![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
60 yıldır acısıyla-tatlısıyla, kıvancı, sevinci, geri bıraktırılmışlığı ile cebelleştiğim Anadolu topraklarının çocuğuyum. Aklım ereli beri işkencesini de gördüm, bayramlarında mutluluktan uçtuğum da oldu. Kara bağladığım zamanları da yaşadım; açlığını paylaştığım da oldu, faşist darbelerin acısını da yaşadım. Nisbi demokratik ortamın rehavetli havasını da soludum. Ama hiçbir zaman benim güzel ülkem bu denli alçalma yaşamadı. Mezheplerin, ırkların ve dinlerin karanlık kuyularına hiçbir zaman bu kadar gözü kapalı atlamadık. Tıp ilminden az buçuk anlayanlar bilirler, bazı yaralar kaşınmaya başlayınca iyileşme sürecine girdiği söylenir. Doğrudur. Kemrelerini kaldırmadan tatlı tatlı kaşımak müthiş haz verir. Dünyaya yeni gelmiş gibi oluruz. Ama öyle yaralar vardır ki, el dokundurmaya gelmez. Yavuz Sultan Selim’ler götüren Şir-i Pençe gibi yaralar, kaşıyınca kanser depreşir. Hiçbir tedaviyle sağalmaz hale gelir. Acısı ciğere kadar işler ve alimallah öteki tarafa postalar insanı. Toplumsal yaralar da canlı organizma yaraları gibidir. Kimini kaşıyıp açmak gerekir. Kaşıyıp açmakla kokuşup depreşmesini engellersiniz. Ama öyle toplumsal yaralar vardır ki, el dokundurmak külliyen abesle iştigaldir. Kaşıdıkça kudurur. İnsanlık tarihinin utancından karalar bağladığı en sancılı, en acılı dönemlerine bir bakın hep bu çirkin, olmayasıca yaraların deşildiği süreçlere denk düşer. Beni bu denli korkutan uykularımı kaçırtan, yaralar ne menem meretlerdir ki, rüyalarıma giriyor. Çığlık çığlığa uyanıyorum. Bu ucube şey iki sözcükten ibaret. Kocaman puntolarla yazalım: IRK VE DİN! Yedi yaşındaki sabiden beli iki büklüm olmuş Pir-i Mugan Dede’ye kadar insanların büyük çoğunluğu bu iki meymenetsiz, gereksiz ve yineliyorum olmayasıca kavramların kulu olmuş durumdalar. Bu iki sözcüğü haykıran ağızlarından salyalar dökülüyor. Dişlerinden kan fışkırıyor. Bütün bu çirkinlikler, evrende güzel olan ne varsa abluka altına almış. Irkçı, faşist ve din karanlığıyla beyni sulanmış kuru kalabalıklar havlayarak dolaşıyorlar dünyamızın üzerinde. Bir tarafa bakıyorsunuz İsviçre semalarına hilalli minareler dikilmesi yasaklanmış diye dünyayı ayağa kaldırıyorlar. Hanımlar, beyler; kimsenin inancına bir şey dediğimiz yok. Ne olur ibadetimiz Allah’la bizim aramızda kalsın. Bilal-i Habeşi ilk ezanı yüksek bir duvara çıkıp okumuş. Eyvallah kabul de neden böyle olmuş. O dönemlerde elektriğin nimetlerinden yararlanmak için mikrofon gibi şeyler icat edilmemişti. Açıkçası insanlık teknolojinin nimetlerinden yararlanacak aşamaya gelememişti. Ulu Tanrı ezanımızı her yerden duyar her feryadımız her dileğimiz, her duamız ona ayandır. Bari inandığımız Allah’a duymaz diye hakaret etmeyelim. Ben bir kara deriliyim beyler, hanımlar. Beyaz efendilerime kulluk etmek için bindirilmişim gemilere, gönderilmişim Beyaz Avrupa’ya, Amerika’ya. EN BELİRGİN ÖZELLİĞİM EMEĞİM. Ben bir sarı deriliyim beyler, hanımlar. Çin’de bir ırmağın kirli sularında hem salım hem evim olan bir tekne bozuntusunda balık beklerim. EN BELİRGİN ÖZELLİĞİM EMEĞİM. Ben bir Aleviyim beyler, hanımlar. EN BELİRGİN ÖZELLİĞİM EMEĞİM. Ben bir Sünniyim beyler, hanımlar. EN BELİRGİN ÖZELLİĞİM EMEĞİM. Ben bir Türk’üm beyler hanımlar. EN BELİRGİN ÖZELLİĞİM EMEĞİM. Ben bir Kürdüm beyler, hanımlar. EN BELİRGİN ÖZELLİĞİM EMEĞİM. Ben bir insanım beyler, hanımlar. Din, ırk ayırmam. İmece usulü çalışarak elde etmişim ekmeğimi. Sofram açık. Herkes tadabilir emek güzeli yemişlerimden. EN BELİRGİN ÖZELLİĞİM EMEĞİM. Yaşasın emekçilerin kardeşliği!
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||