![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
1913 yılının ortalarında Adolf Hitler adında biri varını yoğunu tahta bir bavula koyup Viyana’dan Bavarya’nın başta gelen kentlerinden Münih’e ayak basmıştı. Kartpostal boyutunda küçük kartlar üstüne yaptığı ve bir mimar özentisiyle çizilmiş daha çok kent yapılarını gösteren resimlerini dışarıdan gelen gezginlere satarak karnını doyurmağa çalışıyordu. Birkaç ay sonra Avrupa’da silâhlar patlayınca Birinci Dünya Savaşına gönüllü olarak katıldı. Dört yıl bitince onbaşı rütbesiyle kara ordusundan ayrıldı, 1919’un Güz aylarına doğru da çok ufak bir sağcı partiye üye oldu. Artık, bütçesindeki parasının tam 7.5 mark olduğu “Alman İşçi Partisi”nin (Deutsche Arbeits Partei) yedi numaralı üyesiydi. Girdiğinde kendinden önce ancak altı kişinin üye olduğu bu partinin beş ay sonraki toplantısına hitap ettiğinde ise, iki bin kişilik bir dinleyici kitlesi kazanmıştı. Adı da değişen partinin izlencesini Hitler kaleme almış, Münih birahanelerinde başlayan şiddet olayları 1923 sonu yaklaştığında başarısız bir darbe girişimine dönüşünce Landsberg kalesine kapatılmıştı. Orada yazdığı “Kavgam” (Mein Kampf) adlı kitabında Yahudileri “başka ulusların ve devletlerin yapısında bir asalak” olarak tanımlamış, “kültür yaratan hiçbir enerjisi olmadığını” söylemiş ve insanlıkta ilerlemenin “onun kanalıyla değil, ona karşın gerçekleştiğini” ileri sürmüştü. Rhineland endüstri kümesinin önde gelenlerinden Fritz Thyssen, Ruhr çevresinin para babalarıyla birlikte, Hitler’in artık damgasını vurduğu “Nasyonal Sosyalist” kuruluşunu parasal yönden desteklediğini “Hitler’e Parayı Ben Verdim” başlıklı kitabında açıklamıştı. John Heartfield’in “Arkamda milyonlar var” (Millionen stehen hinter mir) başlıklı çizimi Hitler’i Nazi selâmını alırken parmaklarının ardında yarı saklı duran bir destekçinin uzattığı kâğıt paralara uzanırken gösteriyordu.
Bu kişi on yıl sonra (1933) Alman devletinin başkanı ve tarihin en büyük buyurganı oldu. Bu arada, başta Yahudiler olmak üzere, Roman halkı (Çingeneler) gibi birçok kümeye karşı bir soykırım siyaseti uygulayan iktidarın başındaydı. O iktidar kendi tanımladığı Alman ırkını tüm ötekilerden resmen “üstün” saydı, kimi başka yurttaşlarının yasal haklarını önce geri aldı, sonra onları tutukladı, maaşlarını devletin ödediği acımasız yöneticilerin demir yumruğuyla çalıştırdığı, ayrıca gaz odalarıyla fırınlara kapattığı toplanaklara sürdü ve milyonlarcasını türlü işkenceli yollardan öldürdü. Ben Avusturya’daki Mauthausen ve Almanya’daki Dachau toplanaklarını çok yakın bir tarihte, 2 ve 4 Aralık 2009 tarihlerinde gördüm. 1988’de Doğu Berlin yakınlarında benzer bir soykırım merkezini de dolaşmıştım. Hiç kuşku yok ki, Almanya’daki Nazi iktidarı içte faşizmin ve dışta saldırganlığın yanında, bir de soykırım uygulamıştır. Bunun devletçe hemen, dizgeli ve ayrıntılı biçimde nasıl tasarlanıp uygulandığını bilmek gerekir. Avusturya’da Innsbruck Üniversitesinde 30 Kasım 2009’da “Emperyalizm Çağı ve Biz” konulu bir konuşmam vardı. Uluslararası İlişkilerde Güç ve Adalet başlıklı ve o gün piyasaya sürülen ortak bir kitabın yazarlarındanım. Kitap bu Avusturya Üniversitesinde tasarlanmış ve (benim, Keşmir sorunu ağırlıklı olmak üzere, Güney Asya ilişkilerini inceleyen kitabımı da 2001’de yayımlamış olan) Britanya’nın iyi bilimsel çalışmaları seçip okuyucuya iletmekle ün yapmış olan Londra-kökenli Ashgate Yayınevince basılmıştı. Oradaki konuşmamdan sonra, Almanlara ve Türklere hitaben Ermeni sorunu üstüne Salzburg’da bir ve Münih’te iki konuşma yaptım. Münih’teki ilk konuşmamın yer aldığı gün (İngilizcesi New York’ta ve Türkçesi de İstanbul’da İleri Yayınları arasından çıkmış olan) bir kitabımın Almancası (Antwort aus das blaue Buch) yayınlandı. Bu arada, yukarıda sözünü ettiğim iki toplama kampının günümüzdeki kalıntılarını gördüm. Kalıntı sözcüğü yanlış anlaşılmasın; her şey eskisi gibi yerli yerinde. Ek olarak, heykeller, anıtlar ve duvarlarda anı kabartmaları, sergiler ve filmler var. Buralarda, başta Yahudiler olmak üzere, birçok insan 1933-45 yılları arasında devlet kararı ve uygulamasıyla, zorla çalıştırılmış ve öldürülmüştür. Gaz odaları, fırınları, idam mangaları ve tetikçilerine ek olarak, yasaları, resmî yönetim kuralları ve maaşları bu işler için devletçe ödenen görevlileriyle “soykırım” denen acımasızlık işte budur. Bu suçun tabanının devletçe nasıl ayrıntılı biçimde örgütlenip gene devletçe nasıl uygulandığını bu toplama kampları gözler önüne seriyor. Birçok Ermeni yazarı ve onların yakın destekleyicileri Almanya’da Nazi döneminin (1933-45) adı adamakıllı kötüye çıkmış “Yahudi Holokostu” ile Birinci Dünya Savaşı sırasında (1914-18) Türklerin Ermenilerle olan ilişkilerini birbirine gitgide bağlamak gibi bir çaba sergiliyorlar. Osmanlı’nın 1918’de yenilgisinden sonra, Nuremberg’i (Nürnberg) anımsatan bir yargılamanın “ne yazık ki, yapılmamış” olmasından söz ederek, bir genelleme rüzgârı estirenler de var. Bizi soykırım suçunun benzeri olmayan “ustası” Faşist Almanya’dan önce Yeni Dünya’nın yerli halklarını biçip Afrika kökenlileri köle konumunda tutmuş olan Amerika Birleşik Devletleri’ne ya da İsrail’deki Siyonist devletten Güney Afrika’nın geçmişte (oraya özgü ırk ayrımcılığı olan) apartheid uygulamasına değin, türlü örneklerin içine sokuşturan yazarlar var. Ya da yalnız “Ermeniler, Yahudiler, Bangladeşliler ve Hutular” deyip sınırlı genelleme yapanlar da yok değil: Kimileri de yalnız Ermenilerle Yahudileri aynı çatı altına koyuyor. Bu nedenle, her ikisinde de birkaç saatimi geçirdiğim bu iki merkezi, Dachau ve Mauthausen toplama kamplarında gördüklerimi, resimlerle birlikte, birkaç yazıda anlatmak istiyorum. Sanırım, soykırımı kimlerin nasıl yaptıkları bir kez daha anlaşılmış olacak. Ancak, daha önce, elinde bir tek tahta bavuluyla Münih’e ayak basan bir onbaşının nasıl olup da bir numaralı faşist yöneticiliğe geçişini ve kendi toplumundaki soykırım eğilimlerini de kısaca anımsatmalıyım. Almanların yüksek ırktan olduklarına inanan bu “önlenemez yükselişi” bir rastlantı değildir. Soykırımın Almanya’da yer alışının da bir rastlantı olmaması gibi. Tarihte Türklerin Ermenilerle olan ilişkilerinin Almanya deneyimine hiç benzemediğinin konunun bu yönleriyle daha belirgin olacağı kanısındayım.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||