![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Prof. Dr. Hidayet Sarı Türk gençliği kamplara bölünüyor 1972 yılında Tıp Fakültesi’ne girdiğim zaman üniversite gençliği iki farklı kutba bölünmüş ve kardeş kavgası bir kan davasına dönüşmüş durumdaydı. Bir tarafta Devrimci Gençlik, karşı tarafta Ülkücü Gençlik, ya da birbirlerine söyledikleri şekilde komünist gençlik, faşist gençlik. Halk deyimiyle sağcılık-solculuk ve anarşistler diye isimlendirilmişti. Esasında bu hareket, 1966-1968’le başlayan dünya gençlik olaylarının, kapitalist sömürgeci anlayışa bir başkaldırısının, sosyalist kurtuluş şeklinde yeni bir yön arayışının ortaya çıkmasıydı. Bunun sonucunda kurtuluşu sosyalizm ve komünizmde arayan, sömürgeciliğe karşı olan, tam bağımsızlık isteyen gençlik anlayışı gelişmiş; bunun kapitalizm ve sömürgeci sistemin sonu olacağını gören ABD ise, bazı Üçüncü Dünya ülkelerinde sosyalizm karşıtı dernekler, kurumlar, partiler ve derin devlet şeklinde bir örgütlenme kurmuştu. Öncelikle MHP, kurduğu komando kampları ve Ülkü Ocakları’yla bu gençliğin faaliyetlerini karşı grup olarak engellemeye çalışmıştır. Bu grup komünizm, sosyalizm ve ateizm gibi tehlikeleri ileri sürerek Sovyetler Birliği’nin Türkiye’yi işgal edeceği korkusunu yayarak, Devrimci Gençlik hareketlerini engelleme faaliyetlerine girmiştir. Bunun sonucunda üniversiteler, fakülteler ve öğrenci yurtlarında her gün sağ-sol çatışmaları, forumlar, boykotlar, işgaller ile eğitimin aksaması ortaya çıkmıştır. Bu gençlik hareketleriyle sadece öğrenciler arasında değil, halk arasında, aile arasında, köylerde, mahallelerde ve şehirlerde bile bölünmeler, kurtarılmış bölgeler ortaya çıkmıştır. Bir şehrin halkının diğer şehre, köye, mahalleye gidişinin engellenmesi ve ülkede oluşan kaos ortamında karşılıklı her gün 10-20 kişinin öldürülmesi sonucunda sağ-sol görüş ayrılığının önce kardeş kavgasına, sonra kan davasına dönüşmesi şeklinde bir ortam mevcuttu. İşte böyle bir ortamda ben üniversite öğrencisi olarak, ailemin mütedeyyin olması nedeniyle (Türklüğün geleneksel bağları, örf ve adetleri ve İslam dininin kurallarını benimsemiş bir aileydi) ben de yapılan propaganda etkisiyle sosyalizm, tam bağımsız Türkiye diyenlerle Türkiye’ye komünizm gelecek, Sovyetler işgal edecek ve Türkiye’nin esas tam bağımsızlığı elden gidecek korkusunu duyanlardandım. Zaten üniversitede bir grup içinde yer almazsan, tek başına yaşama şansın da mümkün değildi. Allah’tan lise yıllarımda aktif sporla uğraştığımdan spor çantamı kaptığım gibi Dolmabahçe pistinde soluğu alıyor, antremanımı yapıp eve dönüyordum. Ancak üniversite eğitimi aksadığı için iyi bir meslek eğitimi alamıyor, huzursuz, endişeli, gelecekten kaygılı “bu durumda nasıl kurtuluruz” diye düşünüyordum. Milli Görüş’ün ortaya çıkması Tam o sıralarda şimdiki Milli Görüş’ün sahibi Necmettin Erbakan din, iman, maneviyat diyerek Milli Nizam Partisi adında dini siyasette kullanan bir parti kurdu. Böylece sağ cenahta Amerikan kapitalizmine ve NATO’ya bağlılığı temsil eden eski DP’li AP ve başkanı Süleyman Demirel vatan-millet-Sakarya edebiyatıyla sözde milliyetçiliği temsil eden komando ve Ülkücü Gençlik yetiştiren MHP ve başkanı Alparslan Türkeş ve din-iman-İslam diyen önce Milli Nizam Partisi sonra 1973’te kapatılınca MSP denen partinin başkanı Necmettin Erbakan’ın olduğu Milli Görüş şeklinde 3 parti mevcuttu. Sol cenahta ise “Ne ezilen ne ezen insanca hakça düzen” diyen İsmet İnönü’yü devirerek başa geçen Karaoğlan’ın başkanlık ettiği bir CHP ve Türkiye’nin kurtuluşunu SSCB tipinde bir sosyalizmle olacağını söyleyen Behice Boran’ların TİP’i mevcuttu. Ben kavgayı sevmediğim için olayları gözlüyor, olayları en iyi şekilde kavrıyor, anlıyordum. Mümkün olduğu kadar iyi bir hizmet almak iyi bir tıp hekimi olmak arzusundaydım. Bu sebeple hiçbir gençlik örgütüne girmemiş, hiçbir kavgaya karışmamıştım. Tam bu sıralarda MSP de bir gençlik kollarını kurmuştu. Bu gençlik grubunun adı ise Akıncı Gençlik idi. Böylece Erbakan Hoca, üniversitede Dev-Genç, Ülkücü Gençlik dışında bir de Akıncı Gençlik grubu oluşturmaya çalışıyordu. MSP’nin gençlik kollarının aktif grubu olan Akıncı Gençlik her tarafta kurulmaya çalışıyordu. Bu gençlik grubuna katılmış bir tıp öğrencisi arkadaşım beni de buraya kazandırmak için evine ve toplantılarına davet ediyordu. Bu sırada gençlerin ve gençlik örgütlerinin söylemlerine baktığımızda Devrimci Gençlik ülkenin sosyalizm yoluyla gelişeceğini söylerken, Ülkücü Gençlik kapitalizm ve liberalizm yoluyla ülkenin gelişeceğini savunuyordu. İki örgütün de esasında ülkenin her yönde daha ileriye götürmenin kaygısı varıd ve bunun kavgasını veriyorlardı. Akıncı Gençlik ise din, iman, maneviyat ve ümmet fikri ile bu iki görüşe de karşı çıkıyordu. Aynı Osmanlı’daki gibi ümmet-teba hayalleri kuruyordu. Bunlar için en büyük tehlike laik Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasası ve Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimci ilkeleriydi. Bu düşüncelerini Anayasa’da açık suç olduğu için açıkça söyleyemiyorlar, gizlice dile getiriyorlardı. Benim bu art niyeti ve esas hedefleri anlamam için iki örneği daha doğrusu musibeti yaşamam yetti. Milli Görüşçülerin Atatürk düşmanlığı Birisi fakültede sağ-sol birbirine girmiş durumdayken, bizim fakültede solcular hakim olduğu için sağcı gençleri “faşistleri bu okulda istemiyoruz” diye dövüp söverken, ben bu Akıncı Gençlik tarafındaki arkadaşıma “Siz de sağcısınız niye müdahale etmiyorsunuz” dediğim zaman, bana Erbakan Hoca’nın “Çocuklar, okulda ve etrafınızdaki öğrenci olaylarına girmeyeceksiniz” dediğini ve karışmayacaklarını, onlara göre bu kavganın dinsizle imansız arasında olduğunu, kendilerine “Onlar birbirin yerken siz aradan sıyrılacaksınız” dendiğini ve bundan dolayı bu kavgaya hiç karışmayacaklarını ancak okul bittikten sonra devlet kadrolarını kendi arkadaşlarını ve gruplarının ele geçirmesi gerektiğini ifade etti. Bunun üzerine bunlar nasıl sağcı, iki kardeş birbirini öldürüyor, bunlar bundan keyif alıyor ve ilerisi için bir fayda umuyor diye düşündüm. Ancak gerçek niyetlerini tam kestiremedim. Bu olaydan sonra ikna görüşmemizde arkadaşım beni Akıncı Gençlik veya Milli Görüş grubuyla bir Edirne ziyaretine gelmemi istedi. Bu arkadaşım bir hafta sonu otobüsle gidilip piknik yapılacağını söyledi. Benim de gelip gelmeyeceğimi sordu. Bir otobüste MSP Gençlik Kolları başkanıyla Edirne’ye gittik. Selimiye, Kırkpınar güreş alanı, Meriç Nehri çevresinde gezi, namaz ibadeti ve spor faaliyetleri sonrası akşama doğru İstanbul’a döndük. Dönüşte, yol Lüleburgaz kasabası içinden geçerken kasabanın ortasında tam Atatürk heykelinin yanından geçiyorduk ki, birden Milli Görüşçü gençler, otobüste havaya fırladılar, sinir krizi geçirmiş gibi bağırmaya başladılar. Ata’nın heykelini göstererek “Şu deccalin heykelini kıracağız elbet! Şu deccalin putlarını kıracağız elbet!” dediler. Birden başımdan kaynar sular döküldü. Bunlar nasıl bir düşünce ürünü ki, kendi ülkesini ve onları doğuran anne babalarının hayatlarını kurtaran, varlıklarını borçlu oldukları bir insana ve onu temsil eden Atatürk anıtına kin ve nefretle bağırıyorlardı? Ben böyle bir gençliğin arasına nasıl girmiştim? Sesimi çıkaramadım, sıkıldım, üzüldüm. Daha bu olayın şokunu atlatamadan askeri garnizon önünden geçerken bu grup tekrar ayağa kalkıp aynı tepkileri gösterdi. Türk bayrağını ve askeri garnizonu gösterip “Şu laik-dinsiz devleti yıkacağız elbet!” diyerek tekrar tekrar bağırarak vatan hainliklerini dışarı vurdular. Benim de tekrar başımdan aşağı kaynar sular döküldü ter ve sıkıntı bastı. Kendi kendime sordum: Nasıl bu ülkede okuyup, yiyip, içip bağımsız devletlerin, laik dinsiz denilerek yıkmaya çalışan olur diye? Bir daha bu grupla görüşmedim. Üniversitede bu iki olay bana acı ders oldu. MSP ve Milli Görüş’ü anlamam için iki musibet yetti arttı. AKP’nin Atatürk düşmanlığının kökenleri Şimdi bunları niye anlattım? 35-40 yıl önce meydana gelen bu olay şu andaki hükümeti oluşturan AKP’nin temel görüşü olan Milli Görüş’ün ne anlama geldiğini anlatmak içindi. İşte o günler yetişen Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün arkadaşlarının temel fikirlerinin, amaçlarının neyi yansıttığını belirtmek istedim. Şu an AKP’nin Türkiye Cumhuriyeti’nin temel iki yapısı olan başta üniter yapısına ve Atatürk’ün devrim ve ilkelerine saldırısı budur. Çünkü iki temel yapı Türk milletin çimentosu görevini görür. Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin korunması ve bunun oluşmasında, en önemli birleştirici unsur Atatürk sevgisi ve onun “Ne mutlu Türk’üm diyene” diyerek oluşturduğu, tasada ve kıvançta bir millet olmanın birleştiriciliğidir. Atatürk’ün ilke ve devrimlerini temsil eden 6 Ok da bunun uygulanmasıdır. Bunun da koruyucusu ve kollayıcısı TSK’dır. İşte AKP’nin yapmak istediği Atatürk sevgisinin birleştirdiği çimentoyu kırmak, içindeki çakıl taşlarını birbirinden ayırıp Anadolu Federe Devleti kurmaktır. Bunun için en büyük engel Türkiye Cumhuriyeti’nin en güvenilir kurumu olan ve Türkiye Cumhuriyeti’ni iç ve dış düşmanlara karşı koruyup kollamak olan TSK’nın elini kolunu bağlamaktır. Bunun için daha önce “Avrupa Birliği bir haçlı kulübüdür, Türkiye’nin burada yeri yoktur.” diyenler şimdi Avrupa Birliği’ni en fazla isteyenler arasında yer alıyorlar. Daha önce Amerika’ya “şeytan” diyenler, şimdi baştacı etmekte. “Küçük şeytan İsrail” diyenler, askeri, siyasi en çok anlaşmayı yapmaktadırlar. Laik, üniter Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmayı hedefleyen içte ve dışta ne kadar Türkiye karşıtı etnik grup, dini grup, cemaat, tarikat varsa bunlarla işbirliği içindedirler. Yine Türkiye Cumhuriyeti’ni parçalamak, yok etmek isteyen ne kadar dış devlet (Yunanistan, Ermenistan, AB, ABD, İsrail) varsa, bunları da baştacı edip işbirliği yapıyorlar. Türkiye üzerinde Megalo İdea hedefleri olan Yunanistan bile Türkiye’nin AB’ye girmesine destek vermektedir. Esasında AKP ve Türk düşmanlarınca ortak hedef Türkiye Cumhuriyeti’nin parçalanması için önce Atatürk sevgisinin yok edilmesi ve bunun anayasa ve kanunlarla korunup ve kollanmasıyla görevli olan TSK’nın elinin kolunun bağlanması işte bu nedenledir. Biz tek bayrak, tek vatan, tek millet ve tek devlet diyerek bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nde birleştiren Atatürk sevgisi, onları birleştiren ise çimento görevini gören Atatürk’ü yok etmeyi hedefleyen Atatürk nefretidir. Biliyorlar ki, Atatürk sevgisi Türk milletinde var olduğu müddetçe laik, üniter, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti var olacaktır. Esasında bu olayların altında Atatürk nefretini kaldırırsanız Türk nefreti görürsünüz. Yaptıkları bütün açılımlara bakarsanız (Kürt, Ermeni) bunu net görebilirsiniz. Bu Türk nefretini dile getiremedikleri için Atatürk’e ve Türkiye Cumhuriyeti’ni koruyan TSK’ya saldırıyorlar. Türk milletinde Atatürk sevgisi, ilke ve devrimleri yaşadığı sürece hedeflerine ulaşamayacaklar.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||