Gökçe Fırat - Kürt neden ırkçı olur?
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Kürt neden ırkçı olur?
GÖKÇE FIRAT
Güzel İzmirli...
Bil ki eline aldığın
taş değil yüreğindir...
ÖZGÜR ERDEM
"Dersim Soykırımı"
tuzağına düşmeyelim
SERAP YEŞİLTUNA
Huzurumuzu bozuyorsun Tayyip!
ALİ ÖZSOY
Tupac Amaru'nun çocukları iktidarda
OKAN İŞBECER
Aydın Doğan,
medyaya veda ediyor
TUĞRUL ÇELİK
ABD-Çin
stratejik müttefikliği
HÜSEYİN ADIGÜZEL
AKP açılımının
altında kalacak
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
İşte açılım
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Ankara'dan
bir sergi geçti
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Anadolu'nun Türk hakimiyetine geçişi
ERGİN KONUKSEVER
Kore Savaşı'nda Türkler-3
İLYAS SALMAN
En belirgin özelliğim emeğim
TEVFİK KAYMAZ
Okçular! Bir adım ileri... Sırt çantamızda
hiç eksik ok olmamalı!..
HİDAYET SARI
Bizi birleştiren Atatürk sevgisi, onları birleştiren
Atatürk nefreti
YAŞAR AKSU
Ne mutlu bize ki
Türk'ün partisi kuruluyor
AHMET PAKSOY
Nurculuğun
dünü, bugünü
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (14)
EYKAN CAN
Yerden gökten zembille...
 
 

Gökçe Fırat
Kürt neden ırkçı olur?

Sıkışıp kalan Kürt psikolojisi

Yıllardır ülkede terör estiren, insanları hunharca öldüren, her yeri yakan yıkan bir hareket var. Onlar buna “Kürt Hareketi” diyorlar. Yaptıklarını ise hiç çekinmeden savunuyorlar.

Bugüne kadar hep onların bu vahşetini kınadık, karşı çıktık, bitirmeye çalıştık.

Ama biraz daha derine inip bu defa şu soruyu soralım:

Bu insanlar neden böyle?

Bu vahşeti neden uyguluyorlar?

Nasıl bir psikolojileri var?

Neden böylesine yok edici bir ırkçılık geliştirmişler?

Yani biraz da Kürdü anlamaya çalışalım...

Bugün kendisine Kürt diyen ya da kendisine Kürt denilen bir nüfus bulunmaktadır. Ama bu nüfusun ne olduğu hâlâ bir araştırma konusudur. Kürt, bir ulus mudur, bir kabile midir, bir ırk mıdır, bir halk mıdır belli değildir. O halde Kürdün psikolojisini belirleyen en önemli gerçeklik bu “ne olduğu belli olmamak” durumudur.

Bugün kendisine Kürt denilen bu nüfusun tarihte adına ilk kez Selçuklu döneminde rastlanılır ve bu ifadeyi kullanan kişi de bir Türk devlet başkanı olan Sultan Sancar’dır. Ama o dönemde bile kendisine “ben Kürdüm” diyen bir nüfus bulunmamaktadır ya da varsa bile bunu yazıya dökecek ve tarihe not düşecek bir kültürel seviyeye henüz ulaşamamıştır.

İşin çok daha önemli kısmı ise bu Kürt nüfusun bulunduğu, yaşadığı bölgedir. Kürtler o dönemde, tıpkı bugünkü gibi üç ulus arasındaki bir dağlık bölgede yaşamaktaydı. Doğuda Farslar, kuzeyde Türkler, güneylerinde ise Araplar.

Bu coğrafi konum aslında son derece önemlidir. Öncelikle doğanın kendi zorluğu başlı başına bir meseledir. Anadolu, İran ve Arabistan arasındaki dağlık bölgelerde yani Zağros dağlarında “sıkışıp yaşayan” Kürtlerin doğal yaşam alanı bu dağlardaki mağaralar olmuştur. Zağros dağlarının sarplığında ve dağ geçitlerinin arasında “sıkışıp kalma” bu nüfusun psikolojisini de elbette etkilemiştir.

Yüzyıllarca devam edecek bir “sıkışıp kalma” hissi onlarda tam tersine bir algılamaya yol açacak ve dağ geçitlerinin arasında yaşamalarının nedenini bu geçitlerin hemen ötesinde bulunan ve büyük ovalarda, vadilerde, deniz kıyılarında yerleşen üç komşu halkla açıklayacaklardır.

Onlara göre bu üç büyük halk yani Türkler, Araplar ve Farslar onları bu geçide sıkıştırmıştır. Ve bu sıkıştırmanın etkisi ile tarihsel bir ırkçı nefretin tohumları Zağros dağlarında hep canlı tutulmuştur.

Sinsi, pusucu ve yağmacı bir kişilik

Bu dağ yaşamı elbette kişisel bir psikolojik baskı da yaratmıştır. Sonuçta Araplar tüccar bir halktır, Türkler fetihçi bir halktır, Farslar sanatçı bir halktır.

Her üç ulus da hem büyük ticaret kervanları oluşturmaktadır, hem büyük sanatçıları, bilginleri yollara düşürmektedir, hem de büyük orduların hakimiyet savaşı sürmektedir.

Böylesi bir ortamda Zağros dağlarının geçidi sürekli büyük Türk ordularının Bağdat seferlerine, Arap tüccarlarının kervanlarına tanıklık eder. Orada yaşayan yerli Kürt nüfus ise genellikle bu kervanlara pusu kurarak, yağma yaparak yaşamaktadır.

Bu ise bu nüfusun “pusucu ve yağmacı”, acımasız bir tabiat edinmesine yol açar. Ve bu tabiatları da yüzlerce yıl hiç değişmez durur.

Ama daha önemlisi bu büyük orduların, büyük kervanların ve büyük sanatçıların güzergâhında oluşturulan “ezik” bir kimliktir. Hiçbir zaman ordulaşamamak, hiçbir zaman zenginleşememek, hiçbir zaman sanatçılaşamamak bu nüfusta ciddi bir komplekse dönüşür ve zamanla da ırkçı nefreti besler. Bu nefret genelde pusu kurarak kendin gösterir.

Sanıldığının aksine dağ insanı cesur değil korkaktır, sinsidir. Mesela Türkler tarih boyunca hep geniş bozkırlarda ve ovalarda yaşamış ve dostlarıyla da düşmanlarıyla da bu geniş alanlarda karşılaşmışlardır. Bu ise açık ve dürüst bir kişiliği gerektirir. Savaş bile son derece açık olmalıdır. O nedenle Türk ovalarda yaşar, meydanlarda savaşır. Bu nedenle de Türk’ün tarihi meydan savaşları tarihidir.

Yine geniş düzlükler, ovalar insana “yer ile gök arasında” geniş bir ufuk açar. Bu ufukta “yer ile gök arasında bir dünya” anlayışı gelişir ama dağ geçitlerindeki insan kendisini iki dağ katmanı arasında sıkışmış hisseder. O nedenle bir tarafta “açık yürekli bir cesaret”, diğer tarafta ise “sinsi bir pusuculuk” kültürü gelişir.

Uygar doruklar arasında bir kültür çukuru

Coğrafyanın ironisi ise bambaşkadır, bu dağlar aslında birer uygarlık çukurudur, etrafındaki ovalar ve deniz kıyıları ise birer uygarlık doruğudur. Gerçekten de Arap, Türk ve Fars uygarlıkları arasında sıkışıp kalan Zağroslar bir “kültürel çukur” görünümündedir.

Zağroslar’ın insanının da bu “çukur içinde” biçimlendiği görülmelidir. Büyük uygarlıklar arasında gelişen bu psikoloji ise ciddi bir aşağılık kompleksine yol açar. Kültürel yoksunluğun sebebi olarak kendisini değil etrafındaki uygarlıkları suçlamaya başlar. Ve yine ırkçı nefreti körükler.

Hakikaten de tarihsel olarak Kürtlerin üç büyük düşmanı olmuştur, Türkler, Araplar ve Farslar. Halbuki bu üçü de onların tek komşularıdır. Komşulara karşı beslenen bu nefretin sebebini kendilerinin mazlum, komşularınınsa zalim olduğu ile açıklama yoluna giderler.

Halbuki mazlum tarih anlayışı psikolojik bir yoksunluğu gizlemek için ortaya atılmıştır. Kültür ve uygarlık yaratamamak bu şekilde açıklanmakta ve aşağılık kompleksi dengelenmek istenmektedir. Kürt, böylelikle kendisini büyük uygarlıklarla eşitlemektedir.

Atasızlık ve babasızlık

Coğrafyanın gösterdiği bu tarih aslında gerçek tarihte bambaşka büyük travmalara yol açmaktadır.

Bir Türk için atasının kim olduğu bellidir. Türklerin kökeni, yurdu, tarihi kişilikleri bellidir. Aynı şey Araplar için de bellidir, Farslar için de...

Oysa Kürtlerin atası belli değildir.

Atasız olmak ise mümkün değildir aslında. Fakat sorun şudur ki Kürtler kendi atalarının kim olduğunu hâlâ bilmemektedir.

Adeta babasını arayan birer çocuk gibidirler.

Bu ise her açıdan son derece önemli bir olaydır ve esas olarak da psikolojinin araştırma alanına girmektedir.

Önce bir durum saptaması yapalım...

Tarihte kurulmuş hiç Kürt devleti var mı? Yok.

Hiçbir Kürt lideri var mı? Büyük bir askeri komutan ya da efsanevi bir lider? Yok.

Bir alfabeleri var mı? Yok.

Önemli bir şairleri var mı? Yok.

Bir biliminsanı yetiştirmişler mi? Yok.

Hiç tarihi bir yazılı belge bırıkmışlar mı? Yok.

Kendilerini gösteren resimli kaynakları var mı? Yok.

Bu kadar çok “yok”un olduğu bir yerde durduğunuzda “var olmak” çok zordur. Kendi varlığınızı, büyüklüğünüzü açıklamanın tek yolu vardır ırkçı teorilere sarılmak, ırkçı nefreti canlandırmak.

Kürt aile yapısı

Bunu besleyen bambaşka bir “aile yapısı” da önemli bir etken olarak hesaba katılmalıdır.

Genel olarak bu insanlar bir kabile hayatı yaşarlar. Bu kabileler çok çocuklu, çok kadınlı aile yapısından beslenir. Böylesi bir aile yaşantısının o ailedeki bireylerin psikolojisini ne şekilde biçimlendirildiği dikkatle incelenmelidir.

O, babasının sekizinci ya da onuncu oğludur.

O, kocasının üçüncü ya da beşinci karısıdır.

O, çocuk hesabına dahil edilmeyen beşinci kız çocuktur.

Şimdi böylesi bir ailede yetişen çocuklar için gerçekten çok vahşi bir rekabet ortamı bulunmaktadır.

Hiçbir zaman yeterli sevgi ve saygıyı bulamayacaklardır.

Kendi annelerinin yanında başka anneleri göreceklerdir.

Kendi babalarının yanında sadece kendi annesinin değil başka kadınların da olduğunu göreceklerdir.

Bu, çok acımasız bir ortamdır ve bu ortamda yetişen erkek çocuk, elbette ki sevgisiz ve özgüvenden yoksun olacaktır. Yine bu onu ciddi bir rekabete, hak arayışına ve şiddete yöneltecektir.

Bu tür bir ataerkil kabile yaşantısı çözülmedikçe, bir Kürt hep kalabalıklar içinde yapayalnız, güçsüz, her an aldatılmaya hazır, her an dışlanabilecek, yerini dolduracak birilerinin ve birçoklarının bulunduğu bir ortamda kendisine ait bir kimlik geliştirecektir.

Bu kimlik psikolojik olarak bir yoksunluk, dostsuzluk, anasızlık, babasızlık ve yalnızlıkla biçimlenecektir. Bunun dengelenmesi ise çok büyük bir “yok sayma” ve “yok etme” ile olabilir. Bunun yolu da ırkçı nefrettir.

Kabile yaşantısının yarattığı eziklik

Bu ırkçı nefreti bu toplumun egemen kesimi olan ağalar, beyler, şeyhler, şıhlar kullanacaktır. Çünkü egemen kabile yaşantısının sürdürülmesi için bu “patlamaya hazır enerji”nin bir şekilde bastırılması ve başka yerlere yöneltilmesi gerekir.

Geçmişte Kürt beyleri ve ağaları bu yöntemi denemiş ve kendi egemenliklerini sağlamanın yolunu Türk düşmanlığında bulmuştur.

Dersim’de kocasının yanında silahla savaşan Kürt kadını için sorun devletin getirdiği okuldur, oysa o kadın neden kocasının tek karısı olmadığını sorgulayamamaktadır.

Bugün de PKK ve DTP aynı yöntemi uygulamaktadır. Kürt gençlerine, çocuklarına ve kadınlara vaat ettikleri bir gelecek yoktur. Onlar kendi çocuklarını sevmemiştir, kendi kadınlarını sevmemiştir aslında ama şimdi onları bu şekilde denetim altına almışlardır.

Terör örgütünün meydana döktüğü nefretin psikolojik altyapısı çok iyi anlaşılmalıdır. Bugün sokağa dökülen, ateş yakan, molotof atan, yakan, yıkan genç ya da çocuk, ya da kendisini yakan genç kızlar aslında bambaşka bir psikolojik dengeleme içindedirler. Bu insanlar hâlâ babalarını aramaktadırlar. Bugün bu baba rolüne soyunan Apo ise gerçekten tabloyu çok daha fazla dramatize etmektedir.

Çünkü bu baba tipi aslında “lider” ve “güç sahibi” bir babadır ama şu anda hapistir. Fakat çok daha kötüsü bu baba, yakalandığı zaman açıkça yalvarmış ve kendisinin de Türk olduğunu, devlete hizmet etmeye hazır olduğunu söylemiştir.

“Pusucu lider” en sonunda “yalvaran bir lider” olabilir. Apo da bunu yapmıştır zaten. Bu baba, onlar için hem “kurtarılması” gereken biridir hem de “yoke dilmesi” gereken. Çünkü onu kurtarırlarsa korkak, ezik, sefil, rezil bir babaları olacaktır.

Kendilerine itiraf edemeseler de Kürt çocukları bunun travmasını yaşamaktadırlar. Eline silah almak, şiddet uygulamak ise kendi erkekliklerini ispat etmek, baba rolüne soyunmaktır.

İkitdarsızlık ve erkekliği ispat etmek

Böylesi bir tarihsel, coğrafi, kültürel, kabilesel, ailesel bir miras üzerinde durup düşünmeliyiz.

Kendisine ata arayan bir nüfusla karşı karşıyayız ve nedense bunlar kendi atalarını Sümerlerde, Medlerde, Aryanlarda, Cermenlerde bile aramaktadır da en yakınındaki Türklerde, Araplarda ya da Farslarda aramamaktadırlar.

Çünkü burada ırkçı bir nefret oluşturulmuştur ve ata arayışı çok uzak geçmişlerde ve çok uzak diyarlarda sürdürülmektedir.

En büyük travma ise bugün Kürtçülük yapan büyük çoğunluğun bile aslında soyu Türktür.

Dağları aşıp Türklerle karşılaştıklarında Türk göçer kabileleri kendi içlerinde asimile etmişlerdir. Ama bunu asla söylemezler ve hep saflık peşinde koşarlar. Saf ırk iddiası ise zaten ırkçılığın en büyük belirtisidir.

Dikkat edelim “kız alıp verme”, komşularla kültürel birleşme, büyük uygarlıkların ve büyük ulusların davranışıdır. Çünkü hiçbir uygar ulus kız vererek ya da komşu ulustan bazı değerleri alarak küçüleceğini düşünmez. O, bu şekilde zenginleşmeyi düşünür.

Ama ırkçı bir halk için “yabancı” kavramı belirleyicidir. O kendisinden olmayana “yabancı” der ve dışlar. Onunla ilişkilerini sıfırlar böylece “saf” kalmaya çalışır. Bu, Kürtler için de böyle olmuştur. Ama bu korumacılık aslında “Kürt feodal ataerkil sömürü sistemi”ni korumak için o “kabile erkekleri” tarafından uygulanan bilinçli bir stratejidir.

Onlar son derece “namusludur” o nedenle kızları üzerinde büyük bir denetim kurarlar. Fakat aynı zamanda ırkçı nefret ve aşağılık kompleksi ile rakip gördükleri ulusların kızlarını gelin almak isterler.

Bu ikili bir kıskaçtır; aslında kız almak bir anlamda saflığın yitirilmesidir ama güçlü ve ezen dedikleri uygarlıktan kız almak, onlar için erkekliklerinin, iktidarlarının ve güçlerinin ispatı olur.

Bu nedenle etrafımızda pek çok tanınmış isim görürüz ve hep bir şeyi derler; “benim anam Türk, babam Kürt”. Hatta bizzat bölücübaşı Apo da aynısını demektedir.

Dikkat edersek babalık hep Kürde, analık ise Türk’e düşmektedir. Çünkü tipik feodal kabilede erkeklik ve kadınlık rolleri belirlidir. Yıllardır “altta kaldıklarını” düşünen sefil bir kabile erkeği, böylece uygarlığı “alt ettiğini” düşünmektedir.

Çok kültürlü değil çok karılı Kürdistan

Tek bir Kürt tipi yaratmak ve bu Kürt için tek bir psikoloji belirlemek elbette son derece yanıltıcı olabilir. Ama bu yazdıklarımızın PKK ve onların yandaşı olan Kürtler için geçerli olduğunu söylemek hiç de abartılı olmayacaktır.

Şu veya bu şekilde onları aklayan ve onlara sempati ile bakan insanlara -kökeni her ne olursa olsun- bazı gerçekleri göstermek gerekmektedir.

Bugün PKK’nın yaptığı ve kurmaya çalıştığının ne olduğunu anlamalısınız. PKK ırkçı bir örgüttür ve tüm eylemleri de ırkçıdır. Türkiye için çok kültürlülük ve çok renklilik önerenler, Kürde sempati ile bakanlar bir durup düşünün: Neden bu kadar saf, ırka dayanan bir örgüt var ortada?

Ve bu örgütün denetlediği Güneydoğu’da çok seslilik var mı?

Neden Türk’e ait hiçbir renk yok?

Neden Türk’ün adı bile yok orada?

Bu örgütün bulunduğu bölgelerde Türk kökenli Kürtçü örgütlere bile yaşam hakkı tanınmadığını; tüm militanlarının yok edildiğini bilmiyor musunuz?

Yine soralım: Siz kurulacak Kürdistan’da çok kültürlülük, çok seslilik ve çok dillilik olacağına inanıyor musunuz?

Hele hele bunlara destek veren kadınlara soralım:

Neden Kürt aile yaşamında yok edilen kadınlığı savunmazsınız? Neden çok eşliliğe karşı çıkmazsınız?

PKK’nın yöneteceği bir ülkede olacaklar bellidir:

Tek kültürlü, tek dilli, tek renkli, tek sesli, tek liderli ama çok karılı, çok çocuklu, çok yoksullu, sevgisiz, saygısız, yoksun, yoksul bir hayat!

Bunu mu istiyorsunuz...


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Kürt kelimesi bile Türkçe.
Zazalar ayrı bir halk.Bdp ye çoğu destek vermiyor.
zazaların nüfusu 3,5 milyon.
11 milyon kürd denilen topluluktan çıkartılması gerekli.
geri kalan 8 milyonun 3 milyonu ermeni,yezidi,süryani kökenli.
5 milyonunda 2,5 milyonu kürdleşmiş Türklerdir.

yurdışından,kuzey ırak,suriye ve irandan kaçak yollarla Türkiyeye gelip yerleşen 1 milyona yakın kürdün sınırdışı edilmesi gerekir.

Mehmet Karder, Konya
20 Mayıs 2011


O kadar yazılar okudum Gökçe Fırat gibi bakış açısı geniş bir yazar ilk defa gördüm ve çok etkilendim.Diğer yazarlar hep medya ağzıyla yazıyor.Yazınız gerçekten süper.Türkler tarihte hep kazanmıştır.Yıkılmaları hep kendi boyları arasında savaşlar yüzünden olmuştur.Koskoca Büyük Selçuklu Devletini bile Türkler kendileri kurup yine iç savaşlarla kendileri yıkmışlardır.İlerde Türkiye'yide kendimiz yıkıcaz gibi duruyor.Buda benim bakış açım :)))))

Ömer, İstanbul
17 Şubat 2010


Yazı ve yorumlar insanın aklına şunu getiriyor: Kürtler ve Türkler asla aynı anadan ve babadan olamaz. Demek, Kürt Türk kardeşliği lâftan ibaret. O zaman niye böyle bir "zorlama kardeşliği" zorla hayatta tutmaya çalışıyoruz?

Resul Aydın, Almanya
11 Şubat 2010


yağmacılık kültürlerindeki tespit çok doğru şu an büyük şehirlerimizde gizli birer çete gibi bedava yoldan çok kazandıracak iş dalları kürtler tarafından bir şekilkde ele geçirilmiştir.Artık devlet kurumlarımızda Türkçü mantıkta düşünen insanlar olmadığını düşünüyorum kaldıki doğuda gençler devlete kapağı atmak için okurlar birçok devlet memuruna bakın tipleri birbirine benzer.Bu istilaya bir şekilde dur demek devlet politikası olamıycaksa iş Türk halkına düşmektedir.Mümkün mertebe yaşadığımız yerlerde onlara fırsat bırakmamak gerekmektedir.ben şu an gencim benim için bir sıkıntı ölene kadar olmaz ama çocuklarıma torunlarıma istila altında bir ülke bırakmak istemiyorum.

Karamanoğlu, Bursa
28 Ocak 2010


gerçekten mükemmel bir bakış açısı ve derin bir araştırma

Ethem, Rize
24 Ocak 2010


 Bu kadar açık ve ve net tarif daha önce okumamıştım sol görüşle uzak yakın alakam yoktur ama tespitleriniz mükemmel Sn.Başbakan ın 3 çocuk lafı boş değil bence türküm diyen bu sözü dinlemeli.

Ersin Gezer, İstanbul
28 Aralık 2009


Sn Fırat sizi tebrik ederim,tebrik ederim,tebrik ederim.Bence bu dunyada sizden doğru dusunen de yoktur.Siz bu ülkede bir tanesiniz,eşiniz bulunmaz.Sizi seviyorum;iyi ki varsınız!!

Anonim, İstanbul
28 Aralık 2009


herzamanki gibi cok dogru tespitler yapmissiniz.katiliyorum.

Mete, İngiltere
15 Aralık 2009


ARKADAŞLAR,   TÜRK'Ü dünyada savaşla yenen olmadı.NAPOLYON ''TÜRK'Ü öldürebilirsiniz ama yenemessiniz''. FAKATTTTT!!   TÜRK'ÜNDE   önünde duramayacağı bir gerçek var !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!  NÜFUSSSSSS   !!!!!!    şu  an azınlık olan kürtlerin nüfusu hergün artıyor (AMA BU ARTMA LAFINDAN SAKIN MORALİNİZ BOZULMASIN ÇÜNKÜ ÜREME,ÇOĞALMA İŞİ TÜRK'ÜN İŞİDİR.AMA DIŞGÜÇLER SAYESİNDE ÜREME İŞİNE ARA VERDİK) bu artma öyle bir hale gelirki iç savaş çıkar ve bizde silahla karşılık verirsek vede dünya ülkeleri bu fırsatı bilerek (zaten o anı bekliyorlar)bizi tehdit edip bu artık sizin iç meseleniz değil deyip bizi tehdit ederlerse ne yaparız........?  dünya ile mi savaşırız.  evet  savaşırız . yenerizde.  ama  savaşmadan nasıl  hallederiz . kürdün taktiğini uygulayarak EY   TÜRK  MİLLETİ   ÜREEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEE!!!!!! 

ŞU  SORUYU KENDİNİZE  SORUN  AMAAAA!!  CEVABI BULUNCA İÇİNİZDE SAKLAMAYIN YAYIN HERKESE!!  NEDİR  O  SORU  İŞTE;   NEDEN BEBEK MAMALARI PAHALI,NEDEN BEBEK BEZLERİ PAHALI, NEDEN DOĞUM KONTROL MUHABBETİ BATI İLLERİMİZDE ETKİLİ OLDUDA DOĞU İLLERİMİZDE OLMADI, NEDEN TÜRKİYEDE ENFLASYON VAR DİYE BAKABİLECEĞİNİZ KADAR ÇOCUK YAPIN DENDİ VE BU BATI İLLERİMİZDE ETKİLİ OLDUDA DOĞU İLLERİMİZDE OLMADI. MADEM ENFLASYON VAR NEDEN KÜRTLER ÇOÇUK ÜZERİNE ÇOCUK YAPIYOR.  DOĞAN ÇOCUKLAR YALIN AYAK GEZİYOR DIŞARDA YADA BİZE ÖYLE GÖSTERİLİYOR.BUDA AYRI BİR KONU ÇÜNKÜ HEM ENFLASYON VAR PARA YOK FAKİRSİNİZ HEMDE HER AİLEDE ORTALAMA 10 ÇOCUK.

Atatürk Sevdalısı, İstanbul
15 Aralık 2009


harika bir analiz olmus, tebrikler

Anonim, İstanbul
14 Aralık 2009


süpersiniz yine ben erzurumdan yazıyorum şunu söyliyim erzurumda Kürtçülerin sesini kesmeye çalışıyoruz başarıyoruzda

Abdülkadir Çınar, Erzurum
13 Aralık 2009


Artık yeter fazla zaman kaybetmeden Atatürkçü partiyi kurup ilan edelim

Albatros, İstanbul
13 Aralık 2009


Kürtlerin yaptığı herşey pilanlı programlı TÜRK milletini yoketme çabasından başka bir şey değildir. Bu zamana kadar Kürt nüfusunun çoğalmasına göz yumduğumuz yeter.

Mehmet Sami, İstanbul
12 Aralık 2009



Çok teşekkür ediyorum çok güzel tarihi ve sosyo kültürel bir analiz yapmışsiniz sizin gibi cesur kalemlere bu memleketin çok ihtiyacı var ve bu zamanda sizin gibi cesur, yüreğini ortaya koyacak ender insanlardan birisiniz kutluyorum sizi.
Yazılarınızın devamını diliyor daha çok kitlelere ulmaşması bizleri aydınlatması hayırlı olacak kanısındayım.

Muharrem, İstanbul
11 Aralık 2009


Kesinlikle her kelimesi ile doğru tespitler bunlar

Özgür Akyol, Kırklareli
11 Aralık 2009


Elinize, yüreginize, kaleminize saglik Pkk ve Kürt gercegini en güzel sekliyle kaleme almissiniz. Mükemmel bir yazi.

Anonim, Ankara
11 Aralık 2009


Asıl açılımı sen yapmışsın Gökçe Fırat !  Helal olsun !

Alp, Ankara
11 Aralık 2009


Yaşadığn ülkeye ihanet edip,kundaktaki çoçuğu öldüren binlerce askerimizi şehit eden bi toplum ,hala namus kavramından söz edebiliyorsa insanlıktan çıkmıştır zaten. Elinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş.

Oğuzhan, Çankırı
11 Aralık 2009


Atamızın önderliğinde kurduğumuz bu devlet bize gazilerimizin ve şehitlerimizin emanetidir. Yüce Türk Milleti yetimdir, mazlumdur, gariptir.Dedelerimiz Çanakkalede, Süveyş Kanalında, Yemende, Sarıkamışta ve Kurtuluş Savaşında şehit düşmüştür.Bizler yetim bir nesiliz, yetim malı yiyen bu ş.............. asla devleti olmayacaktır...

Cenker, Van
11 Aralık 2009


Bir kürdün geçmişini ve bu günki psikolojisini ne kadar güzel açıklamışsınız yüreğinize sağlık.

Ömer, İstanbul
10 Aralık 2009


 Yalanlardan bıktık yeter artık . siz iyiki varsınız

Salman Akkaya, İstanbul
10 Aralık 2009


kürtlere tokat gibi bir yazı millet olduğunu sanan zavallılara cahillere  hemde tarihi tokat aynaya bakmaları yeter aynada ilkelikten beslenen varlıklarını uygarlıktan uzak bu ilkel insanlar tarihe baksınlar coğrafyaya baksınlar biz neyiz diye insan utanmayı bilmeli utanmak insani bir duygu birazcık insanlıktan nasibini almış olsalar TÜRK ü baştacı ederler insan olamamanın utancını efendisinden öc alarak değil TÜRK e hizmet ederek bu aşağılık duygudan belki kurtulabirler kuduz köpekler gibi yakıp yıkarak insanı öldürerek değil insana hizmet ederek gelecek bin yılda bir tarihden söz edebilirsiniz unutmasınlar ki insan olmanın zirvesidir TÜRK olmak

İsmet Durmaz, İstanbul
10 Aralık 2009


Türkler Demokrasiyi Baltalıyor.

 

 Demokrasi,açılımı desteklemekse,

 Demokrasi,kendi öz geçmişimi unutmaksa,

 Demokrasi,öz kültürümü unutmaksa,

 Demokrasi,diğer Türk kardeşlerimin bayraklarının çöpe atılmasıysa,

 Demokrasi,duvardan Atatürk resimlerini kaldırmaksa,

 Demokrasi,dilimi unutmaksa eğer,

 Demokrasi,bir otobüsün içinde 17 yaşında cayır cayır yanmaksa,

 Demokrasi,izinden gelip annemim kokusu üzerimdeyken çapraz ateşe tutulmaksa,

 Demokrasi,kendi ülkemin bayrağını açtığım için Faşist olmaksa,

 Demokrasi,anayasadan Türk kelimesinin çıkarılmasıysa,

 Demokrasi,ben sana kardeşim derken senin bana s... çekmense,

 Demokrasi,Atatürkçü olduğum için
Faşit olmamsa eğer,

 Demokrasi,Ne Mutlu Türküm Diyememekse kendi öz yurdumda.

 Ve Demokrasi dediğiniz şey kundakdaki bebeği öldüren bir katili savunduğun için seni;

 Sosyalist,Devrimci, Özgürlükçü yapıyorsa bu içine ettiğimin hainliğinde.
 
Ben de Faşistim,

Yiğit Ozan Ozansak, İstanbul
9 Aralık 2009


Ustadım bir de ensest konusu var bu kürtler namus namus deyip dururlar ama Türkiyede en çok ensest iliişki kürtlerdedir . Bu konu Türkiye sosyal araştırmalar vakfınca tescil edilmiştir.
Harika bir yazı okurken zevk aldım.

Alper, Yurtdışı
9 Aralık 2009


Yazın Gökçe Fırat, insanlara bilgi verin. dogru veya yanlış yazın ama. sürekli yazın ve insanları düşünmeye yöneltin. mustafa kemal'in izindeyiz

Gökcan, İstanbul
9 Aralık 2009


Peki ama böyle ilkel bir klana karşı biz niye hala ileri medeni milletlere özgü uygulama olan demokrasiden söz ediyoruz.Bunlara karşı mücadele metodu belli iken niçin uygulayamıyoruz?

Menderes Kasap, Antalya
9 Aralık 2009


arkadaşlar ne yazık ki yaşadığım şehirde kürtler ve kürt iş yerleri artmakta

Anonim, İstanbul
8 Aralık 2009


yazı ölüm kadar gerçek.Sayın Gökçe FIRAT'ın yazdığı kürtler hakkındaki kürt istilası v.s. düşüncelerini bu yazıyı yazdığım ana kadar yani bu siteye(googledan ''kürtlerin nüfusu'') olarak arayarak rastladım.Sevindiğim bir şey var ki o da Sayın Gökçe FIRAT'ın bu düşüncelerini ve sizin yazdıklarınızı okumadan önce bende bu fikirlerinizi aklımdan geçirdim hemde gazete,tv gibi yüzeysel açıklamalarla bile kürt istilasının olduğunu anlayabiliyorsunuz ayrıca yazın gittiğim tatil yörelerinde bırakın en lüks işletmeleri 4 taksiciden 2 si kürt bu raslantı değil sistematik,acımasız bir plan var.ARKADAŞLAR ben ırkçı değilim fakat ''sinsi''  bir ırkçılığın tehditi altındayız.SİZDEN BİR İSTEĞİM VAR bunu okuyan bir kişi 1000 kişiye o 1000 kişide 100 bin kişiye anlatsın.Şerefsiz dış güçlerin 'aile planlaması' 'refah bir yaşam için az çoçuk çok para ve mutluluk'  geçin bunları 100 yıldır kürtler 40 metrekarelik ahırlarda 20şer çocuk doğurta doğurta bu hale geldiler.Evli olanlar 6
  çoçuktan aşağı yapmayın evlenecekler 6 çoçuktan aşağı yapmayın.TÜRK'ün önünde hiç bir güç duramaz.AMA şu başımızı ağrıtabilir ; biz böyle 1  yada 2 çoçukla yetinir kürtler 7 yada 10 yıl sonra dünya ülkelerine şu kadar nüfusumuz var biz referandum istiyoruz ama t.c izin vermiyor derse ne yapacaz.
SAYGILARIMLA  

Atatürk Sevdalısı, İstanbul
8 Aralık 2009


YAZIYI HAZIRLAYANLARA BİNLERCE TEŞEKKÜRLER. HARİKA. TÜRK MİLLETİ ASİLDİR. APOYU ASMADIKÇA BUNLAR TEPEMİZE DAHA ÇOK BİNECEKLER.

Şenol, Bursa
8 Aralık 2009


doğrulara ne denirki , her kelimesi düşündüklerimin aynısı

Mehmet, İstanbul
8 Aralık 2009


Gökçe Fırat!!!
Atatürk'den Sonraki tek liderimsiniz!!!

Onur, İstanbul
8 Aralık 2009



İnanın çok güzel bir yazı tam anlamıyla kürdü tarif eden ve nekadar nankör cahil ve yediği kaba pisleyen bir topluluk olduğunu açıklayan ve tamamen doğrulardan sapmadan doğruları açıklayan bir yazı türk solu dergisine teşekürlerimi iletiyorum bir ülkücü olarak sizi ve davanızı gönülden destekliyorum başarılarınızın devamını diliyorum allah sizi ve sizingibi vatan severleri ve türk milliyetçilerini eksik etmesin saygılarımla

Gafur Yayla, Kocaeli
8 Aralık 2009


Her hafta bu sitede çığır açılıyor anlayın artık bunu iyi anlayın. Ha şuda var bu kadar cet ve ata sizin için bazı şeylere izin vermemiş ve layık görmemiş ama şimdi olacak diyorsunuz ama yanılıyorsunuz.Böyle bir şeye izin verirsek öldüğümüzde bizi toprak bile kabul etmez mezarımız kurur.

Emrullah, Manisa
8 Aralık 2009


tebrik ederim içimden geçenleri yazmışsınız bunlardan ne köy olur ne kasaba

Vatan Sever, İstanbul
8 Aralık 2009


Özellikle arminius vambery'nin "bir sahte dervişin orta asya gezisi" kitabındaki kütlerin 1850li yıllara ait durumlarını anlatır pasajlar çok ilginçtir. sayın gökçe fırat'ın bugüne dair tesbitleriyle 150 yıl öncesindeki tespitler arasında bir arpa boyundan fazla mesafe bulunmaması, insan olmanın asgarî müştereklerinden nasibini alamamış bir topluluğun ciddi bir ruh sefaleti içerisinde hayatlarını nasıl idame ettirebildiklerini açıkça gösteriyor.

Gökhan, İstanbul
7 Aralık 2009


Tek kelimeyle HARİKA bir yazı bu ancak bu  kadar açık ve net anlatılabilir bunların ne olduklarını  ne olacaklarını bu  kadar kısa ve derin bir yazıyla anlatmak ise sadece TÜRKSOLU yazarlarının  işi ve sizler iyiki varsınız...

Alp, İstanbul
7 Aralık 2009


Çok güzel bir yazı olmuş ellerinize sağlıkkk vatanımızı kurtarmamız lazım gençliğin ayaklanması lazımm

Ahmet Karadağ, Sivas
7 Aralık 2009


Aşkolsun Gökçe Fırat aşkolsun. helal olsun sana.

Hemen birileri çıkar ve sana ırkçı faşist der. hangi gazetede çıkmıştı hatırlamıyorum ama taraf tada çıkmıştı Iraklı gençler özellikle  kuzey bölgesinde yaşayan gençlerin istedikleri tam da anlattıklarınızdı.yani: atakürt ihtiyacı,sıcak denizlere açılabailme ihtiyacı,bağýmsız bir devlet kurabilme ihtiyacı. millet olabilme ihtiyacı.

Kerem, İstanbul
7 Aralık 2009


kürt-islam faşizminin apaçık kanıtıdır zaten köklerini unutmadan kendilerini bu milletlere dahil etmek istemiş olsalar şimdiye ilah olurlardı.başlıca sorun eğitimsizliktir.tesekkurler.

Metin, Adana
7 Aralık 2009


ELLERİNİZDEN ÖPERİM.

Anonim, İstanbul
7 Aralık 2009


TÜRKİYEDE ETNİK SAYIM İSTEYENLER BİRDE SUÇ İSTATİSTİĞİ YAPSINLAR.EN ÇOK SAPIK,EN ÇOK HIRSIZ,EN ÇOK CANİ,EN ÇOK KADIN SATICISI,EN ÇOK UYUŞTURUCU SATICISI NERELERDEN ÇIKMIŞ.ETNİK SAYIMDAN DAHA KOLAY.ADLİ KAYITLARDAN BİRKAÇ SAATTE ÖĞRENEBİLİRLER.

Mustafa Yıldız, Çankırı
7 Aralık 2009


Ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi.

Anonim, İstanbul
7 Aralık 2009


Güzel bir bakış açısı

Anonim, İstanbul
7 Aralık 2009


Allaha şükürler olsun anamız bir babamız bir ATAmız bir.NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE..

Akça Önder, Samsun
7 Aralık 2009


Tek kelimeyle mükemmel

Selami Sercan, İzmir
7 Aralık 2009


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40