Kaya Ataberk - Tayyip, Barak’la Oval Ofis’te 2 saat geçirdi
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Ağla sevgili yurdum... Henüz 16 yaşında, PKK’lılar tarafından yakılarak öldürülen, masum çocuğun
Serap için ağla...
SERAP YEŞİLTUNA
Serap'ın katillerini tanıyoruz
ONUR YAMAN
Yoksul Türk gençleriydiler,
şehit edildiler
ALİ ÖZSOY
AKP Faşizmi izin veriyor Kürt ırkçıları
Türkiye’yi yakıp yıkıyor
ÖZGÜR ERDEM
Dersim yalanları ve gerçekler
YUNUS YILMAZ
Kürtçüler, Atatürk'ten intikam alıyorlar!
CANAN ARITMAN
İzmirliler Hasan Tahsin'in izinden gitmiştir
OKAN İŞBECER
Ermeni-Kürt kardeşliği
TUĞRUL ÇELİK
Rus basınından Putin'e: "Atatürk'ü örnek al"
KAYA ATABERK
Tayyip, Barak'la Oval Ofis'te 2 saat geçirdi
ESER ÖZALTINDERE
Uyduruk Kürtçü
tarih saçmalıkları
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
İşte Türkiye
Ey Sayınlar!..
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Nobel "Savaş" ödülü Obama'nın!
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Devrimci-milliyetçi çizgi işbirlikçi reformist çizgiye karşı
İLYAS SALMAN
Hoş ve boş yaşam
TEVFİK KAYMAZ
Bu kalp seni
unutur mu?
EKİN AKKOL
Abimm: İnsanlığı bize hatırlatıyor
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (15)
EYKAN CAN
Vakti zamanında
 
 

Kaya Ataberk
Tayyip, Barak’la Oval Ofis’te 2 saat geçirdi

Türkiye ile ABD arasındaki ilişkinin bir “model ortaklık” olduğunun propagandası Amerikancılar tarafından uzun zamandır yapılıyor. Daha önceleri de “stratejik ortaklık” vardı, “stratejik müttefik” vardı. Daha da önceleri “hür dünya cephesinin lideri Amerika” vardı. Emperyalistlerin ve uşaklarının yalanları, parlatmaları, cilalamaları bitmez ve de bitmeyecek. Ama ezilen Türk halkı çok iyi biliyor ki, ABD kendisinin ortağı falan değildir. ABD, Türkiye’den toprak talep eden Ermeni’nin ortağıdır, büyük Yunanistan hayallerinden vazgeçmemiş
Mavri Mira kalıntılarının ortağıdır, çocuklarımızı vahşice katleden aşiret döküntülerinin ortağıdır. Bizimse ancak düşmanımızdır.

Şükret Tayyip, efendin sana iki saat ayırdı!

7 Aralık günü Amerika saatiyle 11.30 dolaylarında Tayyip, çok sevdiği velinimeti Efendi Barak “Hussain” Obama’nın huzuruna yeniden çıkma şerefine nail oldu. En son Obama’nın Türkiye gezisinde bir araya gelen ikili, bu sefer Beyaz Saray’da buluştu.

Bilirsiniz, bizim tüm sağcı politikacılarımız için ABD ziyaretleri bir nevi kutsiyet içerir. Tüm ömürlerini mukaddesat-diyanet eksenli laf ebelikleriyle geçiren sağcı zevat ilginçtir ki Hac görevini yerine getirirken bile bu Beyaz Saray gezileri kadar heyecana garkolmazlar. İşte Tayyip’in bu son gezisi de aynı heyecan ve samimi hisler içerisinde başladı ve bitti!

Batıcı basın da yandaşıyla, yandaş olmayanıyla aynı heyecan içerisindeydi. Acaba Obama, Tayyip’e ne kadar zaman ayıracaktı? Afganistan’a yeni bir saldırı stratejisi belirleyen Obama acaba Tayyip’ten Türk askerinin muharip görevler almasını istemeye devam edecek miydi? Tayyip, Kürt açılımı üzerinden aferin alabilecek miydi?

7 Aralık günü Tayyip’le Obama’nın iki saati aşkın bir süre görüştükleri haberi gelince tüm Batı cephesi bir anda rahatlayıverdi. Obama ile Tayyip görüşmelerinin yarım saatini baş başa geçirmişlerdi ve toplam süre “Beyaz Saray standartlarının çok üzerine” çıkmıştı. Bu da Türkiye’nin ne kadar da önemli ve güçlü bir ülke olduğunun, Obama nezdindeki yüksek kıymetimizin ispatıydı…

Basın ardı ardına Tayyip-Obama “dostluğunu”, Obama’nın Tayyip için nasıl “my friend” dediğini, Türkiye’nin yükselen güç olduğunu anlatan manşetlerle çıktı. Bir taraftan bunlar olurken İstanbul’da bir hastanede 17 yaşında günahsız bir Türk kızı PKK’lı köpeklerin attığı molotofla yandığı için bir aylık yaşam mücadelesinin ardından hayata gözlerini yumarken, Tokat’ın kırsal bölgelerinden birinde yedi vatan evladı aynı hainlerin açtığı çapraz ateşle şehit oluyorlardı. İhanet açılımı hız kesmeden sonuçlarını veriyordu.

“ABD’nin ve Başkan Obama’nın desteği de malum…”

Bir tarafta çocuklarımız ölüyordu.

Ama bizim basının da, AKP’nin de sevinci gölgelenmedi bile…

Tayyip kendisine ayrılan iki saat için mutluydu. Basın Batının kendisini ciddiye almasının sarhoşluğu içindeydi. AKP, efendisinden yola devam izni aldığı için sevinçliydi…

Manşetler akmaya devam etti: “ABD’yle PKK’yı bitirme açılımı”, “Kandil ve Mahmur’a tasfiye”, “PKK, ABD’nin de düşmanı”…

İkinci Kore olma yolunda Afganistan

2001 yılından beri ABD, Afganistan’ı denetim altına almaya, Taliban’ı bitirmeye, Bin Ladin’i yakalamaya çalışıyor. Aradan geçen yıllarla karşın durumu hiç de iç açıcı değil. Son zamanlarda ABD’de en önemli tartışma konularından birisi bu noktada başlıyor. Acaba Afganistan, ABD açısından ikinci bir Vietnam vakasına dönüşüyor mu? Eğer Afganistan’da direnişin başında Şeriatçı Taliban değil de Vietnam’daki Ho Chi Minh gibi solcu ve Ulusal Kurtuluşçu güçler bulunsaydı bu çoktan gerçekleşmiş olacaktı. Fakat buna karşın yine de ABD aynı sondan kaçamayacağa benziyor.

Bu nedenle Obama’nın Afganistan’daki asker sayısını önce 30 bine, altı ay içinde de 100 bine çıkarma kararı da ancak bataklıkta boğulan ABD’li sayısını artıracaktır.

Tarih boyunca bu topraklara hükmeden ama zulüm etmeyen bu yüzden de kalıcı olabilen tek ulus Türkler oldu. Bugünse Afganistan ABD için ikinci Vietnam olma yoluna girerken Türkiye için de ikinci bir Kore olmaya doğru gidiyor. Türk milletinin tarihindeki en utanç verici sayfalardan biri muhakkak ki Kore Savaşı olmuştu. Çünkü tarih boyunca çok kereler vatanı uğruna savaşmış olan Türk ulusu bu kez emperyalist çıkarlar uğruna vatanından binlerce kilometre uzakta savaşmaya zorlanmıştı o dönemin Tayyip’leri tarafından... Ve yıllar sonra Tayyip “evlatlarımızı NATO çıkarları için feda etmekten” bahsetmişti.

Son bir ay içinde AKP, Afganistan’daki Türk askeri sayısını 700’den 1700’e çıkardı. Tayyip ABD’ye gitmeden hemen önce de ABD Ankara Büyükelçisi James Jeffery, Obama’nın Tayyip’ten muharip asker isteyeceğini açıkladı. Tayyip, bunu kabul ettiğini şimdilik açıklamadı. Fakat halen Afganistan’da bulunan askerlerin sayısının arttığını, Afgan işbirlikçilerinin Eğirdir Dağ Komando Okulu’nda eğitildiğini belirtmeyi de unutmadı. Obama ise “Türkiye’nin Afganistan’da yaptıklarından ve yapacaklarından dolayı teşekkür ederiz.” derken bıyık altından gülüyordu.

Tayyip işini bilirdi. Türk toplumu için her şeyin hazmettirme işi olduğunu iyi bilirdi. Obama da adamını iyi bilirdi…

Dinle Tayyip, karnen açıklanıyor!

Efendi Barak “Hussain”, Türkiye’ye gelip iktidarından, muhalifine tüm Amerikancıları karşısına dizdiğinde yine kendinden çok emindi. Yaptığı konuşmada da verdiği tüm mesajlarda da özellikle üzerinde durduğu konular aynı kalmıştı: Kürt meselesi, Ermenistan’la ilişkilerin düzeltilmesi ve Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması...

Tayyip bu sefer ABD’ye doğru yola çıktığından efendisinin verdiği bu ev ödevlerini layıkıyla yerine getirip getirmediğini kendi kendisine sormuş ve nasıl bir karneyle karşı karşıya geleceğinin heyecanını duymuş olmalı. Ne de olsa tüm işbirlikçiler gibi onun iktidarı da bu karnenin iyi notlar içermesine, efendinin hâlâ onu “delikten süpürmeye” gerek görmemesine bağlıydı.

Yapılan görüşmenin ardından Obama’nın yaptığı açıklamalar aynı zamanda bu karnenin açıklanması oldu. Diğer taraftan da Obama satır aralarında istediği tüm mesajları da sıralamıştı.

Obama, Ermeni meselesinde Tayyip’ten çok memnundu. Ne de olsa Tayyip, Türkiye’de ay yıldızlı Azerbaycan bayrağını polislere çöpe attıracak kadar Ermeni dostu olmuştu. Zaten Obama da tüm ABD’li yetkililerin vurguladıkları gibi aslında “Ermeni soykırımı”nın varlığına inanmasına karşın bu 24 Nisan’da “jenosit”i telaffuz etmeyerek Tayyip’e bir lütufta bulunmuştu. Bu sefer de aferini patlattı: “Sayın Başbakanı, Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleştirilmesi sürecinde attığı cesur adımlardan dolayı tebrik ettim. Bu yolda ilerlemesi için kendisini cesaretlendirmeye çalıştım.”

Yani, Obama “durmak yok yola devam” diyordu. “Bir de şu sınırları açın tamam. Karabağ mı? O da ne?” Tayyip’in lügatından o kelime çıkalı çok zaman oluyordu… “Obama’yı mı kıracağız canım? Boşver…”

Bir aferin de Ruhban Okulu için; “Dini ve etnik azınlıkları Türkiye’deki siyasi sürece dahil etmek konusunda Başbakanın gösterdiği başarılardan dolayı kendisini tebrik ettim. Türkiye’de Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması konusunda kendilerine vereceğimiz destekten bahsettim.” Türkiye kuruluşundan beri dini azınlıklar dışında Türkiye’de Müslüman bir etnik azınlığın varlığını kabul etmedi. Fakat işte Obama ne kadar kolay kabul ettiriyor: “Dini ve etnik azınlıkları…” Kürtler, Lazlar, Çerkezler? Belki de Aleviler?

Neyse Türkiye moleküllerine ayrılıyor ama Tayyip’in karnesi oldukça iyi. Biraz da hareketlerine dikkat etse, herkesle kavga edip durmasa “hal ve gidiş”ten de iyi not alacak ama ne yapsın çocuğun karakteri böyle.

Ve ihanet açılımı…

Obama, “Kürt azınlık” sözünü bir de “açılım”la ilgili konuşurken andı: “Yalnızca askeri olarak değil, PKK söz konusu olduğunda Sayın Başbakan’ın atmış olduğu adımların özellikle Türkiye’deki Kürt azınlığa yönelik dahil edici bir tutum içerisinde olmasının çok önemli bir adım olduğunu düşünüyorum... Çünkü terörizmle sadece askeri açıdan mücadele edilemez. Düşünülmesi gereken sosyal ve siyasi hedefler de var.”

Aslında Obama’nın verdiği emir son derece açık. Obama, “Bak, Tayyip!” diyor; “Karşında sadece PKK değil bir Kürt azınlık var. Bununla savaşarak bir yere varamazsın. Kürtlere haklarını ver. Onlarla mücadele etme, anlaş, istediklerini yap.” İşte Obama da ihanet açılımını tarif ediyor.

Gerçekten de; bu söylemle PKK’nın söylemi ve talepleri arasında bir fark görebiliyor musunuz? Zaten bunlar yapıldıktan sonra PKK’ya gerek de kalmaz. Kürt devleti kurulsun, hatta Türkiye’yi de Kürtler yönetsin, dahası Türkler Anadolu’yu bırakıp gitsinler. Bunlar gerçekleştikten sonra PKK tasfiye edilmiş ne olur, edilmemiş ne olur?

İhanet açılımı ilerledikçe, Türk bilinçlenmesi de artıyor. Siz devam edin “açılımınıza”. Yakında Türk milleti de vereceği cevabı iyice içinde netleştirecek. O zaman da bakalım size kucağını açan Obama gibi bir efendi bulabilecek misiniz?

“Obama Doktrini”

Basında bazıları Tayyip’i de geçti Obama hayranlığında. Obama’nın adı daha ilk duyulduğu zamanlar zaten Obama’nın Müslüman kökenlerine vurgu yapan, ondan ısrarla “Hüseyin” adıyla bahseden Amerikancı Şeriatçılarımız vardı. Ne hikmetse bu Barak “”Hussain” denilen Müslüman evladı(!), hep Rumları, Ermenileri korumanın peşindeydi ama bunu görmezden geldiler.

Kimisi ondan demokrasi bekliyor, kimisi onu devletçi ekonominin şampiyonu ilan ediyor. Kimisi de “demokratik emperyal” gibi terimler uydurup, Obama’nın ezilen uluslara dayatmalarını “Obama doktrini” diye cilalayıp satmaya kalkıyor.

Bu tiplerin “Obama Doktrini” dedikleri şey de Sevr planından farklı bir şey değil… Monroe, “Amerika kıtasında biz hükmedeceğiz” diyordu. Wilson ise “ulusların kaderini tayin hakkı”nı Osmanlı’yı parçalayıp, Türkleri Sevr’le kuşatmak için ortaya attı. Bugün de Obama’nın desteklediği açılımlar aynı sömürgeci amaçların devamcısı.

Obama kazanırsa, Sevr gerçekleşir, Türk varlığı son bulur.

Model ortaklık – Model uşaklık

Türkiye ile ABD arasındaki ilişkinin bir “model ortaklık” olduğunun propagandası Amerikancılar tarafından uzun zamandır yapılıyor. Daha önceleri de “stratejik ortaklık” vardı, “stratejik müttefik” vardı. Daha da önceleri “hür dünya cephesinin lideri Amerika” vardı. Emperyalistlerin ve uşaklarının yalanları, parlatmaları, cilalamaları bitmez ve de bitmeyecek. Ama ezilen Türk halkı çok iyi biliyor ki, ABD kendisinin ortağı falan değildir. ABD, Türkiye’den toprak talep eden Ermeninin ortağıdır, büyük Yunanistan hayallerinden vazgeçmemiş Mavri Mira kalıntılarının ortağıdır, çocuklarımızı vahşice katleden aşiret döküntülerinin ortağıdır. Bizimse ancak düşmanımızdır.

Ama Tayyip yanılıyor.

Onlar kendilerini ortak zannederler ama aslında ancak efendilerinin çıkarlarını, efendilerinden daha iyi korumakla yükümlü ve ancak bu şekilde onların kırıntılarıyla beslenerek tok kalan uşaklardır. Ama uşak psikolojisi ilginçtir. Kendisi emredilendir ama hep kendisini emredenle özdeşleştirir. Kendisini o sanmaya başlar. Kendisini efendisinin yerine koydukça daha da hırçınlaşır, saldırganlaşır.

Fakat efendisinin karşısında birden süngüsü düşer.

O artık, “Biz tüm komşularımızla görüştüğümüz için bizi kıskanıyorlar” diye şikayet edendir.

O artık, “Batı ittifakının üyesiyiz. Ekseni değişen biz değiliz, onlar” diye yakınandır.

O artık, “Gerekirse 360 derece döneriz” diye yaltaklanandır.

O artık, Beyaz Saray’da geçirdiği iki saat için bir milleti ateşe atacak kadar gözü dönendir.

Ortak falan değildir, sadece uşaktır.

Afganistan’da uşaktır.

Kıbrıs’ta uşaktır.

Azerbaycan’da uşaktır.

İstanbul’da uşaktır.

Ama unutmayın siz uşak olursunuz, Türk uşak olamaz!


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Aslinda RTE icin ayrilan sürenin yarisini tercümeler dolduruyor. Bizimki dil bilmedigi icin oval ofiste ona 2 saat ayrildi zannediliyor. Ama dil bilen baska bir devlet adami 1 saat kalsa  RTE ile ayni oluyor.

Anonim, İstanbul
16 Aralık 2009


Afganistan'da taliban maliban olduğunu düşünmüyorum,  bölgeyi zaten amerika kontrolü altında tutuyor, Bence ABDnin Afganistan'a asker  yığmak istemesinin tek sebebi İran'ı kuşatmak.

Alp, Ankara
16 Aralık 2009


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40