![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Umut Yalım Merhaba Sağdıç, nasılsın? Demin, Suphi Bey’de de olduğu gibi, gerçekliğe dönemeyebiliyor insan. İki arada bir derede kalabiliyor ve iki yerde de mutlu olamıyor. Hangi tarafta mutlu olacağını seçemediği için mutlu olamıyor özünde. Seçememek :Kâsten adam öldürmek gibi bir şey. Ne denli kangiren bir olay! Ölmeyi seçmek bile daha yeğdir bir şeyi seçememekten. Seçememek her koşulda mutlak bir yenilgi; ölmeyi seçmek ise, en azından, bir şey yapmak ve başarmak demek. Velhâsıl, konuşmamız gerek... “Suphi Bey’i seçememek bu duruma getirmiş zaten.” “Bence de. Dur, Sağdıç! Dönmüş olmasın gerçek âna, Suphi Bey. Bir Suphi Bey var burda ancak Bu, O’nun, Etkin Ân Kılonlanması’ndaki hâlimi bilmiyorum. Sanırım, değil. Zaten kötü bir şey de demedik. Nerede kalmıştık?” “Seçememek...” “Evet... Bence de, seçememek bu duruma getirmiş, Suphi Bey’i. Çünkü, Hâtice Hanım’ı o ân orada bırakması bile kendi seçimi değil. Dönemin dayatması ve âdeta dönemin, Suphi Bey’e, dayak atması. Zaten, Hâtice Hanım’ı kendi bıraksaydı, bıraktığı yerde bir parçası kalmayacaktı. Tâze yaranın yara bandında bıraktığı et gibi, kalmış orada. Toplayamıyor da o yarısını. Sânkiyse, yaşamındaki o kısmı, aynı bir DvDdeki gibi :Bir ileri, bir geri oynatıyor durmadan. Seçememek işte böyle bir şey.” “Benden mi söz ediyordunuz?” “Evet, Suphi Bey.” “Ne hakkındaydı?” “Seçememe konusunda bir şeyler.” “Anladım demek istediğinizi. Yine Hâtice hakkında değil mi?” “Evet.” “Suphi Bey?” “Buyrun, Sağdıç Bey.” “Deminden beri düşünüyorum. Siz, Bozkurt Bey öldürülürken,..” “Evet...” “Hâtice Hanım’ın peşinden gitmiyor muydunuz?” “Evet.” “O zaman... Bozkurt Bey’in öldürülüşünü görmediniz.” “Evet.” “O zaman... Demin, bize o olayı nasıl anlattınız peki?” “Sağdıç, kendisine sonra anlatılmıştır. Olamaz mı?” “Olamaz.” “Neden, Sağdıç?” “Çünkü –miş’li değil, - di’li geçmiş kullandı konuşmasında, Suphi Bey.” “Eeeee?” “Ancak, biri yaşadığı bir olayı anlatırken –di’li geçmiş kullanır. Suphi Bey, olayı yaşamadan nasıl –di’li geçmiş kullandı o zaman?” “Özünde, doğru. Neden, Suphi Bey?” “Sağdıç Bey, çok iyi yakaladınız. Bunu, nasıl açıklayacağımı tam olarak bilemiyorum.” “Yekten deyin, Suphi Bey.” “Bu, çok kırılgan bir konu. Sonra anlatsam; olur mu?” Olur, Suphi Bey. O zaman, sözü kısa, özü uzun tutalım. Seni, umut ve muhabbetle gözlerinden öperim. Kolay ve rastgele, Sağdıç. İyi akşamlar. İyi yaşamlar... Haydi hayırlısı...
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||