![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Tevfik Kaymaz Sayın Başbakan, “Saldırının zamanlaması çok manidardır.” demiş. Bir başka Sayın, Bülent Arınç ise bunun açılım sürecini provoke etme amaçlı olduğunu, PKK’nın yapmış olamayacağı yönünde PKK’yı korur nitelikte açıklamalar yapmış. Bu durumda daha eski ve daha manidar olayları biraz hatırlatalım kendilerine. Bir ara Anayasa değiştirmek gibi bir istekle referanduma başvurdu sayın hükümetimiz. Muhalefetin karşı çıktığı, bir çok yönden hukuki bulmadığı, çeşitli nedenlerle meşruluğuna gölge düşmüş bir referandum sürecine girmiştik. Muhalefet referandumla ilgili hiçbir çalışma yapmadığı gibi seçmenine de katılmama çağrısı yapmıştı. Her şeyden önce referandumlarda etik olarak bir tek konuya karşılık halkın evet mi hayır mı dediği sorulurdu. Bu referandum birbirinden farklı birçok maddedeki değişiklik konusunu aynı referanduma sokarak belki dünya demokrasi rezaletleri tarihine geçecekti. Bir de sınır kapılarında daha erken başlamış olan oylama sırasında referandumda oylanan içerik de değişmişti ki, bu hiç anlaşılır gibi değildi. Her şeye rağmen hükümet bu referanduma gitmekten vazgeçmedi. Sevgili okur acaba referanduma katılanların toplam seçmen sayısına oranı neydi hatırlıyor muyuz? Hatırlayamayız çünkü aynı gün ulusça yine çok büyük bir acı, bir travma yaşadık. Dağlıca baskını haberini o referandum günün sabahında aldık. 12 şehidimiz vardı bir de üstüne PKK’lılarca kaçırılanlar. Sonra onları geri alırken yaşanan DTP’nin rezillikleri ayrı. Dağlıca şehitlerimizi unutmadık ama Anayasanın değiştiğini bile unuttuk belki. Sanırım katılımın toplam seçmene oranı %66 olarak açıklandı TV’de. Önce sürekli verilen katılım oranı çok düşüktü, ilerleyen saatlerde toplam seçmene göre katılım oranı kaldırıldı. Sadece evet ve hayır oylarının oranı verilmeye başlandı. Kimse farketti mi? Sonuç olarak evet oyu kullanan % 70’ti. Bu açıklanan katılım oranı gerçek miydi, hatalı olabilir mi bilemiyoruz! O ara hani yerel seçimde Ankara’da kesildiği gibi elektrik kesilse zaten oy kullanmadığımız için ve Dağlıca şehitlerimizin acısını yaşadığımız için hiç ilgimizi çeker miydi? Biz şehitlerimize ağlarken telaşlı bir şekilde anayasa değişiverdi... Sizce Dağlıca baskını manidar değil miydi? Oradaki terör taşeronu PKK değil de kimdi? Peki arkasındaki el, Anayasamızda değişiklik yapılıp ABD’deki gibi başkanlık sitemine doğru evrilmesini isteyen güç Amerika değil de kim olabilirdi? Bir başka manidar saldırı; AKP hakkında açılan kapatılma davasının sonuçlanmasına tam iki gün kala biri yine butona basıyor. Güngören meydanında bombalar patlıyor. 17 ölü 150 yaralı. İnsanlarımız yaralanıyor, ölüyor. Kimbilir şimdi bekli de Güngören’de katledilenleri de unuttuk, AKP’nin laiklik karşıtı odak olarak uyarılmış hatta devlet ödeneklerinin yarısı kesilmiş bir parti olduğunuda unutuyoruz. Burada da taşeron yine PKK, arkasındaki güç ise Amerika elbette. Çünkü Amerika’nın daha AKP ile çok işi var. Bir de kapanırsa o işleri kim yapar? Bir manidar olay daha; Deniz Feneri davası gündemde, dallanıp budaklanıp Başbakana, hükümete sıçrayacak gibi görünüyor, AKP’nin başı dertte. Bir de üstüne, Kılıçdaroğlu TV programında, Başbakan Yardımcısı Dengir Mir Fırat’ın ortağı olduğu şirketin ihracat tırında 89 kilogram eroin yakalandığını teşhir ediyor (25 Eylül 2008), ortalık karışıyor. Kıtalar arası terör güçleri yine butona basıyor. Hemen bir hafta sonra bu kez Aktütün Karakolu’na saldırı oluyor (Tarih 3 Ekim 2008). Yine gençlerimiz şehit oluyor. Aktütün bölgesi, kaçakçılık işlerinin en yoğun olduğu bölge ve bölgede kaçakçıların önündeki en büyük engel defalarca saldırıya uğramış olan Aktütün Karakolu. Taşeron yine eroin kaçakçılarınında yollarını açan PKK. Arka planda butona basan, başı sıkışan hükümeti ve Başbakan Yardımcısını sıkışan gündemin içinde boğulmaktan kurtarmak üzere butona basan yine aynı okyanus ötesi güç. Sonuç: Dengir Mir Fırat sadece Başbakan Yardımcılığı vs. gibi partideki üst düzey görevlerinden istifa ediyor. Hükümet ve Başbakan halen yerinde. Ya Biz? Aktütün şehitlerimizi unutmadık. Ama Menas şirketinin ve Dengir Mir Fırat’ın adını, Sayın Erdoğan’ın, AKP hükümetinin eski Başbakan Yardımcısı olduğunu bile unuttuk neredeyse. Dengir Mir Fırat halen milletvekili ve dokunulamaz durumda. Bu olayları elbette ki hükümet partisi gizlice yaptırıyor falan gibi saçma bir iddia şeklinde ortaya atmıyoruz. Hükümetten en çok memnun olan, Türkiye’deki güçlü ve tek partili hükümet işlerini daha kolay görsün, yürütsün diye hükümeti destekleyen “dost” ve “müttefik” ülkeler tarafından terörist taşeron PKK’ya yaptırtıyor. Son olarak da DTP’nin kapatılma davası görülürken, tam sonuçlanmak üzere iken, Tokat’ta 7 kardeşimizin şehit olduğu saldırı bu manidar saldırıların üstüne tüy dikmiş durumdadır. Hal böyle iken halen neden provakasyon diyerek insanların zihinlerini bulandırıp PKK’yı koruyorsunuz? Açılım yaparken ayaklarına savcılar gönderilen, TV’lerde kamuoyuna “biz pişman falan değiliz” dedikleri halde pişmanlık yasasından yararlandırılarak süratle serbest bırakılan adamların ta kendisi, yani PKK bunlar işte! Kime neyi anlatıyor, neyi savunuyorsunuz? Ne yaptığınızın farkında mısınız? Peki bundan sonra ne olacak? Ne mi olacak? Şapkalarınızı önünüze koyup düşünün dendiğinde hiç ciddiye alıp düşünmeyenler, takkesini alıp Amerika’ya gezmeye gidenler, olanları nasıl durduracaklarını ve sonuçta çıkacak bilançoyu Türk halkına nasıl izah edeceklerini düşünecekler. Öyle zorlanacaklar ki görüldüğü üzre PKK’yı PKK’lılardan daha çok savunacak kadar zavallı durumlara dahi düşecekler. Şimdi yatıp kalkıp dua etsinler şeyhlerine şıhlarına müracat etsinler de ülkeye Birleşmiş Milletler Barış Gücü sokacak kadar kızışmasın olaylar. Buralara Türk askeri, polisi girmesin BM askeri gelsin gibi zırvalıklar er ya da geç dillendirilecek. “Birleştirtilmiş illetler”den barış gücü gibi bir ucube Afganistan’a gider, Irak’a gider, Yugoslavya’ya gider belki başka yerlere de gider amaaaa.... Anadolu’ya gelirse, getirtilirse, bunun yolları açılırsa, sömürgen devlerin, Amerika’nın kuklası sahtekar “birleştirtilmiş illetler” barış gücü askerleri ülkemizin bir bölgesine sessiz sedasız gelir yerleşirse…. İşte o zaman kendi anladıkları anlamdaki birleşmeyi hazmedememiş bir millet çıkacak karşılarına Yani daha açıkçası; Birleşmemiş, ezelden yekpare bir millet karşılayacak onları. Sayın Başbakan, sayın; Sayın Bülent Arınç, siz de sayın… Kalan iktidar günleriniz için geriye sayın...
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||