan manzaraları
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Okuyun Uğur Mumcu'yu, eşek olmayın!
KAYA ATABERK
Uğur Mumcu
Kürt Şovenizmine
karşı uyarmıştı
ALİ ÖZSOY
Edirne'de neler oldu? Sol'un PKK ile sınavı
ÖZGÜR ERDEM
İsrailci Tayyip neden İsrail'e karşı çıkıyor?
TEVFİK KAYMAZ
Özgürlükten kaçış
ARİF BAKIR
İdeolojisi olmayan
işçi sınıfı
OKAN İŞBECER
Şeyh Sait Türk devleti için ayaklanmış!
TUĞRUL ÇELİK
Taliban Yahudi mi?
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Son hafta...
 
TÜRKKAYA ATAÖV
1933'de Alman faşizmi
İLYAS SALMAN
Adana Kitap Fuarı'ndan insan manzaraları
ERGİN KONUKSEVER
İran-Irak Savaşı
EYKAN CAN
Ziyaretçi
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (17)
MUSTAFA İZBERK
Biz Türkler göçebe miyiz? "Acaba" ?!.(3)
 
 

İlyas Salman
Adana Kitap Fuari'ndan
insan manzaraları

12 Ocak 2010’dan bu yana Adana Üçüncü Kitap Fuarı’ndayım. Biri şiir olmak üzere dünya denen güzel ifritten beynime yansıyan şeyleri yazdığım üç kitabım var İleri Yayınları standında. Sabah 11’den akşam 8:30’a kadar bu kitaplarımı okuyuculara ve alıp okumayıcılara imzalıyorum. Okumayıcılara dedim bu sözün kendi indinde çok önemli bir anlamı var. Bu okumayıcılarımın büyük kısmı beni sinemadan tiyatrodan tanıyan ve bütün yokluğuna yoksulluğuna rağmen bir “artiz” imzasıyla hava atmanın önemsizliğini kavrayamayan meysiz mest olmuş düzene uyumlu insanlar.

Bunlar her toplumsal katmanda ve hatta benim ve benim gibi düşünenlerin ulaşmak için gerektiğinde uğruna can verdiği üretenlerin demokrasisi yani sosyalizmde de olacaklar. Ve eytişimsel özdeşikliğe imanla inanan bir insan olarak diyorum ki, şu anki sosyalist anlayışıyla yarı yolda boğulmamıza neden olacak olan sözde devrimci kadrolarla devrime ulaşsak bile yukarıda anlattığım sürünün pek fazla değişeceğine inanmıyorum.

Okuyuculara gelirsem -ki sayıları oldukça az olmasına rağmen- baktığımda güç aldığım gözlerinden insan sıcağı akıyor. Bu gibi öğrenmekten ve öğrendikleriyle düzeni değiştirmekten başka amacı olmayan insanların varlığı da elbette sürecek ve benim elan mutsuz olduğum ama umutlu olmamı sağlayan etmen olarak karşımda gördüğümde inanıyorum ki, başım dara düştüğünde sığınacağım tek liman onların bilge kucağı olacak.

Tabii tüm kitap fuarlarını bu iki zıt katman oluşturmuyor.

Üçüncü grup, hadi kitap fuarına gidip gezelim grubu. Bunları hiçbir tanıma sığdırmak mümkün değil. Bu grubun bir kısmı, özellikle erkekler, elleri ya ceplerinde ya da kıçında her standın önünde birkaç dakika hiçbir anlam ifade etmeyen bakışlarıyla duvardaki afişlere, kitapların kalınlığına bakıp ayrılıyorlar. Bir adım arkalarından kadınların büyük çoğunluğu türbanlı. Ama ne yapalım ki, kaburga kemiğimizden üreyen türeyen kadıncağızlarımızdan başka tavır beklemek akla aykırıdır.

Fuarda arzı endam eden başka bir insan topluluğu var ki, bizim standa gelip bir süre anlamsız nazarlar fırlatıp yine anlamsız bir afra tafrayla uzaklaşıp diğer standlara da aynı anlamsız tavırları sergileyip terk edenler topluluğu. Bu topluluğu şöyle tanımlayabilirim: Bunlar, şu yayınevinin kitapları zararlıdır, bunların hiçbir kitabı alınıp okunmaz, şu bizim her zaman alıp okuduğumuz yayınevine gidelim grubu. Bu grupta türbanlısından, çağdaş giyimlisine, faşistinden sözde devrimcisine kadar her yönden her politik anlayıştan insan var. Bunlar en tehlikeli insanlardır ama şunu yazmadan geçemeyeceğim. Din ticareti yapan kadınlı erkekli müsvedde insanları anlarım. Çünkü bunlar Cennet, Cehennem, Huri, Gılman ve daha ileri giderek Allah ticaretine kadar uzanan ahlaksızlıklarından hiçbir zaman vazgeçmeyeceklerdir. Çünkü mevcut varlıklarını (paraları, villaları, yeşil mercedesleri bu yolla kazanmışlardır) ve kendi kazanç kapılarını asla kapatamazlar.

Peki, bunlar tamam, bunlardan umudu kestik. Peki bilinçli olarak sağı ya da solu seçmiş, entelektüellikleri kendilerinden tescilli sözde siyasi buluş sahibi bağnazlara ne diyelim?

Örneğin Marksizme yürekten bağlı olduğunu söyleyen ve var olan ve Marks-Engels ikilisi tarafından formüle edilen Diyalektik ve Tarihsel Materyalizme inanan devrimci yarı aydınlara ne diyelim? Hani gelişmelerin anasının çelişkiler olduğuna inanan kaç tanesi Hitler’in “Kavgam”ını okudu? Ya da daha yakın örnek; kaçımız Alparslan Türkeş’in Dokuz Işık safsatasını okudu? Faşist ideolojiyi biçimlendiren adı lazımlık faşist önderleri hangi maddi erk sahipleri finanse etti? Faşizmle milliyetçilik nasıl aynılaştırıldı? Ülkesini gerçekten seven, ülkesinin yer altı-yer üstü zenginliklerinin dünya tröstlerinin eline nasıl verildiğini görünce emperyalizme karşı ulusalcı bir anlayış birliğinin tesis edilmesi gerektiğini inançla savunan (milliyetçi çocukların dolarla sterlinle nasıl teçhiz edildiğini orta zekâlılar bile bilirken) bu ulusalcılarla faşistleri nasıl aynı kefeye koyabilirler? Söyleyeyim: Karşımızda olanların düşüncelerini, yazdıklarını, bastıkları kitapları okumazsak onlarla nasıl mücadele edebiliriz? Düşmanı en ince noktasına kadar öğrenmeden, ittifaklar sorununu askıya alıp dağda yankılanan kendi sesine hayran kalıp diğer devrimcilerin de aynı inikâsla görevlendirip senin patron-ağa dediğin olguya ben oligarşi dediğimde ya da bir başka mihrakın hâkim sınıflar ya da vahşi kapitalizm demesini ayrılık nedeni ya da ittifak etme konusunda en başat neden olarak gösterebilirsin.

Bütün bunlardan şu sonuç çıkıyor: Karşımızdakilerin yayınlarını okumak utanç veriyor bize. Oysa bu duygunun tam tersini duymalıyız. Faşistler tarafından kandırılmış yoksul halkla karşı karşıya geldiğimizde sırf devrimci düşüncenin gerçekliğinden dem vuruyoruz ama onlara söylenen yalanlardan haberimiz yok.

Halimiz tıpkı camide Bakara suresinin Arapçasını okuyan ve dinleyenleri duygulandırıp ağlatan vaizin okuduğu Arapça duanın Türkçe karşılığını bilmediğini söyleyen imama benziyoruz.

Okuyalım arkadaşlar! Kuran’dan, Zebur’dan, Tevrat’tan, İncil’den uzak durmayalım. Sağ söylemlerin hepsini öğrenelim. Okuyunca dinin, şarlatanlığın girdabına kapılırız diyorsanız bu korkuyla zaten çukurdasınız demektir.

Fuarda o denli çok şey yaşadım ki, bir yazıya sığdırmak olanaksız. Bir dahaki yazıda kitap fuarında bizzat bana karşı yapılan çirkinlikleri anlatacağım. Görüşmek üzere. Tek yol Devrim!


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Bahsettiğiniz şeylere kesinlikle katılıyorum. ama bu genel bir sorun. yani biz millet olarak tembelliğe alışkınız ve okumak yerine birinden duyduğumuzla yetinmeyi tercih ediyoruz.

Alican Demir, Adana
23 Ocak 2010


Önceki yazınızı eleştirmişdim.Fakat bunu büyük bir zevkle okudum.Size katılıyorum.Ancak okuyarak fikir sahibi olabiliriz.Kuranı,incili,tevratı budayı,uzakdogu felsefesini okudum.Okuyunca Tanrı'nın dini olmayacağını anladım.Bizim  ülke yılda kişi başına 22 sayfa okuyor..Japonlar 35 kitap..Başka birşey söylememe gerek varmı?Saygılarımla

Mehmet Kum, İstanbul
18 Ocak 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40