![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Özgür Erdem
DTP Türk bayrağı olan yere giremiyor! Ahmet Türk, Ankara'da oturacak ev bulamıyor! Abartmıyoruz. Kendisi öyle diyor. Olay şöyle gelişmiş: Ahmet Türk Ankara'nın lüks semtlerinden Or-An'da bir ev kiralamaya karar vermiş ve hemşehrisi Mardinli bir müteahhitle anlaşmış. Hatta evini boşaltıp 3 kamyon dolusu eşyayla yola çıkmış. Ancak tam bu sırada yeni ev sahibi telefon açarak çevreden tepki olduğunu, evini kiralamaktan vazgeçtiğini söylemiş! Ahmet Türk de eski evine gerisin geri dönmek zorunda kalmış. Ne diyelim, PKK terörünün evsiz barksız bıraktığı binlerce vatandaşımızın ahı tutmuş anlaşılan...... Ancak olay bu kadarla sınırlı değil. Farklı bir boyutu daha var. Şu soruyla başlayalım: Ahmet Türk, neden Çukurambar'daki evinden ayrılmak istedi? Ahmet Türk'ü yıllardır "güvercin" olarak göstermeye çalışan basınımız bu konuda da "mazlum" göstermenin bir yolunu bulmuş. Diyorlar ki, komşularıyla arası çok iyi olan Ahmet Türk, mahalle halkı gün boyu evin önünde nöbet tutan basın mensuplarından rahatsız diye evini değiştirmeye karar vermiş. Gören de Ahmet Türk "nezaketen" evini boşaltıyor sanacak! Habertürk'teki bir karikatür işin aslını çok güzel ifade ediyor: Türk bayrağı asılı evler arasındaki Ahmet Türk "mahalle baskısı"ndan şikayet ediyor. İşin aslı işte bu. Birkaç ay önce, basına da yansımıştı. Ahmet Türk'ün Çukurambar'daki evinin bulunduğu mahallede vatandaşlar evlerine Türk bayrağı asarak tepki gösteriyordu. Ahmet Türk de bu bayrak asma eyleminden rahatsız olmuştu. Görüldüğü üzere bir DTP'liyi, bir PKK'lıyı, bir bölücüyü en çok rahatsız eden şey Türk bayrağı. Hani vampirler günışığına çıkamaz ya. Bunlar da öyle! Türk bayrağının olduğu yerde duramıyorlar! Kimin bölücü olduğunun, kimin bu ülkeye ait olmadığının çok güzel bir göstergesi. Türk bayrağı asma eyleminin bir benzeri İzmir'de de yaşanmıştı. DTP İzmir örgütü, malum konvoya gösterilen tepkilere karşı bir eylem yapmaya kalkışmıştı. Birkaç yüz kişi anca toplayabilmişlerdi. Halbuki, İzmir'de pek çok Kürt mahallesinde çok daha geniş tabanları olduğu biliniyor. Bu zayıflığın nedeni ise DTP il merkezinin çevresindeki binalarda gizliydi: Pek çoğunda Türk bayrağı asılıydı. O bölgede oturan vatandaşlarımız DTP'ye tepkilerini son derece medeni bir şekilde, yalnızca Türk bayrağı asarak göstermişti. Bu kadarcık bir tepki bile yetmişti DTP'lileri sindirmeye... Vampir sendromu! Günışığına çıkamayan vampirler gibi Türk bayrakları asılı bir meydana inememişlerdi... Bir Türk-Kürt çatışmasından korkanların endişe etmesine gerek yok. Görüldüğü gibi bölücülüğe karşıTürk'ün eline taş, sopa, silah almasına gerek yok. Bayrak asmak yeterli. Kürtler Türk bayrağı bulunan hiçbir mahalleye giremiyor!
Ahmet Türk'e haklı tepki Ahmet Türk'ün kiralayacak ev bulamaması, Türk insanının artık uyandığının küçük bir göstergesidir. Bu ülkenin misafirperver, yardımsever Türk halkı, sahil şeridine, yani Marmara'ya, Ege'ye, Akdeniz'e ve Karadeniz'e göçen Kürt insanını yıllardır bağrına bastı. Hiçbir Türk ev isteyen Kürdü açıkta bırakmadı. İş isteyen Kürt aç konulmadı. Ama zamanla, Batıya gelen Kürdün terörü de, mafyayı da, uyuşturucu ticaretini de yanında getirdiği ortaya çıktı. Ve yerleştikleri bütün mahalleleri süreç içinde Kürtleştirdiler. Türkler Kürtleri bağrına basmıştı, ama Kürtler çoğunluğu ele geçirdikleri mahallelerde Türkleri zorla kaçırmaya, uzaklaştırmaya çalışıyordu. 5 yıl önce "Kürt Sorunu yok Kürt İstilası Var" diyerek bu soruna parmak bastığımızda çok tepki almıştık. Ama durumun gerçekten de dediğimiz gibi olduğu son 1-2 yıllık süreçte ortaya çıktı. Kürt istilasının hedefindeki şehirler artık tepkisini ortaya koyuyor. Türk, savunmada. Mahallesinin Kürtleştiğini, işyerlerinin adım adım Kürtlerin eline geçtiğini, Kürt olmayanların iş bile bulamadığını, Kürtlerin çoğunluğu sağladığı yerlerden Türkleri kovaladığını yaşayarak görüyor Türkler... Ve doğal olarak tepkisini de gösteriyor. Bu tepkileri "ırkçılık" ve "iç savaş" olarak görenlere sormak lazım: Niye benzer çatışmalar Diyarbakır'da, Hakkari'de yaşanmaz? DTP' nin hakim olduğu hangi il veya ilçede böyle bir kavgaya tanık oldunuz? Hiçbirinde... Peki neden? Çok basit: Bu bölgelerde tek bir Türk bile bırakılmadı ki... 25 yıldır süren PKK terörü yüzünden Türkler ya can havliyle bölgeyi terk ettiler ya da "Kürtleştiler". Çok değil, 20-30 yıl önce "Türk'üm" diyen köyler şimdi "Kürdüm" diyor. İşte Türk insanı, Doğu ve Güneydoğuda yaşanan bu değişimin bir benzerinin Batıda ve sahil şeridinde de yaşanmasından endişeli. Tepki gösterilen işte budur. Ve kesinlikle ırkçılık değildir. Irkçı olan, sırf Türk olduğu için öğretmenleri, mühendisleri, devlet memurlarını katleden PKK'dır. Otobüsleri molotoflayan, köyleri-ormanları yakan Kürt bölücülüğüdür. Hemşehri dayanışmasını şiddet örgütüne dönüştüren Kürt mafyasıdır. Bu yüzden bu ülkede "anti-militarist" ya da "anti-faşist" olunmak isteniyorsa öncelikle Kürt bölücülüğüne karşı çıkmak gerekir... Edirne'nin öğrettiği: "PKK kuyrukçusu solculuk hainliktir" Tüm Türkiye Ahmet Türk'ün ev bulamamasını tartışırken Edirne'deki olaylar patlak verdi. Yasadışı sol örgütlerin kontrolündeki bir öğrenci derneğinin eylem yapmasına Edirne'nin yerli halkı tepki gösterdi. Şehir merkezinde linç edilmekten zor kurtulan dernek üyeleri çareyi İstanbul'dan "destek" istemekte buldu. Ancak Edirne halkı, destek için İstanbul'dan gelen 2-3 otobüsü şehrin kilometrelerce dışındaki otoyol gişelerinde durdurdu ve şehre sokmadı. Attıkları slogan ise şuydu: "Edirne'de hain istemiyoruz! PKK dışarı!" Türkiye'de kendisine "solcuyum" diyen pek çok insan maalesef Edirne'deki olayları "sol karşıtı, faşist" bir hareket olarak gördü. Halbuki, atılan sloganlardan da anlaşıldığı gibi eylem sol düşmanı değil, PKK karşıtıdır. Kimse de Edirnelileri "sol örgütleri PKK'lı sanmışlar" diye küçümsemeye kalkışmasın. Edirneli, aslında son derece tutarlı bir siyasi analiz yapmıştır. Bu olaylar "cahil" sanılan, "apolitik" bilinen sıradan Türk insanının aslında ne kadar derin bir siyasi kavrayışa sahip olduğunun göstergesidir. Edirne gibi Kürt nüfusun son derece az olduğu ve DTP'nin güçsüz olduğu Batı şehirlerimizde, PKK'lılar tutunmak için yasadışı sol örgütleri kullanıyor. Türk nüfus içinde örgütlenemeyen PKK, bu tür şehirlerde sol örgütlerin tabanında bir güç yaratmaya çalışıyor. Şehirde bu sayede tutunabilen PKK, organize ve hızlı bir Kürt göçüyle Kürt tabanını da zaman içinde yaratıyor. İstanbul'un varoşlarında bu senaryo onlarca yıldır uygulanıyor. 70'lerin ünlü "kurtarılmış bölgeleri"nde bugün tamamen PKK hakim. Dünün "sol örgüt tabanı" bugün Kürtleşmiş ve PKK'lı olmuş durumda. Bu açıdan Edirne insanının PKK kuyrukçusu sol terör örgütlerine "hainleri istemiyoruz" diyerek tepki göstermesi ve bu örgütleri "PKK dışarı" sloganlarıyla şehre sokmaması, Edirne'nin de 5-10 yıl içinde Kürtleşmesini engellemek için yapılmış son derece doğru bir eylemdir. Bir şiddet eylemi de değildir. Resimlere bakın, Kimsenin elinde taş-sopa yok. Bir tek Türk bayrağı var. Şehitlerimizin kanıyla beslenmiş o bayrağımız, Kürt bölücülüğünü engellemek için yetiyor da artıyor bile! Tüm bu olayları "endişe"yle izleyenlere bir önerimiz var: Bir de tersini düşünün. Bugün bir Türk, Hakkari'de ev tutsa ve Türk bayrağı assa ne olur? Devlet dairelerindeki Türk bayraklarına bile tahammül edemeyen PKK'lılar o evi ne hale getirir? Ya da Edirne'den 3 otobüs dolusu Türk'ün eylem yapmak için Diyarbakır'a girmeye çalıştığını düşünün... Ne olur? O otobüsler molotof yağmuruna tutulmaz mı? Bırakın Diyarbakır'ı, bugün İstanbul'un göbeğinde otobüsler PKK'lılar tarafından molotoflanmıyor mu? Üstelik yakılan eylemcilerin otobüsü falan da değil, sıradan vatandaşın evine gitmek için bindiği İETT otobüsü! Serap kızımızı böyle bir saldırı sonucu yitirmedik mi? Kimse kimseyi kandırmasın. Ortada bir iç savaş falan yok. Türk-Kürt çatışması da değil yaşananlar... Kürdün saldırısına karşı kendisini son derece medeni bir şekilde savunan Türk'le karşı karşıyayız. Kürt bölücülüğü, Türk'ün bindiği otobüse molotof atar. Türk ise en fazla Türk bayraklarıyla yolu kapatır. Kürt bölücülüğü, Türk'ün oturduğu köylere saldırır, sırf Türk olduğu için öğretmenlere, devlet memurların saldırır. Türk ise, PKK terörünü desteklediği Anayasa Mahkemesi tarafından bile kabul edilmiş Ahmet Türk'e tepkisini sadece Türk bayrağı asarak gösterir. Söyleyin Allah aşkına. Bu ülkede saldırgan kim? Irkçı olan kim? Ahmet Türk'e siper olan partiler: Tarihin çöplüğüne gideceksiniz İşin ilginci, PKK törerüne karşı çıkmayanların Türk'ün bölücülüğe karşı haklı tepkisini eleştirmeleri. Örneğin medyadaki "Kürt bölücülüğüne teslim olmuş" kalemler... Sırf AKP'li yandaş medya değil, "muhalif" bilinen gazeteler bile bu konuda yüzde yüz anlaştılar. Yeni Şafak'ından Cumhuriyet'e, Vakit'ten Hürriyet'e, Vatan'dan Sabah'a bütün basın ilk kez bir konuda topyekün aynı tavrı aldı. Ahmet Türk'ün ev bulamamasını ve Edirne'deki olayları "ne kadar bölünmüş olduğumuzun göstergesi" diye karşıladılar. Hepsi Ahmet Türk'e sahip çıktı. Peki siyasi partilere ne demeli? AKP hemen Ahmet Türk'e sahip çıktı. O kadar ki AKP'li Trabzon milletvekili Kemalettin Göktaş evini Ahmet Türk'e vermeyi teklif etti. CHP? Aynı terane. Örneğin CHP'li Sivas milletvekili Malik Ecder Özdemir şöyle demiş: "Kürt kökenli birine ev vermem denmeye başlandı. Şehirler, mahalleler yeniden ayrışmaya tabi tutulacaksa korktuğumuz başımıza geliyor demektir." MHP? Onlar daha da sert çıkmış. MHP Genel Merkezi zaten genelge üstüne genelge yayınlıyor. Sokak eylemlerine hiçbir üyelerinin katılmaması gerektiğini, katılan üyelerin partiden atılacağını, katılan örgütlerin ise feshedileceğini söylüyorlar. (Türk'ün tepkisini "ülkücü terör" diye karalamak isteyenlere duyurulur.) MHP'nin Genel Başkan Yardımcısı Tunca Toskay da hemen açıklama yapmış ve gelişmeleri "son derece tehlikeli" bulduğunu belirtmiş... Yani Türk insanı Kürt bölücülüğüne karşı evini, işyerini ve mahallesini savunurken, "Atatürkçü" olduğunu iddia eden parti de, "milliyetçi" olduğunu öne süren parti de endişeleniyor ve durumu "tehlikeli" buluyor. PKK şehirde-dağda, kırda-sokakta terör estirirken sesini çıkarmayanlar, Türk insanı sokağa inince paniğe kapılıyor. Aslında iyi de oluyor. "Kabartmayın Türk'ün ayranını" denir ya. Türk insanının bu uyanışının önünde kimse duramayacak. Durmaya kalkışan bütün partiler tarihin çöplüğündeki yerini alacak. Bugün Ahmet Türk ev bulamıyor. Yarın da ona kol kanat gerenler! Ahmet Türk'ün sonu ABD'de ölen Molla Barzani gibi olacak! Bir de satır aralarında kaynamış bir açıklaması var Ahmet Türk'ün, onu hatırlatalım. Demiş ki: "Mardin'de Kasrı Kanco gibi tarihi bir evim, arazilerim var. İstesem hepsini satar, en lüksünü alırım." Doğruya doğru. Ahmet Türk, Mardin'in en zenginlerinden birisi. Aşiret reisi. En az 50 bin dönüm de arazisi var. Aşiret yapısı bilindiği gibi tam bir ortaçağ düzeni. Ne tesadüf ki, o düzenin reisi Ahmet Türk'ün evi de Ortaçağ şatolarını andıran Kasrı Kanco! Bu sayımızda yayınladığımız fotoğraflara bir bakın. Kasrı Kanco, Kürt bölücülüğünün ne kadar çağdışı bir yaşam biçimi getireceğinin göstergesi. İnsanoğlu bu tarz evlerde yaşamayı 2-3 yüzyıl önce bıraktı! Tabii bir de bölücülüğün nedeninin fakirlik olmadığının bir kanıtı. Baksanıza bölücülerin lideri bölgesinin en zengini. Üstelik bırakın villayı, "şato"da oturuyor! Ahmet Türk Ankara'da tutunamayınca Mardin'e Kasrı Kanco'ya döner sanılmasın. Mesut Barzani'nin babası Molla Mustafa Barzani'nin başına gelenleri hatırlatırız. Kuzey Irak'ın yarısının sahibi bu aşiret reisi de bir zamanlar Ahmet Türk gibi çok "havalardaydı." ABD'den İngiltere'ye, Fransa'dan Sovyetler'e köpekliğini yapmadığı emperyalist kalmamıştı. Ama o çok güvendiği emperyalistler bile, Kürt bölücülüğünün tutunmasını sağlayamadı. 60'larda sosyalist BAAS iktidarı emperyalistleri de Kürt bölücülüğünü de Irak'tan kovaladı. Barzani de çareyi ABD'ye kaçmakta buldu. Onun da binlerce dönüm arazisi vardı ama son nefesini verdiğinde ABD'de bir hastanedeydi. Cenazesi bile ABD'de kaldı... O yüzden Ahmet Türk bağına bahçesine, köşküne arazisine güvenmesin. "Türk'ün ayranı kabarırsa" o da soluğu ABD'de alır. Ve Barzani gibi Amerikalılar dışında cenazesine katılacak bir kişi bile bulamaz!
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||