Gökçe Fırat - Evladını arayan vatan
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Evladını arayan vatan
İNAN KAHRAMANOĞLU
Söz artık Türklerin: Türk şehirleri DTP'ye kapalı
ÖZGÜR ERDEM
Güvercinler, şahinler
ve devekuşları
ÖZGÜR BİLLUR
Türk’ü kandırma Bahçeli
HÜSEYİN ADIGÜZEL
Alın açılımınızı
başınıza çalın
SERAP YEŞİLTUNA
Şehit Kubilay olayı: "İnandılar, dövüştüler, öldüler"
TEVFİK KAYMAZ
Sayın Başbakan,
Sayın Arınç siz de sayın.
Kalan günleriniz için geriye sayın
OKAN İŞBECER
Can Dündar’a "Mustafa" davası
TUĞRUL ÇELİK
Berlusconi’nin
yüzünde güller açtı!
ESER ÖZALTINDERE
Ölümüne Kemâlist sol, inadına Sultan Galiyev!
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
“Gereği düşünüldü...”
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Afgan kadınları ve ABD
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Devrimci-milliyetçi çizgi işbirlikçi reformist çizgiye karşı (2)
İLYAS SALMAN
Ehli keyf şeyler
ERGİN KONUKSEVER
Kore Savaşı’nda
Türk Tugayı - IV
ARİF BAKIR
Marx geri mi geldi?
EYKAN CAN
Zülfiyare dokunduk
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (16)
MUSTAFA İZBERK
Alaingleze, Alaaraba bir haftasonu arınması!..
 
 

Gökçe Fırat
Evladını arayan vatan

Serap’ın ölümü aslında büyük bir infial yaratmalıydı.

Ama yaprak bile kımıldamadı!

Halbuki benzeri bir ölüm, o eleştirdiğimiz mekanik Batı toplumlarında bile, çok daha büyük üzüntü yaratır, çok daha güçlü tepki oluştururdu.

Bizler, toplum olarak Serap’ın katillerini kınayabiliriz, onlara öfkelenebiliriz...

Ama asılında Serap’ın katili biraz da biz değil miyiz?

Hepimiz değil miyiz...

Yüzleşmek istemesek de, bundan kaçsak da gerçek ortada:

Serap yaşarken de yanında değildik...

Ölürken de değildik...

Cenazesinde de yoktuk...

Çünkü bizler Serap’a yürekleri kapalı insanlarız.

Belki eskiden böyle değildik ama zamanla böyle olduk.

...

Düşünelim neden böyle?

Bir defa Serap’ın otobüse bindiği semti, Küçük Çekmece’yi, Kanarya’yı, Sefaköy’ü bilmeyiz...

Çünkü o semtler yoksulların semtleridir.

Oysa bizler lüks sitelerde yaşarız.

Yerimiz yoksulun yanı değil, zenginin yanıdır.

Bizler zenginle komşu olmayı seçeriz, yoksulla değil.

Böyle olduğu için de Serap’ı da, Serap gibi milyonlarca yoksul genç kızımızı da tanımayız.

Serap’ın ailesi kızını servise veremez, babası arabasıyla okuldan alamaz, çünkü Serap yoksuldur.

Ama bizlerin çocukları Serap’ın karşılaştığı ölümle asla karşılaşamaz çünkü biz çocuklarımızı servise yazdıracak kadar zenginizdir.

Mesele bizim çocuğumuza verdiğimiz değer değildir.

Elbette Serap’ın annesi de kızını bir servise yazdırmayı isterdi, babası arabası olsa okul çıkışı kızını kendisi almak isterdi.

Onlar da ana baba, bizler de...

Ama onların parası yok bizlerin var...

Dolayısıyla parası olanların çocuklarının bu ülkede iyi yaşama şansı çok daha fazla ama fakir bir ailenin çocuğuysanız, ölüm sizi bir otobüste bile bulabilir...

...

Sorsak Serap’ın ailesi sosyalist değildir, ilerici değildir muhtemelen ama ölen onların çocuklarıdır.

Bu ülkede Atatürkçülerin çocukları, solcuların çocukları, ilericilerin çocukları ölmez.

Türkiye’nin orta halli kesimi olan bu tabaka, en zengin kesimlerin bile oluşturmadığı bir elit tabaka haline gelmiştir maalesef.

Yaşamımız Atatürk’ün halkçılığına, devletçiliğine göre de değildir...

Marks’ın proleter devrimciliğine göre de...

Hayatımız baştan aşağı liberaldir de yine de kendimizi solcu sayarız.

Serap’ın ölümü bu ülkede hiçbir vicdan isyanı yaratmadıysa, zenginleşen ve elitleşen ilerici katmanların artık ülkenin en vicdansız grubu haline gelmiş olmasındandır.

Serap gibi yaşamadığımız için çocuğumuz da onun gibi ölmedi ve ölmeyecek de.

Ve bu bizi rahatsız da etmeyecek...

Hatta hepimiz “neyse ki benim çocuğum yaşıyor” diyecek ve hayatımıza aynen devam edeceğiz.

Biz kendi küçücük dünyalarımızda yarattığımız teorik ütopyalarımızla yatıp kalkacak ve kendi kendimizi kandıracağız.

Ve sorsanız en vatansever de biz olacağız.

...

Oysa vatan ancak evlatlarıyla vatandır.

Vatanının evladı olamayan birisi nasıl vatansever olabilir?

İşin düğüm noktası tam da burada.

Çünkü bizler ve çocuklarımız, bu vatanın değil kendi egolarımızın evlatlarıyız.

Bizim için önemli olan lafta vatandır...

Ama evladımızın değil vatanı için ölmesini, vatanı için çalışmasını bile kabul etmeyiz.

İsteriz ki bizim evladımız kendisi için, ailesi için, çocukları için yaşasın.

Tıpkı bir burjuva gibi.

İsteriz ki evladımızın tek kutsalı ailesi ve özel yaşamı

olsun, vatanı değil.

Evladımız vatanı için bir şeyler yapmaya kalkarsa da hemen önüne dikiliveririz; boşver vatanı, sana mı kaldı ülkeyi kurtarmak, sen aileni düşün!

Bu işin ana tarafıdır ama evlat tarafı da farklı değildir.

Evlat için de vatan değil anasıdır önemli olan.

Kimi zamansa babası ya da eşi.

...

Oysa bizi var eden tek ana vatan değil midir?

Neden “anavatan” deriz yaşadığımız toprağa?

...

“Ana-baba-çocuk” üçgeninde kurduğumuz bu egoist yaşam biçimidir Serap’ı öldüren...

Çünkü bizler zenginleşmek peşinde koşar, bilmem ne sitesinin taksitlerini ödemek için burjuvalara hizmet ederken, Serap gibi milyonları yoksulluğa terk etmişizdir.

O yoksullar öldüğünde de en azından göstermelik bir gözyaşı bile dökmeyiz.

Çünkü bizler sadece kendimize ve kendi yakınlarımıza ağlarız.

Serap ölmüştür ve bu bizi çok sarsmaz ama çocuğunuzun ateşi çıksa huzursuz oluruz...

Çocuğumuzu ateşi çıksa özel hastaneye götürecek parasal gücümüz vardır ama Serap ancak Bağcılar Devlet Hastanesi’nde ölmüştür...

...

Vatan elden mi gidiyor?

Ülkemiz mi bölünüyor?

Evet!

Çünkü bu vatanın evlatları yok!

Vatan ancak evlatlarıyla vardır ama bizler asıl anamıza yani vatanımıza sırtını dönmüş, onun ölümünü göz göre göre izleyen insanlarız...

...

Kurtuluş Savaşımız aslında İstanbul’daki saraylılara ve aynı sarayı kendi evinde kuran seçkinlere karşı bir yoksul hareketi olarak doğarken çok farklı bir motivasyon kaynağıydı vatanseverlik.

Mustafa Kemal gibileri ortaya çıkaran büyük bir vatan aşkı vardı.

Büyük şair Mehmet Emin Yurdakul, anaları, Kurtuluş Savaşı analarını şöyle konuşturuyordu şiirlerinde:

Hadi yavrum ben seni bugün için doğurdum
Hamurunu yiğitlik duygusuyla yoğurdum
Türk evladı odur ki yurdu olan toprağı
Ana ırzı bilerek yad ayağı bastırtmaz

Git evladım yıllarca ben oğulsuz kalayım
Şu yaralı bağrıma kara taşlar çalayım
Hadi yavrum hadi git ya gazi ol ya şehit

...

Yurdakul büyük şair...

Vatan evladını yazarken aslında Erkin Yurdakul’u mu tarif ediyordu?

Erkin, Gölcük depremi olduğunda “yüreklerin efendisi”ne sesleniyor ve yoksulun yanı başında saf tutuyordu.

Yaşasa bugün eminim Serap için de yüreğiyle yazacaktı.

Erkin, bugünleri görmek ister miydi?

Elbette hayır.

Serap’a yapılan bu alçakça saldırıyı da görmek istemezdi.

Ama bu alçakça susuşu da görmek istemezdi.

O alçaklar kervanında değil vatan evlatları kervanında safa girmişti.

Ne de güzel girmişti, düşüşü hiç olmamalıydı.

Böyle olmamalıydı...

Erkin’li anılarda şimdi biraz daha fazla gözlerimizin önüne gelen yoksul aşkını, vatan aşkını yaşıyoruz.

Hep beraber oturmuş, marşlar söylüyoruz...

Alay Marşı’nı söylüyoruz:

Annem beni yetiştirdi
Bu vatana yolladı
Al sancağı teslim etti
Allah’a ısmarladı

Boş oturma, çalış dedi
Hizmet eyle vatana
Sütüm sana helal olmaz
Saldırmazsan düşmana

...

Sevgili İnci Teyze, ne kadar da gerçek bir anaymış, Erkin’li günlerimizde de Erkin’siz günlerimizde de görüyoruz...

Erkin’i mezara gömen bir ana, onun davasını nasıl da gömmez yaşatır görüyoruz.

Keşke Erkin’le birlikte görseydik diyoruz.

Ve keşke Erkin de bu günlere yetişseydi de partimizin kuruluşunu görseydi.

Bir 30 Ocak gecesi oturmuş bir şiir yazmıştı:

Erik çiçek açmış
Ve yemyeşil kırlar
Oysa bak birazdan kar düşecek
Gülüyor uzaktan tabiat
Ve türküsünü söylüyor
‘Gelecek ya bahar sen ona bak’

Başladı yağmur ve sürüyor sorgu
Yaşamak, değişmek ve sevmek
Yaşamanın ve sevmenin gençliğinde
Değişmeden durabilmek
‘Duvarların durduramadığını
Durdurabiliyorum ya sen ona bak’

Kopmuş gelmiş bizim çırak
Öğle paydosunun son çeyreği
Yanlış diyor:
Yaşamanın ilk çeyreği
Okuduğu kitap:
-gazete kaplı bu sefer-
‘Okuyorum ya sen ona bak’

Tüm bunlar olacaksa er ya da geç
Ne anlamın var senin
bilgeliğine güvenilen zaman
Böyle soruyor
yeni yetme genç dalga geçerek
‘Tüm bunların yaşandığı saatte
birileri uyuyor ve birileri uyanacak’

Doğrusu böyle kaldı aklında onun
Sevindi öğrendiğine yeni bir şey
Ve şaşırdı:
‘Bu büyük bilge de dostuymuş demek’

...

Kaç yıl olmuş Erkin?

10 yıl!

Ve 10 yıl sonra partimizi kuruyoruz.

Ve davaya bağlı alayımızla

Disiplinimizi bozmadan...

Eğilmeden, bükülmeden...

Alçaklaşmadan, alçalmadan....

Vicdanımızı zenginlik düşlerine feda etmeden...

Partileşiyoruz ve hâlâ aynı kaynaktan besleniyoruz:

Vatan ve devrim aşkından.

Ve mezarının başında iki Yurdakul’u buluşturuyoruz:

Ben bir Türk'üm; dinim, cinsim uludur;
Sinem, özüm ateş ile doludur.
İnsan olan vatanının kuludur.
Türk evladı evde durmaz giderim.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Meziyetin yanında hem erkeği, hem kadını
şereflendiren bir meziyet vardır. İcabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar
vatanına bağlı olmak. İşte Türkler bu meziyetlere ve fazilete sahip kahramanlardır. Bundan dolayıdır ki Türkler öldürülebilir, lakin mağlup edilemezler"

Mehmet Olcay, İstanbul
30 Ocak 2010


Serap'ı öldürdüler ama öldürenlerin anlayamadığı bir gerçek var nazım hikmet demişya BEŞERİ ALCAKLIKLAR KARŞISINDA FERYATLARI KANLAR DEĞİL ŞUURLAR KOPARIR.umarım bir gün anlarlar masum insanları öldürerek biryere varamayacaklarını..

Ergin Uysal, İstanbul
25 Aralık 2009


Mücadele sürüyor ya sen ona bak!
Sevgili Erkin, aramızdan ayrılmanın üzerinden geçen altı yıla karşın sen hala her kavgada en ön safta çarpışan, saldırıya uğrayan Türk emekçilerinin yanında dövüşen, Serap Eser'in haince öldürülüşüne ağlayan - ki sen de ondan çok büyük değildin, TÜRKSOLU bayrağını en önde bilincinle ve ölümünün bile yıkamadığı devrimci iradenle taşıyansın.
Kısacası Erkin, yanımızdasın..
Devrimciler ölür ama devrimler durmaz sürer!

Sadreddin Çolakoğlu, İstanbul
24 Aralık 2009


Ne demişti büyük usta Nazım "Vatana" şiirinin başında:
 
Ey zavallı vatanım
Neden böyle ağlıyor
Neden midir, çünkü ona
Evlatları bakmıyor
Bakmaz isem ben sana
Haram olsun Türklük bana

Erkin, gerçek bir vatan evladıydı. Gökçe Fırat'ın dediği gibi vatanı "ana" olarak görüyordu ve ona layık olmak için yaşadı.
O, gerçek bir Türk evladıydı. O'nun için  Türk vatanı, Türk'ün namusuydu ve onu korumak için mücadele etti.
Erkin, gerçek bir devrimciydi. Bir devrimci nasıl yaşaması gerekiyorsa öyle yaşadı. Mütevazi, çalışkan ve üretken... Her zaman yoksulun yanında...
Erkin, Türklük sana helaldir...
Senin bıraktığın devrimci miras bizim ellerimizde büyüyecek.

Billur, İstanbul
24 Aralık 2009


Bu vatanın evlatları öyle tehlikeler ile karşı karşıyaki  bölücülük,gericilik,mafya.cinsel azgınlık,yoksulluk,işsizlik,yolsuzluk,hırsızlık ve aklıma gelmeyen bir sürü şey.Bu tehlikelerin arasında vatanını seven Türk evlatları eriyip gidiyor ve ezilen hep bizler oluyoruz.Ve bundan sonra bizim yapmamız gereken şey Türk evlatlarını bu tehlikelerden korumak olmalı.Ama bunu yaparken üçkağıtçı ve memleketçi güvenlik güçleri ile değil gerçekten vatanını seven insanalar ile olmalı.İnşallah parti teşkilatlarımız ve örgütlenmemiz ile kendimiz gibi insanlar yetiştireceğiz ve bu boğucu çemberden Türk evlatlarını kurtaracağız.

Emrullah, Manisa
24 Aralık 2009


Erkin; sen Atatürk'ün asil kanından yarattığı öz oğlusun. Tıpkı Deniz gibi. Seni kaybedeli altı yıl oldu. Sen bu altı yıl zarfında her ne kadar fiziki olarak aramızda olmasan da hep bizimle beraberdin. Bundan sonra da TÜRKSOLU'nun büyüyen kavgasında bizimle birlikte, olman gereken yerde, en önde yer alacaksın. Ne mutlu bize ki, senin gibi bir vatan evledıyla aynı safta dövüşüyoruz.

Gün Ay Yıldız, İstanbul
22 Aralık 2009


Sevgili Erkin,
Yine bir 22 Aralık'ta seninleydik. Sensiz geçen 6 yılın üzerinden bıraktığın yerden mücadeleye devam ediyoruz. Yeni partimizle, büyüyerek gelen örgütümüzle, en başından beri içinde olduğun devrimcilik ve  gerçek Atatürkçülük mücadelesine güç katmaya devam ediyoruz. Ama sensiz...
Bir Türk anne babanın yetiştirdiği en değerli evlattın, Gökçe Fırat'ın dediği gibi "vatanın aradığı evlat"...En değerli arkadaştın o nedenle de...
Seni özlüyoruz...

Serap, İstanbul
22 Aralık 2009


Yazılarınızı hayranlıkla takip ediyorum. Elinize dilinize, yüreğinize,kalemnize, emeklerinize sağlık

Ahmet Sinkay, Afyon
22 Aralık 2009


Erkin'in Ölüm günüymüş bu gün. Kaç devrimci eskittik harbiden Kaç deniz Kaç ulaş mahir  Arkadan yetişenler olarak hiç bu güzel insanları tanıyamadık onlar iyi insanlardı sadece senin benim için ölüme gittiler.
Ne olursa olsun belki bir gün bizim içinde Aynı dizeleri söylerler ya buda benden olsun hiç tanıyamadığım kardeşim Erkin'e:

O ne önde ne arkadaydı
sıradaydı sıramızdaydı
sıra ona gelince
yanındakinin kanlı başı omzuna gelince
sayısını saydı

Susun sıra neferi uyusun

Mustafa Özbodur, Adana
22 Aralık 2009


Sayın Gökçe Fırat,
 bu vatan yıllarca sizleri aradı aslında. İşte şimdi sizin gibi vefalı Türk evlatları, hesap sormak için vatan hainlerinin karşısına dikiliyor.
İyiki varsınız...
Her zaman sizinleyiz..

Filiz, Eskişehir
22 Aralık 2009


Elit-Atatürkçülerin aklına yoksullar ancak seçim zamanı gerici partilerin erzak yardımı yaparak oy topladıklarını gördüklerinde gelir. bir de yılda bilmem kaç liralık burs verirler yoksul çocuklara, o paraların aslında nereye hizmet ettiğinin arkasını bile araştırmadan. çok da önemi yoktur zaten. asıl mesele vatanı kurtarmak, yoksulun mahrumiyetini gidermek değil içlerini rahatlatmaktır,yapay bir şekilde.

Acaba kaç yıl oldu, bu ülkede zengin, varlıklı veya enazından geçim sıkıntısı çekmeyen birilerinin şehirlerin kenar mahallelerinde yaşayan yoksul birinin kapısını çalmayalı? o kapı ne zamandır çalınmıyorsa, o kapının bulunduğu mahalle o zamandan beri gericiliğe ve bölücülüğe hizmet ediyor, o kapıyı çalmayanlar da bu hizmette  en az onlar kadar rol oynuyor. gericiliğe ve bölücülüğe hizmet etmeyen kapılar da yasta..çünkü evlatları bu oyunun aktörleri tarafından elbirliğiyle katlediliyor.

Şimdi herkes için karar verme zamanı: "Ben gerekli yardımları yapıp, öğrenci okutuyorum.başka da birşey beklemeyin benden. lüks evimde sefamı sürer canımı hiçbirşeyin sıkmasına izin vermem"diyen katillerden miziniz yoksa Türk bağımsızlığını ve cumhuriyetini korumak adına harekete geçecek devrimci-asil kanı hala damarlarında taşıyanlardan mı?

Bahar, İstanbul
22 Aralık 2009


Erkin...
Sen gittin.Koca bir altı yıl üzerinden. Aslında sen gitmek istedin,ama hiç gidemedin.Bizi hiç sensiz bırakmadın.Her zaman yoldaşlarının yanında oldun.Her koşulda gülümseyen yüzün bizimleydi.
...
Ama yinede seni çok özledik Erkin....
Sen bir ananın sahip olabileceği en iyi evlatsın...
Vatanın için mustafa Kemal'in  asil Türk kanını taşıyan, bazen sıradan bir nefer, bazen de ileri görüşlü bir komutansın....
seni mücadelemizde,davamızda ve yüreğimde her zaman yaşatacağım...
Seni çok seviyoruz..

Filiz, İstanbul
22 Aralık 2009


Atatürk "Söz konusu vatansa gerisi teferruattır" demişti.

Günümüz Atatürkçüsü "vatan"ı ağzından düşürmez ama nedense "teferruat"ı tercih eder ve öyle yaşar. Kendisi öyle yaşadığı gibi kendinden sonrak nesilleri de böyle yaşatır.

Vatanımızın elden gidiyor oluşunun altında işte bu yatıyor. Vatana sahip çıkacak, koruyup kollayacak ve geleceğe taşıyacak Vatan evlatları yetişmiyor.

Oysa vatan, en çok bugün evlatlarına muhtaç! Ne zaman vatan tehlikeye düşse, feryadına hep vatan evlatları koşmadı mı?

Atatürk gibi, Deniz gibi, Erkin gibi...

Ve bugün TÜRKSOLCULARI gibi...

Tuğrul, Antalya
21 Aralık 2009


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40