Tuğrul Çelik - Dünya
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Kürt neden ırkçı olur?
GÖKÇE FIRAT
Güzel İzmirli...
Bil ki eline aldığın
taş değil yüreğindir...
ÖZGÜR ERDEM
"Dersim Soykırımı"
tuzağına düşmeyelim
SERAP YEŞİLTUNA
Huzurumuzu bozuyorsun Tayyip!
ALİ ÖZSOY
Tupac Amaru'nun çocukları iktidarda
OKAN İŞBECER
Aydın Doğan,
medyaya veda ediyor
TUĞRUL ÇELİK
ABD-Çin
stratejik müttefikliği
HÜSEYİN ADIGÜZEL
AKP açılımının
altında kalacak
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
İşte açılım
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Ankara'dan
bir sergi geçti
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Anadolu'nun Türk hakimiyetine geçişi
ERGİN KONUKSEVER
Kore Savaşı'nda Türkler-3
İLYAS SALMAN
En belirgin özelliğim emeğim
TEVFİK KAYMAZ
Okçular! Bir adım ileri... Sırt çantamızda
hiç eksik ok olmamalı!..
HİDAYET SARI
Bizi birleştiren Atatürk sevgisi, onları birleştiren
Atatürk nefreti
YAŞAR AKSU
Ne mutlu bize ki
Türk'ün partisi kuruluyor
AHMET PAKSOY
Nurculuğun
dünü, bugünü
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (14)
EYKAN CAN
Yerden gökten zembille...
 
 

Tuğrul Çelik
ABD-Çin stratejik müttefikliği




ObaMao’nun açtığı yol, ABD-Çin stratejik müttefikliğine doğru gidiyor.

Geçtiğimiz hafta Obama’nın Asya turunu değerlendirirken, turun Çin ayağından kısaca bahsetmiştik.

Obama, Çin’de Mao ile sentezlenerek ObaMao haline getirilmişti. Hazırlanan ObaMao figürlü ürünler, ABD-Çin ilişkilerinin düzeyini de gösteriyordu bir anlamda.

Çok yaygın olarak ortaya atılan Çin’in dünya dengeleri açısından kısa zaman sonra tam anlamıyla yeni bir kutup oluşturacağı ve ABD’nin karşısına dikileceği görüşünün ne kadar dayanaksız bir tez olduğu, Obama’nın Çin Devlet Başkanı ve Başbakanıyla yaptığı görüşmelerde bir kez daha ortaya çıktı.

Daha önce gazetemizde Çin-ABD ilişkilerine değinmiştik. İkili arasında var olan ilişkiye bakınca karşıtlığın değil aksine bir ortaklığın söz konusu olduğunu görüyoruz.

Ama ABD-Çin görüşmesinin medyaya yansımaları gerçeklerden uzak.

Obama’nın Çin’den eli boş döndüğü görüşü en çok dile getirilenlerden.

Dayandıkları nokta Obama’nın Çin’den parasının değerini dolar karşısında artırmasını istemesi. Hammadde girişi, işgücü ve kullanılan üretim teknolojisi bakımından maliyetlerinin zaten çok düşük olduğu Çin, parasının değerini düşük tutarak küresel ticaretteki rekabet dengelerini bozuyormuş. ABD de bundan rahatsızmış.

Ama anlaşılan görüşmelerin tarafları hiç de öyle düşünmüyor. Çin Başbakanı Wen Jilbao’nun geleceğe yönelik görüşü şöyle:

“Karşılıklı güven bizi ileriye, kuşku ise geri götürür.”

Bunun yanında işin rakamsal boyutları da ortada:

ABD’nin en büyük dış ticaret ortağı Çin!

ABD emperyalizmini besleyen en büyük finansör de, aldığı Amerikan hazine tahvilleriyle yine Çin!

Şanghay ve Chicago’nun kardeş şehirler oluşunu hatırlatan Obama’nın, iki ülke arasındaki ticaretin dengeli hale getirilmesi isteğinin, ABD-Çin arası bir anlaşmazlık olarak yorumlanması da bilinçli bir yönlendirme.

Yoksa belli aylarda ABD’nin Çin ile yaptığı ticarette açık veriyor olması Çin’in, ABD’nin en büyük finansörü olduğu gerçeğinin yanında oldukça anlamsız kalıyor.

Zaten yapılan görüşmenin özü de bir anlamda ABD-Çin ilişkilerinin biraz daha sağlamlaştırılması ve emperyalizmin sorunsuz devamlılığı üzerine kurulmuş.

Jilbao da, Çin-ABD arasında bir rekabetin olamayacağını çok net ifade etmiş de zaten:

“Kesin rakip olmaktansa, ortak olmak daha iyi.”

İşin sadece ekonomik boyutu değil siyasi boyutları da var. Ortaklık bu konuda da devam etme kararlılığında.

Nükleer faaliyetler konusunda ABD’nin hassas olduğu noktalarda Çin, ABD’yi yalnız bırakmıyor.

Kuzey Kore ve İran’ın nükleer programından Çin de ABD gibi rahatsız.

Görüşmenin özeti:

ABD ve Çin birbirlerinin ilgilendikleri stratejik konulara dikkatli yaklaşacaklar, ABD’nin listesindeki “şer odakları”na karşı birlikte hareket edecekler.

ObaMao’nun açtığı yol, ABD-Çin stratejik müttefikliğine doğru gidiyor.


5. Enternasyonal yolda


Venezüella’nın başkenti Caracas’ın evsahipliğini yaptığı Birinci Sol Partiler Uluslararası Buluşması, Chavez’in kafasında yalnızca bir Latin Amerika Birliği Projesi’nin olmadığını gösterdi.

Toplantının sonuç bölümünde konuşan Chavez dünya solu açısından yeni bir birliğin gerekliliğine vurgu yaparak, 5. Enternasyonal’in müjdesini verdi.

“5. Enternasyonal çağrısı yapmanın zamanı gelmiştir. Ben bu çağrıyı yapma cesaretini gösteriyorum. Bu, kapitalizme ve emperyalizme karşı bir cephe oluşturacak sosyalist bir buluşma olmalıdır. Partiler kuruluş metninin oluşturulmasından önce düşünecek, tartışacak, danışacak. Ama bırakın, bu sosyalist örgütlenmenin yaratılmasının çağrısını ben yapayım. Dünya önünde bu sorumluluğu üstleniyorum.”

39 ülkeden, 55 sol parti ve örgütten 200 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen zirvede, 5. Enternasyonal’in Nisan 2010’da kurulacağını duyuruldu.

Chavez ilk defa 2007 yılında yeni bir Enternasyonal kurulması çağrısında bulunmuştu. Bu toplantıda geçmiş Enternasyonal deneyimlerine değinen Chavez, yeni kurulacak Enternasyonal’de sadece Latin Amerika partilerinin değil dünya çapında ezilen ülkelerin devrimci partilerinin de yer alacağını belirtmiş.

Chavez’in yaratmaya çalıştığı sosyalist birliğin Marksist temellerden çok, ezilen ulus devrimciliği temelinde yükseleceği de, kurulması planlanan 5. Enternasyonal’in temel özelliği olacak gibi duruyor.

Chavez, 5. Enternasyonal’den şöyle bahsetmiş:

“5. Enternasyonal, Karl Marx, Friedrich Engels ve Vladimir İlyiç Lenin’in düşünceleri ile Simon Bolivar, Francisco Morazan, Augusto Cesar Sandino, Ernesto Che Guevara, Salvador Allende, Maurice Bishop ve Camilo Torres gibi Latin Amerikalı devrimcilerin düşüncelerini kaynaştıracak.”

Chavez, Geçmiş Enternasyonal deneyimlerinden bahsederken, Bolşevikler tarafından kurulan 3. Enternasyonal’in Stalin döneminde bozulduğunu ve dünya çapında da ezilen ulusların sosyalizm mücadelesine engel olduğunun altını çizerek bağımsızlığın önemine vurgu yapmış.

Chavez’in çağrısı başta Latin Amerika’nın sol partileri olmak üzere büyük destek almış.

Küba Komünist Partisi öneriyi “mükemmel” şeklinde nitelerken, Bolivya’daki Sosyalizme Doğru Hareket (MAS), El Salvador’daki Farabundo Marti Ulusal Kurtuluş Cephesi (FMLN), Nikaragua’daki Sandinist Ulusal Kurtuluş Cephesi (FSLN), Ekvador’daki Onurlu ve Egemen Vatan İttifakı (Alinza PAIS), Şili’deki Alternatif Toplum Önerisi ve Guetamala’daki Yeni Ulus Alternatifi (ANN) Chavez’in çağrısını destekleyen diğer Latin Amerika partileri olmuş.

Latin Amerika partilerinin yanı sıra Afrika’dan katılan sol parti ve örgütler de Chavez’in önerisine desteklerini sunmuşlar.

Chavez’in önerisine Yunan Komünist Partisi şiddetle karşı çıkarken, Almanya’dan Sol Parti (Die Linke), Portekiz’den Sol Blok ve Fransa’dan Sol Parti (Parti de Gauche) gibi Batı solunun temsilcileri öneriyi partilerinde görüşeceklerini dile getirerek konuyla ne kadar ilgilendiklerini ortaya koymuşlar!

Chavez’in yeni bir Enternasyonal kurma kararlılığının yanında önerisine destek veren ve karşı çıkan partilere de bakınca, kurulacak olan birliğin Latin Amerika Birliği’nin daha da genişleyerek Galiyev tarafından ortaya koyulan “Sömürgeler Enternasyonali”ne dönüşeceği görülüyor.


Ahmedinejad: “Tetiğe giden her eli kırarız”

Ahmedinejad net ifadelerle herhangi bir saldırıda mutlaka
karşılık vereceklerini belirtti.
“Saldırıya girişenler, parmaklarını tetiğe dokundurdukları anda,
bu yaptıklarından pişman olacaklar. Tetiğe giden her eli kırarız.”

Nükleer çalışmalarıyla Batının canını sıkan ve tehditlerine maruz kalan İran, geçtiğimiz günlerde tüm tehditlere rağmen nükleer programında asla geri adım atmayacağını kesinleştirmiş oldu.

İran, son olarak 10 yeni nükleer tesis kuracağını açıkladı ve aldığı kararla nükleer hakkını bir tek kendisinde gören Batıyı şiddetli biçimde salladı.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi, 10 yeni tesisi dünyaya duyururuken, bundan rahatsız olacaklara da mesajlarını önceden iletti ve yeni nükleer tesislerin her türlü saldırıya karşı korunaklı olacak şekilde dağların içine kurulacaklarını belirtti.

İran, dünyaya verdiği mesajda uluslararası taahhütlere sonuna kadar uyduklarını bildirmekle birlikte, büyük zahmetler ve çabalar sonucu nükleer bilimde bugünkü noktaya gelindiğini ve bu yüzden nükleer hakkının da sonuna kadar takipçisi olacağını söylemekten geri durmuyor.

Meclis Başkanı Ali Laricani daha önce “İran’a karşı havuç-sopa siyasetini sürdürürseniz Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) ile ilişkilerde yeni kararlar alırız.” diyerek nükleer programdan bir adım dahi geri adım atılmayacağını belirtmişti.

İran başından beri kendisine yönelik saldırı kampanyasının Batılı emperyalistlerden kaynaklandığını belirtiyordu. İran yönetimi son durumu da “5+1 ülkeleri”nin dayatmasıyla yapılan “zalimane” bir saldırı kampanyası olarak değerlendirdi.

Gerçekten de yeni tesislerin duyurulmasının ardından İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband İran’ın kendilerini kışkırttığını dile getirdi.

“İran, bizimle çalışmak yerine kışkırtmayı tercih ediyor.”

Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Koucher de İran’ı bunun son şansı olduğunu söyleyerek tehdit etti.

“İran’ın yeni kararından sonra Tahran’a son bir şans verilmeli.”

Ahmedinejad, yeni tesislerin inşası için Atom Enerjisi Kurumu’na yetkiyi verdikten sonra, devlet televizyonundan halka seslendi.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’yla ilişkilerin kesildiğini belirten Ahmedinejad, Nükleer İran gerçeğinin kabul ettirileceğini belirtti. Ayrıca, savunma sistemlerinin içinde atom bombasının olmadığının da altını çizdi.

Obama konusunda da bekledikleri değişimin yaşanmadığını özellikle belirtti.

En son olarak ifadelerle herhangi bir saldırıda mutlaka karşılık vereceklerinin altını çizdi.

“Saldırıya girişenler, parmaklarını tetiğe dokundurdukları anda, bu yaptıklarından pişman olacaklar. Tetiğe giden her eli kırarız.”

Ahmedinejad, Batıya her zaman bir fırsat tanıdıklarını da belirtiyor:

“Yeni yaptırım gibi yanlış bir yola girmelerini istemiyoruz. Daha fazla rezil olmalarını da istemiyoruz. Ancak o yolu seçiyorlarsa bizim açımızdan sorun yok.”


Honduras seçimlerinin sonucu:
Darbecilerin meşruiyeti yok!



Arkasında halkın yoğun destiği olan Honduras’ın solcu Devlet Başkanı Manuel Zelaya, devrimci bir Anayasa için referanduma gitme kararı
almasının ardından Amerikancı bir cunta tarafından devrildi.
Bugün, cuntanın meşruluk kazanmak için yaptığı seçimleri muhafazakar Porfirio Lobo kazanmış görünse de, Zelaya taraftarları boykot ettikleri seçimin sonucu kabul etmiyor.

Geçtiğimiz Haziran ayında Honduras Devlet Başkanı Manuel Zelaya’nın devrimci adımlar içeren yeni bir Anayasa için referanduma gitme kararı almasıyla Honduras, oldukça karışık bir döneme girmişti.

Amerikancı darbeyle sonuçlanan süreci kısaca hatırlatalım:

Honduras Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen oylama için Zelaya’nın direnmesi ve halk oylamasının zamanında yapılacağında ısrar etmesi Horduras’ta yaşanacak olan Amerikancı darbe planlarını daha da hızlandırdı.

Mevcut Anayasayı değiştirmek için kurulacak meclis hakkında yapılacak referanduma karşı çıkan Honduras Silahlı Kuvvetleri Komutanı’nın Zelaya tarafından görevinden almasının ardından gelinen süreçte son nokta referandum günü yaşandı.

Halk oylamasının yapılacağı 28 Haziran gününe saatler kala harekete geçen Amerikancı cunta, Zelaya ve kabinesini zorla alıkoyarak askeri üsse götürmüş ve sürgüne yollamıştı. Zelaya “Kurşun sesleriyle uyandım. Pijamalarımı bile çıkarmaya fırsat vermediler.” diyerek darbeyi açıklamıştı.

Zelaya’nın devrilmesi karşısında Honduras halkının sokaklara dökülmesi sürecinde, Zelaya’nın Honduras’a girme çabaları başarısız olmuş, Nikaragua’ya geri dönmüştü.

Tabii ki bu Zelaya’nın emperyalist destekli cuntadan çekindiği için değil, kendisini destekleyen ve cuntanın karşısında dikilen Honduras halkının, aynı cunta tarafından katledilme olasılığını düşünmesindendi.

İşte süreç, Honduras’ta yapılan genel seçimlere kadar böyle geçti.

Zelaya ve taraftarlarının boykot ettiği seçimleri kazanan, muhafazakar muhalefet partisi Ulusal Parti’nin toprak ağası adayı Porfirio Lobo oldu.

Tabii yapılana seçim denebilirse...

Darbecilerin seçimi meşru göstermek için ortaya attıkları yalana bakılırsa katılım % 60. Ancak Zelaya, boykot ettikleri seçimin katılım oranını %35 olduğunu, dolayısıyla seçim sonucunu tanımadıklarını söyledi.

Aynı tarzda bir açıklamayı Chavez de Latin Amerika için Bolivarcı Alternatif toplantısında yapmış Honduras’taki darbe hükümetini ve yapılacak seçimleri tanımadıklarını belirtmişti.

Seçime katılım oranı ile ilgili olarak % 25 rakamı da iddialar arasında.

Mevcut sonuçlara bakıldığında bile, seçim tezgahının Amerikancı darbeyi meşru hale getirmek için yapıldığını gösteriyor.

Zaten Zelaya da mevcut yönetimin ABD desteğini arkasına alarak seçimlere kadar gelebildiğini belirtiyordu.

Zelaya taraftarlarının yoğun yaşadığı yerlerde katılım çok düşükken, muhaliflerin yaşadığı bölgelerde katılım oldukça yüksek.

Seçimin bir tek sonucu var: Honduras’ta darbecilerin meşruiyeti yok!


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamıştır.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40