![]() |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Gökçe Fırat
Ertuğrul Bey biliyorsunuz Hürriyet gazetesinin genel yayın yönetmeni. Hürriyet de ülkemizin en çok okunan ve etkili gazetesi. Bir nevi basının amiral gemisi. Bu amiral gezisinin genel yayın yönetmeninin kendisini amiral gemisinin kaptanı görerek önemser. Ertuğrul Özkök’ün bir kuralı vardır. Önemli olaylar hakkında hemen yorum yapmazmış, İsmet İnönü gibi 24 saat bekler öyle fikir belirtirmiş. Tabii Ertuğrul Bey kendisini önemli görebilir ama bizim açımızdan durumu biraz farklıdır. Çünkü kendisi o amiral gemisinin kaptanlık köşküne patronu tarafından paraşütle indirilmiştir, gazetecilik yaparak oraya yükselmemiştir bir. Üstelik o koltukta oturması için tek bir ölçüt vardır, patronunun ekonomik çıkarlarını korumak. Kendisi genel yayın yönetmenliği ile patronunun iş takipçiliğini birlikte götürecek kadar patron sevgisi ile doludur. E bu iki önemli iş bir arada yürür mü derseniz elbet yürümez. Sonuçta koskoca Doğan Holding’e iş takipçiliği yapmak gibi bir göreve koşulunca geriye gazetecilik yapacak zaman kalmaz. Hele hele önce patronunun tavrını öğrenmek, ondan sonra fikir oluşturmak gibi bir zorunluluk olunca 24 saat beklemek doğaldır, aslında şöyle dese daha doğru olurdu: Önemli bir konuda fikir belirtmek için önce patronumun fikrini öğrenmeyi beklerim. Dolayısıyla yaptığı iş genel yayın yönetmenliği, gazetecilik, yazarlık değildir patronunun sesidir sadece. Hele hele fikir adamı mıdır derseniz o da çok şüpheli, olsa olsa vasat bir sosyolog... Peki edebiyatla bir ilgisi var mıdır? Ben bilmiyordum ama meğerse edebiyat konusunda da uzmanmış! 7 Mart günü bir yazı yazmış. Ben normalde Ertuğrul Bey’inkiler de dahil gazete yazılarını ertesi gün okurum. Pek bir şey de kaybetmem. Hele bir de Ertuğrul Bey fikrni beyan etmek için 24 saat beklerse, benim o mümtaz fikirlerden faydalanabilme sürem 48 saate çıkar! Uzatmayayım lafı böyle önemli, mümtaz bir şahsiyettir Ertuğrul Bey. Ama 7 Mart günü Ankara’dan arkadaşlar aradı Ertuğrul Bey bir yazı yazıp Yekta Bey’e saldırmış dediler. O vesileyle erken okudum yazısını. Yazısının konusu “Edebiyatımızda Müstear İsimler” adlı bir kitap. Kitapta çeşitli edebiyatçıların takma isimleri varmış. Bu isimler içinde PKK elebaşısı Abdullah Öcalan’ın da adı geçiyormuş. Ertuğrul Bey tabii buna şaşırmamış da başka bir şeye şaşırmış. Kitapta Yekta Güngör Özden’in adı da varmış ve buna çok şaşırmış. Şöyle bitiriyor yazısını: “Yaratıcılıktan en yoksun takma isim ise Yekta Güngör Özden’inki. ‘Gün-Öz’. Biliyorum hınzırca gülümseyip, Yekta Güngör Özden bu kitapta varsa, Abdullah Öcalan niye olmasın ki diyeceksiniz. Siz de haklısınız...” Peki nerden çıktı bu yazı durup dururken diye düşünebilirsiniz. TÜRKSOLU haftalık yayına başladıktan, Milli Mücadele Derneği kurulduktan sonra bu adamların bizlere saldırmasını bekliyorduk. İlk saldırı için küçük taşeron olarak İsmet Berkan’ı kullandılar. Etkisiz oldu, cevabını aldı. “Anasından aydın doğanlar çiftliği” adlı yazıyı yayınladık ve geçtiğimiz hafta da “Medyadan çatlak sesler” sütunumuza Ertuğrul Bey’in bir yazısını aldık. Alırken de okurlarımıza şu notu yazdık: “İçimiz kan ağlıyor, kendisinin de çok üzüleceğine eminiz ama ne yazık ki bu haftaki yazı Ertuğrul Özkök’ten.” İşte Ertuğrul Bey’in yazısı bizim bu yazılarımıza bir cevap. Ama Ertuğrul Bey’den biraz daha açık güreşmesini beklerdik. Birincisi Yekta Güngör Özden’in edebiyatçılığını sorgulayacak kadar edebiyat uzmanı değilsin, bu konuda susmayı öğrenmen gerekir. İkincisi hedefin TÜRKSOLU’na saldırmaksa, bunu yapmak için böyle dolambaçlı yollara başvurma, doğrudan bize saldır. Mesela iki sene önce bizzat beni manşet yapıp saldırmıştın. Sevinmiştik, okur sayımız artmıştı. Yine bu yolu deniyebilirsin. Ama TÜRKSOLU’na kızıp Yekta Bey’e saldırman pek erkekçe bir tavır değil. Kaldı ki centilmence de değil. Hayret senin gibi burjuva kültürünü özümsemiş biri nasıl da kızınca lümpenleşebiliyormuş bunu ispat etmişsin yazında. Ama okurlarını da tanımıyorsun demek ki. Senin sütununu okuyanların çok çok büyük bölümü Yekta Güngör Özden’e saygı duyar. Tüm Türkiye gibi... Edebiyatçılığını beğenip beğenmemek başka bir olaydır ama tutup da Yekta Güngör Özden’le Abdullah Öcalan gibi bir teröristi karşılaştırmanı kimse, patronun bile bizce tasvip etmez. Kulağını çekecektir senin. Ama bir karşılaştırma yapılacaksa, Abdullah Öcalan gibi çapsız, azgelişmiş, cani birinin ülkenin başına musallat olduğu bir dönemde, senin de Hürriyet gibi bir amiral gemisinin kaptanı olman çok doğal. Senden genel yayın yönetmeni olduktan sonra... Onun dışında sana bir tavsiyemiz var. Bizimle uğraşacağına Kürt-İslam faşizmine gözünü aç. Sanma ki Tayyip’le de arayı bozmadan “gemisini yüzdüren kaptan olurum.” Tayyip iktidara geldiğinde Apo’yu kendi yanına alıp seni İmralı’ya tıkabilir. Orası da ada ama Rodos’a benzemez. Istakoz vermiyorlar adama. Ben kemiğe de razıyım diyorsan başka tabii...
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||