![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Devrimci çizgi-işbirlikçi çizgi Daha önce belirttiğimiz gibi Sovyet Devrimi esas olarak ulusal bir devrim görünümündedir. Çünkü Sovyet Devrimi, işgalci emperyalist güçlere karşı çevre halklar dediğimiz Tatarlar, Başkırtlar ve Kazakların işgalcilere karşı mücadelesiyle ayakta kalabilmiştir. İşte bu noktada iki çizgiden birisi Bolşevik saflarda Kızıl Ordu güçleriyle birlikte Tatar Kızıl Ordusu olarak savaşan ve işgalcilere karşı mücadele eden Sultan Galiyev, Zeki Velidi Togan, Ahmet Baytursun ve Turar Rıskulov’un milliyetçi devrimci çizgisi diğeri de İdil-Ural’daki Kurucu Meclisle birlikte Denikin ve Vrangler’le işbirliğine giden reformist işbirlikçi çizgidir. Kırım’da Cafer Seyit Ahmet ve arkadaşları Vrangler’le birlikte mücadeleyi savunmaktadır. Numan Çelebi Cihan ise Bolşeviklerle işbirliği yaparak Kırım’da bağımsızlığı sağlamayı amaçlamaktadır. Bu cumhuriyetlerin kurulması doğrultusunda verilen mücadeleye karşılık işbirlikçi çizgi dediğimiz reformist kanat Kızıl Ordu’nun güçlenmesi ve Beyaz Orduları yenmesiyle Kazan’dan kaçarak anayurtlarını terk etmişlerdir. Sadri Maksudi Arsal Türkiye’ye gelirken Ayaz İshaki Japonya’ya ve Avrupaya geçmiştir. Kırımda ise Ukraynacı “Kırım Kırımlılarındır” teziyle Kırım Tatarlarının varlığını reddeden anlayışa sahip olan Cafer Seyit Ahmet karşısında “Kırım Tatarlarındır. Kırım’da Tatarların varlığı toprak devrimiyle mümkündür. Bu topraklar Tatar halkının topraklarıdır” tezini savunan Abdulreşit Mehdi’nin tezlerinin bir benzerini savunan Numan Çelebi vardır.
Cafer Seyit Ahmet ve Kırım davası Bolşeviklerin saflarında kontrolsüz olan Sivastopol’daki bahriyeli anarşistlerin Kırım’ı işgali sırasında çıkan ilk çatışmalarda Kırım’ın askeri sorumluluğunu alan Cafer Seyit Ahmet nasılsa bir yolunu bularak çatışmalara girmeden Ukrayna’ya, oradan da Kafkasya üzerinden Türkiye’ye kaçmıştır. Buna karşılık kaçmayı reddeden ve Kırım Kurultayı Başkanı tavrıyla Kırım’da kalan Numan Çelebi Cihan Sivastopol’daki bahriyeli anarşistler tarafından öldürülmüştür. Kırım’da askeri sorumluluğu olan Cafer Seyit Ahmet’in bir yolunu bularak Kırım’ı terk etmesi onun Kırım davasana olan bağlılığının seviyesini göstermesi bakımından ilginçtir. Sultan Galiyev ve arkadaşları Kazan’da kalırken Cafer Seyit Ahmet Kırım’ı terk edip Türkiyede Kırımer soyadını alırken; Numan Çelebi Kırım’da kalarak şehit olmayı tercih etmiştir. Numan Çelebi’nin arkadaşları olarak Bolşeviklerle işbirliği yapan Veli İbrahimov yani Milli Fırkanın sol kanadı ve milli komünistlerden Kerimcan Firdevs burada gelecekteki iktidarı oluşturacak Partizan mücadelesini sürdürmüştür. Alman işgali Bolşeviklerin tekrardan Kırım’dan sürülmesi sonrası Almanlar Kırım’ı işgal edince Süleyman Sülkeviç başkanlığında Kırım’da bir hükümet kurulmuştur. Bu hükümetin tek yaptığı Almanların Kırım’ı işgaliyle birlikte daha önce Kırım’dan kaçan Cafer Seyit Ahmet’i tekrar Kırım’a döndükten sonra bu hükümette dışişleri bakanlığı görevini vermesidir. Keza bu dönemde muhterem büyüğümüz Müstecib Ülküsal Romanya’dan Kırım’a geçerek Alman işgalindeki Kırım’da iki yıl öğretmenlik yapmıştır. Ama Almanların Kırım’dan çekilmesiyle birlikte yani Almanların yenilmeye başlayıp Kırım’dan çekilmeleri üzerine Cafer Seyit Ahmet Kırım’ı terk etmiş, Müstecib Ülküsal da okumak ve eğitmek üzere Kırım’dan kaçarak Türkiye’ye gelmiştir. Oysa Kırım’da milli komünistler yani devrimci-milliyetçi çizgi Partizanlar olarak Almanlara karşı mücadeleyi sürdürmüşlerdir. Yani Almanlara karşı bu mücadelede ölen yüzlerce Kırım Tatarı bu mücadeleyi ayakta tutmuşlardır. Ama maalesef dışarıda yani diasporada ise büyük fedakarlıklarla Kırım’da kalarak Almanlara karşı mücadele eden Tatarların hiçbir şekilde politik kimliklerinden ve kahramanlıklarından bahsedilmemiştir. Türkiye’de yaşayan Tatarlar bunun farkında olmamışlardır. Almanların çekilmesi sonrası bölgeye tekrar Vrangler egemen olmuş ve egemen olduğu bu dönemde bu sefer Süleyman Krımski Kırım’da hükümet kurmuş ve bu hükümette maalesef Gaspıralı’nın kızı da, bu işgalci genaralin egemenliğindeki Kırım’da, milletvekilli olmuştur. Oysa milliyetçi devrimci çizginin temsilcisi Milli Fırka ve milli komünistler Vrangler’e karşı en keskin mücadeleyi verdiler. Bu mücadeleyi Sultan Galiyev Kırım Raporu’nda açık bir şekilde anlatmaktadır. Anlattığı Kırım Tatarlarının verdiği mücadele nedeniyle daha sonra Kırım’da Tatarların çoğunluk olmadıkları halde Kırım Tatarlarının başkanlığında bir Tatar hükümeti kurulmuş ve bu hükümette kendisi de bir tatar olan Veli İbrahimov başkan olmuştur. Milliyetçi-devrimci Veli İbrahimov ve Kırım davası Sürgün sonrası Kırım’a dönmek isteyen Tatarların Leninist “Ulusların kendi kaderini tayin hakkı” ve Lenin’in ilkelerine göre kurulmuş Kırım Sosyalist Cumhuriyeti’ni geri istedikleri dönem bu dönemdir. 1924-1928 arasındaki bu dönemde Kırım’dan kaçmış olan ve Romanya’da bulunan Tatarların Kırım’a dönmeleri talep edilmiştir. Ama bu talebi Romanya üzerinde egemenliğini sürdüren Müstecib Ülküsal ve Cafer Seyit Ahmet kabul etmemişlerdir. Bu bölgeye Ukrayna’dan ve Polonya’dan gelen Yahudiler yerleştirilmek istenmiştir. Buna karşı çıkan Veli İbrahimov daha sonra suçlu bulunarak kurşuna dizilmiştir. Keza bu kurşuna dizilme dönemi Sultan Galiyev’in de suçlandığı döneme denk düşmektedir. Ve bu ise Velikarusçuların sosyalizm adı altında milli komünistlerin ve milliyetçi devrimcilerin Rusya’nın karşısında bir güç olmalarının önünün kesmek için yapılmış bir harekettir. Milliyeçi devrimciler burada iki ucu keskin bir kılıç altındadır: Bir tarafta Batılı emperyalist güçlerin elinde veya veya bunların uydusu olan Çar’ın elinde olmak. Öbür taraftan ise bunlara karşı olan ama aynı zamanda milliyetçi Türkçü Tatar devrimcilerinin de iktidar olarak Rusya’da egemen olmasını istemeyen Bolşevikler arasında kalmışlardır. Özellikle bu anlattığım dönem Kırım tarihi konusunda yazılmış en önemli eserlerden biri olan Alan Fisher’ın Kırım Tatarları kitabında da açıklıkla vurgulanmaktadır. Ama ne yazık ki Kırım Tatarlarının tarihini anlatan bu kitabın Türkçe’ye çevrilmesi geciktirilmiş, çevrildiği halde hiçbir Kırım dergisinde müjde olarak verilmemiştir. Numan Çelebi Cihan ve “Ant Etkenmen” Burada açıklıkla vurgulanması gereken Numan Çelebi Cihan’ın kurultay arkadaşları tarafından terk edilmesidir. Dahası Numan Çelebi Cihan’ın ünlü Ant Etkenmen Marşı’yla her toplantıda yaşlı gözlerle Kırım Marşı söylenmektedir. Ama gerçekte hem Numan Çelebi yalnız bırakıldığı gibi fikirleri de çarpıtılmaktadır. Ant Etkenmen’in “Tatarlık için ölmeye” vurgulaması çarpıtılarak “millet için ölmeye” diye çevirmektedirler. Keza aynı şekilde Tatarlık için ölmeye hazır olduğunu belirten diğer şiirinin bölümlerinde de Tatarlık lafı kaldırılarak millet lafı geçirilmiştir. Burada görüldüğü gibi Tatarlığa karşı tavrı vurgulamaktadır. Gerek Müstecib Ülküsal’ın gerekse Cafer Seyit Ahmet Kırımer’in anılarından okuduğumuzda karşımıza ilginç bir paradoks çıkmaktadır. Bu paradoks Kırım’ı terk eden Cafer Seyit Ahmet Kırımer’in daha sonra Sovyetler Birliği’ne karşı düzenlenen uluslararası komplonun saflarında yer alan “Promete hareketi” olarak bilinen hareketin insiyatifinde kalmış olmasıdır. Bu hareket, Polonya’da üslenen Polonyalı General Pilsutski’nin başkanlığında Sovyetler’in devrilmesi ve buradaki esir milletlerin kurtulması tezine dayanmaktadır. Ne acıdır ki Mehmet Ali Resulzade ve Cafer Seyit Ahmet Kırımer bu Sovyet karşıtı uluslararası komplonun hareketi olan Promete Hareketi’ne katılmıştır. Ama bu harekette artık Tatarlık ve Türklük lafı edilmeksizin Kafkasyalılar Cumhuriyeti ve Ukrayna Cumhuriyeti sözüyle Türklük yasaklanmasına rağmen, Türklük adına çıkan bu hareket Türklüğe karşı olan bir noktaya dönmüştür. Zeki Velidi Togan ve Almanların Kırım’ı işgali Diğer taraftan ise tarih boyunca faşist olarak suçlanan Zeki Velidi Togan ise Almanya’daki eğitimini İkinci Dünya Savaşı başladığı zaman Almanların işgalci politikası nedeniyle Almanya’yı terk ederek bırakmıştır. Uluslararası bir tarihçi olarak bilinen Zeki Velidi Togan bu dönemde Almanya’yı terk etmiştir. Oysa Almanya’da Türkistan Tugayları’nı kurmak için Kayyum Velihan görev almıştır. Kayyum Velihan Alman ordusuyla beraber Türkistan’ı işgal edip Türk halklarının Sovyetler’e karşı mücadelesi için Almanların elinde tutulmaktadır. Ama bu noktada Zeki Velidi Togan “Ben Alman üniformasıyla kendi halkıma karşı işgalci olarak bulunamam.” diyerek reddetmiştir. Almanların defalarca çağırmasına karşı bunu reddetmiştir. Keza geçmişte de Zeki Velidi Togan Basmacı Hareketi’nin lideri olarak bulunduğu süreçte yanına gelerek ona sığınan Enver Paşa’ya Orta Asya’yı terk etmesini; çünkü Orta Asya’da bulunduğu sürece kendilerinin de Almancı olarak suçlanacağını, Enver Paşa’nın Almancı olarak bilindiğini ve bu anlamda da bir emperyalist gücün insiyatifinde olan bir hareketin bu ülkede başarılı olamayacağını söylemiştir. Kendisine bağlı olan birçok Başkırt subayın kendisinden emir beklediğini; ama kendisine Almancı yaftası yapıştırıldığında hiçbir zaman bu mücadelenin başarılı olamayacağını belirten milliyetçi devrimci bir tavrı göstermiştir. Ama ne yazık ki Türkiye’de Müstecib Ülküsal anılarında Cafer Seyit Ahmet’ten aldığı talimatla Almanya’ya giderek Almanya’da da bir Polonya Tatarı olan Toktamış’ın sülalesinden gelen Edige’yle birlikte Alman üniforması giyerek Almanların hizmetinde Kırım’a gitmek için büyük mücadele vermiştir. Ama diğer taraftan ise Cafer Seyit Ahmet Kırımer’in talimatıyla Alman üniforması ile Kırım’a gittiğini söyleyen Müstecib Ülküsal Almanya’ya ulaşamamıştır. Oysa ki Almanların kendisine yalvardığı Zeki Velidi Togan “Ben Alman üniformasıyla vatanıma gitmem” diyerek bunu reddetmiştir. Bu iki hareket ve iki tavır gerçekten çok önemli tavırlardır. Stalin’e verilen koz Daha sonra Fisher’in da belirttiği gibi Sovyetler Birliği Kırım’dan Tatarların sürgününün nedenleri olarak Cafer Seyit Ahmet, Müstecib Ülküsal ve Edige’nin Almancı faaliyetlerini öne sürmüşlerdir. Aslında Ruslar sürekli “Tatarsız bir Kırım” tezini savunmuşlardır. Ama burada bir tek Bolşevikler döneminde Kırım Cumhuriyeti dört yıl Tatarların inisiyatifinde yaşamış olmasına karşılık, kafalarının ardında böyle bir bilinç söz konusudur. Ama açıktan açığa Almanların işgalini savunan ve Almanlarla birlikte Kırım ve Orta Asya’yı işgal etmeyi savunan Kayyum Velihan’ın çizgisinde olarak Müstecib Ülküsal ve Edige Almanya’daki faaliyetleri Rusya’nın eline böyle bir koz vermiştir. Fisher de bu kozun Ruslar tarafından çok iyi kullanıldığını vurgulamaktadır. Müstecib Ülküsal’ın Almanlarla yaptığı tartışmada “Bizim yirmi bin Kırım Tatarı sizin ordunuza asker olmuştur.” diye abartılı bir sayı vermesiyle Stalin’in Kırım Tatarlarını sürgününde “Yirmi bin Kırım Tatarı Almanların elinde asker olmuştur.” tezi birbirini birebir desteklemektedir. Oysa ikisi de gerçek değildir. Stalin bunu çok iyi bilmektedir. Ama Müstecib Ülküsal’ın bu yirmi bin sayısını kendisi de Stalin’in Politbüro üyesi olarak Kırımlılara karşı kullanmıştır. Oysa mecbur kalan belli işçiler dışında Kırım’daki halk devrimci bir çizgi içinde Milli Fırka’nın devamı olarak Partizanlarla beraber Almanlara karşı mücadele etmiştir. Cengiz Dağcı’nın romanlarında da bunu çok net görmekteyiz. Öte yandan Müstecib Ülküsal ve arkadaşları Hür Radyo ile Amerikan çizgisinde Sovyetler’e karşı mücadelenin safında yer almışlardır. Bu da Kırım’daki hareketin elini zayıflatmaktadır. Kırım’daki yurda dönüş mücadelesi daha önce de belirttiğim gibi Milli Komünist hareketin kurmuş olduğu Kırım’da Veli İbrahimov döneminin devletini geri isteme tarzına dönüşmüştür. Bu geri isteme tarzıyla Kırım’a dönüş devrimci-milliyetçi bir hareket olarak başlamıştır. Kırım tarihine bakış ve Kırım politikaları Fakat günümüzde son Dünya Tatar Kurultayı’ndaki konuşmalara bakıldığı zaman Kırım tarihinin bu analizi kesinlikle koyulmamaktadır. Fisher’in Kırım Tatarları hakkındaki tarihi kesinlikle konmamaktadır. Hayali ve subjektif bir tarih anlatılmaktadır. Mesela bu tarihte Cafer Seyit Ahmet’in Kırım Dışişleri Bakanı olarak dünyada Kırım davasını gütmek için Kırım’dan ayrıldığı yazılmaktadır. Ama bu tarihte hiçbir şekilde gerçekleşmemiştir ve Seyit Ahmet bu anlamda Kırım’da bir Dışişleri Bakanı değil bir kaçak olarak görülmektedir. Türkiye’deki diasporanın hiç itibar etmediği Veli İbrahimov, Mustafa Cemilev tarafından son derece saygıyla anılmakta ve son derece büyük bir milliyetçi yurtsever olarak görülmektedir. Aynı şekilde Kerimcan Firdevs de bu saygınlığı taşımaktadır. Ama Mustafa Cemilev’in dışında ne Veli İbrahimov’un ne de Kerimcan Firdevs’in herhangi bir Kırım derneğinde ve Kırımlılar tarafından bilindiğini bugüne kadar görmüş değilim. Günümüze baktığımız zaman mutlak bir Ukraynacı çizgi aslında Kırım Tatarlarının elindeki politika şansını daraltmaktadır. Kruşçev zamanında Kırım’ın Ukrayna’ya verilmiş olması, Kırım’da yaşayan halkın büyük çoğunluğunun Rus olması, Ukraynalıların azınlıkta olması ve buna karşılık Kırım’da Sivastopol donanmasının bulunması direk olarak yüzde on nüfusu olan Kırım Tatarlarını Rusların saldırısını açık hale getiren bir politika ortaya çıkarmaktadır. Ve bu politika geçmişteki “Kırım Tatarlarındır” ve “Kırım Kırımlılarındır” tezleriyle oluşan mücadeleye dönmektedir. O mücadelede artık “Kırım Tatarlarındır” deme şansına sahip değiliz; ama “Kırım’da Tatarlar yalnız Ukraynacıdır” tezini savunmak körü körüne Tatarları Rusların hedefi yapmaktadır. Önemli olan devrimci-milliyetçi çizgi, Batılı güçlerin Kırım’daki maşası pozisyonundan kurtularak, Batılı güçlerin Rusya’daki maşası olan Ukrayna çizgisinden de kurtulmaktır. Galiyevci-milliyetçi-devrimci strateji Burada bu çizgiden kurtulmak Rus çizgisine girmek anlamında değildir. Bu iki çizgi arasındaki, yani Batılıların bir kanadıyla Rusya arasındaki bu mücadelede mutlak bir şekilde Ukrayna’ nın safında yer almak Kırım Tatarları açısından sonu karanlık bir süreci göstermektedir. Çünkü politik olarak geçmişte Bolşevik saflarda yer alan Kazan’daki Tatarlar bugün de Kazan Cumhuriyeti’ni sürdürmektedirler. Eğer Kazan’daki Tatarlar geçmişteki Sadri Maksudi çizgisinde olsalardı bugün Kazan’da Kazan’a ait hiçbir Tatar organik yapısı olmayacaktı. Keza aynı şekilde Zeki Velidi Togan’ın ileri sürdüğü tez sayesinde Başkırdistan var olmuştur. Firdevs ve Veli İbrahimov’un desteğiyle kurulmuş olan Kırım Cumhuriyeti azınlık oldukları için destek bulamadıklarından direnememiş ve kısa ömürlü olmuştur. Kırım’da Almanlara, Ukraynalılara ve Vrangler’e karşı Galiyevci bir Tatar direnişi söz konusu olsaydı Kırım’ı bu tarzda tasfiye etme şansını yakalayamayacaklardı. Lenin’in göstermiş olduğu iltifat Kırım’da Tatar nüfusunun 1924’te azalmış olmasına karşılık, Tatarların inisiyatifinde bir devlet kurulmuş ve Tatar Cumhuriyeti olarak Kırım Cumhuriyeti var edilmiştir. Bu da aynı tarzda bir politika olsaydı bugünkü Tatar Cumhuriyeti’nin devam ettirilmemesi için hiçbir sebep olmayacaktı. Ama aşırı işbirlikçi ve reformist bir hareketle Batılıların, Ukraynalıların ve daha sonra Almanların ve Amerikalıların çizgisinde hareket eden Kırım hareketi hiçbir zaman Kırım milli hareketi olamayacağı gibi Kırım halkının da hareketi olamayacaktır. Bu tarihsel analizde iki çizginin yani milliyetçi-devrimci çizgiyle işbirlikçi- reformist çizgi arasındaki mücadele önümüze gelmektedir. Reformist işbirlikçi çizginin Kırım Tatarlarının hayrına olmadığı, tam tersine Tatar halkının hayrına olanın Galiyevci-milliyetçi-devrimci çizgi olduğu ortadadır.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||