![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Tevfik Kaymaz
Ulusal önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkemize bıraktığı en büyük mirası ve halkımızın geleceği ve mutluluğu için mücadele edenlerin en güçlü silahlardır 6 ana ilkesi. Bu ilkeler tek tek ele alınamayacak kadar bütün ve biri olmadan diğerleri neredeyse anlamını değerini yitirebilecek, birbirini destekler ilkelerdir. O yüzden altısı birden anlaşılıp savunulmadan bir başarı elde etmek mümkün görünmemektedir. Cumhuriyetçilik Ülkemizde ulusumuzu ülke yönetiminin dışında tutan yönetim biçimlerinin yerine halkın en ideal şekilde kendi hayatının yönetimine katıldığı bir sistemi savunan ilkemizdir. Ülkemizi ve kendi hayatımızı ilgilendiren her şeyde hepimizin söz hakkımız var. Atatürkçüler Cumhuriyetçilikten bunu anlar. “Egemenlik Kayıtsız Şartsız ulusundur.” Cumhuriyetçilik Oku’nu sırt çantamıza koyalım arkadaşlar. Ulusçuluk Biz diyelim ulusçuluk bir başkası da milliyetçilik desin. Özde olduktan sonra anlaşırız. Ülkemizde yüzlerce yıllardır iç içe yaşayan değişik kültür, din ve etnik kökenden gelen ve her ne kadar ataerkil bir deyim olsa da dilimize mal olan şekliyle yüzlerce yıl “kız alıp kız vermiş” milyonlardan oluşan dev bir ulusuz biz. Ne saf ırk, dil, din temelindeki ayrılıkları yüceltenlerden ne de sözde enternasyonalci evrenselci olan ve bu fikirleri çarpıtarak ve ulusal bilincimizi zedeleyenlerden çok ama çok farklı olduğumuzu açıkça ortaya koymalıyız. “Yurtta Barış Dünyada Barış.” “Ne Mutlu Türk’üm Diyene!” Milliyetçilik-Ulusçuluk Oku’nu sırt çantamızdan eksik etmeyelim arkadaşlar. Halkçılık Atamız, ulusumuzun tüm sosyal katmanlarının yaşam alanları tanımlanırken ekonomik gelir düzeyi olarak en alt tabakadaki insanlarımızı, ülkenin en büyük üretici güçlerini, köylüleri milletin efendisi ilan etmiştir. Alınteri ile üretim yaparak yaşamını devam ettiren halkımız, işçimiz, köylümüz, zanaatkarımız üretmezse, üretmezsek yaşam durur. Makinalar durur, toprak susar. Bizi üretim yapmaktan alıkoymak istiyorlar ve ürettiklerimizi de yok pahasına elimizden almaya çalışıyorlar. Halkımızın, ürettiklerini, üretme hakkını, alınterini, halkımızın hakkını arama hakkını koruyacak olan Cumhuriyetimiz için Halkçılık okumuzu sırt çantamızdan eksik etmeyelim arkadaşlar. Devletçilik Devletimiz ekonomik alanda her zaman tüm kritik noktalarda müdahale gücünde olmalıdır. Devletçilik ilkesiyle yaratılanları yok edenler, yok ettiklerini kötülemeyi bırakıp 50 yılı aşkındır ülkenin ne kadar kötü yönetildiğini incelesinler. Devletçi ekonomik anlayışı ile kurulan herşey bir bir ya satılıyor ya da yıkılıyor. Satılanlar da yok pahasına veriliyor. Çünkü memleket icralık olmuş durumda. Tefecinin eline düşenler, önce paralarını ve mallarını sonra onurlarını kaybeder ya da intihar ederler. Ülkemiz ekonomik bir intihar ile tam bir teslimiyet arasında bir noktadadır uzun yıllardır. Ve maalesef teslimiyeti seçen hükümetlerle yönetiliyoruz. Teslimiyete resti çekip ekonomimizi yeniden kuracak cesarette bir hükümet oluşmamıştır senelerdir. Böyle bir hükümet, ancak halkımız kendi onurunu kurtarmak kararlılığında ve bilincinde olduğunda kurulacaktır. Ulusça dedelerimizden miras kalan vatanımızı torunlarımıza hür bir toprak olarak teslim etme sorumluluk ve bilincinde olduğumuzda, böyle bir hükümet kurulacaktır. Böyle bir rest çekmenin ekonomik yaşantımıza yansıyacak bedelini ödemek kararlılığında olduğumuzda, böyle bir hükümet seçilip işbaşına gelebilecektir. Ulusumuzu onurlu, aydınlık günlere taşıyacak olan ulusun bu konudaki kendi bilinci, azmi ve kararlılığı olacaktır. Zihinlerimize kazımak istiyorlar, devlet ekonomiden çekilsin diyorlar. Devlet küçülsün diyorlar. Küçülte küçülte yok etmek üzereler devleti. Bunlar, malum icra memurlarının işini kolaylıkla yapabilmesi için yapılan ideolojik bombardımanlardır. İnanmamalıyız. Bunlar gizlice okullarımızı, sağlık sistemimizi sattılar, özelleştirdiler. Devlet okullarının kalitesini düşürüyorlar, yerine mantar gibi özel okullar, vakıf okulları bitiyor. Sağlık kurumlarımızın kalitesini düşürüyorlar, yerine mantar gibi özel sağlık kuruluşları çıkıveriyor. Hangi gelişmiş ekonomisi olan ülke vatandaşının sağlığını, gelecek kuşaklarının eğitimini, doğru dürüst bir denetim meknizması olmaksızın, özel ve yabancı sermayedarların ve kuruluşların insafına terk ediyor. Paran varsa iyi oku, paran varsa sağlığın iyi olsun diyorlar. Halkımızın sağlığının ve çocuklarımızın eğitiminin sorumluluğunu devletimiz kutsal bir emanet gibi taşımalı. Çocuklarının nasıl eğitileceğinin kontrolünü kaybetmiş bir devlet ne kadar aynı devlet olarak kalabilir? Devlet, kimsesizlerimizin çaresizlerin çaresi olmalı. Devlet, baba olmalı. Yoksa bunları yapmayan devlet neden vergi topluyor demezler mi?.. Ulusal sermayedarların yapmadığı yapamadığı yatırımları devletimiz yapabilmeli. Ama halkın katkısıyla yaptıklarını da yok pahasına, işletemeden ve usulsüzce hiç kimse peşkeş çekememeli. Yabancı sermayenin ülkeye ne kadar girip ne kadar çıktığı devlet kontrolünde olmalı. Çünkü: “İktisaden zayıf bir ulus, fakirlik ve sefaletten kurtulamaz. Toplumsal ve siyasi felaketten yakasını kurtaramaz.” Devletçilik Oku’nu sırt çantamızdan eksik etmeyelim arkadaşlar. Laiklik Tüm Atatürk ilke ve devrimleri ile birlikte savunulmadığında içi rahatlıkla boşaltılabilir, çarpıtılabilir bir ilkedir. Din ve devlet, siyaset işlerinin birbirinden ayrılması diye formüle edilir kısaca. Üzerinde son zamanlarda en çok kaygılandığımız ilkemiz. Aslında daha önce başlamalıydık kaygılanmaya. Diğer Atatürk ilkeleri teker teker saldırıya uğramaya başladığında. Çünkü diğer ilkeler olmadan laiklik olmaz. Adam olunmaz. Cumhuriyetçilik yeterince savunulmaz korunmazsa: Birileri din devletini alternatif olarak sunar ve laiklik tehlikeye girer. Ulusalcılık-Milliyetçilik ilkesi yeterince anlaşılıp savunulamaz, korunamazsa: Birileri ümmetçiliğin tadından yenmez çok güzel bir şey olduğunu savunur ve ulusal bilincimizi aşındırır, laiklik tehlikeye girer. Halkçılık yeterince anlaşılamaz ve savunulamazsa: Halk haklarını koruma vekaletini Cumhuriyetin kurumlarına ve yasalarına değil mafyalara, tarikatlara ve dini siyasete alet eden bir yığın örgütlenmeye bırakacak ve yine laiklik tehlikeye girecektir. Devletçilik yeterince anlaşılmadığı ve savunulmadığı takdirde: Küçültülen devletin ekonomide boş bıraktığı alanlar, dindarlık kisvesi altında gizlenen örgütlenmeler tarafından doldurulur. Eğitim özel Şeriatçı eğitim kuruluşlarının eline geçebilir. Devletin kontrolü altında olması gereken maddi kaynaklar, yanlış ellerde din devleti kurmak isteyenlerce kullanılabilir. Nihayetinde; Küçülen devletin laikliği de küçülür, tehlikeye girer. Laiklik diğer Atatürk ilkelerinin bir sonucudur. Diğer ilkelerin çatısıdır, tacıdır. Bugün sadece laiklik deyip tutturanlar başka bir şey demeyenler, diyemeyenler Atatürkçü değildir. Sadece laiktir. Ayakları bu topraklara basmamaktadır. İnsanca ve özgür bir yaşam için Laiklik Oku’nu sırt çantamızdan eksik etmeyelim arkadaşlar. Devrimcilik Tüm bu yukarıdakileri koruyup geliştirecek en hayati ilkemiz. Devrimcilik-İnkılâpçılık, insanlarımızın daha güzel günler için, toplumsal yaşam kalitesini artırmak yolunda karşılaştığı engelleri yıkmasıdır. Atatürk devrimlerine karşı güçlerce oluşturulacak her türlü yapay dengeyi her seferinde bozup ulusumuzun tümü lehine olacak bir dengeyi yeniden kurma felsefesidir. Atamızın Gençliğe Hitabesi’nde ve Bursa Nutku’nda yeterince açık şekilde anlatılmıştır. Yapay denge dönemleri yükselmenin, gelişmenin duraklaması, terse dönmenin gerilemenin ve çürüyüp yok olmanın yaşandığı dönemlerdir. Özellikle bu çürümenin çok yoğun olduğu son 25-30 yıllık dönemi yaşıyoruz. Diğer Atatürk İlkelerinin muhafızı, koruyucusu ve geliştirici anahtarı Devrimcilik İlkesi’dir. Devrimcilik-İnkılâpçılık okunu sırt çantamızda en güvenli yere yerleştirelim arkadaşlar. Bu oklar, bugün cumhuriyetin hiçbir kurum kuruluş ya da örgütünün tek başına ifade edemediği, koruyup geliştiremediği kadar büyük bir anlam ve öneme sahiptir.. Bunlar Ulusal Önderimiz Atatürk’ümüzün bedeninden çıkan ışık hüzmeleri değildir. Tam tabiriyle; yön oklarıdır, ilerleme oklarıdır. Bu oklar, Atatürk’ün, Türk ulusunun tamamına bıraktığı en değerli mirasıdır. Atatürkçülükten, bu kadar yalın açıklamalardan sonra, halen daha başka şeyler anlayanlar var mı? Yoksa, o halde haydi bir şeyler yapalım. Yapacağımız ilk iş, Atatürkçü bir parti kurmak olsun.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||