![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Okan İşbecer
Efendim konu şu; biliyorsunuz Diyarbakırspor, lig başladığından beri başkanı ve taraftarlarının tavırları nedeniyle futbol kamuoyunun ve rakip takım taraftarlarının tepkisini çekmekte. Dikkatli okuyucularımız, Bursaspor ve Gaziantepspor maçlarından sonra yaşanan gelişmeleri hatırlayacaktır. Her gittikleri deplasmanda “PKK dışarı” sloganlarıyla karşılanan Diyarbakırspor, kendi evinde oynadığı her maçta da çıkarttıkları olaylar nedeniyle futbolu çirkinleştirmekte ısrar etti. Kendisini nimetten sayan Diyarbakırspor Başkanı Çetin Sümer, karşılaştıkları tepkiler karşısında ligden çekilmekle tehdit etmiş ancak daha sonra paşa paşa maçlara çıkmaya devam kararı almak zorunda kalmıştı. İşlerine gelince mazlum ayağına yatan Diyarbakırspor’un Beşiktaş maçında Çarşı grubu tarafından aşırı muhabbet ve kardeşlik gösterileriyle karşılanması, ertesi günkü gazetelerde biraz fazla abartıldı. Şöyle ki; maçla ilgili yorumlardan çok Çarşı’nın Diyarbakırsporlu taraftarlara yönelik sevgi gösterileri öne çıkarıldı. Kimi gazeteler “Kardeşlik Açılımı” diye manşet atarken kimileri de “Diyarbakır’a Çarşı jesti”, “İşte özlenen tablo” gibi başlıklar kullandı. Çarşıcılar önce “Beşiktaş-Diyarbakır el ele, hep beraber tribüne” diye tezahürat yapıp kendilerini selamlayan Diyarbakırsporlulara alkış tutmuşlar. Sonra da “Irkçılığa karşıyız Beşiktaşlıyız” diye tezahürat yapmışlar. Diyarbakırsporlular da “Beşiktaş” diye tempo tutup Çarşı’ya sevgi gösterilerinde bulunmuşlar. Sonra da iki takımın taraftarları karşılıklı olarak “siyah-beyaz” ve “yeşil-kırmızı” diye bağırarak “centilmenlik gösterisi” sergilemişler. Çarşı grubunun Kürtçü olduğunu bilirdik de, işi bu noktaya vardırabileceklerini tahmin etmezdik. Gerçi başında bir Ermeninin olduğu Çarşı grubundan Türk milliyetçisi bir tavır almalarını beklemiyorduk ama özellikle PKK’ya karşı tepkinin had safhaya ulaştığı şu günlerde böyle bir sahiplenme de beklemiyorduk. Çarşı grubu, tüm Türkiye’de “PKK dışarı” sloganlarıyla karşılanan Diyarbakırspor’u bağrına basarak farkını bir kez daha ortaya koydu. Böylelikle tarihsel Kürt-Ermeni ittifakı yeşil sahalarda da kendini göstermiş oldu. Rasim’in rahatsızlığı İzmir’den değil TÜRKSOLU’ndan
Kütahyalı, yazısının Canan Arıtman ile ilgili kısmında şunları yazmış: “Şu an TBMM çatısı altındaki en ırkçı-faşist milletvekilinin İzmir’den çıkması da tesadüf değil... Bir insana “Onun anneannesi Ermeni zaten” diyerek küfrettiğini zannedecek kadar zavallı bir kişi şu an İzmir’in en popüler milletvekili...” Rasim aklı sıra Canan Arıtman’a saldırmış ırkçı-faşist diye. Neymiş efendim, Canan Arıtman birinin Ermeni olduğunu ima etmiş. İyi de o kişi için sen neden kendini yırtıyorsun ki. Milli hassasiyetlere sahip olmak bir insanı zavallı yapmaz, milliyetçi yapar. Esas zavallılık ise özgürlükçülük kisvesi adı altında Kürt ırkçılarını savunmaktır. Birtakım faşist hareketlerin İzmir’de çok rahat yayıldığından şikayet ediyor Rasim: “‘Kürtlerden alışveriş etmeyin’ diyorlar... ‘Kürt sorunu yoktur, Kürt istilası vardır’ diyorlar... Hrant Dink suikastı için ‘Türkiye bir düşmanını kaybetti, hoş gidişler ola’ diyorlar...” demiş. Ama cesaret edip bu hareketin isminin TÜRKSOLU olduğunu söyleyememiş. TÜRKSOLU söylemlerinin İzmir’de tutmasından rahatsız olmuş Rasim Efendi. Doğrudur. TÜRKSOLU’nun söylemi Türkler tarafından çok çabuk biçimde benimsenir çünkü TÜRKSOLU sadece ve sadece Türk’e hitap eder. Rasim gibi Türk deyince cin çarpmışa dönenler ise TÜRKSOLU ile karşılaşınca kimyaları bozulur. Bu arada İzmir İl Genel Meclisi Başkanı Serdar Değirmenci, “Faşist İzmir” söylemlerini dile getiren gazetecilere karşı dava açacaklarını açıklamış. Anlaşılan Rasim’in İzmir kabusu biteceğe benzemiyor. Rasim’e tavsiyemiz bu özgürlükçülük ayaklarını bıraksın ve hazır meşhur olmuşken Helin’le sit-com röportaj işine devam etsin. Onun için en hayırlısı bu olur. Serdar Turgut’un kaybolan kardeşi
“Bugün dizimin ikinci kısmını yayınlıyorum. Soldaki benim tabii ki. Diğerinin ise adını bilmiyorum ama bence şaşırtıcı bir benzerlik var aramızda. Bizi de doğduktan sonra birbirimizden ayırmışlar.” Anlayacağınız Serdar Turgut bu aralar kaderin ağlarını örmesi sonucu ayrı düştüğü kaybolan kardeşini aramakla meşgul. Biz de mesleki dayanışma adına Serdar Turgut’un kaybolan kardeşini gören okurlarımızdan bizi haberdar etmelerini rica ediyoruz. Yeşim’den Sezen’e: Oğlun askerlik yaptı mı?
Hatırlarsınız Kürt açılımı ilk ortaya çıktığında daha neyin ne olduğu anlaşılmadan bazıları ortaya atılarak söz konusu açılımı kayıtsız şartsız desteklemişti. Bu isimlerden biri de Sezen Aksu’ydu (Sezen mi sazan mı artık orasına siz karar verin). Aksu, Tayyip’i arayarak açılıma verdiği desteği söyleyecekti ama Tayyip’e ulaşamayınca Özel Kalemine şu notu bırakmıştı: “Annemle, babamla konuştum. Son açılımınızı hep birlikte, canı gönülden destekliyoruz. Sürecin güzel bir şekilde tamamlanması için elimden geleni yapmaya hazırım. Annem ve babam, bu sürecin karşısında duranları iki cihanda lekeli kabul ediyorlar, ben de öyle görüyorum. Türkiye’nin her köşesinde ayrı bir güzellik var. Türkiye’nin her karesi aynıdır, bizim ayrımız gayrımız yok, olamaz da.” Sezen Aksu’nun Kürt açılımına vermiş olduğu destek o zamandan beri tartışılıyor. En son yine müzik camiasının tanınmış bir ismi, Yeşim Salkım, Sezen Aksu’nun Kürt açılımına verdiği desteği eleştiren açıklamalarda bulundu. Yeşim Salkım, adına düzenlenen bir imza töreninde Kürt açılımına verdiği destekten dolayı Sezen Aksu’ya sert eleştirilerde bulundu. Yeşim Salkım, “Sezen Hanım’a sormak lazım oğlu nerede askerlik yapmış. Ben bunu bir sormanızı isterim. Güneydoğu’da askerlik yaparken hayatını kaybetmiş çocukların analarına babalarına kim hesap verecek? Ben böyle bir vicdani rahatsızlığın altına girmek istemem kimse kusura bakmasın. Orada bir ana evladını kaybetmiş ben burada oturduğum yerden açılıma destek veriyorum diyeceğim, böyle bir şey olamaz. Bunun günahı vebali neden benim boynuma olsun ki? Ben böyle bir şeyi kesinlikle kabul etmiyorum. Önce ne olduğunu bir görelim, bu toplum ne vaat ediyor oraya? Önce onu söylesinler bize, ondan sonra ben bir şeyleri destekliyorum veya desteklemiyorum diyebilirim. Ben sorarım Sezen Hanım’ın oğlunun nerde askerlik yaptığını o zaman. Yok öyle şey. Laf olsun torba dolsun diye konuşmayacaksın.” Doğru söze ne denir ki? Neyin ne olduğunu anlamadan yapılan açıklamalar insanı bazen böyle zor durumlarda bırakır. Pop müziğin kraliçesi Sezen Aksu da açılıma verdiği destekten dolayı meslektaşları tarafından eleştirilebiliyormuş demek ki. Yeşim Salkım en azından vicdanlı davranmayı başarabilmiş ancak Kürt açılımının sarpa sardığı şu günler Sezen Aksu’ya daha zor günler ve ağır eleştiriler getirebilir. Bizden söylemesi. Fethullah-PKK ortak yapımı mı?
Onlar istediklerini yazadursun, biz ortaya farklı bir teori atalım. 5 Aralık Cumartesi günü Zaman gazetesinde bir haber yayımlandı. Haberin başlığı “Kürt genç öldürülüp suçu polise atılacak.” Haber metni aynen şöyle: “Şırnak’ın Cizre ilçesinde bugün gerçekleştirilmesi planlanan ‘Önderlere özgürlük’ yürüyüşüyle ilgili Emniyet’e tüyler ürperten bir ihbarda bulunuldu. DTP ilçe teşkilatında görevli bir genç, yapılacak yürüyüşte bir Kürt gencinin öldürülüp, suçun asker ve polisin üzerine atılacağını anlattı. İhbarcı gencin verdiği bilgilere göre, genci öldüren PKK yandaşları vatandaşları provoke edecek. Cinayet sebebiyle halk ayaklandırılacak. Gerilen ortamdan faydalanmak isteyen terör örgütü sempatizanları, böylece, demokratik açılım sürecini baltalamayı amaçlıyor. İhbarcı, çocukların ve insanların öldürülmesine vicdanının el vermediğini belirterek, emniyet yetkililerine durumu bildirdiği söylüyor. Öcalan’ın Türkiye’ye getirilişinin dokuzuncu yılında Cizre’de gerçekleşen gösteride 16 yaşındaki Yahya Menekşe linç edilerek hayatını kaybetmişti. O olayda da çocuğun polis panzeri tarafından ezildiği iddia edilmişti.” Hemen bir gün sonrasında ise Diyarbakır’da çıkan olaylar sırasında bir PKK sempatizanı vurularak öldürüldü. Senaryoyu Fethullahçılar yazdı, PKK’ lılar oynadı ve şimdi bütün bu olayların sorumlusu olarak devlet gösteriliyor. Hatta bugünlerde 7 şehidimizin katili olarak da PKK değil bu söz konusu derin yapılanma gösteriliyor. Bu derin yapılanma ya da karanlık odak da nasıl bir şeyse, bugüne kadar ülkede karanlıkta kalmış na kadar olay varsa hepsinin sorumlusu. PKK’sını, ülkücüsünü, solcusunu, askerini, polisini kullanıyor. Ama ne hikmetse bir tek Fethullahçıları ayartamıyor. Bir tek Fethullahçılar bunların şifrelerini çözebiliyor. Eeee tabii karanlık odak siz olursanız kendinizden başka herkesi kullanabilirsiniz. Sonra da Hasan Cemal, Ahmet Altan gibi piyonlarınız PKK’lılar tarafından yakılan masum Serap Eser’le PKK sempatizanını, hatta şehitlerimizi aynı kefeye koymaya kalkar. Bilelim ki, Güneydoğu’da sergilenen vahşet, ipleri ABD’nin elinde olan Fethullah’la PKK’nın ortak provokasyonudur. Türk milleti olarak provokasyona ve provokatörlere karşı uyanık olalım. (E) Amiral Vedii Bilget’ten Bayram mesajı
Başkomutanımız Mustafa Kemal’i anlamak, Mustafa Kemal Türkiye’sini bütün boyutlarıyla anlamaktır. İstiklal Marşı’mızı bütün boyutlarıyla kavramaktır. “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” Kemalist tavır koyarak Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni “Bayram kutlaması” olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, milliyetçi büyük Türk milletine arz ederim: “Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şarâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||