![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Hüseyin Adıgüzel
Türkiyem! Güzel ülkem! Ateşe verilmiş yanıyor... Türkiyem! Güzel ülkem! İnanılmaz gafletlerin, inanılmaz ihanetlerin sonucunda bakın, ama iyice bakın, ne hale getirildi? Türkiyem! Güzel ülkem! Ateşe verilmiş gibi, cayır cayır yanıyor... Ellerinde molotof kokteyleri, kalaşnikoflu caniler, önlerine ne gelirse, yakıyor, yıkıyor; önlerine kim çıkarsa vuruyor, öldürüyorlar... Güzel ülkem yanarken, güzelim insanlarım, daha hayatlarının baharında, bir gül bahçesine girer gibi kara toprağa giriyorlar! Ülkeyi yönetenler nerede? Bu yangın yerinin, bu ölüm tarlalarının sorumluları nerede? Biri Amerikalarda, Meksikalarda geziyor, diğeri Çankaya’dan, başbakan yardımcısı da televizyonlardan fetva veriyorlar. Üçü de aynı şeyi söylüyorlar. Uydurdukları ve sonradan kendilerinin de inandıkları Ergenekon’un uzantılarının provokasyon yaptığından(!) söz ediyorlar. Kendilerine toz kondurmuyorlar! “Yanlış yaptık, terör örgütü ile masaya oturduk, hata ettik, milletimizden özür diliyoruz, bunların hakkında geleceğiz!” demiyorlar da, muhayyel bir örgütü suçlamaya devam ediyorlar... PKK’yı aklamaya çalışanlar PKK orta yerde dururken, provokasyon yapacak örgüt aramak kadar yanlış ne olabilir? Düşünüyorum, düşünüyorum, ama, bir türlü bulamıyorum. Ortada PKK var, daha neyi arıyorsun? Ama, illa da haklı çıkacaklar ya, illa da yaptıklarının doğru olduğunu göstermeye çalışacaklar ya, onlar için PKK bile masum bir örgüt olabilir. Kırk bin insanımızı katleden, vatanı bölmeye çalışan, eroin ticaretinden tutun da her türlü pis işlere bulaşmış bir örgütü, sadece bir açılım uğruna, sadece kendi yaptıklarının doğru olduğunu halka inandırmak uğruna, aklamaya çalışmak, gaflet değilse, ihanet değilse nedir? Başbakan yurt dışından, Cumhurbaşkanı Arnavutluktan ve Başbakan Yardımcısı yurt içinden, bu saldırıyı PKK dışında birilerinin tezgahladığını söylüyorlar, PKK’yı masum bir örgüt gibi göstermeye çalışıyorlar. O zaman, şehirlerimizde terör estiren, yakıp yıkan sokak eşkiyaları da PKK ile bağlantılı değil, onlar da emri Ergenekonculardan alıyorlar demektir. Yani PKK, aslında bir terör örgütü falan değilmiş, bir sivil toplum örgütüymüş de, milletin haberi yokmuş! DTP ile aynı söylemleri kullanıyorlar. Neredeyse, utanmadan, yedi şehidin, provokasyon için kendi kendilerini vurduğunu, ya da Genelkurmay’ın emri ile vurulduğunu söyleyecekler. DTP’yi anlıyorum da, AKP’nin içinde, bu vahşete tepki gösterebilecek hiç mi vatan evladı yok! İşte bunu anlamıyorum. Başbakan “Bu hain pusunun yeri ve zamanlaması, milletimizin nasıl bir tertip ve provokasyon ile karşı karşıya olduğunun da açık bir ifadesidir.” diyor. Kim bu karanlık güçler? PKK, yapmadı, karanlık güçler, yani Ergenekoncular yaptı diyor başbakan! Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “Daha çok ses getirecek, milliyetçi duyguları körükleyecek, özellikle bu söylem çerisinde siyaset yapan partilerin işini kolaylaştıracak bir eylemi çok akıllıca planlamış olabilirler.” diyor. PKK sözü yine yok! Kültür Bakanı Ertuğrul Günay “Türkiye ne zaman iç barışın temellerini sağlamlaştırmaya çalıştıysa tuzaklar kuruluyor. Demokrasi girişimleri böyle tuzaklara teslim olmamalı.” diyor. Yine PKK yok, ama karanlık güçler var! AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik “Karanlık güçler düğmeye bastı.” diyor. Yine PKK yok, ama karanlık güç veriyor. DTP Genel Başkanı Ahmet Türk “Bu olayın karanlık güçlerin bir provokasyonu olduğu gün gibi ortada.” diyor. DTP milletvekili Emine Ayna “Yeni bir Ergenekon devreye girmiştir.” diyor, PKK ikisinde de yok, birinde karanlık güçler var, diğeri daha açık söylüyor, “Ergenekon” diyor. Bütün bu söylenenlerden sonra, PKK saldırıyı üstlendi. Ağızlarına PKK sözünü almadan, karanlık güçlerden bahsedenlerin, hükümet ilgilileri ve DTP’ nin aydınlık yerde duran PKK’yı görmemeleri ne kadar ilginç değil mi? Karanlık güçleri görüyorlar da, aydınlık yerde duran PKK’yı görmüyorlar. Bu, PKK’yı koruma, kollama, onu masumlaştırma değil de nedir? Ülke yanarken Tayyip yeni talimatlar aldı Başbakan, bu olayların tezgahlayıcısı olan ülkede, o ülkenin başkanı ile görüşüyor ve ondan yeni talimatlar alıyor. Açılım denilen içi boş paketin içi bazı şeylerle dolduruldu. Mesela; terör yasasında değişiklik yapılacak ve teröristler, eğer isterlerse ellerini kollarını sallayarak şehirlerimize girecekler. Yandı gülüm keten helva! O zaman, o şehirlerimizde oturan vatandaşlarımızın vay haline... Sonra, PKK’ya af gelecek ve bu af, örgütün üst düzey yöneticilerini de kapsayacak. Kürtçenin eğitim dili olması içi gerekli anayasa değişiklikleri yapılacak. Daha sonra ise ikinci resmi dil olması süreci başlatılacak. Dikkat ederseniz, AKP kurmayları “Bremen Mızıkacıları” gibi, koro halinde, tüm olanlara karşı, açılımın sürdürüleceğini, üstüne basa basa söylüyorlar. Milleti, şehit cenazelerinde toplanan on binleri kaale bile almıyorlar. Çünkü, şehit cenazelerine koşan on binler, onların gözünde provokatör, birilerinin uzantıları... Zaten bu olayları hep bunlar çıkarıyorlar, bunlar planlıyorlar, bunlar uyguluyorlar! İmralı’nın, PKK’nın, şehir eşkiyalarının bu olaylarda hiçbir suçu yok! Onları suçlamanın da bir alemi yok! Madem böyle, neden göstermelik de olsa, birilerini içeri alıyorlar, DTP ile bağlarını kopardıklarını söylüyorlar? Açılım balonu patladı Açılım denen balon artık patlamıştır. DTP eş başkanlarından birisi, “Ne açılımı? Açılım falan bitti. İmralı muhatap alınmadığı için bitti!” diyor. Yani, açık ve net olarak olayların merkezini işaret ediyor ve nedenini de söylüyor. İmralı muhatap alınsaydı, bu olaylar olmayacak, Reşadiye saldırısı olmayacaktı, diyor. Ama, bizim Sayın Başbakanımız, Cumhurbaşkanımız, Başbakan Yardımcımız, Sayın Bakanlarımız, bu sözleri hiç duymuyorlar, ya da anlamıyorlar, provokatör bir örgüt ya da birilerinin uzantılarını arıyorlar. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az, demiş atalarımız. Şu olanlar bile, birilerine bazı şeyler anlatamıyorsa, o zaman onların başlarının üstünde, her halde davul çalmak gerekecek... Balon patladı... PKK saldırıyı üstlendi. Terör örgütünün niyeti açık olarak ortaya bir kere daha çıktı. Bu işin artısı DTP’nin de bir parlamento partisi olmadığını bir kere daha göstermesidir. Yani yasal bir Kürt örgütü yok! Her şeyleri ile yasadışılar. Bu durumda yapılacak tek şey, herkesi yasalara uymaya zorlamaktır. Kapatmak, siyaset yasağı koymak, hapse atmak gibi yaptırımların uygulanma vakti herhalde artık gelmiştir, diye düşünüyorum. Balon bu sefer tam patladı. AKP’nin Kürt politikasının iflas ettiği ya da hiç olmadığı son olaylar ile bir daha kanıtlandı. AKP iktidara geldiği zaman, terörist olaylar sıfır noktasındaydı. Kendisinden önceki iktidarların politikası izlenseydi, bugün Türkiye’nin böyle bir sorunu olmayacaktı. Ama onlar, o politikaları beğenmediler. Kürtleri okşayarak yumuşatmayı düşündüler. Yedi senelik bilanço orta yerde duruyor; yakılıp yıkılan şehirler, büyükşehirlerde girilemeyen kurtarılmış bölgeler, Kürt mafyasına teslim edilen sahil bölgeleri ve büyükşehirler, haraç almalar, durmadan artan şehit cenazeleri, masum insanlara yapılan saldırılar vs. Bütün bunlar AKP’nin Kürt politikasının iflasının inkar kabul etmez göstergeleridir. Kürt sorununu çözecek parti geliyor Bu politika artık iflas etmiştir. Bunu sürdürmek ya da sürdürmeye çalışmak, olayların daha fazla artmasından başka bir şeye yaramaz. Bunu, maalesef bu hükümet anlamıyor! Birilerinin, yani milletin bunu bunlara anlatması gerekiyor. Sokaklara dökülen yüz binlerin, bu eylemlerine seçimlerde de devam etmeleri ve bu iktidara ders vermeleri artık kaçınılmaz bir duruma gelmiştir. “Seçimler sırasında ağızlarına bir parmak bal sürerim, nasıl olsa kandırırım.” düşüncesinin artık anlaşılması ve geriye teptirilmesi zamanı gelmiştir. Bu olgu, kesinlikle millete anlatılmalıdır. Bu iktidarın gitmesi demek, Türkiye’nin önünün açılması demektir. Bunu iktidardan indirelim de, diğer partilerin hangisini seçelim? Bu soru genellikle, hemen her yerde soruluyor. Bu sorunun cevabı, şimdilik ortada görünmüyor. Ama var, verilmelidir. Atatürkçü Parti geliyor. Bu herkese, her yerde ve her zeminde anlatılmalıdır. Milletin beklediği partinin son hazırlıkları yapılıyor ve Ocak ayının sonunda milletin önünde olacak. Seçimlere katılacak ve sizlerden oy isteyecek! Bu parti Atatürkçüdür, nereden gelirse gelsin emperyalizmin her türüne karşıdır. Milliyetçidir, Türklerin partisidir, solcudur ve devrimcidir! Çünkü, Türkiye’yi bu durumdan kurtarabilecek bir partinin, bu özellikte olması, olmazsa olmaz tek koşuldur. Ülkesini ve milletini her şeyden çok seven insanların, bu partiye destek vermeleri, partinin kuruluşuna katılmaları, partinin tanıtma faaliyetlerine katılmaları da mutlaka gerekmektedir. AKP’ den, sadece AKP’den değil, emperyalizmden ve uzantılarından kurtulmanın, tam bağımsız Türkiye ve özgür bir millet için başka yolu yoktur! Haydi Atatürkçü Parti’nin saflarına!
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||