![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Ali Özsoy
“Beyaz ihtilal”cilere ne oldu? Büyük medyada rüzgarlar döndü. Bir korku bir telaş havası hakim. 5 yıldır TÜRKSOLU’nun yaptığı faşizm tahlilleri neredeyse aynen Hürriyet, Milliyet, Vatan ve Akşam gazetelerinde de tekrar ediliyor. Ah nerede o eski günler… AKP ile “şiir gibi geçinip” kumrular gibi koklaşan büyük sermayeye ne oldu? Artık TÜSİAD bile Ergenekon konusunda endişeliymiş. Günaydın, Üsküdar’da sabah oldu. Sizi uyarmıştık. Sizi çok düşündüğümüzden değil ama faşizmin yükselişini işaret etmek için. Bakın TÜRKSOLU çok önceden ne yazmış: “Kürt-İslamcı faşistler iktidar olanakları ile birlikte devlet içinde önemli mevzileri işgal etmişlerdir. Dolayısıyla faşizmin en önemli dayanağı ele geçirdiği bu devlet gücüdür. Ancak bu çetenin halkı sindirmek, bastırmak için en önemli dayanağı medyadır. Medyada muazzam bir Kürt-İslamcı örgütlenme gerçekleştirilmiştir ve bu medya faşist propagandanın organı halini almıştır… Ancak Kürt-İslamcı medya ağı bu Fethullahçı-Şeriatçı medya ile de sınırlı değildir. Doğan Grubu’na bağlı Milliyet ve Radikal neredeyse PKK çizgisinde bir devlet düşmanı yayın yapmaktadır. Vatan ve Sabah grubu ve dergileri de benzer bir noktada konumlanmışlardır. Amerikancı ve AB’ci bu medya grupları, Hitler’le ittifak yapan Avrupa burjuva rejimlerini anımsatmaktadır. Kürt-İslamcı faşistlerin bu grupları da tıpkı Cem Uzan medyasını yok ettikleri gibi yok edeceğini anlamayacak kadar da hayal alemindedirler...” (Gökçe Fırat, TÜRKSOLU Sayı: 126, 12.2.2007) Hani TÜRKSOLU faşist AKP demokrattı?! Ve tarihi uyarıların bir bir çıktığını görüyoruz. AKP iktidara geldiğinden itibaren büyük medya gönüllü AKP borazanlığı yaptı. Ama artık onlar bile faşizmin önünde ayak bağı. Hatırlanacağı gibi bu medya grupları her fırsatta devrimcilere saldırdı. AKP’yi yere göğe koyamadı. TÜRKSOLU’nu linç etmek için ellerinden geleni yaptılar. İhbarcılık, yalan haber, MİT ve polis malzemelerini manşete taşımak dahil… Neler demediler ki?! “Saddamcı Atatürkçü”, “eli satırlı Atatürkçüler”, “darbe kışkırtıcısı”, “demokrasi düşmanı”, “ırkçı, faşist”, “derin devlet çetesinin beyni” vs... Denklem basitti sizin için: TÜRKSOLU faşist, AKP demokrasi şampiyonu. Türkiye’de yaşanan tüm sorunların faturasını bize çıkardınız. İyi de şimdi ne oldu? AKP faşizmini artık siz de keşfediyorsunuz. Kiminizin bankasını elinden aldılar, kiminizin medya grubunu, artık hepsini de Ergenekon’dan içeri atmakla tehdit ediyorlar. Hadi bakalım “faşist” TÜRKSOLU’yla mücadele etmek kolaydı. Şimdi gerçek faşizmin, Kürt-İslam faşizminin nefesini ensenizde hissediyorsunuz. TÜSİAD’ın bile paçaları tutuşuyor. Buyurun beyler demokrasi mücadelesine! Bakalım kolay oluyor muymuş? Ama görünen köy kılavuz istemez: “Düşünün bir kere. Bilgin gitti, Uzan gitti, Ciner gitti. Ve Doğan Medya bu boşluğu dolduramadığı gibi bugün karşısında iktidarın da gücünü arkasına alan tek bir grupla karşı karşıya. AKP-Fethullah-Çalık grubunun hem medya hem de sermaye gücü Doğan Medya’yı kat kat aşıyor… Görünen köy kılavuz istemez. Aydın Doğan sıranın kendisine asla gelmeyeceğini nasıl düşünebilir? Olabilir mi? Olur. Faşizm oyunun kurallarını değiştirir. Eskiden Doğan Medya ve TÜSİAD hükümet yıkar hükümet kurardı. Artık Türkiye yıkılıyor. ABD aracıları aradan çıkardı. Kürt-İslam faşizminin büyük gücü buradan kaynaklanıyor. Fethullahçı yayın organları ve diğer AKP medyası satır aralarında Ergenekon operasyonuyla Doğan Medya’yı çoktan ilişkilendirmeye başladı. Acaba bunda Tayyip Erdoğan’ın ATV ekranında yine çok sevdiği çanakçı gazetecilere yaptığı açıklamalar etkili olabilir mi: ‘Ergenekon operasyonu bitmedi. Yeni gelişmeler hazır olun.’” (Ali Özsoy, TÜRKSOLU Sayı: 175, 25.2.2008)
TÜRKSOLU’unun faşizm tahlilini AKP ile demokrasi hatta ak devrim mücadelesi verenleri hali bugün o kadar acıklı ki! Eskiden Tayyip Erdoğan’ın baş yalakası olan Fatih Altaylı’yı hatırlayalım. Baş Kürt-İslamcıyla arası o kadar iyiydi ki birbirlerine hediye alıyorlardı. O kediye ne oldu bilmiyoruz ama Altaylı bugün çok “endişeli”. Son operasyondan sonra “sıra kimde?” diye soruyor. “Hiç belli olmaz, beni bile alabilirler” diyor. Türkiye’nin faşizme yöneldiğini teslim ediyor ve bu yaşananlar “gözaltı değil gözdağı” diyor. Ertuğrul Özkök geçtiğimiz yıl Tayyip Erdoğan’ın artık kendisini telefonla aramadığından bahsedip, hayıflanıyordu. Telefonla aranmadığı için duygusallaşan Ertuğrul bir yılda bambaşka bir noktaya gelmiş. Acaba beni de içeri atarlar mı korkusu onu da sarmış: “Orta ve lise döneminde en çok dinlediğimiz hikâyelerden biri Abdülhamid dönemi jurnalciliği ve istihbaratçılığıydı. Bunun nasıl bir duygu olduğunu bir türlü anlamazdım. Artık anlıyorum. Güya ‘derin devleti’ çökertmeye çalışıyoruz ama yerine gelen devletin ondan daha sığ, daha müşfik olacağı konusundaki umudumuz da giderek azalıyor... Ama şu ana kadar soruşturmanın yürütülüş biçimi, sızdırma yöntemleri, uçurulan balonlar ve bazı sorgulamalarda belge diye ortaya konan şeyler, sorulan sorular, bizde samimi bir araştırmadan çok, etkili bir ‘sindirme’ operasyonu izlenimi yarattı. Öte yandan Genelkurmay’a gelen gazetecilerin konuşmalarının görüntüleriyle kaydedilmesi, başka komutanlara ait özel bilgilerin özel arşivlerde saklanması, birtakım hareket planlarının hazırlanması da insanı ürkütüyor. Böyle olunca da ister istemez insanın aklına Devlet Bahçeli’nin tespiti geliyor: ‘Ülkemiz gerçekten bir korku imparatorluğuna mı dönüştürülüyor?’” Aylar öncesinden “Sindirme Operasyonu” başlığıyla TÜRKSOLU’nun başyazarı süreci tahlil etmemiş miydi? Ertuğrul’a az anlatmadık faşizmin ne menem bir şey olduğunu: “İyi de o çok meşhur siyasi ve ticari bağlantılar ne işe yaramış? Sabah Grubu baştan Ciner’e kaptırılmış. Hem de Aydın Doğan’ın kesesinin daha çok açılmış olmasına rağmen. Şimdi ise belki Ciner’in ipi çekildi; ama hem Sabah Grubu elden kaçmış oldu hem de Doğan Grubu’nun başarılı gazetelerinden Gözcü kapatılmak zorunda kalındı. Sonuçta AKP Aydın Doğan’a taviz vermiş olmadı, sadece onu daha da köşeye sıkıştırmış oldu. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce hem Aydın Doğan hem de TÜSİAD’ın sesi kesilmiş oldu. Bu arada Ertuğrul hâlâ bir gece vakti Tayyip Erdoğan’ın kendisini aramasını bekleyip durmakta. Böyle giderse patronundan hiç beklemediği acı bir telefon gelebilir. Tabii başka bir olasılık da Ertuğrul’un ipinden önce, Aydın Doğan’ın ipinin çekilebileceğidir. O zaman Fatih Altaylı gibi yalakalık düzeyi düşürülecektir. Tayyip Erdoğan yerine TMSF Başkanı Ahmet Ertürk’e ‘Bizi işten atma!’ diye övgü yazısı yazılır. Sonuçta Kürt-İslamcı faşistleri kullanmayı düşünenlerin, faşizmin elinde nasıl kuklaya döndüklerini hep beraber görüyoruz. Öğretici ve içler acısı bir durum bu.” (Ali Özsoy, TÜRKSOLU Sayı: 134, 09.04.2007)
Sorguyla tanışan ağlak sesli militancık korktu Danıştay cinayetinde Kürt-İslam faşistlerinin yanındaydınız. Şemdinli’de Kürt-İslam çetesinin provokasyonunun sözcüsü oldunuz. Kendi dostunuz Hrant’ın katilinin bile Kürt-İslamcılar olduğunu görmek istemediniz. Hep AKP ile hep PKK ile hep polis ile hep MİT ile birlikte “demokrasi” mücadelesi veriyordunuz. Atatürk’ün Ordusu, Cumhuriyeti ve Türk milleti hep suçluydu sizin için. Çok değil daha bir yıl önce ABD’nin emriyle AKP-PKK ve MİT’in düzenlediği “Barış Konferansında” Aydın Doğan’ın ağlak sesli “sol” militanı nasıl da ajite olmuştu. Can Dündar “Şimdi İttifak Vaktidir” başlıklı yazısında, PKK’ya barış eli uzatan Mehmet Ağar’ı, derin devleti yok edeceğini duyuran Tayyip Erdoğan’ı ve PKK’ya karşı devlet adına özeleştiri veren eski MİT Müşteşar Yardımcısı Cevat Öneş’i “barış düşmanlarına” ve “derin devlete” karşı ittifak yapmaya çağırıyordu. Derin devlete karşı kurulan demokrasi cephesinin tatlı günleri geride kaldı. Hatırlanacağı gibi Can Dündar faşistlerce şehit edilen devrimci savcı Doğan Öz ile faşizmin bugünkü değneği Zekeriya Öz’ü bir tutacak kadar mide bulandırıcı bir yalakalık örneği göstermişti. Sonra Zekeriya kendisini çağırmış. Can zannediyor ki bilgilerine başvurulacak. Ama sohbet ilerledikçe birden bire sorgulandığını fark etmiş. Savcının elindeki tespihten, odasındaki kasvete kadar her şey kendisini ürkütmüş. Ergenekon ve savcı ile ilgili tüm fikirleri birdenbire değişivermiş. Ya işte böyle… Doğan’ın, AKP’nin ve MİT’in kanatları altında demokrasi mücadelesi kolaydı di mi? AKP namlusunu Doğan Medya’ya döndü ya, savcı Zekeriya, Can Dündar’ın bu destek yazısından bile nem kapmış. “Beni hedef göstermişsiniz Can Bey. Beni Doğan Öz gibi öldürtmek mi istiyorsunuz?” diye sormuş Can Dündar’a. “Ergenekon kitabınızı aslında Ergenekoncular size yazdırmış” diye bir şey yumurtlayınca Can iyice afallamış. Ne diyeceğini şaşırmış. Garibim hayatı boyunca bir kez gözaltına alınmamış herhalde. Sohbetin birden sorguya dönüşmesinden tutun, odadaki perdelerin kapalı olmasına kadar her şey hızlı “militanımızı” sarsmış. Çok etkilenmiş. “12 Eylül havasını soluyoruz” diyor artık Can. Bir sonraki yazısında da “devletin idelojik aygıtlarından”, AKP’nin bunları ele geçirmesinden, sürecin çok kötü olduğundan, demokrasinin kaybedeceğinden bahsediyor. Oku Can oku. TÜRKSOLU’nu okumaya devam et. Bir musibet bin nasihatten iyidir. “Faşist” dediklerinden faşizm tahlili öğrenmeye başlaman güzel. İstersen sana bir iki devrimci roman da önerebiliriz. Sorguda doğru ve devrimci tavır nedir öğrenirsin? Önümüzdeki süreçte ihtiyacın olabilir.
Sıra Doğan ve Karamehmet’te “Faşizm başlangıçta kendisini destekleyen işbirlikçi sermaye ve medya kesimlerine de yönelmek zorundadır. Faşistleri kullandıklarını zanneden sermaye kesimleri aslında kendilerinin bir oyuncağa dönüştüğünü çok geç fark eder. İşbirlikçi sermaye kesimleri bile Kürt-İslam faşizminin gazabından kurtulamayacaktır; çünkü Kürt-İslam faşizmi sermaye düzenini soysuzca devam ettirebilmek için tek soyguncu çetesi ve tek yalan makinesine ihtiyaç duyar. AKP iktidarı sermaye gruplarını tek tek kullandı ve attı... ABD ve AB emperyalizminin uşağı komprador sermaye kesimleri AKP’ye dört elle sarıldı; ama AKP hepsini kullanıp atıyor. Aydın Doğan’a da sıra gelecek. TÜSİAD da hizaya sokulacak. Ciner’in başına gelenler, onlara iyi bir ders olmalı.” (Ali Özsoy, TÜRKSOLU Sayı: 134, 09.04.2007) Hitler’in yükselişini ne çok andırıyor değil mi? Ama büyük sermaye bunu görmesine rağmen bile bile lades demek zorundaydı. Bu onların sınıf çıkarları ve ABD’ye göbekten bağlı olmalarından kaynaklanır. Daha birkaç ay öncesine kadar Ergenekon operasyonunu desteklemeye aynen devam edenler şimdi “hukuk herkese lâzım” diyorlar. “Sorgu komedisi” diye manşet atıyorlar. İş Veli Küçük’lerle Kemal Kerinçsiz’lerle kalsaydı yine çok mutlu olacak, demokrasi adına AKP’yi alkışlayacaklardı. Ama Emin Çölaşan’ın eski patronu Doğan’a söylediği gibi “artık çok geç…” Hitler’i yaratan Alman tekelci sermayesi de kendi canavarına daha sonra teslim olmak zorunda kalmıştı. Şunu da iyi bilin. Şimdi AKP’ye karşı demokrasi savunucusu kesilen yazarlar kendi patronları içeri atılınca, yeni Fetocu patronlarının maaş çekleriyle hemen 180 derece tersinden yazılar yazmaya, faşizmi desteklemeye başlayacaklar. Buna Can gibi anasının karnından demokrat doğanlar dâhil. Sabah gazetesinin durumu ortada… Niye bu hatırlatmaları yapıyoruz? Doğan ve Karamehmet’e akıl vermek gibi bir niyetimiz yok. Gerçekten de onlar için çok geç. Zaten bu tür burjuvalar faşizme teslim olmak zorundadır. Tek niyetimiz şu. Halkı büyük medya kandırmamalı. Zannetmeyin ki kuyruğuna basıldığı için ciyaklayan bu güruhtan antifaşist bir direniş veya muhalefet çıkar. Antifaşist mücadeleyi ancak düzenden tek bir çıkarı bulunmayan, haklarında faşistlerin tek bir dosya hazırlayamayacağı insanlar verebilir.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||