Gökçe Fırat - 1 Ocak yılbaşı mı?
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Ertuğrul faciası
Boktan bir hayattı
ALİ ÖZSOY
Seni uyarmıştık Ertuğrul Biraz da patron değil devrimci sözü dinleseydin ya
GÖKÇE FIRAT
Yılbaşı 1 Ocak mı?
AHSEN BATUR
Türkistan'da
bir çınar devrildi.
KAYA ATABERK
PKK'lıya af, işçiye cop, Türk bayrağına saldırı
OKAN İŞBECER
Küfürbaz başbakana küfürbaz milletvekili
TUĞRUL ÇELİK
Vietnam sendromu
ve striptiz
ESER ÖZALTINDERE
DTP'nin kapatılması yoksa tezgâh mı?
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Açılım mı dediniz?
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Soykırım budur, işte!
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Milli Komünizm
ve Milli Fırka
İLYAS SALMAN
Örgütlenmenin
kutsal zorunluluğu
ERGİN KONUKSEVER
Kore Savaşı'nda
Türk Tugayı - V
EYKAN CAN
El değilmeden,
gaz yenilmeden
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (17)
MUSTAFA İZBERK
Biz Türkler göçebe miyiz? "Acaba" ?!.(1)
 
 

Gökçe Fırat
1 Ocak yılbaşı mı?


Yılbaşı Batı geleneği mi?

Yılbaşını kutlamalı mıyız kutlamamalı mıyız tartışması ülkemizde hep yapılagelmiştir. Gerçi artık ülkemizdeki Şeriatçı akımlar da bu konuda pek ses çıkartmıyor, yılbaşı kavgasına girişip de laik kesimi ürkütmek istemiyorlar. Ama yine de yılbaşına karşı tavırları sürüyor.

Geçmişe döndüğümüzde de benzeri bir tartışmayı görürüz. Mesela 1934 yılında Akşam gazetesindeki makalesinde Orhan Selim şöyle yazıyordu:

"Ben bizde yılbaşını kutlulamak diye bir görenek olduğunu bilmiyorum. Bu bir frenk göreneği olsa gerek.

"Yılbaşını ben niye kutlulayım? Yılbaşı ile öteki günlerin bence bir ayrılığı yok ki... Yılbaşında ne olmuş? Emperyalizm o gün mü denize dökülmüş, yoksa halifeliğin kaldırılması böyle bir yılbaşı gününe mi rastlar?

"Belki de büyük bir bilgili adam bundan şu kadar yıl önce, böyle bir yılbaşında, adam oğullarına sağlık verecek bir nesne bulmuştur. Öyle mi? Hayır mı? Öyleyse yılbaşı neyime gerek?"

Makalenin yazarı Orhan Selim, Nâzım Hikmet'ten başkası değildi...

Yani o dönemlerde sol kesimler de bu yılbaşı geleneğine farklı bakıyordu. Ve genel olarak yılbaşı bir Batı geleneği olarak o günlerden bu yana hep tartışılmıştır.

Yılbaşı elbette bir Batı geleneği. Daha doğrusu 1 Ocak günü kutlanan yılbaşı Batı toplumlarının geleneği.

Fakat her toplum, 1 Ocak günü olmasa da yılbaşı kutlar, bu ise neredeyse insanlıkla yaşıt bir gelenek.

Batı kültürü Hıristiyanlıkla birleştikten sonra ise yılbaşı aynı zamanda dini bir tören halini de almıştır. Gerçi 1 Ocak aslında Hz. İsa'nın doğum günü değildir ama 1 Ocak ile başlayan milat, Hz. İsa'nın doğum günü olarak kabul edilir.

Bizim asıl üzerinde durmak istediğimiz ise bambaşka bir şey.

1 Ocak gerçekten yılın başı mı?

Sorumuz şu: Yılın başı 1 Ocak mıdır?

Bu soru, elbette ki dinlerin, kültürlerin cevaplayabileceği bir soru değil.

Bir defa "Yıl nedir? Gün nedir?" gibi kavramların ortaya çıkması ve bunların cevaplandırılması gerekir ki, bu da bilimin alanına girer.

Yılbaşı aslında insanoğlunun zamanı sınıflandırma ihtiyacından doğan bir gerçekliktir. Çok eski çağlardan beri insanlar, gündüz ile geceyi yaşamışlar, sürekli tekrarlanan bu gündüz ve gecenin sırrını çözmeye uğraşmışlardır. Bu uğraş bugünkü modern astronomi biliminin de temelini atmıştır.

Güneşin bir doğumundan diğer doğumuna kadar geçen süre, bir gün olarak adlandırılmıştır.

Ama birbirini takip eden her gün aynı değildir. Kimi günlerde gündüz (aydınlık) daha uzun, gece (karanlık) ise daha kısadır.

Bu kavrayış insanoğlunu bir süre sonra mevsimleri kavrama gerçeğine ulaştırmıştır.

Mevsimlerin birbirini takip etmesi ise şaşırtıcı derecede aynıdır, böylelikle yıl denilen kavramın da ilk hali ortaya çıkacaktır.

Galile'den çok çok önce

Tüm bu olayların iki sebebi olabilirdi; ay ve güneşin varlığı. Çünkü dünyayı geceleri ay aydınlatıyordu gündüzleri ise güneş. O halde dünyanın gece ve gündüz olmasının, sıcak ve soğuk olmasının da temel nedeni ay ya da güneş olabilirdi.

Ayın hareketlerini izlemek çok daha kolaydı. Çünkü bu hareketler her gün tekrarlanıyordu ve izlemesi kolaydı. Ay'ın hareketlerinin izlenmesi insanlara zamanı ölçmek açısından önemli bir yardımcı oldu.

Fakat asıl mesele güneşi izlemekti.

Kimileri dünyanın güneş etrafında döndüğünü ancak Galile'nin keşfettiğini iddia etse de insanlık en eski çağlarda bile bu bilgiye sahipti. Ve dünyanın güneş etrafındaki dönüş süresi de hesaplanmıştı. Basit olarak dört mevsim geçince bir tur tamamlanıyordu. Bu ise zaman olarak 365 güne denk geliyordu. 365 gün demekse tam bir yıl demekti.

Yılın başı 21 Mart

Astronominin bu gözlemleri elbette doğruydu ama bazı hesap hataları da vardı. Çünkü dünyanın bir eğimi vardı ve bu eğim dolayısıyla da gün ışınları dünyaya dik bir açıyla gelmiyordu.

İşte bu gözlem insanlara günü ve yılı çok daha net olarak gözlemleme ve bilme yolunu açtı.

Böyle bir gözlemden çıkan sonuç yeryüzünde güneş ışınlarının dünyaya dik açı ile geldiği bir gün olduğunu gösteriyordu.

Bu gün, kuzey yarımkürede 21 Mart tarihiydi.

21 Mart günü gün ile gece eşitleniyordu ve aslında yeni bir yıl da o tarihte başlıyordu.

Bugün modern astronominin takviminde yıl 1 Ocak günü başlar ama daha bilimdışı denilen burçlarda da ilk burç Koç burcudur ve 21 Mart günü başlar.

Aslında burada Koç, bir ayın adıdır.

Doğanın doğum günü mü insanın doğum günü mü?

21 Mart tarihi gerçek yılbaşı olarak insanlık tarihinde hep kutlanmıştır. Bizim Türk geleneklerindeki Nevruz da yılbaşı demektir.

Yılbaşı aynı zamanda baharın gelişi demektir. Yani yılın başı doğanın doğum tarihine göre saptanmıştır.

Bunun anlamı ise son derece büyüktür. İnsan olsa da olmasa da yıl ve gün olacaktır. Çünkü bu bir doğa kanunudur.

O halde yılın başı olarak doğa merkezli bir sistemde doğanın doğum gününün saptanması kadar akıllıca bir şey de olamazdı. Ve atalarımız bunu yaptı.

Daha sonrasında Hz. İsa'nın doğum gününün dünyanın da doğum günü olarak kutlanmaya başlanması ise hem bilim dışı bir yönelimdi hem de doğa karşıtı, insan merkezli bir sistemin başlangıcıydı.

Benzer bir şekilde Hz. Muhammed'in Hicreti'nin yılbaşı olarak kabul edildiği takvimde de, yani Hicri takvimde de benzeri bir durum vardı. Yine insan merkezli bir sistem kabul edilmişti.

Oysa insanı olduğu gibi doğayı da yaratan aynı tanrı ise, doğanın içindeki bir canlı olan insanın da doğanın parçası olması, kendini doğayla bir görmesi, doğaya üstünlük sağlamaya çalışmaması gerekirdi.

2010 yılda doğayı mahvettik

1 Ocak veya başka sıradan bir günün yılbaşı olarak kabul edilmesi, aslında insan denilen doğa canlısının, doğanın canına okuyacağı bir canavara dönüşmeyi kafasına koyduğu tarihti.

O?yılbaşından 2010 yıl sonra insanoğlu doğanın döngüsünü de, yılın akışını da, mevsimin oluşumunu da değiştirmeyi başardı.

O nedenle artık yılbaşlarında kar yağmıyor.

O nedenle Noel Baba'nın kayağının bir anlamı da yok.

2010 yılda mevsimleri mahvetmeyi başarmışız demek ki.

Tek başaramadığımızsa güneş ışınlarının yeryüzüne geliş açısını değiştirememek.

Ama bu gidişle bu eğimi de değiştirebilir ve mevsimleri toptan yok edebiliriz. Çünkü ne de olsa bu doğanın efendisiyiz.

Ve üstelik bunu o veya bu din adına ya da o veya bu ekonomik doktrin adına yapıyoruz.

Halbuki uyulacak tek kanun doğanın kanunudur ama bunu kabullenemiyoruz.

Oysa atalarımız eskiden 21 Mart'ta Nevruzu kutlarken, hem doğaya hem de doğanın kanunlarına boyun eğiyordu ve çok daha mutlu kutluyorlardı...


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Önce bu sade ve anlasilabilir,bilgilendiren yaziniz icin tesekkür ederim. Bildigim kadariyla cumhuriyeti kuran o yüce insanlar Bizim simdi YIL BASI dedigimiz durumu o zaman ekonomik acidan kabul ettiler. Bu normalde  bizler icin ekonomik ( tutumsal ) bir tarihten baska bir sey ifade etmez. Ama 2. dünya savasindan sonra amerikanlasma sevdasina tutturulmusuz! Bununla yilbasi da ayni cati altinda algilanmali. Nevruz`a gelince bu güzel aslinda anlamli günü kürtcülerin(PKK)elinden ne kadar cabuk alirsak o güzel günün ki zaten toplumumuzda degisik adlarda ve zamanlarda(HIDRELLEZ gibi) kutlaniyor, o zaman daha bir anlam kazanacak. Bugün Nevruz dendi mi tüylerim diken diken oluyor,nefret ediyorum istemeden olsada!

Necdet, Almanya
6 Ocak 2010


Hıristiyanların İsa’nın doğuşu olarak kutladığı Noel, çok eski Türklerin yeniden doğuş bayramıdır.


Türklerin, tektanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre, yeryüzünün tam ortasında bir akçam ağacı bulunuyor. Buna ‘hayat ağacı’ diyorlar. Bu ağacı, motif olarak bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde görebiliriz.


Türklerde Güneş çok önemli. İnançlarına göre gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık’ta gece gündüzle savaşıyor. Uzun bir savaştan sonra gün geceyi yenerek zafer kazanıyor. İşte bu Güneş’in zaferini, yeniden doğuşu, Türkler büyük şenliklerle akçam ağacı altında kutluyorlar. Güneş’in yeniden doğuşu, bir yeni doğum olarak algılanıyor.


Bayramın adı NARDUGAN (nar=güneş, tugan, dugan=doğan) doğan güneş.


Güneşi geri verdi diye Tanrı Ülgen’e dualar ediyorlar. Duaları Tanrı’ya gitsin diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar, dallarına bantlar bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar Tanrı’dan. Bu bayram için, evler temizleniyor. Güzel giysiler giyiliyor. Ağacın etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlar. Yaşlılar, büyükbabalar, nineler ziyaret ediliyor, aileler bir araya gelerek birlikte yiyip içiyorlar. Yedikleri, yaş ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerleme. Bayram, aile ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, uğur gelirmiş. Akçam ağacı yalnız Orta Asya’da yetişiyormuş. Filistin’de bu ağacı bilmezlermiş.


Bu yüzden bu olayın Türklerden Hıristiyanlara geçtiği ve bunu da Hunların Avrupa’ya gelişlerinden sonra onlardan görerek aldıkları söyleniyor.


İsa’nın doğumu ile hiç ilgisi yok.


“Doğum, güneşin yeniden doğuşu.”

Kaan Bilge, Ankara
5 Ocak 2010


Gökçe Bey,

Tarih konusunda "Yalanın hegamonyası"na güçlü bir darbe daha indirmişsiniz.

Yaşadığımız tarih çağlarını bile adını Batılı veriyor, ama çağ atlatan olaylara baktığımız zaman, ardındaki Türk varlığı bilerek yok sayılıyor.

İlkçağdan ortaçağı geçişe neden olan kavimler göçünde itici güç kimdi? Avrupa içlerine yer değiştirmeler can sıkıntısı ile mi yapıldı?

Ortaçağın kapanmasına vesile edilen İstanbul'u kim fethetti?

İlerde Fransız Devrimi ile sonuçlanacak "Aydınlanma" denen uydurmacayı başlatan Lutheryen Reform'un sloganı "Türkler geliyor" değil miydi?

Türk tarihine ve Türk Sosyalizmine katkılarınızdan dolayı sonsuz teşekkürler!

Tuğrul, Antalya
5 Ocak 2010


bir taraftan batı'ya ne kadar karşı olduğumuzu söylüyoruz ama batının dayattığı herşeyi kabullenmişiz aslında. Her konuda yaptığınız önderlik burada da başarıya ulaşmalı. 21 Martlarda kutlayacağımız yılbaşımızı bekliyoruz..

Filiz, İstanbul
5 Ocak 2010


Hiç Gün dönümüne , Yeni Güne yani Nevruz a hiç bu açıdan bakmamıştım.
Çok güzel izzah etmişsiniz. 21 mart ta özel bir eğlenesim var şimdi.

Kayhan Bilgesu, Hakkari
5 Ocak 2010


Yine meseleye çok doğru bir yerden yaklaşmışsınız. Elbette her toplum için bir yeni yıl günü var. Bizimki de doğru bir şekilde belirttiğiniz gibi 21 Mart. Hatta Nevruz da bilindiği gibi "yeni gün" demek. Ancak Batılılar herşeyi olduğu gibi Yılbaşını da kendilerine benzeterek mahvettiler. Ancak bu kez sadece yılbaşını değil bütün dünyayı, geleceğimizi de mahvettiler

Gün Ay Yıldız, İstanbul
4 Ocak 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40