![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Ünal Yaltırık Baykal ve Bahçeli Açılım denen garabet karşısında CHP ve MHP görevlerini mükemmelen yapmışlar, başarılı da olmuşlardır. Yani meclis içi muhalefet partileri bu kez, aklı başında olan herkesin tartışmasız kabul edeceği şekilde büyük çaba sarfetmiş, çırpınmış, her belayı göze alarak AKP iktidarını dize getirmiş, çaylak yöneticilerini analarından doğduklarına pişman etmiştir. Hem CHP, hem MHP bu vatanperver tutumları ile vatandaşın saygı ve güvenini kazanmış, gönüllerde yeniden taht kurmuşlardır. Bu partilerin değerli Genel Başkanları Baykal ve Bahçeli'yi kutluyor, "sağolasınız" diyor, irticayla, terörle ve şaşılaşmış gözleriyle hiçbir şey göremez, tıkalı kulakları ile hiçbir şey duyamaz, dumura uğramış beyinleriyle hiçbir şey kavrayamaz hale gelmiş açılım sevdalılarıyla mücadeleye "devam" diyoruz. Demokrasi "Demokrasi" kelimesinden iğrenir hale geldik... Bu kelimeyi irtica odağını oluşturan partiler ile, terör odağını oluşturan partiler, dikkat ediniz hiç dillerinden düşürmüyorlar. Demokrasi diye diye ülkenin çivisini çıkardılar. Ülkemiz, göz göre göre, demokrasi adına bal gibi dikta rejimine doğru gidiyor... Yönetenler Hitler rejimine özenir gibiler... Arzuladıkları "özde demokrasi" değil, "sözde demokrasi"dir. "Göstermelik demokrasi"dir. "Hitler demokrasisi"dir. Hitler, Almanya'da sözde, bir "Demokrasi Cumhuriyeti" kurmuştu. Bu Cumhuriyetin silah gücü polislerdi. Muhalefet edenlerin, karşı çıkanların, basının erdemli yazar-çizerlerinin, hakiki aydınların, ileriyi görebilenlerin bütünü cezaevlerine tıkıldılar. Hitler, demokrasi aldatmacasıyla, ülkesini ve dünyayı perişan etti. İlkeleri, kavramları hallaç pamuğu gibi attı, savurdu. Bunları, arkasına aldığı 450'ye yakın milletvekili, yani meclis gücüyle becerdi. Weimar Cumhuriyeti'ni bu güce dayanarak yıktı. Demokrasi adına ele geçirdiği son kurumu ise güçlü Alman Ordusu idi. Bu haltları yerken hep "demokrasi" diyor, bu kelimeyi kutsallaştırıyor, bir an olsun dilinden düşürmüyordu. Halkı uyutan, hayal kurdurtan hep bu "anahtar sözcük" idi. Sonunda fena tosladı ama neler kaybedildi, ne canlara mal oldu... Şimdi bizde nasıl?.. Durum çok mu farklı?.. Asker sindirildi, işadamları korku ve dehşet içindeler... Yargıçların çoğunun eli, kolu bağlı... Bürokratların tamamına yakını emir kulu... Valilerin, Kaymakamların, Emniyet Müdürlerinin çoğu AKP'nin İl ve İlçe Başkanları sanki... Medya iyice aptallaştı, televizyonların büyük bölümü, yağcılık, kürtçüleri, teröristleri kollama, askerimizi ise aşağılama yarışındalar... Ne kadar, ahlaktân nasibini alamamış, hain varsa ekranlarda ahkâm kesiyorlar... Ekranlar onlara teslim edilmiş... Köşe yazarlarının pek çoğu, arsız, doymak bilmeyen bir iştiyakla para-pul peşinde. Utanmaları arlanmaları kalmamış... Çark sanki hep bu şekilde dönecek sanısı içinde kuçu-kuçuluk sergiliyorlar... Bir zamanlar bir b.. sandığımız elleri kırılasıcalar birbirleriyle yalakalık yarışındalar... Beyinleri dansözleştiği için kalemleri de kıvırmaya başlamıştır... Hepsi teslim bayrağı çekmişler, hepsi Hitlervari bir Demokrasinin peşindeler. Türkiye'de kelimenin tam anlamı ile "münevver ahlâksızlığı" hüküm sürüyor. Hepsi "bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" havasında... Ülke ve gelecek umurlarında değil... Açılım Açılım, Fiyasko ile sonuçlanmış, iktidarın gözdeleri bu konuyu yüzlerine gözlerine bulaştırmışlardır. Takkeleri düşmüş, kelleri görünmüştür. Balonları sönmüş, buruşuk, bumburuşuk biçimde tıslayarak uçup gitmiştir. Açılım, "Eyalet Sistemine" geçiş için ikinci dönüm noktasıdır. Birincisi, 2007 seçim sonunda meclise girmeyi başaran DTP'lilerin, mecliste doldurdukları formlarda, Yabancı dil kısmına "Türkçe" diye yazmalarıydı. İlk günden başlayan bu rezillik, Türkiye'nin ilerideki ana gündeminin ne olacağına dair ilk ipucudur. Açılım lafı üzerine gemi azıya alan dağlılar tüm yurtta isyan provaları yaptılar. Askerlerimizi şehit ettiler, halkımıza ızdırap çektirdiler, Türkiye'yi yönettiklerini zannedenlerle alay ettiler... Terör değil, bir savaştı bu... Bu savaşı kaybettik ve yine masaya oturduk "ne istiyorsunuz?" diye... Karlofça gibi, Küçük Kaynarca gibi, Sevr gibi ve şimdi de HABUR... İşin özü budur. Yazıklar olsun... Herifleri bando-mızıka ile karşılayıp, ayaklarına devletin valisini, kaymakamını, yargıcını gönderiyor ve soruyorsun; "Pişman mısın?" "Hayır değilim... Öcalan gelin dedi geldik.." diye cevap veriyor. "Öyleyse gözlerinden öperiz, beraat ettin.." deyip, salıveriyorsun aramıza, katilleri, canileri, askerlerimizi şehit eden, yöre halkına kan kusturan hainleri... Ve, bunun adına da "Açılım" diyorsun. Utanmadan. Üç maymunu oynayanlara bir çift sözümüz var: Ülke felâkete gidiyor. PKK yandaşları prova yapıyorlar... Bu gösteriler bir isyan başlangıcıdır... Kepenkler indiriliyor, evler, arabalar yakılıyor, polisler dövülüyor, asker lojmanları taşlanıyor... Daha ne olsun?.. Devlet artık devlet olmalı, devlet olmayı bilmelidir. Acz içinde olan iktidar aklını başına toplamalı, olacakları görmeli, yapılanları anlamalıdır. Bu iş polisle olmuyor. Polis ancak kendini korumak çabasındadır... Derhal "Olağanüstü Hal"e gidilmeli, hattâ "Sıkıyönetim" ilan edilmelidir. Başka çare kalmamıştır. TSK TSK biliyoruz sıkıntıda... Ülke elden gidiyor, onlar elleri kolları bağlı oturmak zorundalar... Çünkü şartlar böylesini icap ettiriyor. Mecburen her türlü saldırıyı sineye çekiyorlar... TSK'nın bu hali, her zaman ve her konumda, bütün umudunu onlara bağlamış olan halkın gönlünde ister istemez bir burukluk yaratıyor... İşin içyüzünü bilemeyen vatandaş şaşkınlık içindedir ve kahrolmaktadır... Dost acı söyler, ama ne yazık ki durum böyle... "Elinize silah alın darbe yapın" demiyoruz... Geçti o günler... Ama, hiç değilse, "İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesini masaya yatırıp, artık tartışmaya açınız" diyoruz... Paşalar, akademisyenler, gazeteciler, Atatürkçü aydınlar, sivil toplum yöneticileri, sanatçılar, yargıçlar, cumhuriyetin savcıları... durmaksınız toplanıyor... yıllardır cezaevindeler... Felâket; "geliyorum" diyor, farkında değil misiniz? Kim koruyacak, kim kollayacak bu ülkeyi, Anayasa'yı ve Türk insanını?.. Koruma ve kollama sadece darbe ile olmaz. Darbeler çare değildir, olmamıştır da... Bırakınız şikayet etmeyi... "Karanlıktan şikâyet edeceğinize kalkıp bir mum yakın"... Tehlikeyi görüyorsanız, -ki gördüğünüzden eminiz- mutlaka bir çaresi vardır. O çareyi bulmalısınız. Yoksa dönüşü olmayan bir yola girilebilir. TSK'yı yönetmek ile orduya hakim olmak arasındaki kırmızı çizgi daima göz önünde bulundurulmalıdır. Rahmetli Menderes bunun farkında değildi. Genel Kurmay Başkanı Erdelhun ve Kuvvet Komutanlarıyla çok iyi ilişkiler içindeydi... Bilesiniz. Bu hususu, hem TSK, hem de Türkiye'yi iyi yönettiklerini zannedenler için vurguluyorum. Bakınız rahmetli Prof. Dr. Mehmet Kaplan 1981 yılında, MAYA'da yazdığı bir makalesinde ne demiş: "Bir orkestra başlamadan önce, her çalgıcının tek başına yapmış olduğu denemelerden çıkan sesler, karışık ve çirkindir. Orkestra şefi gelip de elindeki küçük değnekle onları idare etmeye başlayınca bu karışık sesler bir düzene girer ve bu düzenden harikulâde bir güzellik doğar..." Tabii anlayana... Madem Hitler'den bahsettik, yazımıza Nazi Almanya'sında papaz Martin Niemöller'in günlüğündeki bir bölümle son verelim: "Önce Sosyalistleri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü ben sosyalist değildim. Sonra sendikacılar toplandılar, sesimi çıkarmadım; çünkü sendikacı değildim. Sonra Yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü Yahudi değildim. Sonra beni almaya geldiler; benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı." Aldous Huxley; "Oturarak başarıya ulaşan tek yaratık tavuktur" demiş. Ne güzel söylemiş... Tanrı korkakları sevmez... Bilmem anlatabildim mi? Yeni yılınızı kutlarım... (Bu yazı Maya dergisinin 254. sayısında yayınlanmıştır:
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||