Ali Özsoy - AKP Faşizmi izin veriyor Kürt ırkçıları Türkiye’yi yakıp yıkıyor
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Ağla sevgili yurdum... Henüz 16 yaşında, PKK’lılar tarafından yakılarak öldürülen, masum çocuğun
Serap için ağla...
SERAP YEŞİLTUNA
Serap'ın katillerini tanıyoruz
ONUR YAMAN
Yoksul Türk gençleriydiler,
şehit edildiler
ALİ ÖZSOY
AKP Faşizmi izin veriyor Kürt ırkçıları
Türkiye’yi yakıp yıkıyor
ÖZGÜR ERDEM
Dersim yalanları ve gerçekler
YUNUS YILMAZ
Kürtçüler, Atatürk'ten intikam alıyorlar!
CANAN ARITMAN
İzmirliler Hasan Tahsin'in izinden gitmiştir
OKAN İŞBECER
Ermeni-Kürt kardeşliği
TUĞRUL ÇELİK
Rus basınından Putin'e: "Atatürk'ü örnek al"
KAYA ATABERK
Tayyip, Barak'la Oval Ofis'te 2 saat geçirdi
ESER ÖZALTINDERE
Uyduruk Kürtçü
tarih saçmalıkları
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
İşte Türkiye
Ey Sayınlar!..
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Nobel "Savaş" ödülü Obama'nın!
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Devrimci-milliyetçi çizgi işbirlikçi reformist çizgiye karşı
İLYAS SALMAN
Hoş ve boş yaşam
TEVFİK KAYMAZ
Bu kalp seni
unutur mu?
EKİN AKKOL
Abimm: İnsanlığı bize hatırlatıyor
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (15)
EYKAN CAN
Vakti zamanında
 
 

Ali Özsoy
AKP Faşizmi izin veriyor
Kürt ırkçıları Türkiye’yi yakıp yıkıyor

Çankaya’daki Abdullah’ın fırlattığı o ilk sembolik “molotof”u hatırlayalım. Ne olmuştu? Abdullah Gül “Kürdistan” olarak nitelendirdiği Irak’a ziyaret düzenlemişti. Sonra da Türkiye’ye gelip, “Yakında çok güzel şeyler olacak” demişti. İşten sonra “olanlar oldu.” Öncelikle Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan’ın planlı ve adım adım Türkiye’yi içine soktukları cehennemin bir numaralı sorumluları olduklarını tespit etmeliyiz.

Cinayetlerin sorumlusu Abdullah-Tayyip

Bilindiği gibi özellikle son bir aydır Türkiye’de kanunsuz bir rejim yaşanmaktadır. Elbette ki, kanunların bir kısmı bir kısım insana uygulanıyor. Ancak bir kısım kanun hiçbir şekilde uygulanmıyor. Bir kısım insan ise her türlü kanuna karşı dokunulmazlığa sahip.

Eğer PKK’lı bir Kürt iseniz insanlara saldırmak, devlet kurumlarına saldırmak, kundakçılık yapmak, insanları canlı canlı yakmak, bayrak yırtmak, Atatürk büstü kırmak artık hiçbir şekilde suç değil.

Türkiye’nin her yerini terör laboratuvarına dönüştüren Kürt ırkçılarına insanlarımız kızıyor, her gün sinir krizleri geçirerek televizyonları izliyoruz. Peki, ama suçlu kim? Neden PKK’lılara kızıyoruz ki?

Terörün suç olmadığı dünyadaki tek ülkede yaşıyoruz. Bunun sorumlusu kim?

Halk artık PKK’lılara kızmaktan vazgeçmelidir. Çünkü kuduz bir köpeği sokağa salarsanız o köpek önüne çıkanı ısıracaktır. O köpeğe kızmak anlamsızdır. Esas sorumlu o köpeği insanları ısırsın diye sokağa salan ve sonra da hiçbir şey yapmadığı gibi, köpeği engellemek isteyenlere karşı kamu gücünü seferber edenlerdir.

Yaşanan son süreçte tek bir sorumlu vardır. O da AKP iktidarıdır. Bu yüzden yırtılan her Türk bayrağı, kırılan her Atatürk heykeli, taşlanan her devlet binası ve yakılan her Türk gencinin esas katili AKP’dir.

Bir numaralı sorumlular ise Çankaya’daki Abdullah ve Tayyip’tir. Bugün İmralı’daki Abdullah köpekleriyle sokaklarımıza egemen olmuştur. Bunun nedenini anlamak için Çankaya’daki Abdullah’ın fırlattığı o ilk sembolik “molotof”u hatırlayalım.

Ne olmuştu? Abdullah Gül “Kürdistan” olarak nitelendirdiği Irak’a ziyaret düzenlemişti. Sonra da Türkiye’ye gelip, “Yakında çok güzel şeyler olacak.” demişti. İşte sonra “olanlar oldu.”

Öncelikle Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan’ın planlı ve adım adım Türkiye’yi içine soktukları cehennemin bir numaralı sorumluları olduklarını tespit etmeliyiz.

Emniyet Müdürleri, Kaymakamlar, valiler ve İçişleri Bakanı…

Açılım denen süreç ABD projesiydi. İmralı ve Çankaya bir numaralı müteahhit firmalardı. Abdullah Gül ile Abdullah Öcalan mesajlaştı, ortak anlaşma metinleri hazırlandı ve belli adımlar ortaya kondu.

Şimdi deniyor ki AKP ile DTP arasında ipler koptu, sokaklar karıştı. Yalan! Bugün DTP-PKK’nın sokakları ve tüm Türkiye’yi teröre ve kana bulaması asla AKP’ye rağmen olan bir süreç değildir. AKP DTP’nin bütün şehir eylemlerini destekliyor. Çünkü bizzat Emniyet Teşkilatı bu konuda pasif kalsın diye uyarıldı.

AKP ve PKK anlaştıklarında şunu açıkça gördüler. İlk adımı yani Kandil’deki PKK’lıların gelmesini sağladıktan sonra Türk milleti büyük tepki gösterebilirdi. “O zaman” dediler “biz de sokaklara kana bular ve tüm ülkeyi ateşe atarız. Böylelikle Türkler tepki göstermekten korkar.”

Dolayısıyla şu son günlerde gerçekleşen sokak terörü tamamen önceden planlanmış ve AKP liderlerinin bilgisi dahilinde olan gelişmelerdir.

Bilindiği gibi Abdullah ve Tayyip açılımın startını verince ilk olarak İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ı görevlendirdiler. Neden İçişleri Bakanı? Çünkü atılacak adımlar Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına, kanunlarına ve özellikle Türk Ceza Kanunu’na aykırı olacaktı.

PKK’nın hem yasal bir parti hem de silahlı bir terör örgütü olarak var olmasının sağlanması gerekiyordu. Bu açıkça Apo’nun da sürecin başında söylediği gibi bir “Kürt silahlı kuvvetinin” kurulması demekti.

Eğer devletin kolluk güçleri suç ve suçluyu kovuşturmazsa ne Anayasa’nın ne de kanunların fiilen bir anlamı kalır.

Bu yüzden özellikle İçişleri Bakanı seçildi. Örneğin sınırdan PKK’lılar girecek, açıkça biz PKK’lıyız diyecek. Bunların ilk olarak emniyet güçleri tarafından gözaltına alınması gerekir. Bunun engellenmesi nasıl sağlanacak?

Sonra birkaç AKP savcısı hemen PKK’lıların ayağına gitmeli. Onları serbest bırakmalı. Peki, bundan sonra başka bir güvenlik kuvvetinin veya savcının PKK’lılara dokunmayacağı nasıl garanti edilebilir. Yine İçişleri Bakanı tam mesai bu işle uğraşmalıdır.

Ardından PKK sokaklarda resmi geçide başlayacak. Doğudaki tüm illerde Kandil’den gelen PKK’lılar protokole oturup adeta bölgenin mülki amiri gibi insanları kabul edecekler. Bu nasıl sağlanacak? Yine AKP’nin polisleri sayesinde...

Ve sonunda PKK’nın Kandil’den gelen “Kürt silahlı kuvveti” oluşturma sorumluları, diyelim ki, talimat vermeye başlayacak. Örneğin: “Bugün İdil’deki öğretmenevini taşlayın ve içindekilerle birlikte yakmaya kalkın.”

Böylesine fiili bir eylem eğer polis engel olursa gerçekleşmez. Ancak Türkiye’de polisin engel olmayacağı çok açıktır. Çünkü olmamasını sağlamakla yükümlü açılım sorumlusu bir İçişleri Bakanı vardır. O, Valiye emir verir. Vali Kaymakam’a… Kaymakam, İlçe Emniyet Müdürü’ne… Ve böylelikle ilçedeki tüm devlet daireleri basılabilir. Rahatlıkla bayraklar yakılır. Atatürk büstleri kırılır…

Dünyanın her yerinde devlet dairesine ve devlet dairesindeki bayrağa saldırı, isyan anlamına gelir. Ve silahlı isyana ancak silahla karşılık verilir. Örneğin Kıbrıs’ta Türk bayrağına saldıran bir Rum’un başına ne geldi hepimiz hatırlıyoruz.

Bilindiği gibi ilk olarak üç yıl önce Diyarbakır’daki Nevruz kutlamaları sırasında tüm devlet daireleri ve Türk bayrakları saldırıya uğramış ancak hiçbir müdahalede bulunulmamıştı. Şu anda Tayyip’in baş müsteşarı olan o zamanlar Diyarbakır’ın “sivil valisi” diye ün yapan Efkan Ala ne demişti: “Cana değil cama gelsin. Neyse ki hiçbir göstericiye bir şey olmadı.”

Oysa eylemleri engellemek, devlet dairelerini korumak ve sorumluları tutuklatmak valinin yasal sorumluluğudur. Aslında Efkan Ala gibileri açıkça suç işlemektedirler.

İdil’deki öğretmenevini iki saatliğine kuşatılmasına göz yuman Kaymakam da, Emniyet Müdürü de suçludur. Adil bir yargılama devlete isyana göz yuman her mülki amiri hapse götürür.


Türkiye’de bayrak ve İstiklâl Marşı’yla sorunlu iki kesim vardır. Birincisi Şeriatçılar ikincisi Kürt ırkçısı bölücüler. Ancak bunlar bu yanlarını güçsüzken hep saklarlar. Şımardıkları an ilk yaptıkları bayrağa hakarettir. Nitekim son olaylarda da Güneydoğu’da resmi kuruluşların gönderlerinde bir tane Türk bayrağı bile bırakılmamıştır. Ve Kandil’den indirilen sözde barış grubu adlı terörist sürüsü, ülkenin Güneydoğusunda il il dolaştırılmakta ve PKK adına basın sözcüsüymüşçesine açıklamalarda bulunabilmektedirler. Ancak unuttukları bir nokta var. Kandil’den gelen PKK’lılar demiş ki, “Batıya ve İç Anadolu’ya gidemiyoruz.” Bu erken bir zafer ilan ettiklerini göstermektedir.

Polis bir tek Türk’e karşı polis

Ancak eğer vatansever bir Emniyet Müdürü, Kaymakam veya Vali PKK eylemlerine müdahale etmeye kalkarsa hemen ertesi gün görevden alınacağını bilir. Çünkü Türkiye’de bir gerçek Anayasa ve yasalar vardır. Bir de AKP-PKK faşizminin gizli Anayasası ve yasaları… Yürürlükte olan faşizmin gizli Anayasası’dır.

Bu Anayasa PKK’nın şehirlerde kurduğu terör egemenliğine karşı kolluk güçlerinin hiçbir şekilde harekete geçemeyeceğini belirtmektedir. Ama eğer bir şehit cenazesi, PKK protestosu, bayraklı bir yürüyüş varsa Türk’e karşı kolluk gücü olduklarını yine hatırlarlar. Örneğin son olarak PKK tarafından yakılan Türk kızı Serap Eser’in cenazesine kimsenin katılmasına izin verilmemiştir. Maksat güya provokasyonu engellemektir. Ancak bizzat PKK’lıların gidip cenaze sahiplerine hakaret etmek için PKK’nın “şehit” kabul ettiği “Ceylan” isimli birinin adıyla çelenk koymasına izin verilmiştir.

Türkiye’de artık Anayasa ve kanun rejimi kalmamıştır. Bu kanunsuz Kürt-İslam faşizminin ilk “müjdesini” yine başka bir Kürt olan Turgut Özal yıllar önce vermişti: “Anayasa bir kez delinse ne olur ki?”

Şimdi değil Anayasa Türkiye’de tüm kanunlar bir kez değil her gün ve her an sürekli deliniyor.

Kanunlar önünde eşitlik demokrasinin ilk kuralıdır. Faşizm ise bir kısım elitin kanunlar üstü egemenliğine dayanır.

Bugün Türkiye’de PKK’lı Kürt iseniz kanunların üstündesiniz demektir. Tüm vatandaşlar ve hatta devletin egemen simgesi olan bayraklar bile bu elit kesimin karşısında tehlike altındadır. Çünkü sizin otobüsünüz yakıldığında, sadece Türk bayrağı astınız diye eviniz taşlandığında ve sadece devletin okulunda öğretmenlik yaptığınız için linç edilmek istendiğinizde polis sizi asla korumayacaktır. Her şey gözlerinin önünde gerçekleşse bile!

Çünkü Türkiye’de “açılım” vardır. Açılım demek budur. Kanunsuzluk demektir. Zaten en sembolik ilk uygulama da kanunlara rağmen PKK’

lıların dağdan inmesi olmuştur. Tayyip bunu bizzat açıklamıştır. Anayasal ve yasal değişikliklerin çok zor olduğunu ancak uygulamayla pek sorunu çözeceklerini belirtmişti.

Gerçekten de eğer uygulamada İçişleri Bakanı ve teşkilatı tüm kanunları PKK ve AKP anlaşması uğruna hiçe sayarsa ne Anayasa’yı ne de yasaları değiştirmeye gerek kalır. Çünkü onları uygulayacak kamu erki olmadan yasaların fıkradan farkı kalmaz.

Peki, Türkiye’de Anayasa ve yasa yürürlükte değilse, yürürlükte olan nedir? Bu AKP’nin faşizm tarihine katkısıdır diyebiliriz. Çünkü daha önceki faşist rejimler en azından yazılı ama faşist kanunları olan rejimlerdi. AKP yazılı hukuku yok sayarak Ortaçağ despotluğuyla modern çağ faşizmini sentezlemektedir.

Türkiye’deki vahşet ve terör ortamı işte bunun sonucudur.

Bayrak ve İstiklâl Marşı hedef

Siyasi hareketler, özellikle diktatörlüğü benimseyen siyasi hareketler, iktidara geldiklerinde birdenbire söylem değiştirip kendi gerçek amaç ve söylemlerini gündeme getirirler.

AKP-PKK egemenliği altındaki Türkiye’de bunun tipik bir örneğini görüyoruz. Bilindiği gibi Türkiye’de bayrak ve İstiklâl Marşı’yla sorunlu iki kesim vardır. Birincisi Şeriatçılar ikincisi Kürt ırkçısı bölücüler. Ancak bunlar bu yanlarını güçsüzken hep saklarlar. Şımardıkları an ilk yaptıkları bayrağa hakarettir.

Tayyip’in bir zamanlar üyesi olduğu MSP, liderleri İstiklâl Marşı okunduğunda yere oturan ve Türk bayrağını reddedip, yerine yeşil Şeriat sancağını taşıyan bir partiydi. Meşhur Konya mitingleri buna bir örnektir.

Diğer yandan PKK ve PKK’lı Kürtlerin ellerine geçen her fırsatta Türk bayrağına saldırdıkları bilinen bir gerçektir.

Abdullah ve Tayyip başlattıkları son açılım ile tüm Türkiye’yi adeta her gün Konya mitingi gibi mitinglerin düzenlendiği bir ülkeye dönüştürdüler. Çünkü özlemleri buydu. Artık her gün Türk bayrağına saldırılıyor.

Ve Türkiye’de miting konuşmacıları artık resmi PKK sözcüleri... Kandil’den gelen PKK’lılar her gün bir yerde miting düzenliyor. En son söyledikleri şu: “Artık İstiklâl Marşı’nı söylemek istemiyoruz. Bizim kendi marşımız olsun istiyoruz.”

Oysa daha altı ay önce DTP’liler ne diyordu? “Biz bayrağa karşı değiliz. Biz de İstiklâl Savaşı’na katıldık...”

Şimdi iktidarın tadını çıkaran PKK’lılar hemen gerçek söylemlerine döndüler. Bayrağa ve İstiklâl Marşı’na karşı olduklarını açıkça söylüyorlar.

Hani açılım PKK’yı yumuşatacaktı... Kürtleri daha da “kardeş” yapacaktı...

PKK’nın bayrak ve İstiklâl Marşı düşmanlığını birdenbire ön plana çıkarması hiç şaşırtıcı değil. Bu örgüt her şeyi bilinçli yapar. Zamanını ayarlar. “bayrak bizim de bayrağımız” derken de “bayrağa karşıyız” derken de bir strateji çerçevesinde hareket eder.

Şimdi bayrak ve Milli Marş hedef çünkü tarih boyunca bir devletin egemenlik göstergesi sancağı olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’ne düşman olan ve kabul etmeyen Şeriatçılar ve bölücüler bu yüzden asla sancağını da kabul etmezler.

Artık PKK fiilen Atatürk’ün kurduğu Türk devletinin varlığının ortadan kalktığını ilan ediyor. AKP ise kendi yapamadığını PKK’lılar yapsın diye polis teşkilatına seyirci kalın talimatı veriyor.

Ancak unuttukları bir nokta var. Kandil’den gelen PKK’lılar demiş ki, “Batıya ve İç Anadolu’ya gidemiyoruz.” Bu erken bir zafer ilan ettiklerini göstermektedir.

AKP kalıcı değildir. AKP gidince Türk milleti ile PKK’lılar arasında Beşir Atalay gibi kalkanlar kalmayacak. Ve merak etmeyin Kandilliler. Siz Batıya gelemiyorsunuz ama biz yakında sizin yanınıza geleceğiz.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Bir ülkenin güvenlik güçleri o ülkenin bayrağını taşıyan, aralarında milletvekili de olan halkına gaz cop demeden dalıyorsa. Diğer tarafta aynı ülkenin aynı güvenlik güçleri kendilerine taş, molotof atan; bu ülkenin bayrağını yakan ırkçı faşistlere  müdahale etmeyip onları muz ile ödüllendiriyorsa. Bu demektir ki: Türkiye Cumhuriyeti, muz cumhuriyetine dönmüştür.

Turgut Öz, Edirne
20 Aralık 2009


kuduz köpekler sokaklarda terör estiriyor yakıyor yıkıyor polisden destek görüyor kürtçü dinci basın terörü Türk ordusund arıyor otobüs yakılıyor masum bir kızımız ölüyor askerlerimiz şehit ediliyor suçluyu ordunun içinde arayacak kadar  namussuz vicdanları kararmış kime hizmet ettikleri belli olan bu zavallılar kutsal dinimiz kullanılarak Türk milletine kendi kurduğu devletini yıktırmaya çalışıyorlar bunlar samimi inanç sahibi değiller bunlar işbirlikçiler bunlar emperyalizmin işbirlikçisi amerkadaki şeytanı hoca sanıyorlar bu şeytanın ardından giden yalanyolunu izleyen zaman gazetesini okuyan yada diğer dinci yandaş basından ülkede yaşananları takip eden samimi inanç sahipleri türkün devleti büyük bir tehdid altında olduğunun ayırdında olabilirmi sayın ALİ ÖZSOY yazınız kurşun gibi iktidar sahiplerinin ihanetini göstermek açısından kutlarım

Gökçe Durmaz, İstanbul
17 Aralık 2009


Türk milleti olarak Atatürkün yaptıklarını aynen yapmalıyız, sorumlu mevkilerde bnmuş herkes kurulacak istiklal mahkemelerinde yargılanmalıdır. İdam cezasıda yeniden getirilmelidir. Demokrasyi tramvay olarak kullananlara demokrasinin imkanları kapatılmalıdır.

Ethem Coşkun, Antalya
16 Aralık 2009


Sayın Ali Özsoy yazdıklarınıza katılıyorum!!Bölücü Kürtlere bu cesareti veren Kürt-İslamcı Akp iktidarıdır!!Hangi ülkede bu kadar Şahsiyetsiz İktidar vardır maalesef bizim başmıza o % 47 bela etti Akp'yi!!!Yapılması gereken "İstiklal Mahkemeleri"ni yeniden kurup Darağaçlarını meydanlara indirmemiz gerekiyor,artık sabrımız taşmıştır vatan hainlerinin asılmasını istiyoruz tek çare budur!!!Türk Milleti uyanmaya başlamıştır,ilk kıvılcım İzmir de parlamıştır ve bu kıvılcım bütün ülkeye yayılacaktır bundan eminiz!!Tek amacımız Türk'ün özü olan KEMALİST DEVRİME sarılmaktır tek çıkış yolumuz budur başka bir yol yoktur!!ARTIK KEMALİSTLERİN GÜCÜNÜ GÖSTERME ZAMANI GELMİŞTİR,MEYDANLARA İNİP GÜCÜMÜZÜ GÖSTERELİM!!TEK YOL KEMALİST DEVRİM!!NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!!!

Mustafa Serhat Akman, Muğla
14 Aralık 2009


Sayın Özsoy söylediklerinizde çok haklısınız.Onlar buraya değil biz onların bulundukları illere gideceğiz ve ilk olarak protestolarımızı  kendi yaşadığımız illerde yapacağız ama yaparken tanınmış ve herkezin gelebileceği meydanlarda değil bu bölücü kürtçülerin yaşadığı mahallelerde mitingler yapacağız oraları sahipleneceğiz onların tam ortalarında Türk bayraklarımızı açacağız tüm yüreğimizle.Ve daha sonra dalga dalga yayılacağız ve o çok güvendikleri illerde  bazı şeylere son vereceğiz ve ülkeyi temizleyeceğiz.

Emrullah, Manisa
14 Aralık 2009


Bir söz vardır hani yapana değil yaptırana bak diye.Gerçekten de bölücülere bu fırsatı Abdullah Gül,Tayyip Erdoğan ve de yandaşları vermiştir.Valilere,emniyet müdürlerine sesleniyorum.Korkmayın,teröre karşı gereği neyse onu yapın.Koltuk,makam herşey değildir.Vatan elden gidiyor,anlamıyor musunuz?Bundan daha kötüsü var mı?

Korhan, Sivas
14 Aralık 2009


Elbet gün dönecek. Keser dönecek, sap dönecek. Ve emperyalizmin uşağı AKP den kürt-islam faşizminin hesabı sorulacak.

Selim Melen, İstanbul
14 Aralık 2009


Çok doğru bir yazı. Son haftalarda yapılan bütün yakma yıkma olaylarının, Serap kardeşimizin ölümünün, Tokat'ta verdiğimiz 7 şehidin sorumlusu, Kürt açılımı inadından vazgeçmeyen Tayyip ile Gül'dür. Buna İçişleri Bakanını da eklemeden geçmeyelim. Devlet oralarda kendini korumaktan aiz hale gelmiştir. Bunun da en büyük sorumluları oralara AKP tarafından atanan mülki idare amirleridir.

Azıtan güruhun Türk bayrağını ve İstiklal Marşı'mızı hedef alması ise gayet doğaldır. Sayın Gökçe Fırat bunun nedenlerini geçtiğimiz hafta gayet iyi anlatmıştı. Hainler en son Hakkari'de Atatürk heykelini taşladılar.

Şeriatçılar gibi bunlar da en büyük  Atatürk düşmanlarıdır. Çünkü Atatürk, 90 yıl önce bunların ve emperyalist babalarının hayallerini Anadolu toprağına gömen adamdır. Bugün de Atatürk'ün izinden giden bizler, emperyalistlerin ve uşakları Kürtlerin hayallerini son kez olarak bu topraklara gömeceğiz.

Gün Ay Yıldız, İstanbul
14 Aralık 2009


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40