Prof. Dr. Türkkaya Ataöv - Afgan kadınları ve ABD
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Evladını arayan vatan
İNAN KAHRAMANOĞLU
Söz artık Türklerin: Türk şehirleri DTP'ye kapalı
ÖZGÜR ERDEM
Güvercinler, şahinler
ve devekuşları
ÖZGÜR BİLLUR
Türk’ü kandırma Bahçeli
HÜSEYİN ADIGÜZEL
Alın açılımınızı
başınıza çalın
SERAP YEŞİLTUNA
Şehit Kubilay olayı: "İnandılar, dövüştüler, öldüler"
TEVFİK KAYMAZ
Sayın Başbakan,
Sayın Arınç siz de sayın.
Kalan günleriniz için geriye sayın
OKAN İŞBECER
Can Dündar’a "Mustafa" davası
TUĞRUL ÇELİK
Berlusconi’nin
yüzünde güller açtı!
ESER ÖZALTINDERE
Ölümüne Kemâlist sol, inadına Sultan Galiyev!
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
“Gereği düşünüldü...”
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Afgan kadınları ve ABD
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Devrimci-milliyetçi çizgi işbirlikçi reformist çizgiye karşı (2)
İLYAS SALMAN
Ehli keyf şeyler
ERGİN KONUKSEVER
Kore Savaşı’nda
Türk Tugayı - IV
ARİF BAKIR
Marx geri mi geldi?
EYKAN CAN
Zülfiyare dokunduk
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (16)
MUSTAFA İZBERK
Alaingleze, Alaaraba bir haftasonu arınması!..
 
 

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv
Afgan kadınları ve ABD

ABD Afganistan’a saldırdığında, o zamanki Başkan George W. Bush’un eşi Laura sekiz yıllık Beyaz Saray eğleşmesinin kendi ağzından tek açıklamasını yaptı: “Afgan kadınları artık kurtulmuştur!” Sanki erkeklerden kocası, kadınlardan da o sorumluymuş gibi. Oysa, Laura Bush’un Amerika’da ya da her hangi bir yerde kadın hakları üstüne sözü edilecek bir varlığı olmamıştı. Kaldı ki, söylediği dört sözcük bir kandırmanın ötesine geçmiyordu. Ağzındaki tekerlemenin nasıl bir yanıltma olduğunu anlayacak bilgiye de, bilince de sahip değildi.

Gerçek şu ki, Afganistan kadınlarının konumunda değişiklik yoktur ve gidiş daha da kötüyü gösteriyor. Bu değerlendirmemi aşağıda kanıtlamağa çalışacağım. Daha başında özetlersek, işgâlci Amerika’nın oradaki kadınları kurtarmak ya da durumlarını düzeltmek gibi bir amacı yok. Ağır basan tek bir kaygısı var: Kendi anlayışına göre, “güvenlik”. O da daha fazla asker, silâh ve havadan bomba demek. İşgâlcilerle yerliler çatışmağa başlayınca, kadınlar iki ateş arasında kalıyorlar. Ya ölmekte, ya kaçmakta ya da eve (Taliban döneminde olduğu gibi) kapanmak zorundalar. Savaşın yıllar süren şiddeti kadını iki cephede de, yani hem evde, hem dışarıda tehlikelerle sarıyor. Kukla Hamid Karzai yönetiminin yeni yasası kadın haklarını daha da kısıtlıyor. Gene “kadın hakları” diye ayak diretenler bir yerde ölü bulunuyor. Yalnız kadınlar değil, “evdeki hatunu odasına neden kilitlemiyorsun?” dedikleri ailenin başındaki erkekler de. Dayak ve cinsel saldırı eskiden olduğu gibi. Ama Taliban zamanında hiç değilse başlarına bomba yağmıyordu.

23 Eylül 1988’de eşimle birlikte (Candan Selek Ataöv) Kâbil’de Afganistan Kadınlar Kurulu Başkanı Masume İsmetî Vardak’la konuştuk. O tarihte başkentte genel çizgileriyle sol bir iktidar vardı. Masume Hanım Kandahar’da orta sınıf bir aileye doğmuş. Dönünce önce Eğitim Bakanlığında çalışmış, sonra milletvekili olmuş. Sol hükûmetin kurulmasından sonra Bilimler Akademisinde Toplumsal Bilimler Bölümünde görev almış. İki kitap çıkarmış. Biri Afgan ozanı Koşal Hatek, öteki de (o ülkenin Ziya Gökalp’ı) Mahmut Terzî üstüne. Eşi nükleer fizikçiydi. Defterimdeki notlardan o tarihte söyledikleri: “Ben iktidar partisinin üyesi değilim. Ama yetişmem nedeniyle kadın örgütlenmesinin başkanlığını kabul ettim. 137.000 üyeye eriştik. Bize bağlı alt kadın kuruluşları da var: Şehir Aileleri ve Diplomat Eşleri. Bizimkinin 29 il, 80 ilçe, 21 bucak ve 900 köyde kolları, ayrıca iş yerlerinde 2000 temsilciliği bulunuyor. Şehit dulları ve anaları bize gelir. Böyle 12.000 dul var. Onları maaşa bağlarız. Yiyecek isteyenlere gıda kuponları dağıtırız. Yönetim konutsuzlara ya bir yer ya da ev yapacak toprak gösterir. Çocuklara okul, hastalara doktor buluruz. İlâç alamayanlara parasız ilâç veririz. Eşini ya da oğlunu yitirenler yurt savunmasında öne çıkma çabasında. Kırsal bölge kadını halı dokur, dikiş diker. Kimi işyerine sabah gelip kahvaltısını orada yapar, sonra işinin başına oturur. Kimi hammaddeyi bizden alır, evine götürür, orada işler. Kimi de buraya bir zanaat öğrenmek için başvurur. 50.000 kadına okuma-yazma öğrettik. Meslekten öğretmen olanlar bunu ek ücret almadan yaptı. 599 kadın subay oldu. Savaşta üretim durmadı; erkek askere, kadın işyerine gitti. Merkezden illere, ilçelere çıkıyor, oralarda toplantılar yapıyoruz. “Kadınlar” anlamına “Mermun” adlı iki dilde bir süreli yayınımız var...” O tarihlerde Afganistan’daki sol iktidar kimi yanlışlar yapıp sendeleyerek gitse de, genelde bu yoldaydı. Önünü ABD’nin destek olduğu “Mücahidler”, sonra da Taliban kesti. Şimdi de Amerikan işgâli bu ülke sorunlarını çözdüğü, Afgan kadınını özgürleştirdiği yalanını yayıyor. Oysa, işgâl sürdükçe, sorunlar da büyüyecek.

Şimdi ayrıntılara gelelim. ABD Afganistan’daki asker varlığını arttırma peşinde. Generaller öyle istiyorlar. Örneğin, dört yıldızlı Stanley McChrystal. Siyasetçiler de aynı görüşte. Afgan Ordusunun ve güvenlik güçlerinin eğitimi için daha fazla para ayrılmalıymış. Amerika’da kimi kadın hakları savunucuları da var. Onlar da Amerikan askerleri çekilirse, Afgan kadınlarının Taliban acımasızlığının eline kalacağını düşünüp üzülüyorlar. Ancak, günümüz koşullarında o kadınların nelere yargılı olduklarına ilişkin bilgileri yok. Bu nedenle, onlar bile savaşın sürmesinden yana. Sanki Amerikan askeri kadın haklarının oradaki bekçisi.

Ne var ki, Afgan kadının Amerikalıların gelmesiyle erkekle eşitlendiği, hiç değilse özgürleştiği dedikodunun ötesine geçmiyor. Son başkanlık seçimlerini kazanamamasına karşın gene o konumunda kalan Karzai’nin yeni aile yasası Taliban’a rahmet okutur. İşgâlci Amerika seçimin gerçek sonucunu da, yeni yasanın amacını da iyi biliyor. İkisini de onaylamış durumdadır. Karzai cumhurbaşkanlığına getirildiğinde, “Taliban’ın dar kafalı ve baskıcı yönetimi altında inlemiş olan kadınların acılarını dindirmeğe kararlıyız” gibi bir açıklama yapmıştı. Ancak, bu sözünü yerine getirmedi. Kendi daha önce Dünya Bankasında çalıştığından ülke dışındayken uğraşı doktorluk olan bir hanımla evlenmişti. O da şimdi başkent Kabil’deki konutunda bir tür ev hapsindedir. Hekime her gün her saat çok gereksinim duyulan bu ülkede o kadın da konutundan dışarıya çıkmıyor.

Cumhurbaşkanı Karzai de, ülkeyi aralarında gelir ve egemenlik uğruna bölmüş olan “savaş lordları” da, Taliban için kurşun sıkanlar da benzer hamurdandır. Kuşkusuz, birkaç aydın dışında, birbirilerine düşmanlık edenler bir konuda, kadına karşı tutumlarında anlaşıyorlar. 1988’de eşimle birlikte Afganistan’a gittiğimizde, orada sol bir yönetim vardı. Kılavuz diye bize verilen yerli erkek hiçbir işe yaramıyordu. Daha ilk gün bana bir doğal, bir de siyasal büyük Afganistan haritası bulup vermesini rica ettim. Birkaç kez yineledim. Sürekli “kolay” diyor, ama getiremiyordu. Onun yerine, bize de görünmeden otelin lokantasına sabahın erken saatinde gelip bizim hesabımıza özenli bir kahvaltı ediyordu. Dönmemizden bir gün önce, oranın Dışişleri Bakanlığı içinde geçenekte (koridorda) dolaşan bir Afgan kızı gördüm. O da diplomatmış. Akıllı, becerikli, başı açık ve uygar biriydi. Haritaları ondan da istedim. Beş dakikada ikisini de getirip verdi ve şunları söyledi: “Ben de erkekler gibi Bakanlığın giriş sınavlarında başarılı oldum. Mesleğe girdim de. Ancak, kız olduğum için bana ne oda verdiler, ne de bir masa. İşimi ortada dolaşarak yapıyorum. Üstelik, bunlar ilerici de. Savaşta da artık yeniliyorlar. İktidara ötekiler gelince, benim durumum ne olacak? Herhalde, eve kapatacaklar.”

Yeni Afgan Anayasasında “kadın ile erkeğin yasa önünde eşit hakları ve sorumlulukları olduğunu” yazıyor. Karzai İnsan Hakları Evrensel Bildirisini, Toplumsal ve Siyasal Haklar Uluslararası Antlaşmasını ve Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Her Türünü Ortadan Kaldırmağa Yönelik Uluslararası Antlaşmayı hemen onayladı ve iç hukuka kattı. Ancak, konumuzla doğrudan ilgili olan bu sonuncusu ekseninde neler yapılmakta olduğunu belirten dönemli yazanakların da Birleşmiş Milletler’e sunulmaları gerekir. Afganistan’ın ilk yazanağı beş yıl önce sunulmalıydı; verilmedi.

Amerikalılar (Laura Bush dahil) ve öteki Batılılar daha çok Anayasa maddesine bakarak Amerikan Ordusunun cins eşitliğini sağladığını öne sürdüler. Batı basınında ve yayınında bu haklarda büyük ilerleme olduğu yinelenip duruyor. Toplam 246 maddelik yeni Afgan Anayasasının yalnız 26 maddesi bir yabancı dile (İngilizceye) çevrilmiştir. Öte yandan, Afgan yetkilileri bu maddeyi nasıl yorumluyorlar dersiniz? Örneğin, Afganistan Yüce Mahkemesinin Pakistan medreselerinde yetişmiş bir molla olan başkanı. O da bu maddeyi destekliyor ve diyor ki: “Erkeğin çalışma hakkı var, kadının da kocasına boyun eğme hakkı!” Bu ülkede şimdiki yargı evleri ve içindekiler son derece tutucu, yetersiz, bilgisiz, beceriksiz ve çürümüş yobazlarla dolu. Anayasanın yorumu da böylelerine kalmış. Yönetimde ötekiler de “en iyisini yargı bilir” deyip çıkıyorlar işin içinden. Haklarını Afgan kadını da bilmiyor ki! Yaşam onlar için Taliban yıllarında olduğu gibi. Hiç değilse, o günlerde bomba atan yabancı yoktu.

Gerçekte, yeni Anayasanın anahtarı şunda: Bir Anayasa maddesi hiçbir yasanın Şeriata aykırı olamayacağını söylüyor. Şeriatın ne dediğinde uzman kişiler de mollalar. Kadının ne hakkının olduğunu kararlaştırmak onlara kalmış, yanıt onların iki dudaklarının arasında. Afgan kadınının doğuştan hiçbir hakkı olmadığı anlaşılıyor.

Yeni aile yasasına kadın milletvekillerinden birkaçı müdahale etti. Kızlar için evlenme yaşını 9’dan 16’ya çıkarabildiler ve bunu zafer sayıp yerlerine oturdular. Öte yandan, erkek kadından dört günde-bir “cinsel hizmet” görme hakkına sahip. Bu “dört” sayısı da erkeğin dört kadınla evlenmesinin bu yasayla hukuksal hakkı olmasından doğuyor. Yani, sıra gelince kadın görevi için hazır olmalı. Aynı yasa kadının kendi çocukları üstündeki vesayetini, boşanma ve miras haklarını ya kaldırıyor ya da çok kısıtlıyor. Kadın izin almadan evlenemez. Başka bir deyişle, zoraki evlilik bu yasayla hukuksaldır. Küçük yaştaki kızlara cinsel tecavüze de erkek yararına yasal kolaylıklar getirilmiş. Evde erkek geniş ailesinin tüm kadın üyelerini denetleme hakkına sahip. Eğitim görme, sağlık bakımı, çalışma hakkı, hattâ oy kullanma erkeğin iznine bağlıdır. Aileden bir kız ya da kadın tecavüze uğrarsa, ödence kurbana değil, kadının babasına ya da eşine ödenir. Yabancı dile çevrilmemiş olan öteki 223 maddede ne gibi saçmalıkların yer aldığını bilmiyoruz. Bilinen kadarıyla Afganistan dışında birtakım eleştiriler olduğu için Karzai metni geri çekip biraz değiştirdi, ama temel maddeler ve anlayış olduğu gibi kaldı.

Kâbil’deki Meclis’te 85 kadın milletvekili de var; yüzde 27’si aşağı, yüzde 17’si de yukarı alt-mecliste. Ama fazla bir şey yaptıkları yok. Önce, birçoğu savaş lordlarının temsilcileri. Kadınları seçtiren de onlar. Siyasal ve ekonomik gücü ellerinde tutan erkeklerin sözlerinin dışına çıkamıyorlar. Türkî ırktan olan Hazara kadınları en özgür ve eylemci olanlar. Yoksa, kadınlar da genelde kadın haklarına karşı oy kullanıyorlar. Bunların önemli bölümü artık Meclis üyesi olmak istemediklerini söylüyorlar. Bu duruma Nisan 2009’da yaklaşık 300 kadın sokakta toplanarak karşı çıkmışlardı. Barışçı bir toplantıydı. “İslâm düşmanlarına ölüm!” diyen erkeklerin saldırısına uğradılar.

Önderlik nitelikleri olan birçok kadın öldürüldü. Örneğin, Kandahar’dan Sitara Açakzay, öğretmen Zekiye Zeki ve Londra’da yayımlanan Independent günlüğünün yazarıyla konuşan beş kadından üçü. Dördüncüsü saldırıya uğradı ve kocası öldürüldü. Öldürülmekten korkan Heratlı şarkıcı Sitara Hüseyinzade ve kocası öldürülen Pervez Müstakil ülkeden kaçtılar. Birçok erkeğin gözünde oyunculuk, şarkıcılık, gazetecilik ve televizyon sunuculuğu “ahlâksızlık” uğraşları. Erkekler uluslararası ya da ulusal örgütlerde çalışanlara, memurelere ve kadın sağlık hizmetlilerine bile iyi gözle bakmıyorlar.

Kamuda çalışmak tehlikeli. Ama evde kalmak da. Evde de neredeyse her gün dayak var. Cinsel tedirginlik ve saldırı cabası. Yalnız kocadan değil, ailenin öteki erkekleri ve dostlarından. Çok yaşlı adamla evlenmeğe zorlanan genç kızın üstüne bu kez kocanın daha genç kardeşleriyle erkek çocukları çöküyor. Hedeflerin arasında küçükler de var; yalnız kızlar da değil, ufak oğlanlar da. Hapse, hastahaneye ya da öksüzler evine girenleri de oradaki gardiyan, polis, asker ve öteki görevliler bekliyor. Nasıl olsa tümü bir tür “mal”. Saldırıya uğrayanların çoğu genç; aralarında üç yaşında çocuklar da var. Kadınların ortalama ömrü 42.

Kadın yakınmamağa alışmış. Ne olduğu bilinirse, aile erkekleri “namuslarını temizlemek için” kadını öldürebilirler. Kimi durumlarda, umutsuz kadın çıkar yolu evden kaçmakta buluyor. Polis de daha çok kadının peşinde, onu bu duruma sokanın değil. O polisleri “eğiten” de “DynCorp” adlı özel bir Amerikan güvenlik kuruluşu. Onlar da kazançlarını böyle sağlıyorlar. Gerçek suçluyu polis yakalarsa, Karzai affedebilir. Bir kadını herkesin gözü önünde kamayla korkutup saldıran kalabalık erkek kümesini geçen yıl bağışlaması gibi.

Amerikalılara göre, bunlar ayrıntı. Önemli olan “güvenlik”. Onun belkemiği de daha çok asker, daha çok silâh ve daha çok bombalama. Bush’un eski Savunma Bakanı Rumsfeld “yardım” denen kalemi bile askerin eline verdi. Bu para da Amerikan askerinin gereksinimine harcanıyor. Örneğin, o para kadına, eğitime, sağlığa gitmiyor. Yol mu yapılacak? Amerikan askeri için gerekli yolun yapımına harcanıyor. Sonra da, “işte, size yol yaptık” diyorlar. Paranın kullanımında dönen dolaplar, oradaki Amerikalılar da dahil, herkesi çürüttü.

Öte yandan, Sovyetler’in gelmesinden önce kadınlar kurtuluşa doğru adımlar atmışlardı. Amerikan müdahalesiyle bu gelişmeyi önce Taliban önledi; şimdi de Amerikalıların kendi. Kadına yapılanlar bir “kadın sorunu” değil. Atatürk’ün dediği gibi, yurttaşın yarısı tutsakken, o ulus ilerleyebilir mi?


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Rahmetli babamın BM-FAO örgütü uzmanı olarak görev yaptığı Kabul'de, 'Şehr-i Nev'deki (Yenişehir)evimizdeyim... (Yaz tatilimi orada geçiriyorum...) Bir karışıklık; bir patırtı - gürültü; top sesleri gelmeye başladı... Hemen fırladım, dışarıya, caddeye; Türk Büyükelçiliği'nin ilerisindeki (Kral) Zahir Şah'ın sarayına doğru, tanklar arasından ilerliyorum... Yanımda fotoğraf makinesi (!); sarayın büyük giriş kapısının önüne dizilmiş tankların fotoğrafını çekmeye başladım (neyeyse)?! Hemen birkaç Afgan askeri gelip, uyardı; orayı derhal terk etmem istendi! Eve döndüm ki, durum anlaşıldı; Davud Han, ihtilâl yapmış, Kral'ı devirmiş ve 'Cumhuriyet' idaresini ilân etmişti! Evdeki temizlikçi kadın Begüm'e, durumu nasıl karşıladığını sorduğumda, iç geçirircesine güldü ve şöyle dedi: 'Bir 'har' (eşek) gider, bir har gelir!' Hiç unutamadığım bir saptamadır... (Nitekim, sadece 5 yıl sonra, 27 Nisan 1978'de, bu kez Marxist subaylar ve Teraki liderliğinde bir Sovyetler Birliği destekli 'komünist' darbe yapılmış ve Davud Han ailesi ile birlikte öldürülmüştü...) 'Cahil' Begüm, pek çok okumuşun yapamayacağı basitlikte bir siyaset dersi vermişti... Cehalet, yoksulluk ve küresel emperyalizm kıskacındaki Afganistan'ın (ki Türkiye Cumhuriyeti'ni ilk tanıyan 'dost' bir ülkedir), Begüm'lerin saptayışındaki derin trajediden kurtulmasını, candan diliyorum...

Özer Bostanoğlu, Ankara
25 Mart 2010


.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40