Ali Özsoy - Tekel işçilerine ve tüm halka soru: Önce vatan ve bayrak mı, yoksa işiniz ve maaşınız mı?
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Kürt neden faşist olur?
ÖZGÜR ERDEM
"Kürt Ahmet"e ev yok!
ALİ ÖZSOY
Önce vatan ve bayrak mı
yoksa işiniz ve
maaşınız mı?
KAYA ATABERK
Kozmik Oda'yı arayan sayın hakim!.
TEVFİK KAYMAZ
Adım adım Nurullah İslam Cumhuriyeti'ne
OKAN İŞBECER
Biz de Ahmet Türk'e yurdumuzu açıyoruz!
TUĞRUL ÇELİK
Bomba CIA'nın içinde patladı
ONUR YAMAN
İftihar belgesi Kürtçülük olan Baykal Tayyip'le öpüşüp barışır mı?
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Telâş
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Tarih boyunca
Yahudi düşmanlığı
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Milli Komünizm
ve Milli Fırka (2)
İLYAS SALMAN
Örgütlü bir
mücadele yılı olsun
VEDİİ BİLGET
27 Mayıs Devrimi'nin nedeni ve Orgeneral Cemal Gürsel
 
ÜNAL YALTIRIK
CHP, MHP, TSK, Demokrasi ve Açılım
 
M. ÇINAR ÇETİNKAYA
Oh bama! Yes bama!
 
EYKAN CAN
Almanak
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (18)
MUSTAFA İZBERK
Biz Türkler göçebe miyiz? "Acaba" ?!.(2)
 
 

Ali Özsoy
Tekel işçilerine ve tüm halka soru:
Önce vatan ve bayrak mı,
yoksa işiniz ve maaşınız mı?

 

Kıbrıs satıldı. İtidal…
PKK Türkiye'yi ele geçiriyor. Aman kardeşlik…
Teröre karşı savaşan komutanlar tutuklanıyor. Diğer komutanlar suskun. Hukukun üstünlüğü… Atatürkçü halkı suçluyor, halk birbirini… Asker millet neden susuyor diye kızıyor, millet asker neden susuyor diye kızıyor. Sonunda birileri pompalı tüfekle mermi kusuyor. Neden? Çünkü iş en son raddeye gelmiş. Malına ve canına saldırmışlar.
İyi ama biz hayvan mıyız? Bir tek canımız tehlikeye düşünce mi ayıyoruz? Türk milletini böyle aptal yerine koymaya ne kadar devam edecekler? İşçiyi dayanak alsan iş derdinde, Varoştakine gitsen AKP'ye satılmış. Köylü tarlasını ekmeden IMF parası almanın keyfinde, Asker lojmanda, Aydın sitede tv izliyor. Tam Marks'ın dediği gibi, herkes maddi çıkarına göre bir bilinç geliştirmiş. Ancak bütün bilinçler teslimiyete ve yıkıma çıkıyor. Tarihte bazı toplumlar bazı anlarda böyle bir durağanlık, çürümüşlük ve çaresizlik içinde kendilerini bulurlar. Sendikası, meslek odası, derneği, ziraat birliği hiçbiri dayanak olamaz. Hepsi ayak bağıdır. İnsanına sarılsan elde kalır. Aslında o toplumun bağrından bir devrim volkanı patlamak üzeredir. Çünkü teslimiyet ve çürümüşlük kendini tüketmiştir. Tek ihtiyaç olan şey devrimciliktir… Yani var olanın tam tersi. "Önce ben ve ailem, sonra vatan" diyen insan gidecek yerine "önce vatan ve halkım, sonra ve çok sonra ben ve ailem" diyenler gelecek. İşte o zaman direniş öyküleri hezimetle değil, zaferle sonuçlanmaya başlayacak.

Gerçek satıcılar kim?

Kamuoyu son günlerde Tekel işçisinin onurlu direnişini yakından takip ediyor. Gerçekten de AKP'nin karşısında kimse duramazken, herkes teslim olurken, kim olursa olsun birilerinin sokağa çıkması, Ankara'da direnmesi, AKP'ye başkaldırması halkı sevindiriyor.

Tekel işçisinin her sloganı yüreklere su serpiyor, insanların desteğini kazanıyor. Çünkü insanlar sokakta AKP'nin polisleri ve açılım şımarığı bölücülerini görmekten bıktı. Türk işçisinin elinde taşıdığı ay yıldızlı bayrağı yükseltmesi bile Türk halkı için önemli bir moral kaynağıdır.

Bu yüzden her yerde bayrak yakan, otobüsleri ateşe veren, insanları öldüren bölücülere çiçek ve çikolata veren AKP polisleri, Türk işçisine kudurmuş gibi saldırıyor. Bayraklar yine yerlerde sürünüyor. Çünkü AKP sokakta kendisine ve açılımlarına karşı tek bir ses istemiyor.

Ancak bir noktadan sonra her direniş faşist baskıyla ve hezimetle sonuçlanıyor. Tekel işçileri ilk değil. Halka umut veren her eylem sonunda yenilgi ve moral bozukluğuyla sonuçlanıyor.

AKP'nin 7 yılını düşünün. AKP fabrikaları, toprakları, vatanı ve emekçileri hep sattı. Telekom işçileri, Tekel işçileri, SEKA işçileri, fındık üreticileri ve daha niceleri direndi. Hepsinin başına aynı şey geldi. Direndiler ancak yalnız kaldılar. Ve en sonunda sendikaları bile onları sattı. Her şey daha kötüye gitti. Zaten bu yüzden Tayyip işçilere karşı en küçük bir saygı kırıntısı göstermeden, onları "tembellik ve yiyicilik" ile suçlamadı mı? Yaptıkları her şeyin yanlarına kâr kalacağını düşünüyorlar.

Aslında Cumhuriyet Mitinglerinin bile akıbeti bu olmadı mı?

AKP tüm bu toplumsal hareketleri nasıl bastırıyor?

İnsanlar gittikçe umutsuzluğa kapılıyor. AKP acaba yenilmez bir canavar mı?

Oysa teşhis doğru konmalı. AKP vatanı satıyor. Ancak bunu bu kadar kolay yapmasının nedeni çok güçlü ve kurnaz olması değil. Aslında vatanı ve emekçileri kendi örgütleri satıyor.

Türk milleti olarak sırtımızda kaç hançer var saymak mümkün mü?

Hiç bitmeyen satış hikâyeleri

Tekel işçileri örneğini ele alalım. İşçiler direniyor. Neden? İş güvencesi için... Yıllarca verdikleri emeğe rağmen kapı önüne konmamak için... Sendika binasında sabahlıyorlar. Onun önünde coplanıyorlar, yerlerde sürükleniyorlar.

Ancak işçileri ilk satan işte o sendika zaten. Tekel özelleştiriliyorken Türk-İş tek bir eylem yaptı mı?

Eğri oturup doğru konuşacağız. Siz zaten kaybedilmiş bir dava için direnişin ne kadar mümkün olduğunu sanıyorsunuz?

Açıkça soruyoruz: Türk-İş ve Tek-Gıda-İş, özelleştirme sürecinde neredeydiniz?

Bu Cumhuriyet Fransızların tütün rejisini yıktı. Türk işçisi ve köylüsünün gözbebeği, ata yadigarı Tekel'i kurdu.

Kaç şehit verildi biliyor musunuz bunun için?

Kaç kuşak bu sayede yabancı çizmesi yalamaktan kurtuldu?

Kaç milyon çocuk okutuldu, eve geldiğinde ekmek buldu?

Siz bir tek iş güvencesi için sattınız Tekel'i. Şimdi de Türk bayrağını işçinin eline verip, AKP zebanilerinin önüne sürüyorsunuz.

Neredeydiniz ey sendika ağaları?

Aynısı Telekom için söz konusu değil mi?

Tek bir eylem, tek bir uyarı grevi yapılmadan bu ülkenin en büyük ekonomik değeri, kaç Cumhuriyet kuşağının alınteriyle kurulmuş Telekom, İsrail sermayesine peşkeş çekildi.

Her seferinde Türk-İş pazarlık masasına aynı kirli teklifle oturdu: "İş güvencesi verirseniz, özelleştirmeye hayır demeyiz."

Üç beş kuruş maaş, sendika aidatı için kendinizi kurtardınız.

Biraz düşünmediniz mi çocuklarınız nerede çalışacak?

Veya üyelerinin yüzde doksanı kamuda çalışan Türk-İş on yıl sonra tek bir işçi bulabilecek mi örgütleyecek?

Nitekim Telekom'un sahipleri on yıl bile beklemedi. Özelleştirmeden bir yıl sonra Telekom işçisi sokağa atılmaya başlandı. Atar tabii. Adam okyanus ötesinden milyar dolar getirmiş, oraya yatırmış. Soyup soğana çevirmeden karnı doyar mı?

Ama sokaklarda ne görüyoruz Telekom işçisi direnişe geçmiş. Afişlerde Kurtuluş Savaşı'nın kahraman "Telgrafçı Hamdi"sine göndermeler. Yine bol bol Türk bayrakları...

Yok beyefendi o kadar ucuz değil.

Telgrafçı Hamdi vatanı kurtarmak için hayatını tehlikeye attı.

Sizden değil vatanı, şu vatanın Telekom'unu savunmanızı beklerdik. Ancak sendika ağaları İstanbul Meclis-i Mebusan'›ndaki vekil beyler gibi... Vatanı iki kuruşa sattılar, sonra başları sıkışınca bayrağa sarıldılar.

Sendikalar oyuncak

Ya Paşabahçe işçisinin başına gelenler...

Kristal-İş yöneticileri (hem de ÖDP'li "sosyalistlerimiz") çoktan İş Bankası'yla anlaşmış. İşçi tepki gösterince üç ay boyunca işçiyi fabrikaya kapattılar. Sözde sendika direniyor, işyeri işgal ediliyor. Bütün Beykoz ayağa kalktı, esnafı öğrencisi, çoluğu çocuğu Ata'sından, dedesinden yadigar fabrikanın önünde barikat kurdu.

Meğersem anlaşma çoktan yapılmış. Sendika buraya lüks otel yapılacağını zaten biliyormuş. İşçilerin kimine Eskişehir'de kimine bilmem nerede iş ayarlanmış. Giden gitsin. Beykoz'u da, fabrikasını da, vatanını da para babalarına, AKP'nin yeni türemiş zenginlerine zevk ve sefa mekânı olarak bıraksın.

Sendikaların gerekçesi hep aynı... "Zaten dirensek de kazanamazdık, bari iş güvencesini elde edelim dedik."

Yalan!

Birkaç ay olmadan herkes ayarlanan yeni işinden atılmaya başlar. Zaten özel sektör kimseye iş vermek zorunda değildir. O devletçi-halkçı kamu ekonomisinde olur. Ama sendikalarımızın hepsi piyasa ekonomisine, liberal demokratik düzene sonuna kadar bağlıdır. Bir tek başları sıkışınca Atatürk'ü hatırlarlar.

Peki, bu bir tek Türk-İş'e mi has? Olur mu? Eskiden kızıl derlerdi şimdi AB bayrağının mavisine bürünmüş bir DİSK'imiz var. AB'den yüzbinlerce euro para alan bu kuruluş, işçi hakları için tek bir icraatta bulunmazken, aynı zamanda devrimci mirasa ihanetin anıtı haline geldi.

2002'den itibaren AKP'ye karşı tek bir eylem yapmadılar. Yaptıkları tek bir eylem var. Onu da ABD büyükelçisi, TÜSİAD ve AKP ile birlikte Hrant Dink için yaptılar.

Hak-İş'i zaten biliyoruz. Faşist partinin işçi örgütü...

Peki, Türk-İş'in son günlerdeki "direnişine" ne demeli?

Türk-İş'in son kongrede başına davulla zurnayla AKP'li bir genel başkan gelmedi mi?

Nasıl oluyor da bu Türk-İş şimdi muhalif oluyor?

Sizce mümkün mü?

Tekel işçisini kandırdılar. Özelleştirmeye hayır demeyin size iş güvencesi sağlayacağız dediler. Şimdi işçi ihanetin farkına varınca görüntüyü kurtarmak istiyorlar. Hepsi bu.

Hiçbir sendikaya inanmayın. Çünkü bu ülkede aslında örgütlenme hakkı yok. Kurulan bir sendika pazarlık ve sözleşme yetkisi için işkolunun yüzde 10'unu örgütlemek zorundadır. Ve aslında sendikaların hepsi bu barajı ancak ölüleri ve işsizleri üye göstererek geçebiliyor. Bal gibi hepsi biliyor ki, AKP üç tane iş müfettişi gönderse hepsinin gerçek üye sayısı ortaya çıkacak ve yetkilerini kaybedecekler.

Ordu kışlalarını bile basan AKP'li bürokrasi tetikçileri sizce neden sendikalara hiç dokunmuyor?

Bu gerçeği Türkiye'de herkes biliyor. AKP de, MESS de, Türk-İş de, DİSK de... Ancak tek bir sendika da çıkıp yüzde 10 barajını kaldırın demiyor.

Derler mi? O zaman belki devrimciler yeni sendikalar kurar. Yeni devrimci sendikalar yeni üyeler kazanır. Eyleme geçer. Ağalarımızın ve patronlarımızın rahatı bozulur. AKP bu yüzden ağalara, ağalar da AKP'ye hiç ses çıkarmıyor. İşte Türkiye'nin düzeni bu...

Peki ya halk ve işçi suçsuz mu?

Peki, halk neden hep kandırılıyor neden bu kadar saf diye sorabilirsiniz.

İşte orada duracağız. Kimse aslında bu kadar saf ve masum değil. Herkes kendi konumunu düşünsün.

Bir şekilde ABD ve AKP hepimizi satın almıyor mu?

Atatürkçü milyonlar Cumhuriyet Mitinglerinde toplandı. Ama AKP çok rahattı: "Önümüz yaz. Atatürkçüler de yazlığa gider. Mitingler biter. Ben de seçime giderim."

Evet, düzen kimisini yazlıkla arabayla satın almış. Kimisini AKP daha ucuza kapatıyor.

Kamu emekçisi yıllarca Atatürk'ün kurduğu devlet sektöründe emeğinin karşılığını nispeten daha iyi bir maaşla almış. Kimisi lojmanda oturmuş. Çocuğunu parasız devlet okuluna göndermiş.

Ancak devletçilik yıkılınca, her şey piyasaya teslim edilince, ilk düşündüğü fabrikasını savunmak değil, kendini kurtarmak olmuş. Oysa vatanının ve çocuklarının geleceğini bir iş güvencesine satıyor. Sendikanın o kirli teklifini kabul ediyor.

AKP insanları satın alıyor. Böylelikle vatanı da babalar gibi satıyorlar.

Daha aşağıda da hepimizin kızdığı vasıfsız emekçiler ve işsizler. Onlar her ay 250 liralık yardım paketlerine veya belediyedeki AKP'li yakınının ayarladığı asgari ücretli geçici işe oyunu satıyor. Tabii günah keçisi onlar.

AKP'ye oy vermeyen ama bir şekilde kendini satışa çıkaran diğer bilinçli vatandaşlar oyunu satan bu cahillere hep küfrediyor.

Tayyip'in matematiği

Ve böylelikle Türkiye yok oluyor. Herkes kendini kurtardığını sanıyor. Ama bu da yalan. Esaretin çıplak gerçeğiyle er ya da geç tüm kesimler karşılaşıyor. Yanında kimseyi bulamayınca da halkın diğer kesimlerini suçluyor.

Tayyip ise adım adım ilerliyor. Biliyor ki ayda 1500 lira maaş alan Tekel işçisini sokağa atınca belki ailesiyle birlikte 5 oy kaybedecek. Ancak bu 1500 lirayla 6 adet işsize belediyelerinden 250 liralık torba hazırlar. Patates, makarna... Hem kendi mağazalarına para kazandırır hem de 30 tane oy satın alır.

İşte faşizmin ekonomi politiği bu kadar basit...

Ve Tayyip işçilere "yiyici" deyince, sokakta gerçekten dilenci konumuna düşenler "doğru ya, adamlar ayda 2500 lira alıyormuş" diyor.

İş güvencesi karşılığında vatanın fabrikalarını istilacıya satılmasına susan işçi ise zannediyor ki bu hareketle sendikası onu sokaktaki dilenci kitlenin arasına karışmaktan kurtarmış oldu. Oysa kendi çocukları çoktan işsiz ordusuna dâhil oldular. Onlar da AKP'nin dilencisi artık.

Kamu ekonomisinin yıkılmasıyla birlikte faşizmin temeli atılıyor. Çünkü kamu çalışanı kendisini işe alan partiye oy vermek zorunda değildir. Nasıl olsa iş güvencesi vardır. Bir kere verir, öbür sefer kızar vermez. Ama sadaka ekonomisinde her ay köpek gibi yardım kuyruğuna görmek zorundasın. Oylar AKP'ye tapulanmıştır.

Diğer yandan ulus parçalanıyor. Sermaye, işletmeler ve topraklar yabancıların eline geçiyor. PKK'lı teröristler de sokağa salınıyor, milletin başına değnekçi gibi dikiliyor. İşte sömürgeleşen ve parçalanan Türkiye...

Aranızda tek devrimci var mı?

Türkiye'nin tek sorunu var. İnsanlar ve kurumlar devrimci değil.

Tüm devlet işletmeleri satıldı. Sendikalar ve kitle örgütleri tek bir ses çıkarmadı. Çünkü hepsi Devletçi-Halkçı düzene ihanet içindeydi. Hepsi piyasacıydı. Yıllarca devletçiliğin kaymağını yediler. Sonra ilk onlar ihanet etti. Özelleştirme kaçınılmaz, paçayı sıyırmaya bakalım dediler.

Sıyırabildiler mi?

Herkes AKP'yle uzlaşmaya baktı. Ama hiç kimse bu işten kârlı çıkabildi mi?

Sonunda insanlar tutuklanmaya başladı. Hatta en büyük sendikanın ve derneğin genel başkanları bile. Yine çıt yok.

Her şey için bahane hazır.

Kıbrıs satıldı. İtidal...

PKK Türkiye'yi ele geçiriyor. Aman kardeşlik...

Teröre karşı savaşan komutanlar tutuklanıyor. Diğer komutanlar suskun.

Hukukun üstünlüğü...

Atatürkçü halkı suçluyor, halk birbirini...

Asker millet neden susuyor diye kızıyor, millet asker neden susuyor diye kızıyor.

Sonunda birileri pompalı tüfekle mermi kusuyor. Neden? Çünkü iş en son raddeye gelmiş. Malına ve canına saldırmışlar.

İyi ama biz hayvan mıyız?

Bir tek canımız tehlikeye düşünce mi ayıyoruz?

Türk milletini böyle aptal yerine koymaya ne kadar devam edecekler?

İşçiyi dayanak alsan iş derdinde...

Varoştakine gitsen AKP'ye satılmış...

Köylü tarlasını ekmeden IMF parası almanın keyfinde...

Asker lojmanda...

Aydın sitede tv izliyor...

Tam Marks'ın dediği gibi, herkes maddi çıkarına göre bir bilinç geliştirmiş. Ancak bütün bilinçler teslimiyete ve yıkıma çıkıyor.

Tarihte bazı toplumlar bazı anlarda böyle bir durağanlık, çürümüşlük ve çaresizlik içinde kendilerini bulurlar. Sendikası, meslek odası, derneği, ziraat birliği hiçbiri dayanak olamaz. Hepsi ayak bağıdır. İnsanına sarılsan elde kalır.

Aslında o toplumun bağrından bir devrim volkanı patlamak üzeredir. Çünkü teslimiyet ve çürümüşlük kendini tüketmiştir. Tek ihtiyaç olan şey devrimciliktir... Yani var olanın tam tersi.

"Önce ben ve ailem, sonra vatan" diyen insan gidecek yerine "önce vatan ve halkım, sonra ve çok sonra ben ve ailem" diyenler gelecek.

İşte o zaman direniş öyküleri hezimetle değil, zaferle sonuçlanmaya başlayacak.

Bizim tek kaldıracımız, toplumu silkeleyecek ve sarsacak sillemiz devrimcilik. Bu ise ancak insanlara "dışarıdan taşınacak bir bilinç" ile mümkün.

Kısacası her yol Parti'ye çıkıyor.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

yaziniz harika olmus, bir donemi ozetlemissiniz. tarihten milletler nasil kayboluyor yasayarak ogreniyoruz...

Kutsal Kaan, İstanbul
18 Ocak 2010


cumhuriyetindeğerleri tek tek satılırken sesini çıkarmayan işçilerimiz bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın anlayışında olanlar askerlerimiz şehit olurken ülke bölünmeye sürüklenirken neme lazımcılarımız ülke adım adım faşizme sürüklenirken emekli Atatürkcü paşalarımız içeri tıkılırken bölünmeye engel olur diye askerlerimize operasyonlara sessiz kalan işçilerimiz nihayet kendileri zarar görünce tepki göstermeye başladı bunların samimiyetine nasıl inanalım çocuklarını bu sistem içinde kalarak sömürü düzenine uşak yetiştirenler bu sistemden şikayet etme hakları yoktur bunların bir devrimciyi anlayacak yürekleride yoktur bayrağa vatana ülkeye sahip çıkmayanların ağlamayada haklarıda yoktur

Gökçe Durmaz, İstanbul
14 Ocak 2010


Sendikaların,sivil toplum kuruluşların,siyasi partilerin hemen hemen hepsi,ABD-AB ve sömürgeci İMF yanlıısı olduğu,bilhasa sendika ağalarının işcinin alın terini senelerdir nasıl yediklerini,servetlerine servetler kattıklarını çok iyi bilen bir kardeşiniz olarak ali özsoy beyefendinin  kaleme aldığı değerlendirme değerlendirme  mükemmel ve gerçekleri yansıtmaktadır...Sendika   patronlarının mal malvarlıkları ciddi bir şekilde  araştırmaya tabii tutulsa yaptıkları hırsızlıklar tek tek ortaya çıkar.Ancak kim yapacak,tencere dibin kara benimki senden kara hesabı?Peki geriye NE YAPMALI? sorusu kalıyor...Bugüne    kadar bu soruya herkes kafasına göre bir cevap veriyor ama bir türlü sonuca gidecek bir recete maalesef sunulamıyor.Sunmak isteyenler ise çeşitli tertip ve senaryolarla ya cezaevine tıkılıyor,ya soruşturma açılıyor,yada baskı uygulanarak sindiriliyor...Emperyalist gücler tarafından satılan kişi ve kuruluşlar  cüretle Türk milletine olan kinlerini medyada -basında kusuyorlar,alenen suç işliyorlar,kimsenin gıkı çıkmıyor..

Başta diyarbakır belediye başkanı olmak üzere bir çok belediye başkanı,resmen PKK temsilcisi gibi hareket ediyorlar,kimsenin sesi çıkmıyor(bir iki göstermelik soruşturma hariç)İçişleri baakanı tarafından görevlerinden alınmıyor veya alınamıyor...Peki bu vahim gidişat ve baskı karşısında kim hakkını alabilir,hangi sendikal haktan bahsedilir,hepsi cambaza bak hikayesi degilmi?

 Bir çok değerli vatansever arkadaşımız burada çok güzel konulara değiniyorlar,ülkemizde olan haksızlıkları dile getiriyorlar.Bu yeterli mi?Elbette hayır...Çıkış yolu nedir?Ne yapmak lazım?Kimlerle nasıl?Bu soruların cevabını maalesef buralarda yazıp,cizsekte laftan-sözden ileri geçmiyor..Ortaya çıkıp vaaatanı kurtarmaya soyunanlara bakıyoruz,ya kitap satıyor,ya reklamını yapıyor,yada maddi çıkar için bu işi yaptığını görüyoruz...

   Peki tüm bu olumsuzluklara rağmen yapılacak bir şey kalmamış mı?Elbette vardır...Tıpkı 1919 M.Kemal ATATÜRK ün yaptığı Tam bağımsız Türkiye yi kurmak için adam gibi bir adamın liderliğinde ikinci kuvayı milliye harekatını başlatmaktır...Bu lidere ve ekibine TÜRK MİLLETİ nin inanması -güvenmesi gerekmektedir...Bugün milyonlarca insan bu ekibi ve harekatı beklemektedir...

Artık milletimizin sloganlara,boş vaatlere ,sahte beyanları,bir yerlerden    icazetli partilere ve liderlere karnı toktur ve inanmamaktadır...Geriye sadece ve sadece süraatle vatan sathında teşkilatlanıp,bu milleti demokratik hukuk kuralları içersinde  ayağa kaldırıp,TÜRK coçuklarının ülkeyi yönetir hale getirmelerini sağlamaktır...Nasıl mı?Diyorsanız,ATATÜRK 1919 nasıl yapmışsa,öyle diyorum..Artık icraat zaaamanı gelmiş ve geçmektedir..Bunun için de SARI SAÇLI,MAVİ GÖZLÜ bir lider ve kurmay ekibine ihtiyaç duyulmaktadır..

Asil TÜRK MİLLETİ  bağrından böyle bir lideri ve ekibi inşallah çıkartacak ve ikinci kuvayimilliye harekatını başlatacaktır...Yoksa gerisi teferruattır,canbaza bak oyunu seyretmektir.diye değerlendiriyor,selam ve saygılarımı sunuyorum..

Kemal Canay, İstanbul
13 Ocak 2010


İşçisi,aydını,askeri rehavet içinde.Cumhuriyetin tüm değerleri yok ediliyor..Sömürgeleşen Türkiye sürecini ve bu sürece bizleri  taşıyanları ne kadar  de güzel anlatmışsınız  aslında çok acı gerçekler.Sizler bu yazılarınızla toplumu bilinçlendiriyorsunuz. Bu halk silkelenecek ve önce Vatan ve Bayrak diyecek.    Teşekkürler

Sevim, İstanbul
13 Ocak 2010


tek yol Türksolu önderliginde devrim ve mücadele . yeter artık ödp kandırdı bizi kürtçü çıktı hemde makyeevelist politikaları sol diye yutturmaya çalışıyor ve batıyor. herkes AKP nin yıkılması için mücadeleye. bu siyonist uşaklarından kurtulma zamanıdır.tekel işçisi yalnız degildir. biz varız deme zamanıdır.

Ahmet Tekyolcu, İstanbul
12 Ocak 2010


Güzei bir yazı ve vurucu bir soru.
sendikaların ne olduğu biliniyordu. sendikalar işçinin hakkını savunmayı unuttu.  girnedeki 5 yıldızlı otel i unutmadık

Hakan, Antalya
12 Ocak 2010


AKP ve benzeri partilerin tabanını oluşturan "dini sömürü"ye prim vermeyen araştıran, sorgulayan, yargılayan bilinçli ve ülkesini gerçekten seven insanlar var evet! peki ama kim oy veriyor bu partiye kime dokunsak bin ah işitiyoruz. kime sorsam oy vermedim yada oy vermeyiz diyor ama sandıklar açılınca tersi oluyor.  AKP eziyetinden hoşlanan mazoşistler varda bunlar mı iktadara getiriyor bu neyidüğü belirsiz zihniyeti?

Kemalist, İstanbul
12 Ocak 2010


çok güzel bir yazı gerçekten sendikaların ihanetini bilmiyorduk.ama şimdi gerçek yüzlerini öğrendik...

Ali Sarı, Çanakkale
11 Ocak 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40