![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Yaşamım boyunca ailemi, arkadaşlarımı, seyircimi hiç şaşırtmadım. Bir komik Adem yaşamın her alanında ne kadar ciddi olabilirse o kadar hatta daha fazlası ciddi durumumdan vazgeçmedim. Zaman zaman çok laçka ilişkiler içinde bile özgür kahkahalar atamadım. Yaşamımın ilk yıllarında çok yoksulluk çektiğim oldu. Ama aktörlüğüm süresince halkımızın büyük çoğunluğunun içinde bulunduğu fukaralığı yaşamadım. Bütün bu rahatlığıma rağmen kendimi hiçbir zaman mutlu saymadım. Genel mutlu değilse benim mutlu olmam için ortam oluşmadı diye düşündüm. Ama şu anda kendime yaptığım bu eziyetten vazgeçiyorum. Bir yazı süresi içinde de olsa yaşama çıyanvari yampiri bakmak istiyorum. Şimdi Bostancı’da denize inip suyun yüzünde taş kaydırmalıyım. Lodos yardımıyla kayaları sopalayan isyancı dalgalara bakmalıyım. Kıyıda uzun uzadıya yürümeli ve hiçbir zaman yapmadığım gibi elinde cep telefonuyla benimle resim çektirmek isteyenlere hayır demeliyim. Boyamı, fırçamı, tuvalimi alıp Küçükyalı sahilinde siftinen köpek yavrularının resimlerini çizmeliyim. Kıyıda karşılaştığım ilk kadına yaşı ne olursa olsun, hangi ekonomik ve sosyal statüye sahip olursa olsun aşık olmalıyım. Elinden tutup sahil kahvelerinden birine oturup hayatın nasıl dört nala uzaklaştığından dem vurmalıyım. Bencileyin çirkin bile olsa o kadına güzelliğinden bahsetmeli sonra ilkokul çağındaki ilk aşkımdan anekdotları anlatmalı, bir türlü aşkımı söyleyemediğim bakkalın kızına yakın olmak için sigara içmediğim halde kibrit almak bahanesiyle bakkala gittiğimi anlatmalıyım. Kesin gün batımını kıyıda yaşamalıyım. Kıyıda yürüyüş yapan Bostancı’nın göbekli kırantalarına takılmalıyım. Sonra arabayı Çamlık Kahvesi’nde bırakıp eve kadar yürümeliyim. Ve ömür boyu bir türlü vazgeçmediğim başım önde yere bakarak yürüme alışkanlığımdan vazgeçip alnımı akşam yeline vererek başım dimdik yürümeliyim. Dönerci Ali’ye uğrayıp evine ekmek götüremeyen ana babalara inat tıka basa birkaç porsiyon iskender yemeliyim. Sonra ağır aksak eve yürümeliyim. Ağır aksak diyorum çünkü akşama Fenerbahçe Basketbol Takımı’nın Euroleague maçı var. O zamana kadar yollarda vakit harcamalıyım. Ve maçı mutlaka seyretmeliyim. Maç sırasında Gülser’e ve çocuklara basketboldan ne kadar anladığımı göstermek için takımın antrenörüne yüksek sesle küfür etmeliyim. “Kardeşim bu takımı niye bu kadar korkak oynatıyorsun? On dakikada bir tek rebound alamadılar.” diye bağırmalıyım. Zerre kadar yüzüm kızarmadan eşime Bostancı sahilinde başka bir kadına aşık olduğumu söylemeliyim. Kesinlikle biliyorum ki gözü yaşlı Gülizar olan eşim ağlamaya başlayacak. Ben hiç oralı olmamalıyım. Arsızlığım tavana vurmalı ve bunun üstüne tuz biber olsun diye yemeğimi odama istemeliyim. Velhasıl ne kadar fuzuli iş ve ilişki varsa tümünü bu bir gün içinde yaşamalıyım. Halkımız Tokat’ta öldürülen çocuklarının yasını tutarken ve memleket Kürt açılımı, Alevi çalıştayı ve takkeli Tayyip’in Obama’yla özel görüşmesinin ne anlama geldiği gibi sorunlarla, sorularla güreşirken televizyonda Amerikan malı gerilim filmi izlemeliyim. Ve filmin sonunda mutlaka esas oğlan kazanmalı. Tüm bunları düşünürken bugüne kadar neden böyle yaşamadım diye hayıflanıyorum. Öyle ya kazık üstüne kazık yerken gıkı çıkmayan, Tanrı ticareti yapan sağcı iktidarların biri gitmeden öbürünü tepesine çıkaran bu kalabalık, bu haşa huzurda sürü akıllanmıyorsa senin derdin ne? Onlar için çırpınıp duruyorsun. Yine halkın gözünde kazıkçı iktidardan daha kötüsün. Neme lazım senin toplumsallık, devrim, oligarşi falan... Milletin umurunda değil. Kalkıp sana “Kardeşim niye solcusun? Niye TÜRKSOLU’nda yazıyorsun?” diye konuşan yine bu halk. Yağ bal içinde yaşayacakken neden sancılı bir hayatı tercih ediyorsun? Kimin için? Hangi sınıf için? Kendileri uğruna yaşamını feda eden devrimcilere ana avrat küfreden bu halk değil mi? Devrimci olduğu için oğlunu ihbar eden babalar bu kuru kalabalığın içinden çıkmadı mı? Geç bunları anam babam. Geç. Ye, iç, rahatına bak. Bir daha rüşvet versen gelemeyeceğin bu güzelim dünyanın nimetleri dururken bir sürüyle aynı celebin peşine takılmak sana mı kaldı? Hani ozan ne diyor: “Kabahat senin demeye dilim varmıyor Can Baba’nın dediği gibi: “Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi.” Bundan dolayı bırak bu millet kılıklı illet biraz daha baş aşağı gitsin de bıksın kırk kocadan arta kalan orospu misalı kullanılıp atılmaktan. Evet, sözüm söz. Bundan böyle anlattığım gibi yaşayacağım. Ve TÜRKSOLU’ndaki arkadaşlar “yeter” diyene kadar yazmayı ve işe yaramaz beynimi tam anlamıyla boşaltmayı sürdüreceğim. Devrimci anlayışa talak-ı salase ile üç kere boş ol, boş ol, boş ol!
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||