İlyas Salman - Örgütlenmenin kutsal zorunluluğu
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Ertuğrul faciası
Boktan bir hayattı
ALİ ÖZSOY
Seni uyarmıştık Ertuğrul Biraz da patron değil devrimci sözü dinleseydin ya
GÖKÇE FIRAT
Yılbaşı 1 Ocak mı?
AHSEN BATUR
Türkistan'da
bir çınar devrildi.
KAYA ATABERK
PKK'lıya af, işçiye cop, Türk bayrağına saldırı
OKAN İŞBECER
Küfürbaz başbakana küfürbaz milletvekili
TUĞRUL ÇELİK
Vietnam sendromu
ve striptiz
ESER ÖZALTINDERE
DTP'nin kapatılması yoksa tezgâh mı?
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Açılım mı dediniz?
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Soykırım budur, işte!
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Milli Komünizm
ve Milli Fırka
İLYAS SALMAN
Örgütlenmenin
kutsal zorunluluğu
ERGİN KONUKSEVER
Kore Savaşı'nda
Türk Tugayı - V
EYKAN CAN
El değilmeden,
gaz yenilmeden
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (17)
MUSTAFA İZBERK
Biz Türkler göçebe miyiz? "Acaba" ?!.(1)
 
 

İlyas Salman
Örgütlenmenin kutsal zorunluluğu

Bugün TÜRKSOLU’na çıkacak yeni sayı için yazı yazmaya geldiğimde Özgür Erdem’le uzun uzadıya muhabbet ettik. Özgür yeni kurulacak parti için hummalı bir çalışma içinde olunduğunu anlattı bana. TÜRKSOLU yandaşlarının siyasi hayatımıza yeni katacağı Atatürkçü Parti hakkında çeşitli açıklamalarda bulundu. Bunun muhabbetini yaparken inanın Özgür Erdem mi partiyi anlattı ben mi yeni bir parti kuruyorum anlayamadım. Özgür konuşurken kafamdaki soruları düşünerek onlara yanıt arayarak kendimle cebelleştim. Kendime sorduğum ilk soru şuydu:

Öncelikle ben neyim? Hani insanın sosyal yaşamda bir yeri vardır. Rüştünü ispatlamışsan yaşamı sırtlamak ve devam ettirebilmek için bir üretim alanın olmalı. Ve bir şeyler üretmelisin. Gördüğüm eğitim gereği tiyatro-sinema oyunculuğu ile yaşamı idame ettirmeye çalışıyorum. O halde bu ilk sorunun cevabı sorunun kendisinin içinde gizli. Bunun adı insan ölüme hazırlanmak için yaşamaz. Yaşamak bir zorunluluktur. Ve yaşamak hiç kuşku götürmez bir biçimde kendi cevabını kendi içinde taşıyan büyülü bir zorunluluktur. Öyle bir şey ki, insanın evrende oluşumundan bu yana hem içinde yaşadığı doğaya hem de birlikte yaşadığı kendi türüne yani diğer insanlara muhtaç yaşamak zorundadır. Ve ben buna evrenin en kutsal zorunluluğu diyorum.

İlk insanımsıdan bu yana yaşamı yani kutsal diye nitelediğim zorunluluğu sürdürebilmesi için bir tek şeye koşulsuz gereksinim duymuştur: Örgütlenme.

İlk örgütlenme başka birini sevmeyle başlamış olsa gerek. Sonra üzerinde ve içinde yaşadığı doğanın nimetlerini kullanarak işleyip değiştirerek yaşamı daha cazip, daha kabul edilebilir hale getirmeye çalışmıştır. Topraktan verim almak için birlikte çalıştığı insanlarla emek örgütlenmesi oluşturmuş, neslini sürdürebilmesi için karşı cinsle cinsel anlamda ikili örgütlenmeye gitmiştir.

Hangi üretim alanında emek harcıyorsa o üretim alanında kendinden daha zeki, bilgili insanla bilgisinden yararlanmak için örgütlenmeyi seçmiştir. İnsan çoğaldıkça üretim alanları artmış, aynı malı üretenler arasında mesleki örgütlenmeler oluşmuş, yan yana yaşayan insanlar ülkedaş ve ülküdaş olmuşlar. (Buradaki ülkü sözcüğünün ülkemizde bir takım mahlukatlarının kullandığı anlamda algılamadığımı beni tanıyanlar bilirler.)

Tarihsel süreç içinde devletler kurulmuş, farklı zenginlik kaynaklarına sahip ülkeler birbirlerinin ürettikleri şeylere gereksinim duyduklarında dostça paylaşmak dururken bu mallar için savaşlar yapmışlar yani mallaşmışlardır. Daha verimli topraklara sahip olabilmek için insanlar birbirlerini öldürmüşler, denizler dağlar paylaşılmış, imparatorluklar kurulmuş, insanlar birazcık düşünürsek eğer çok fazla şey ifade etmeyen sınırlar çizmişler yine çok şey ifade etmeyen garip şekillerle bezenmiş bayraklar uğruna kanlar akıtmışlar, yaşamın sonunun ölüm olduğunu anlayınca güzelim yaşamdan ayrılmak zor geldiği için öbür dünyalar yani ahretler icat etmişler, toplumlar farklı farklı tanrılara tapar olmuşlar, düzmece peygamberler ve cücelerinin uydurduğu şeyler için yaşamı birbirlerine zehir etmişler.

‹nsanların örgütlenmekten başka çaresi olmadığını anlatmak için ve dünya üzerindeki bütün insanların bildiği bir gerçek var ki, insanlar iki anlayışla karşı karşıya kalmışlar. Sağcı örgütlenme ve solcu örgütlenme.

Sağcı örgütlenme bence şudur: Dünya işlendikçe ömrümüzü süsleyen örgenlikler artıyor. Bu yaşamsal örgenliklerin emek harcamadan elinde bulunduran varsıllar ile çalışıp ürettiği halde kendi ürettiği nimetten yararlanamayan yoksullar kıyasıya paylaşım savaşı içerisindeler. Birinci katagoriye giren insan grubu -ki bu azınlıktadır- dünyanın değişmeyeceğini herkesin eşit olacağı bir yaşam tarzının inşa edilemeyeceğini, bu paylaşımın imkansız olduğunu tanrının beş parmağın beşini de eşit yaratmadığını, onun için paylaşmanın gereksiz olduğunu yoksulların öbür dünyada bu dünyada çektikleri acıların mükafatını göreceklerini söylüyor bu bakış sağcı bakıştır.

Çalışan büyük çoğunluğu savunanlar ise tarihsel süreç içinde her şeyin değişebileceğini değiştirmek içinse çalışanların kendilerine ait örgütlenmeleri olması gerektiğini, insanın aklı ve zekasıyla dünyayı daha adil daha yaşanılır bir hale getirebileceğini söyleyegeliyorlar. Buna da solcu bakış açısı diyoruz. Ben kendimi solcu kesim içinde görüyorum. Ve bütün mücadelemi çalışan yoksul kesimin daha rahat yaşamasına adadığımı söylüyorum. Eğer bir tanrı var ise yarattığı kullarının bir kısmına taşımayacağı kadar yük bindirip sefillik içinde sürünmelerini emrederken bir kısmının da bolluk içinde bir eli yağda bir eli balda sırça köşklerinde sefa sürmelerini istemez diyorum. Bugün varsıllar sırf yoksulları koyun gibi gütmek için sağcı partiler kuruyorlar ve yoksulların o partiler kanalıyla uyuşmalarını sağlamaya çalışıyorlar.

Şimdi ülkemizde TÜRKSOLU yeni bir parti kuruyor. Eğer gerçek anlamda solcu ve gerçek anlamda çalanların değil çalışanların insanca yaşamaları için bir parti kurulacaksa ben de seve seve bu solcu partinin içinde yerimi alacağım.

Yalnız koşullarım var.

1. Ülkemizin emekçilerinin kanını emen Amerika ve Avrupa emperyalizmine karşı mücadele edecek Antiemperyalist bir parti olmalı.

2. Gerçekten çağdaş bilimden yana bir parti olmalı. Çünkü bilimi yol gösterici olarak görmeyen bir parti solcu parti olamaz.

3. Türk halkını sevmeli ama Türk ırkçısı olmamalı. Ülkemizde yaşayan diğer halkları sevmeli ama onların da ırkçısı olmamalı.

4. Şu anda halkçıyım deyip halkın cebinde eli dolaşan sahte solcu partilere zerre kadar taviz vermemeli.

Eğer bu koşullar kabul edilebilir benimsenebilir koşullarsa, bütün Türkiye insanlarını Kemalist-sosyalist çizgide bu partide örgütlenmeye çağırıyorum.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

1960 ların tip i gibi olur inşallah bu günkü chp gibi olmaz.milli demokratik devrimi benimser ve millet ordu birliğini kurarsak Atatürkçü Pparti iktidara gelir.

Mustafa Kemal, İzmir
10 Ocak 2010


Biz Herseyimizle variz zaten bundan kusku duyulmasi bile yersiz de,bu yazidaki yani ilyas hocanin yazdiklarindan cikan sonuc gibi degil yani ÜLKEMIZDE yasayan diger halklari biz zaten yasamimizin her evresinde sevdik onlar TÜRK MILLETINI SEVIP VE BURDA YASAMANIN KOSULLARININ EMPERYALISTLERLE BERABER OLMAYACAGINI OLAMAYACAGINI BILIP VE KABÜL EDCEKLER.Saygilar degerli düsündaslarim.

Oğuz Uzun, Almanya
8 Ocak 2010


kuralım partimizi bu vatanın bizlere ihtiyacı var

Murat, İstanbul
8 Ocak 2010


türkiyemizin ihtiyacı olan bir parti özlem duyduğumuz bir parti her türlü ortamında bende varım

Bahattin Kaya, Kırklareli
8 Ocak 2010


Sömürüye, esarete, mandaya, işbirlikçiliğe karşı olacaksa, Ulusun çıkarlarını, onur ve haysiyetini her şeyin üzerinde tutacaksa,misak-ı milli ye bağlı ise ,ABD ve AB ile her ilişkide başı dik, bağımsız bir ulus gibi durmayı hedefliyorsa,laikse,KEMALİST ise elbetteki bizde varız  .Ancak şunu belirteyimki Emperyalizme karşı savaş, oportünizme karşı mücadele ile kopmaz bir biçimde
birleştirilmedikçe, hilekarlık ve şarlatanlıktır. Bunun içindirki   kurulacak parti   Milli ve ulusal  değerleri özümsemiş halkı için varolacak başı dik ATATÜK'çü bir parti olmalıdır.Bu şartlarda kim hayır diyebilirki .Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İlker, Elazığ
7 Ocak 2010


bende varımmm sana katılıyorum ilyas salman miletini seven ama ırkçı olmayan

Mert, İstanbul
7 Ocak 2010


ben de varım

Mustafa Bulut, İstanbul
6 Ocak 2010


ben de bir türk genci olarak katılıyorum.ama insanlarımızın kafalarındaki solcu ve sosyalist önyargılarınızı kırmanız gerekiyor parti olarak. bunun için önce köylerden başlamamanız gerekiyor.

Mustafa Kemal, Ankara
4 Ocak 2010


Türksolu ile tanışmam milenyumun getirisi bir iletişim kaynağı ile oldu. Kim bilir ! Belki de yurdumuzun gençliğine had safhada zaman kaybettiren bu tür materyaller; yeni bir toplum inşaasının başlangıcını oluşturur. Türksolu, en başta tarihsel çarpıtmaları birer birer çürütüyor, bununla da yetinmeyip, dönem şartlarına uygun biçimde yeni teoriler oluşturuyordu. Ayrıca eli kolu bağlı bırakılan vatandaşın hakkını arıyor, yalnızlaştırılan halkımızın büyük çoğunluğunun değişmez öncüsü Atatürk'ün mirasına uygun hareket etme planlarını yapıyordu. Haftalık çıkardıkları dergiye, bilgisayarım üzerinden yorum bıraktığım anın ertesinde beni aradılar ve bulundukları yere davet ettiler.

Bir gün bahsettikleri yere gittim ve aile sıcaklığını hemen hissettim. Sorduğum sorulara verilen içtenlikli ve de ciddi yanıtlar; heveslere kapılmadan Türksolu'na yeni bir nefer oluşumu sağladı. Ama öyle düşünceli, öyle istekliydiler ki, bizlere günü geldiğinde çalışmalarımızla ilgili bilgiler veriliyordu, yetmiyor; hayata bakış açıları ne olursa olsun, ailelerimizle dahi irtibata geçmemizi temenni ediyorlardı. Hatta bizi böylesine iç içe geçmiş yılların buhusunda yetiştirmeye çalışan annnelerimizi, babalarımızı, ağbilerimizi, ablalarımızı sadetle tüm yakınlarımızı bulunduğumuz ortamda görmemizi diliyorlardı. Basın ve medya kurnazca açılım derdine düşmüşken, bizler meydanlara dökülüyorduk ellerimizde bağımsızlığın simgesi Türk bayrakları, soydaşımız olan dost Azeri bayrakları dalgalanıyordu.

Daha sonra parti çalışmalarının içeriğini katıldığımız toplantılarda pekiştirdik. Gökçe Fırat, Ali Özsoy, Fehmi Özgür Erdem ve nice değerli vatansever büyüklerimizin içindeki umut gözlerinde ışıldarken, 92 yaşında olmasına rağmen hala daha Atatürk'ün adını ağzına alırken, kurtuluş müjdesini yüreğinde hisseden gönlümüzün paşalarıyla kah duygulanıyor, kah hayıflanıyorduk. Şimdilerde İstanbul'da bir üniversitede okumama rağmen, Türksolu'nun varlığını duyarmaya, kitapçıklarla sokak sokak dolaşmaya başladım(k). Evinin geçim derdini düşünen babaya, evladının geleceğinden kuşkulanan anneye, mahalledeki komşusunun yüzünü unutan esnafa, kararsız gençliğe, yürürken düşmemeyi kar sayan memura ve milli değerlerin yozlaştığını kestiren tüm değerli yurttaşlarımıza,   onurumuzdan taviz vermeden bu işi sırtlayabileceğimizi açıklıyoruz. Çalışmadan, üretmeden, düşünmeden yurttaşlık görevinin yerine getirilemeyeceği malumunuz.

Güvencemiz; köşeye sıkışsa da ümidini son ana kadar yitirmecek karaktere sahip olan halkımızdır. Biz bize yeteriz diyoruz. Son ana kadar ulusal mücadelemizi sürdürecek, zaferin anahtarını göndere hep birlikte çekeceğiz.

Göknen Gürgan, İstanbul
6 Ocak 2010


Bu koşullarda ben de varım,biz de varız

Yıldırım Kuzay, İçel
4 Ocak 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40