Okan İşbecer - Yurttan
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Ertuğrul faciası
Boktan bir hayattı
ALİ ÖZSOY
Seni uyarmıştık Ertuğrul Biraz da patron değil devrimci sözü dinleseydin ya
GÖKÇE FIRAT
Yılbaşı 1 Ocak mı?
AHSEN BATUR
Türkistan'da
bir çınar devrildi.
KAYA ATABERK
PKK'lıya af, işçiye cop, Türk bayrağına saldırı
OKAN İŞBECER
Küfürbaz başbakana küfürbaz milletvekili
TUĞRUL ÇELİK
Vietnam sendromu
ve striptiz
ESER ÖZALTINDERE
DTP'nin kapatılması yoksa tezgâh mı?
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Açılım mı dediniz?
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Soykırım budur, işte!
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Milli Komünizm
ve Milli Fırka
İLYAS SALMAN
Örgütlenmenin
kutsal zorunluluğu
ERGİN KONUKSEVER
Kore Savaşı'nda
Türk Tugayı - V
EYKAN CAN
El değilmeden,
gaz yenilmeden
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (17)
MUSTAFA İZBERK
Biz Türkler göçebe miyiz? "Acaba" ?!.(1)
 
 
Okan İşbecer
Küfürbaz başbakana
küfürbaz milletvekili yakışır

AKP son dönemde istifalar ve görevden almalarla sarsılıyor. Son iki haftadır Trabzon’la başlayıp, Konya, Tokat, Kars gibi yerlerde il başkanlarının görevden alınmasıyla gelişen süreç, son olarak Elazığ Milletvekili Fevzi İşbaşaran’ın Tayyip’i ağır sözlerle itham ederek istifa etmesiyle devam etti.

Gündemin yoğunluğundan dolayı üzerinde fazla durulmayan istifa ve görevden almalar şimdilik pek tartışılmasa da önümüzdeki dönem AKP’yi oldukça olumsuz etkileyecek gibi görünüyor.

Bu istifa ve görevden alınmalardan en çok ses getireni ise hiç şüphesiz Elazığ Milletvekili Fevzi İşbaşaran’ınki oldu. İşbaşaran, bir trafik polisi ile girdiği tartışma gerekçe gösterilerek ihraç istemiyle disiplin kuruluna sevk edilmişti. Geçtiğimiz hafta düzenlediği basın toplantısında zehir zemberek sözlerle partisinden istifa ettiğini açıklayan İşbaşaran, “Başıma bir şey gelirse sorumlusu Tayyip Erdoğan’dır.” dedi.

Hatırlayacak olursanız, Fevzi İşbaşaran’ın polisle girdiği küfürlü tartışmanın olduğu bir CD’nin Tayyip’in eline geçmesi sonucu AKP MYK, ihraç istemiyle İşbaşaran’ı parti disiplin kuruluna vermişti. İşbaşaran’ın kimliğini göstermesini istediği polisle girdiği diyalog söyle:

“İşbaşaran: Ben şoförüm.

Polis: Alkol testi yapacağız.

İşbaşaran: Hayır, müdürlüğe gelecek. Buraya gel!

Polis: Müdürlük yok, ben geldim yani.

Polis: Yok, alkollü.

Polis: Nere milletvekili.

Polis: Elazığ.

Polis: AKP mi?

İşbaşaran: Bak adamım.... Eşkıyalık yok burada.

İşbaşaran: Senin adın... Amir sen misin?

Polis: Bir kimlik görebilir miyim?

İşbaşaran: Ben senin kimliğini göreyim.

Polis: Ben resmi üniformalıyım zaten.

İşbaşaran: Terbiyesizlik yapıyorsun, çıkar kimliğini kardeşim.

Polis: Bana bu şekilde davranamazsınız. Bakın milletvekili (...) Resmi üniformayla görev yapıyorum.

İşbaşaran: Çıkar kimliğini

İşbaşaran: Bana bak... Seni yakarım burada. Yaz... Kimliğini yaz..

Polis: Bana bu şekilde konuşamazsınız.

İşbaşaran: S.... git ya... Üç düğmeli bu..

Polis: Üç düğmeli değil.. Lütfen...

İşbaşaran: Eşkiyalık yapıyor. Kimliğini göster.

Polis: Söylüyorum ya. Resmi üniformalıyım.

İşbaşaran: Sen polis değilsin.

Polis: Bu kadar personelim var, telsizim var.

İşbaşaran: Bana ne telsizinden ya? Kimliği koy ortaya.

Polis: Sivil olsam isteyebilirsiniz. En doğal hakkınız. Resmiyim.”

İşte Fevzi İşbaşaran’ın kellesinin gitmesine neden olan diyalog bu. Gerçi İşbaşaran polise hakarette bulunduğu için neden ihraç edilmek istendi pek anlayamadık. Malum AKP’nin başındaki adam da aklına estikçe millete küfredip duran biri. Böyle bir adamın genel başkanlık yaptığı bir partide benzer davranışlar sergileyen bir milletvekilinin ihraç edilmek istenmesi gerçekten garip. Normal şartlarda bu adamın da AKP’ye en azından genel başkan yardımcısı falan yapılarak ödüllendirilmesi gerekirdi ama böyle bir muameleye maruz kalması akıllara arkasında başka bir neden olduğunu getirmiyor da değil.

İşbaşaran’ın istifasının ardından AKP Elazığ İl Başkanı düzenlediği toplantıda sarfettiği sözlerden dolayı İşbaşaran’ı kınamış ve “ifadeleri insanlık adına yüz karasıdır.” demiş. İl başkanına sormak lazım İşbaşaran’ın tavrı insanlık adına yüz karasıdır da Tayyip’in halk düşmanı tavırları ve kendisinin AKP gibi bir partide siyaset yapması değil midir?



Bülent Arınç

Doğu Perinçek

Suikaste Arınç'tan başka
kim sevinir?

Geçenlerde Habertürk’te Bekir Coşkun yazdı; “Bülent Arınç gülücükler içinde...

Kendisine suikast yapılacaktı diye bu kadar çok sevinen birisini hiç

görmemiştim.” diye. Belki Bekir Coşkun görmemiştir ama biz kendisine

suikast düzenlenecek diye sevinen birini daha tanıyoruz.

Kim mi? Kim olacak “emperyalizmin bir numaralı hedefi” Doğu Perinçek.

Eskiden birkaç ayda bir basın toplantısı düzenleyerek Süpernato adlı örgütün kendisini hangi hain tuzakla öldürmek istediğini anlatırdı. Hatta bir keresinde kalem şeklindeki bir silahla vurulacağı duyumunu almış da partide ne kadar kalem varsa toplatmış diye rivayet edilir. Biz de bunları gazetelerden falan

okuyup eğlenirdik. Ergenekon sanığı olarak Silivri’de yüksek güvenlik altında olduğu için son zamanlarda Perinçek’in suikast fantezilerinden mahrum kaldık. Kendisine tavsiyemiz, Ergenekon’un kendisini öldürtmek istediği yönünde bir senaryo yazması. Malum bu aralar buralarda en çok tutan bu.


Bu kaçıncı tasfiye?

Kürt açılımı sözcüsü ve aynı zamanda İçişleri Bakanı olan Beşir Atalay, geçtiğimiz hafta Irak’a bir ziyarette bulundu. Irak’ta sözde Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani ile görüşen Atalay, PKK’nın tasfiyesi için somut adımlar atıldığını açıkladı. Üçlü mekanizma adı verilen süreç çerçevesinde gerçekleştirilen toplantıya, Beşir Atalay’ın yanı sıra AKP’nin ağır toplarından Dengir Mir Mehmet Fırat da katıldı.

Erbil’e giden AKP heyeti, medyada yer alan haberlere göre, Barzani’ye Kürt açılımını anlatarak PKK’nın tasfiyesinde sözde Kürt yönetiminin de katkısını istemiş. Bizim anlayamadığımız, Atalay, Kürt açılımını başlatalı aylar geçmesine rağmen daha açılımın özünün ne olduğunu Türk milletine anlatamamışken Barzani’ye ne anlattığı. Belki de Barzani’ye, Apo’nun yakında aralarına katılacağının müjdesini vermeye gitmiştir, kim bilir.

Bakan Atalay, iki günlük Irak ziyaretinden sonra Türkiye’ye döndü ve Esenboğa Havaalanında yaptığı açıklamalarda Erbil’de yaptığı çalışmalar hakkında bilgi verdi. Atalay, Bağdat’ta Irak’ın ulusal güvenlikten sorumlu Devlet Bakanı Şirvan El Vaili başkanlığındaki Irak heyeti ve sivil, askeri yetkililerden oluşan ABD heyetiyle yaptıkları ana komite toplantısında, terör örgütü PKK’nın Irak’ın kuzeyindeki varlığına son verilmesi ve Türkiye’ye yönelik terör tehdidinin ortadan kaldırılması amacıyla atılan adımların tamamının yeniden değerlendirildiğini söyledi.

Bu açıklamalar size de bir yerlerden tanıdık gelmiyor mu? Türkiye, ABD ve Irak arasında kurulan bu üçlü mekanizma bir yıla yakın zamandır toplanmakta olmasına rağmen henüz bir numarasını göremedik. Her seferinde Irak’a giden hükümet yetkilisi somut adımlar atıldığını ve PKK’nın tasfiyesinin yakın olduğunu söylüyor ama ortada ne atılan somut bir adım, ne alınan arpa boyu kadar yol, ne de tasfiye var. Biz de ister istemez soruyoruz bu kaçıncı tasfiye diye.

Atalay, “Bu çerçevede taraflar arasında istihbarat paylaşımı ve teröre karşı işbirliğinin bütün boyutlarıyla daha da geliştirilmesini sağlayacak önlemler üzerinde durduk.” demiş açıklamasında. ABD ve Barzani ile teröre karşı ne gibi bir işbirliği olduğu bile bilinmezken bizimkiler neredeyse ayda bir Irak’a gidip olmayan bir işbirliğini geliştiriyorlar.

Bizimkiler işbirliği mavalını okuyadursunlar, Barzani, yaptığı açıklamalarla üçlü mekanizma sürecinin aslında ne kadar işe yaramaz bir kandırmacadan ibaret olduğunu ortaya koydu. Barzani bugüne kadar askeri yöntemlerle PKK’nın tasfiye edilmeye çalışıldığını ancak sonuç alınamadığını ifade ederek, benzeri yöntemlere sıcak bakmadığını söyledi. Barzani, Türk tarafına, askeri operasyonlar yerine ikna yönteminin denenmesini önerdi. Bu noktada kendilerinin de devreye girebileceğini açıkladı ve örgütün faaliyetlerinin yakından izlenmesine destek vereceklerini bildirdi.

Görüldüğü gibi Barzani de PKK’lılarla aynı telden çalıyor. Hatta bir de bizimkilerle dalga geçer gibi “isterseniz PKK’yı biz ikna edelim” demiş.

Görüşmede ayrıca Mahmur kampının boşaltılması mevzusu da masaya yatırılmış. Kampın boşaltılmasına şimdilik sıcak bakmayan Barzani, önce Türkiye’deki koşulların iyileştirilmesi gerektiğini söylemiş. Eeee, tabii adam bakacak, Habur’dan girip davul-zurna ile karşılananlara ne kadar para veriliyor, iş imkanı sağlanıyor mu diye.

Bu arada Barzani’nin Mahmur kampının boşaltılmasına karşılık Kerkük’ü istediği yönünde haberler de medyada yer aldı. Gerçi Barzani’nin Kerkük’ü Atalay’dan istemesine gerek yoktu. Çünkü AKP’nin izlediği politikalar nedeniyle Türkiye’nin zaten Kerkük üzerinde herhangi bir söz hakkı kalmadı ve oradaki Türkmen kardeşlerimiz kaderlerine terk edildi.

Son üçlü mekanizma toplantısının sonucu, gördüğünüz üzere sıfıra sıfır elde var sıfır. AKP’nin Türk milletini oyalamak için ABD ve Barzani ile çevirdikleri tiyatronun bir sahnesi daha kapatılmış oldu. Bu toplantı bir tek şeye yaradı, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Devlet Bakanı Zafer Çağlayan ile AKP’li Dengir Mir Mehmet Fırat’ın ardından İçişleri Bakanı Beşir Atalay da peşmerge ağası Barzani’nin huzuruna çıkmış oldu.


Ufuk, PKK’nın koltuk değneği

Sabık ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, hatırlarsanız ÖDP’yi böldükten sonra partisiz kalmıştı. Şimdilerde Ufuk yeni bir partiye girmek üzere olmanın heyecanını yaşıyor. Ufuk’un yeni partisi aslında pek de yeni sayılmaz. Biliyorsunuz DTP’nin kapatılmasının hemen ardından faaliyete geçen BDP, PKK’nın yeni siyasal temsilcisi olarak karşımıza çıktı. Bu anlamda HEP, DEP, DEHAP, HADEP ve son olarak kapatılan DTP’nin devamı olan parti, şimdilerde TBMM’de grup kurmaya hazırlanıyor. Kapatılan DTP’nin milletvekilleri BDP’ye geçti ve grup kurmak için gerekli olan sayıya da Ufuk sayesinde ulaşacaklar. Ufuk zaten seçimlerde bağımsız aday olmuş ve İstanbul’da bir avuç “özgürlükçü” solcu ve Kürtlerin oyu ile milletvekili olmuştu. Şimdilerde ise BDP’nin grup kurmasına katkıda bulunarak Kürtçülüğün her şeyden önde geldiğini kanıtlıyor. Çünkü Ufuk’un özgürlükçü(!) solculuğunda bir tek Kürtlere özgürlük var. Sonuçta milletvekili seçilmenin de bir bedeli var ve Ufuk da ihtiyaç olduğu anda PKK’nın partisine katılarak kendisine meclis yolu açan PKK’ya milletvekilliğinin diyetini ödüyor. Ama ne yaparsa yapsın Ufuk’un Kürtçülükteki rolü fasulye olmaktan öteye gidemez.

Milletvekili olduğundan beri Zaman gazetesinin sayfalarından eksik olmayan Ufuk, Ergenekon ve Kürt meselesiyle ilgili iktidarın tezlerini desteklemek için ara sıra kendisine yer verilen ve her seferinde papağan gibi aynı şeyleri söyleyen bir figürana dönüşmüştü. En son olarak ise PKK’nın siyasal temsilcilerinin arasına katıldığına şahit olduk. Gerçi kendisi her ne kadar bunu siyasi jest olarak ifade etse de bu Ufuk’un Kürtçülüğünün tezahüründen başka birşey değil. O da biliyor ki, bu alemde tutunabilmesinin tek yolu daha da Kürtçüleşmek.

Biliyorsunuz kendisi DTP’nin kapatılma sürecinden sonra ortaya bir Mardin modeli atarak DTP’lilerin düşen milletvekilliklerini kurtarma derdine düşmüştü. Adam o kadar Kürtçü ki, utanmasa Ahmet Türk gelsin benim yerime milletvekili olsun diyecek.

Bu arada Ufuk’la parti kurma çalışmalarını yürüten SHP, çeşitli Alevi örgütleri ve 10 Aralık gibi hareketler de potansiyel lider(!) adaylarını kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyor olmalılar. Ufuk, bu hareketlerle birlikte bir parti oluşumuna gidecekti ama anlaşılan Kürtlerin siyasal olarak temsiliyeti, sosyalistliğinin de, Alevilik üzerinden siyaset yapma arayışının da önüne geçmiş durumda. Kürtçülüğü ağır basan Ufuk’un yeni olşum hareketini satarak PKK saflarına geçmesi bunun kanıtı olarak görülmelidir.

DTP’liler mecliste olmadığı için boş kalan DTP koltuklarının her oturumda birine oturarak protesto eden Ufuk, yeni parti ile birlikte yol arkadaşlarıyla bir arada olma imkanına kavuşacak.

Konu ile ilgili merak edilen bir husus da Ufuk’un BDP’ye geçme kararını kendi hür iradesi ile mi aldığı... Biliyorsunuz DTP’liler kapatıldıktan sonra dağa çıkacaklardı ama Apo “mecliste kalın” talimatını verince, bir gün önce yaptıkları artistlikten çark ederek BDP’ye geçtiler. Şimdi ister istemez BDP’ye geçenlerle ilgili Apo’dan talimat aldığı yönünde bir kanı oluştu. O nedenle Ufuk’un BDP’ye katılma kararı almasında İmralı’nın bir etkisi olup olmadığı merak ediliyor.

Meclisin bağımsız tek sosyalist(!) milletvekili olmakla övünen Ufuk’un bu ünvanı da BDP’ye katılımından sonra düşmüş olacak. Şirin sosyalist(!) Ufuk, bundan sonra “Şirin Kürtçü”yü oynayacak. Kürtçünün de şirini mi olurmuş diyorsunuz, doğru. Olsa olsa Ufuk kadar olur işte.


Attilâ İlhan’ın varisleri İşçi Partililerden Davacı

İşçi Partililerin eski bir taktiği vardır. Kendi marjinalliklerini kamufle etmek için toplumun geniş kesimleri tarafından benimsenmiş kişileri sanki kendilerindenmiş gibi göstermeye çalışırlar. Böylece kitleselleşeceklerini sanırlar. 40 yıldır kitleselleşemediklerine göre bu taktiği pek de başarılı olarak uygulayamadıklarını söyleyebiliriz. Mesela her seçim öncesi bunlar barajları yıkıp gelirler ya, seçim öncesinde Aydınlık’ta (artık Aydınlık Türkiye gerçi) sanat camiasından magazinel tiplere kadar aklınıza gelebilecek her kesime ait isimlerden demeç alırlar ve onlara “Oyum İşçi Partisi’ne” dedirtirler ama her ne hikmetse o kesimler bir türlü Perinçek’e oy vermezler ve Perinçek de binde sıfır nokta bilmem kaçta kalır.

Her neyse, son dönemde İşçi Partililerin sahiplenmeye çalıştıkları isimlerden biri de 4 yıl önce aramızdan ayrılan, Türk düşün ve edebiyat dünyasının önemli isimlerinden Attilâ İlhan’dı.

İşçi Partisi’nin yan kuruluşu olan Türkiye Gençlik Birliği, kısa zamanda Atilla İlhan adına kültür merkezleri ve bir internet sitesi kurarak Attilâ İlhan’ın siyasi mirasını yemeye çalıştı. Ancak geçtiğimiz haftalarda Attilâ İlhan’ın yasal mirasçıları olan kardeşleri Cengiz İlhan ve Çolpan İlhan Alışık, mahkemeye başvurarak söz konusu kültür merkezleri ve internet sitesinden Attilâ İlhan’ın adının çıkarılmasını ve manevi zararlarını tazmin için 10 bin lira tazminat ödenmesini talep etti.

Ünlü şair ve düşün adamının yasal varisleri, avukatları Özel Demirkol aracılığıyla Beyoğlu Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak, kendilerinden hiçbir izin almadan söz konusu merkezi ve internet sitesini kuran, aynı zamanda Ergenekon sanıklarından Türkiye Gençlik Birliği Başkanı Adnan Türkkan’ın da aralarında bulunduğu 3 kişi hakkında şikâyetçi oldu. Davalıların Attilâ İlhan’ın adını haksız şekilde kullandığının vurgulandığı dilekçede, “Bu kişilerin, Attilâ İlhan gibi topluma mal olmuş, toplumun çok geniş kesimleriyle buluşmuş bir sanatçının adı altında kendi görüşlerini yayınlamaları ve onu bir gruba dahil etmeleri, bizi manevi bakımdan yıpratıyor.” denildi.

Adamlar Attilâ İlhan’ın ismi üzerinden örgütlenmek için adına kültür merkezleri açıyorlar, internet sitesi kuruyorlar ama nezaketen olsa dahi Attilâ İlhan’ın yasal varislerinden izin almıyorlar. Zaten bunların Attilâ İlhan’a verdikleri değer de ancak örgütlenme aracı olarak kullanabilecekleri kadar olur. Görün bakın TGB davayı bir kaybetsin Aydınlık Türkiye’de Attilâ İlhan’ın varisleri hakkında ne düzmece haberler çıkar. Bunların tarihi budur. Bugün “ak” dediklerine yarın “kara” çalarlar. Hatta bazen yarını bile beklemez aynı gün 180 derece dönerler. Onlar için Attilâ İlhan, üzerinden örgütlenildiği ölçüde değerlidir. O kapı kapandıktan sonra bir önemi ve değeri yoktur.

Umarız yasal varisleri Attilâ İlhan’ın ismini bu sömürücülerin elinden almaya muvaffak olur.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Sayın Okan İşbecer;

Geçen sayıdaki faşist tanımına bu hafta Bülent Arınç yazınızla bir nitelik daha ekleyebiliriz: Malum bu adamlar kendilerini çok beğenirler ve "çok büyük adam" oldukları için hep tehlike altında olduklarını, insanların onları ortadan kaldırmak için hep sinsi planlar yaptıklarını düşünürler. Bülent Arınç'da da bu "önemli adam" semdromu hat safhaya ulaşmış olacak ki, kendisine karşı "son anda engellenen bir suikast" senaryosuyla keyiflenmekte. Ama merak etmesin, Faşizm denen bu ruh hastalığına yakalanan kişi önünde sonunda kendi kendini bitirir, başkasına gerek kalmaz.

Önemli olan bu"bitme" sürecinden toplumun en zarar görmesini sağlamaktır. Bu da toplumun apaçık ve net bir tavırla bu tip hastalıklı hücrelerden kurtulma iradesi göstermesidir.saygılar..

Bahar, İstanbul
5 Ocak 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40