![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Tuğrul Çelik
Önce Afganistan ardından Irak... ABD sömürgeci saldırılarının ardından bu bölgeleri kolayca teslim alacağını sanmıştı. Tabii yanılmıştı. ABD, gerek Afganistan’a gerekse Irak’a girmişti girmesine ama, işgalci olarak kaldığı her gün iki bölge de içinden çıkılmaz birer labirente döndü. ABD’nin Afganistan ve Irak’taki durumunu en iyi anlatan resim şüphesiz yayın yasağı da getirilmesine rağmen dünyanın gözü önüne serilen ABD bayrağıyla sarılmış tabutlar olmuştu. Ardından Irak ve Afganistan’dan birbiri ardınca birbirini vuran, cinnet geçirip intihar eden, akli dengesini yitiren ABD askerlerinin haberleri geldi. ABD, Afganistan ve Irak’ta geçmişi yeniden yaşıyor; işgalci askerler Vietnam sendromuyla bir defa daha karşılaşıyordu. Kimi zaman saldırı öyle zamanlarda geliyordu ki, ABD askeri pantolonunu bile giyemeden pembe donuyla mevziye koşuyordu! En son ABD ordusunda görevli Ürdün asıllı Doktor Binbaşı Nidal Malik Hasan 13 ABD askerini vurmuş, 43’ünü de yaralamıştı. Hem de Irak ve Afganistan’a asker gönderen Fort Hood Askeri Üssü’nde! Afganistan’daki durum da hiç iç açıcı değildi. ABD Genel Kurmay Başkanı Mullen’in “Kaybediyoruz, çok kan akacak.” itirafı açıkça bunu gösteriyordu. Obama’nın Afganistan’a ek asker takviyesi isteği de bu yüzdendi. ABD ne yapıysa kayıplarını azaltamadı. Öte yandan askerlerin psikolojik durumlarını düzeltebilmek için de farklı yollar denemeye başladı. En son başvurduğu yöntem ise striptiz! ABD, Vietnam sendromunu striptizle yenmeyi planlıyor! Irak ve Afganistan’da görev yapan ABD askerlerinin eşleri, yeni yöntem dolayısıyla burlesk dersi almaya başlamışlar. Dersi veren de burlesk bilen bir asker eşiymiş. Bu eğitimi alarak her biri burlesk konusunda dünyanın en iyisi olarak kabul edilen Dita Von Teese olmak için çalışan kadınlar, eve gelen eşlerini striptiz yaparak keyifli bir biçimde karşılayacaklarmış. Görülen o ki ABD Vietnam sendromuna karşı kurduğu striptiz ordusuyla ilginç bir savaş açmış. Bakalım sonu ne olacak? Belki ilerde “terör”le mücadele bünyesinde bir “Striptizci Kuvvetler Birliği” kurar! Çin ekonomisi idamlara mı dayanıyor?
Çin ile Kamboçya geçenlerde 850 milyon dolarlık bir ekonomik anlaşma imzaladılar. İlk bakışta çok önemli bir haber olmamakla birlikte, geçtiğimiz Temmuz ayında yaşanan Uygur Türklerine yönelik katliamla birlikte düşünülünce işler biraz değişiyor. Malum tertibin ardından birçok Uygur Türkü çatışma sırasında katledilirken, canlı kalanlar da olayların sorumluları olarak tutuklanmış ve yapılan “yargılama”larla idam cezasına çarptırılmıştı. Temmuzdan sonra her ay Çin’den idam haberi gelmişti. İki ülke arasında en son yapılan ekonomik anlaşmanın altında yine idamlar yatıyor. Temmuzda yaşanan olaylardan sonra 20 Uygur Türkü Kamboçya’ya geçerek ülkedeki BM ofisine sığınma talep etmişler. BM, taleplerini kabul etmiş ve 20 Uygur ofiste kalmaya başlamışlar. Ta ki, Çin ile Kamboçya 850 milyon dolarlık anlaşmayı imzalayana kadar. Aradan bir ay geçmemişti ki, Kamboçya hükümeti BM ofisine sığınan 20 Uyguru sınırdışı etti. Çin, sınırdışı olayının ekonomik anlaşmayla ilgili olmadığını iddia etse de, yaşananın bir rastlantıdan çok daha fazlası olduğu gün gibi ortada. Çin suçlamaların yersiz olduğunu, Kamboçya’ya yaptıkları yardımın altyapı ile ilgili olup hiçbir ön şart içermediğini belirtirken, meselenin Çin’in içişleri ile ilgili olduğunun altını çizdi. “Söz konusu Çin vatandaşları sınırı yasadışı biçimde geçerek hem Çin hem de Kamboçya yasalarını ihlal etti. Bunlar bazı suçlardan aranıyor. Bence her ülkenin bu durumda kendi yasalarına göre kendi kararını verme hakkı vardır. Bu bizim iç işimiz!” Mesele Çin’in iç işi olduğu andan itibaren de 20 Uygur Türkünün sonunun ne olacağı da belli oldu demektir. Bu arada sınırdışı edilen 20 Uygur’un nereye gönderildiği bilinmiyor. Bu manzara da Temmuzdaki olaylardan sorumlu tutulup tutuklandıktan sonra haklarında haber alınamayan Uygur Türklerini getiriyor aklımıza. Uygur Türklerinden ancak idam mangasının önüne geçtikten sonra haklarında haber alınıyordu çünkü. İşte Çin! Birtakım ulusalcımızın ABD’nin karşısına dikileceğini umduğu, ama ABD’nin en büyük iş ortağı olan Çin! ABD’nin her türlü işgaline onay veren Çin! Doğu Türkistan’ı işgal eden ve üzerinde yaşayan Türkleri sistemli bir biçimde katleden Çin! Kamboçya gibi fakir bir ülkeye altyapı kaynakları sağlayan ve en büyük finansörü durumuna gelen emperyalist bir ülke olarak Çin! Şimdi sormak lazım: Yapılan sadece bir ekonomik anlaşma mı? Yoksa Uygurlar üzerine bir pazarlık mı? Hem de sonu kanlı bir pazarlık! Hatırla Hristofyas, hatırla!
Rum lideri Dimitris Hristofyas sarfettiği sözlerle Türk milletinin sabrını zorladı. AKP’nin teslimiyet üzerine kurulu dış politikası ile birlikte Kıbrıs da milli dava olmaktan çıkarıldı. Bu anlamda AKP, tam da Türk askerini Kıbrıs’ta işgalci olarak gören Rum yönetiminin aradığı iktidardı. Hristofyas, ağzından düşürmediği “işgalci Türk Ordusu” hakaretleri bir yana, sarfettiği son sözlerle artık sınırı zorlamaktan öte, aştı. Yılbaşı için hazırlanan orkestrayı dinledikten sonra, karşısında parlayan Türk bayrağını göstererek hakaret eden Hristofyas, işgalin devam ettiğinin göstergesi olarak gördüğünü belirttiği Türk bayrağını göstererek şöyle dedi: “Tam karşımızda bu hilkat garibesi bayrak duruyor. Bayrağın Beşparmaklar’dan yok olması, vatanın ve halkının yeniden birleşmesi için elimden geleni yapıyorum.” Kıbrıs’taki Beşparmak Dağları üzerinde yapılmış ve geceleri ışıklandırılan Türk bayrakları, Rum kesiminden de sürekli olarak görülebiliyor. Bir Türk düşmanını, hele hele Kıbrıs’taki bir Türk düşmanını bundan daha fazla rahatsız edebilecek bir şey olabilir miydi zaten? Gerçi Rumların Türk bayrağına olan alerjisi, sadece Hristofyas’a özgü de değil. Daha önceki Rum lideri Glafkos Klerides de aynı allerjiden yakınıyordu Denktaş’a. Müzakereler sırasında sürekli olarak dağlara işlenmiş olan Türk bayraklarının silinmesini gündeme getiriyordu. Bu istek tabii ki kabul edilmedi ve Klerides, Türk bayraklarını görmemek için Rum yönetiminin binasının etrafına uzun selvi ağaçları diktirdi. Gelelim Hristofyas’ın hakaretlerine... Evvela hiç kimse Türk bayrağına hakaret edemez! O bayrakların orada dalgalanmasının bedeli Türk milleti tarafından ödenmiştir. Türk bayrağı, Türk toprağına, dağına, taşına işlenmiştir! Ve Türk milleti bayrağına uzanan elleri her zaman kırmasını, Türk bayrağı da gökyüzünde dalgalanmayı bilmiştir. Hatırla Hristofyas hatırla... 14 Ağustos 1996’yı hatırla... Kıbrıs Rum yönetimi ve kilisenin önderliğinde binlerce ırkçı Rum, Lefkoşe’den yasadışı olarak sınırı geçip, Girne’ye girerek kaledeki Türk bayrağını indirecekleri bir eyleme girişmişlerdi. KKTC yönetiminin ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı’nın müdahalesi ve dönemin Rum lideri Klerides’in eylemin iptal edildiğini duyurmasına rağmen, 1000 kadar ırkçı Rum, sınırı delip oradaki Türklere saldırdı. Rumlar geri püskürtülürken aralarından bir gösterici öldü. Ertesi gün, Rum tarafı ölen gösterici için bir tören yapmayı istedi ve KKTC yöneticileri bunu kabul etti. Rumların gerçek amaçları çabuk ortaya çıktı. Amaç yine bir sınırı aşma ve Türk bayrağını indirme eylemiydi. Sınırda çıkan çatışma esnasında Solomon Solomo adlı ırkçı Rum sınırı aştı ve direkte asılı olan Türk bayrağını indirmeye teşebbüs etti. Uyarılara aldırmadı ve... Gerisini Hristofyas da hatırlıyordur... Türk bayrağı yerinde kaldı. Türk bayrağına “hilkat garibesi” diyen Hristofyas, önce bir aynaya baksın. Hilkat garibesini esas orada görecektir. Avrupa özüne döndü
İtalyan gazetesi La Padania geçtiğimiz hafta şöyle bir başlık atmış: “İslam’ı durdurmak için yeni bir İnebahtı!” La Padania, geçenlerde ağzı burnu dağıtılan Berlusconi’nin iktidar ortağı olan Kuzey Birliği Partisi’nin yayın organı. Attığı başlıkla yeni bir Haçlı Seferi’nin gerektiğini vurgulayan gazete, geçen hafta bir Amerikan uçağının ve Moritanya’da da iki İtalyan vatandaşının kaçırılması olayına dikkat çekmiş. Gazete, kaçırma olaylarını El Kaide’nin üslenmesi üzerine, buna dayanarak, İslam’a karşı Avrupa’nın yeniden bir Haçlı Seferi düzenlemesi gerektiğini belirtmiş. Haçlı orduları Avrupa’ya has ve Türklerin Avrupa’da ilerlemelerini durdurmak için Hıristiyanların Papa’nın çağrısıyla oluşturdukları ve “Kutsal İttifak” adını verdikleri ordulardı. Özellikle İstanbul’un fethinden sonra hızlanan Avrupa’daki Türk ilerleyişi tüm Avrupa’yı tehdit ediyordu. Türklerin Viyana kapılarına dayanması bu korkuyu daha da artırıyordu. Hatta o kadar ki “Türkler geliyor” korkusu kiliselerde Türklere karşı duaların okunmasına, vaazların verilmesine neden oluyordu. Papa tarafından “Türk vergisi” toplanıyor ve Türklere karşı Haçlı orduları böyle oluşturuluyordu. Gazetenin yaptığı haberde Avrupa için yeni bir 5. Pius’un ve yeni bir İnebahtı’nın şart olduğunu belirtilerek, Türklerin Haçlılar karşısında aldıkları ilk yenilgi hatırlatılıyor. Günümüzde Vatikan’ı eskiye göre son derece pasif ve korkak olmakla suçlayan gazetenin, Türklere karşı sürekli Kutsal İttifak çağrısı yapan Papa 5. Pius’u anması oldukça manidar. Savaşa dönersek, Kıbrıs Adası’nın Osmanlılar tarafından alınması Avrupa açısından önemli bir kayıp olmuştu. 5. Pius’un çağrısıyla toplanan “Kutsal İttifak” adlı Haçlılar ile Osmanlı Devleti arasında 1571’de yapılan İnebahtı Deniz Savaşı, Osmanlı donanmasının yenilgisiyle sonuçlanmıştı. Haçlı zaferinin ardından Sokollu Mehmet Paşa Venedik elçisine şu ünlü sözünü söylemişti: “Biz Kıbrıs’ı almakla sizin kolunuzu kestik, siz İnebahtı’da bizi yenmekle, sakalımızı tıraş ettiniz. Kesilen kolun yerine yenisi gelmez, fakat kesilen sakalın yerine daha gür çıkar.” Görüldüğü gibi aradan yüzyıllar geçse de Batının Türk düşmanlığı hiç ama hiç değişmiyor. İran’da neler oluyor? Olaylar sürerken, Amerikancılar tarafından İran’ın “İkinci Cumhuriyet”e doğru gittiği, muhalefetin laik bir karakteri olmasa da mevcut baskıcı yönetimden daha iyi olacağı fikirleri pompalanıyor... Obama, göstericileri “cesaretleri ve kakarlılıkları” nedeniyle tebrik ediyor... “İran’da neler oluyor?” sorusu da ancak bunlar göz önüne alınarak cevaplanabilir.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||