![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Kaya Ataberk
Tekel işçileri, Türk bayraklarıyla direnişte Her şey 146 yıllık Tekel'in sadece on yedi dakika süren bir ihaleyle BAT'a (British American Tobacco) satılmasıyla başladı. Cumhuriyetin en çok önem verdiği, bağımsız ekonominin sembolü olan bir kamu iktisadi teşekkülü daha halkın elinden alındı ve Anglo-Amerikan yağmacılarının eline teslim edildi. Tekel satılıyordu. İşçilere de açıkça “ne haliniz varsa görün" denilmişti. Osmanlı'nın son dönemlerinde de o dönemin Tayyip'leri Türk ekonomisini Düyun-u Umumiye idaresine, Türk işçisinin ve köylüsünün emeğini de tamamen Avrupalı denetimindeki Tütün Rejisine satmışlardı. Tarihin tekerrür edişinin bir ortaya çıkışı da bu olayla gerçekleşti. Yalnız o dönemlerde Türk emekçisine eziyeti Tütün Rejisinin kendi silahlı adamları uygulardı. Türk'ün emeğine bu zorbalar marifetiyle el konulurdu. Bu sefer zulüm bizzat iktidarın emriyle, AKP polisi tarafından uygulandı… İşçilere “Sizi 4/C kapsamına aldık hâlâ ne istiyorsunuz" diyorlardı. Oysa bu yasa 12 bin Tekel işçisine sadece on ay başka bir kamu kuruluşunda, asgari ücretle çalışma hakkı tanıyordu. Böylece işçilerin ücretleri şu anki durumun yarısına kadar geriliyordu. Daha da önemlisi işçiler özlük haklarını tamamen kaybederek geçici işçi statüsüne alınıyorlardı. Kısacası on ay kadar oyalanan işçiler, bu sürenin sonunda işsizliğe ve açlığa mahkum edilmişlerdi. Tayyip ve Şimşek'in “4/C"sinin anlamı da bundan ibaretti. Fakat uygulamanın kapsamı sadece Tekel'den ibaret olmayacaktı. TEDAŞ, Şeker Fabrikaları, Milli Piyango gibi kurumların çalışanı olan 200 bin işçi de aynı uygulamanın mağduru olacaktı. Bunun yanında aynı günlerde demiryolu işçileri de işten atılmaya devam ediyordu. Tekel işçisi sadece kendi hakkını değil tüm Türk emekçilerinin haklarını da savunmak amacıyla Türk bayraklarını ellerine alarak direnişe geçmişti. İşçiler vatan ve emek savunmasının aynı şey olduğunu biliyorlardı. Ama karşılarında PKK'ya demokrat, işçiye faşist bir iktidar vardı. Bu iktidar Kürde hoşgörülü, Türk'e ise acımasızdı. Gaddardı. Tayyip daha önceden 1 Mayıslarda işçileri ezdirmeden önce “Hiç ayaklar baş olur mu?" demişti. Bunu işçilere kanıtlamaya da kararlıydı. Ayakların baş olamayacağını ve Türk bayrağının, PKK paçavraları ve Apo posterleri kadar kıymetinin olmadığı herkese bir kez daha gösterilecekti. PKK'ya af ve hoşgörü, işçiye ve bayrağa saldırı Direnişin üçüncü günü AKP faşizmi dişlerini gösterdi. AKP genel merkezi önünde taleplerine duyurmak isteyen işçiler önce AKP'nin önünden Abdi İpekçi Parkı'na sürüldü. Burasının eylemleri için uygun olduğunu söylemişlerdi. Fakat aslında burası polisin acımasız müdahalesi için uygun yer olarak seçilmişti. Artık AKP'nin demokratik açılımının ne olduğunun gösterilmesinin zamanı gelmişti. PKK'lıları affeden, Kürdün teröre varana kadar her yöntemle “kendini ifade etmesine" saygı gösteren iktidar Türk emekçisinin en doğal sendikal mücadelesini bile ona çok görecekti. PKK-DTP eylemlerinde PKK paçavralarının göndere çekilmesine göz yumanlar, Türk bayrağı taşıyan işçilerin üzerine saldıracaktı. Parkın içinde faşizmin taarruzu başladı. AKP polisi, Tekel işçilerine copla, gaz bombasıyla ve tazyikli suyla saldırdı. İşçiler, Abdi İpekçi Parkı'ndaki havuza atıldı. Gazdan etkilendikleri için gözlerini yıkamaya çalışanların üstüne bir kez daha gaz bombası atıldı. İşçiler yerlerde sürükleniyordu. Ellerindeki Türk bayrakları da onlarla beraber polise hedef oluyordu. Saldırı faşizmin tüm gereklerini yerine getirdi. İşçiler yaralandı, fenalaştı. Akşam saatleri geldiğinde artık Ankara'nın tam göbeğinde yaralılar, kalp krizi geçirecek kadar hırpalanmış üç işçi, soğuktan titreyen halk çocukları, coplanan, biber gazı sıkılan muhalefet milletvekilleri, dövülmüş, gözaltına alınmış sendika yöneticileri ve yerlere atılmış, ezilmiş Türk bayrakları vardı… Saldırının ardından Tayyip, Suriye'ye giderken bağırmaya devam etti. Faşist üslup kendisini polis saldırısında gösterdiği gibi konuşmada da gösteriyordu: “10 bin kişi bu depolarda çalışmadan ücret alıyor" diyordu Tayyip. Ona göre Türk işçileri “yan gelip yatıyorlardı"… Ona göre Türk askerleri de yan gelip yatıyorlardı! Bu yüzden de Türk evlatları, yoksul halk çocukları sivil hayatta açlıktan ölmeyi, askerken de PKK kurşunuyla şehit olmayı hak ediyorlardı. “Yan gelip yatan" işçilerin ve askerlerin karşısında ise “çalışkan" PKK'lılar vardı… Onlar yan gelip yatmak yerine asker şehit etmeyi, Türk gençlerini yakmayı tercih etmişlerdi! Bu nedenle de AKP faşizmi onları bağrına basardı. Ne yaparlarsa yapsınlar, onları dağdan indirir, savcıları ayaklarına kadar göndererek onları serbest bıraktırırdı. Hatta AKP faşizmi bu çalışkan evlatlarına o kadar müşfikti ki onları maaş bağlayarak ödüllendirirdi bile… Ne de olsa onlar yan gelip yatmamışlardı… Peki, birileri çıkıp Türk işçisini savundu mu? Kürde gösterilen anlayış ve hassasiyet Türk'e gösterildi mi? Neredesiniz ey hümanistler, demokratlar, sosyalistler Şimdi soruyoruz; demokratlar, liberaller, sosyalistler nerdesiniz? Neredesiniz ey hümanistler? Diyarbakır'ın sesi olanlar, neden Ankara'nın sesi olamadınız? Aranızda en solcu geçinenler, neden gazetelerinizde haberleri Türk bayraklarını sansürleyerek verdiniz? Çünkü siz ve sizin gibiler için PKK paçavrası dokunulmaz, Türk bayrağı yasaktır. Kürde terör bile hak, Türk'e en masum sendikal mücadele bile yasaktır. Aynı hümanistler ve demokratlar PKK'lı eylemcinin ölümü için yas tutarken, Serap Eser'in ölümü karşısında sessiz kalan çevrelerdi. Her yazdıkları satırda Kürt halkının haklarından bahsedenler, teröristlere “gerilla" diyerek bu antiemperyalist savaşçılık tanımlamasını ABD'nin paralı katil sürüsüne yakıştırmaya kalkanlar gene onlardı. Onlar her fırsatta Diyarbakır'ın sesi olmak için birbirleriyle yarışırlardı. Ama Ankara'da ezilen, coplanan, aşağılanan, kalp krizi geçirmesine neden olunan Türk bayraklı Türk emekçisinin sesi olmadılar… Size sesleniyoruz! Hadi gelin hem kendinize hem bize itiraf edin. Türk'e ait her şeyin yasaklanması işinize geldiği için sustunuz. Türk milletinin kendi ülkesinde, Türk emekçisinin kendi başkentinde esir edilmesi işinize geldiği için sustunuz. Evrensel ve Birgün gazeteleri… Kürtçülerin himayesinde barınan ama hâlâ “sosyalistlik" iddiası sürdürmeye, emekçinin karşısına çıkmaya çalışanlar... Türk'e uyguladığınız çifte standarttan utanacak mısınız? Gazetelerinizin her manşetinde PKK paçavralarını insanların gözünün içine sokarak basanlar! Tekel işçilerinin eyleminde Türk bayraklı fotoğraf kullanmamak için gösterdiğiniz özen ve dikkat elbette karşılığını bulacak. Bu yaptıklarınızla AKP'nin de PKK'nın da takdirlerini toplayacaksınız ama gün gelecek o sansürlediğiniz ay yıldızlı bayrağın sahipleri, emekçi Türk milletinin kendisi sizden hesap soracak. O gün de bu kadar pervasız olacak mısınız? Vatanı ve emeği savunanların partisi geliyor! Ne AKP faşistleri, ne PKK'lı hainler ve her ikisinin ortak kuyrukçuları, işbirlikçileri artık eskisi kadar rahat olamayacaksınız. Siz PKK paçavralarına resmiyet, dokunulmazlık kazandıranlar, Türk işçisini yere yıkıp, onun elindeki Türk'ün ay yıldızlı sancağı ile yerlerde sürükleyenler. Siz Kürdün sesi olup Türk'ün sesi olmayanlar. ABD “Taraf"ının askerleri, Türk tarafının düşmanları... Türk'e acımasız olanlar, emekçiye tepeden bakanlar, bayrak sevgisini ırkçılık olarak gösterenler... PKK'yı üstlendiği eylemlerden bile aklamak için çırpınan Fethullahçısından, komprador solcusuna kadar tüm basın… Evet, evet siz! Artık çok rahat olamayacaksınız. Çünkü oyunu bozmaya geliyoruz. Türk bayrağını düştüğü, sizin tarafınızdan çiğnendiği yerden kaldırmaya geliyoruz. Türk emekçisine elimizi uzatmaya, onun sesine ses katmaya geliyoruz. Türk işçisiyle beraber ay yıldızı selamlamaya, onun ardında safa girmeye geliyoruz. Bakın Tekel işçilerinden biri ne diyordu: “Bizleri bir araya getiren ekmek kavgası. İnsanları iki şey bir araya getirir, biri Türk bayrağı diğeri ise ekmek kavgası." Emperyalizm Türk bayrağına, Türk bağımsızlığına, Türk milletine düşman… Kapitalizm Türk işçisine, onun ekmek kavgasına, emek mücadelesine… Biz o Tekel işçisinin, sizin sosyalist teori uzmanlarınızın, aydınlarınızın, demokratlarınızın göremediğini ne kadar rahatlıkla gördüğünü biliyoruz. Vatan olmadığı zaman, Türk bayrağı bu göklerde dalgalanmadığı zaman ne emek mücadelesi, ne sosyalizm kavgası ne de başka bir şey kalır. Emeğe sahip çıkmak vatana sahip çıkmaktır. Vatan savunması vermek de emek mücadelesi vermenin ta kendisidir. Emperyalizm ve kapitalizm nasıl bir ve aynı şeyse, Atatürkçülük, Ulusal Kurtuluşçuluk ve Türk Sosyalizmi de birdir ve aynıdır. Türk Partisi, Atatürkçü Parti geliyor. Türk emekçisinin partisi geliyor. Artık senin sesini duyuracak, senin hakkını, evladını, bayrağını savunacak bir parti kuruluyor. Senin yaralarını saracak yapı sonunda kuruluyor. Türk evladı, Türk emekçisi için rahat olsun. Türk işçisinin mücadelesinin yanındayız. Türk bayrağının bekçisiyiz, koruyucusuyuz. Vatanı ve emeği savunmak için Türk milletini mücadeleye davet ediyoruz.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||