![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Okan İşbecer
Apo yeni yapılan cezaevindeki hücresine taşınadursun, inşaatın tamamlanmasından sonra aylardır süren bir tartışma daha sona erdi. 10 yıldır İmralı’da tek başına kalan Apo’nun yalnızlığını gidermeye karar veren AKP, geçtiğimiz aylarda İmralı’ya birkaç mahkum daha göndermek için çalışma başlatmıştı. Yapılan çalışmalar geçtiğimiz hafta tamamlandı ve teröristlerin gruplar halinde dağdan indirilmeleri gibi Adalet Bakanlığı tarafından seçilen mahkumlardan beş tanesi İmralı Adası’ndaki yeni yapılan cezaevine gönderildi. Önümüzdeki günlerde üç mahkumun daha İmralı’ya gönderilmesi bekleniyor. Apo’nun yeni cezaevine taşınması ve tecritten kurtulması Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nin dayatmaları sonucunda gerçekleşti. AB’nin Apo’nun durumunun iyileştirilmesi, sanki çok kötüymüş gibi, dayatmasına boyun eğen AKP iktidarı da üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirdi. Yeni mekanına kavuşan Apo, yeni haklar da elde etmiş oldu. Yeni hapishane arkadaşlarıyla bir hobi odasına kavuşan teröristbaşı, günün belli saatlerinde kendisine tahsis edilen hobi odasında arkadaşlarıyla bir araya gelip el işleri ile uğraşabilecekmiş. Artık orada örgü mü örerler yoksa kağıt katlama ya da çiçek düzenleme sanatıyla mı ilgilenirler bilinmez. Bunun yanı sıra havalandırma saatleri içinde hapishane arkadaşları günde bir saat bir araya gelip sohbet edebileceklermiş. TV izleyip, spor yapabilecek olan İmralı mahkumları, haftada bir kez de telefonla görüşebilecekler. İmralı mahkumları açısından tek olumsuz şey ise 24 saat kameralar ile gözlenecek olmaları. Anlayacağınız Apo ve arkadaşları için konforlu bir BBG evi AKP tarafından dayanıp döşendi. Apo’nun yeni hapishane arkadaşları ise özenle seçilmiş. 4’ü PKK’lı biri de TİKKO’lu (herhalde çeşit olsun diye aralarına katıldı). 5 seçilmiş mahkumun seçilme kriterleri bilinmemekle birlikte, tam Apo’nun yanına konmayı hak eden tipler oldukları aşikar. Apo’nun yeni hapishane arkadaşları ve haklarında verilen hüküm ise şöyle: Bayram Kaymaz: Devletin hâkimiyetinde bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya matuf eylemlerde bulunmak ve silahlı çetenin elemanı olmaktan ağırlaştırılmış müebbet cezası aldı. Mardin Savur doğumlu Bayram Kaymaz’ın, “ajanlık yaptıkları” gerekçesiyle örgüt üyeleri Abdülaziz Çoban, Abdullah Çoban ve Ahmo Özdemir’in İzmir’de öldürülmesi ile ilgili tutuklanmış, 2002’de idam cezasına çarptırılmış ve cezası ağırlaştırılmış müebbete dönüştürülmüştü. Kaymaz, Apo Türkiye’ye getirildiğinde de kendini yakmış. Bayram Kaymaz, 1994’te Tuzla Tren İstasyonu’ndaki bir çöp bidonuna bomba bırakarak 3 er ile 2 yedek subayın şehit düşmesine sebep olmuştu. Şeyhmuz Poyraz: Devletin hâkimiyetinde bulunantopraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya matuf eylemlerde bulunmak ve silahlı çetenin elemanı olmaktan ağırlaştırılmış müebbet cezası aldı. Şeyhmuz Poyraz da Bayram Kaymaz gibi Apo’nun yargılandığı dosyada ismi bulunan diğer bir PKK mensubu. Cumali Karsu: Devletin hâkimiyetinde bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya matuf eylemlerde bulunmak ve silahlı çetenin elemanı olmaktan ağırlaştırılmış müebbet cezası aldı. PKK mensubu Karsu, 1994 yılında Tuzla’daki tren istasyonuna yapılan ve 3 er, 2 yedek subayın şehit olduğu bombalı saldırının da faili. Cezası idamdan müebbete çevrilenlerden. Hasbi Aydemir: Terör örgütü üyesi olmaktan ağırlaştırılmış müebbet cezası aldı. PKK’nın yayın organlarında yazı yazıyor. Kod adı “İmam Hüseyin”di. “Sayın Öcalan” diye Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde DTP’lilere destek için dilekçe verdi. Bununla ilgili de yargılanması sürüyor. Hakkı Alpan: Anayasal düzeni silah zoruyla yıkmaktan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı. Hakkı Alpan, yasadışı TKP/ML-TİKKO örgütü üyesi. Tunceli doğumlu olan Alpan, “Mazlum” kod adıyla biliniyor. 1999’da Avrupa’dan Türkiye’ye kaçak yollardan giriş yapmaya çalışırken Edirne’de yakalan Alpan’ın örgüt içinde sözde ‘komutan’ rütbesinde olduğu ve silahlı faaliyetlere katıldığı belirtildi. Eski bir PKK’lı geçenlerde “Apo’ya kadın gönderin sussun” demişti. AKP’nin yapmadığı bir o kaldı. RTÜK’ten farklı dilde yayın dayatması
Buna göre radyo yayını yapılmasına izin verilen diller ve bölgeler şöyle belirtilmiş: Azerice (Bayburt, Kars, Iğdır), Gürcüce (Artvin, Bursa, Samsun, Ordu, Rize), Hemşince (Artvin, Rize), Lazca (Artvin, Rize, Sakarya, Düzce, Kocaeli, Yalova, Bursa), Pontusça-Trabzon Rumcası (Trabzon), Yunanca (İstanbul, Çanakkale, Trabzon, Bursa, İzmir, Hatay). Tamamen AB dayatması olan bu farklı dillerde yayın hakkının verilmesi ile birlikte Türkiye’nin bölünmesi yolunda bir adım daha atılmış oldu. Adım atıldı atılmasına ama ortada bir sorun var. RTÜK farklı dillerde yayın yapmak için eldeki mevcut radyoları kullanmak zorunda. Çünkü Türkiye’de ulusal, bölgesel ve yerel karasal frekanslar dolu. Bu nedenle eldeki radyolarla yetinmek zorunda kalan RTÜK, radyolara gönderdiği bir yazı ile farklı dillerde yayın için hazırlık çalışmalarına başlanmasını bildirdi. Konu ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Trabzon’daki radyocular, RTÜK’ün son kararını AB dayatması ve Pontusçuluğun önünü açacak gelişmeler olarak yorumladılar. Radyo Televizyon Yayıncıları Meslek Birliği (RATEM) Trabzon Temsilcisi ve Genel Merkez Denetim Kurulu Üyesi olan Radyo Aktif Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Tandoğan, “Trabzon’da Rumca, Pontusça ya da Yunanca kim konuşuyor ki? Bu Müslüman mahallesinde salyangoz satmak gibi bir şey. Bunlar Avrupa Birliği dayatmasıdır. AB isteğidir. Bunların pratikte bize bir katkısı olacağını zannetmiyorum. Etnik dilde yayın yapan radyoların artması da mümkün değil. Trabzon’da 8-9 tane radyo var. Bunların hiçbirinin böyle bir yayına sıcak bakacağını zannetmiyorum.” diye konuştu. Radyo Bordo-Mavi Genel Müdürü Yılmaz Bölükbaşı da konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Böyle bir yayının Trabzon’da yapılması söz konusu bile olmaz. Çünkü böyle bir dinleyici kitlesi ya da portföyü Trabzon’da yok. Rumca ve Yunanca demekle Trabzon üzerinde ilerleyen dönemlerde farklı amaç ve emeller doğrultusunda yayın haritası üretiyorlar. Bence bunun sakıncaları da vardır. Trabzon’da Yunanca, Gürcüce ve Pontus Rumcası konuşan görmedim. Lazca konuşuluyor. O da genelde şaka yollu oluyor. Lazca konuşanların oranı bile yüzde 1’in altındadır. Bu uygulamanın amacı ne anlayamadım. Yoksa Rum-Pontusçuluğu besleme amacı mıdır? Bizi kimse dinlemez. Yunanca yayın yapan bir radyoyu Trabzon’da kimsenin dinleyeceğini tahmin etmiyorum. Lazca yayın yapsak bile bizi kimse dinlemez. Böyle yayın yapan radyocuya deli gömleği giydirirler.” dedi. RTÜK’ün yeni uygulamasının hedefindeki yerlerden biri olan Trabzon’un önde gelen radyocularının görüşü böyle. Ne dersiniz? Pek de haksız sayılmazlar değil mi? Bu ne biçim röportaj böyle?
2009 yılı açılım yılı oldu biliyorsunuz. Kürt açılımı, Ermeni açılımı, Patrikhane açılımı derken Rasim ile Helin de röportaj açılımı yaptılar. Önceki hafta sonu Habertürk’ün Pazar ekini alanlar küçük dillerini yuttular. Habertürk’ün Ayşe Arman’a rakip olarak piyasaya sürdüğü röportajcısı Helin Avşar öyle bir röportaj gerçekleştirmişti ki, iki hafta boyunca tartışıldı. 15 Kasım 2009 tarihli Habertürk Pazar’da Helin Avşar’ın konuğu Taraf gazetesinin aykırı yazarı (hangisi aykırı değil ki) Rasim Ozan Kütahyalı’ydı. Oldukça samimi bir ortamda geçen röportajdan akılda kalan ise Rasim ile Helin’in verdiği samimi pozlardı. Pazar ekinin orta sayfasını kaplayan röportajda bolca fotoğraf kullanılmıştı (9 adet). Fotoğraflara bakan herkes istisnasız “bunlar sadece söyleşmemişler” demiştir. Aslında buna röportaj değil de Helin ile Rasim’in fantazilerini okurla paylaşmak desek daha doğru olur. Çünkü kelimenin tam mânâsıyla Rasim ile Helin sevişerek söyleşmişler. Söz konusu röportaj medya camiasında yoğun olarak tartışıldı. Genel itibariyle yapılan işin röportajla ya da gazetecilikle bir ilgisi olmadığı ortaya kondu. Kimi Rasim ile Helin’i şöhret olmaya çalışmakla itham etti. Ancak ortaya çıkan görüntülerin nedeni sırf ünlü olmaya çalışmak olamaz. Helin Avşar zaten yıllardır, özellikle magazin basını tarafından sürekli gündeme getirilen bir isim. Rasim derseniz, Taraf gazetesine dışarıdan gönderdiği Deniz Gezmiş ve 68 kuşağına saldıran yazılarıyla tanındı. Sonrasında işi o kadar abarttı ki, Che’ye bile dil uzatmaya yeltendi. O zamanlar biz de kendisini sayfamızda ağırlayarak gereken cevabı vermiştik. Her neyse. Rasim, Helin ile sarmaş dolaş poz vermek haricinde ailesinden özel yaşamına, Atatürk ve Ordu ile ilgili görüşlerinden Türk Solu üzerine pek çok konuya değinmiş. İzmirli bir aileden gelen Rasim, kendi reyimiyle, sol-Kemalist bir aile ortamında büyümüş. Ancak aklı erdikten(!) sonra kendine ayrı bir yol çizerek şimdiki hale gelmiş. Rasim, röportajda Atatürk ile ilgili kendisinden beklenmeyecek şeyler söylüyor. “Atatürk’ü sevmiyor musunuz?” sorusuna cevap olarak, “Seviyorum. Babamı ve annemi sevdiğim gibi seviyorum.” dedikten sonra da Mustafa Kemal’i her yönüyle sevdiğini ve hiçbir olumsuz yönünü görmezden gelmediğini belirtiyor. Zaten Rasim’e göre “babaları en ağır oğulları eleştirebilmeliymiş.” Rasim, sen kim, Atatürk’ün oğlu olmak kim? Önce adam olup sayfalarında hergün Atatürk’e olmadık suçlamalarda bulunan Taraf adlı CIA bülteninden ayrıl da ondan sonra Atatürk sevgisinden bahset. Rasim TSK’yı da sırf sevdiği için ve saygınlığını kaybetmesin diye eleştiriyormuş. Sevmeseymiş yalakalık yaparmış. Röportajda bir ara hızını alamayan Rasim, yine Türk Solu ve Türkiye’deki sol gelenek üzerine olmadık şeyler söylemiş. 68 kuşağı hakkındaki İttihatçı suçlamalarını tekrarlayan Rasim, Türkiye’nin özgürlükçü bir sola ihtiyacı olduğunu ama dandik Türk Solu geleneğinden böyle bir görüşün çıkamayacağını yumurtlamış. Türk Solunun derdi liberal desek liberal bile olamayacak kadar boş bir adam olan Rasim’i niye geriyor derseniz, adamın görevi o. En absürt röportajda bile illa sola saldıracak. Çünkü propaganda bürosundan öyle talimat almış. Röportajın yayımlanmasından sonra aradan geçen bir hafta zarfında Rasim, Helin Avşar ile yaptıkları şeyi biraz abarttığını kabul etti. Helin ise yaptığı işten gurur duyar bir vaziyette. Zaten Fatih Altaylı da röportajcısına sahip çıkmış. Helin Avşar’a tavsiyemiz, bundan sonraki röportajlarında birilerinin gazına gelip açılımı abartmaması. Karşısına her zaman Rasim gibi çocuklar çıkmayabilir.
Kemal Kılıçdaroğlu diyor ki: “Onur Öymen istifa etsin.” Onur Öymen yetmez. Mustafa Kemal istifa etsin. İsmet İnönü istifa etsin. Celal Bayar istifa etsin. Şükrü Saracoğlu istifa etsin. Refik Saydam istifa etsin. Sabiha Gökçen istifa etsin. Adnan Menderes istifa etsin. Çünkü... İsyancıyla müzakere yerine mücadele eden Cumhurbaşkanı, Mustafa Kemal... İsyanı bastıran Başbakan, İsmet İnönü. İsyanı bastırmak için düzenlenen harekâtın parasını veren, Ekonomiden Sorumlu Bakan, Celal Bayar. İsyancıları asan Başbakan kim? Milli mücadelenin efsane “Galip Hoca”sı, Celal Bayar. Babası müftüdür. İsyancıları asan Adalet Bakanı, Şükrü Saracoğlu. İsyancıların vurduğu gazileri tedavi eden, Sağlık Bakanı, Refik Saydam. Sabiha Gökçen, Türkiye’nin ilk kadın pilotudur ama, “dünyanın ilk kadın savaş pilotu”dur... Kore’de mi savaştı Sabiha Gökçen? İsyancıları bastırırken savaştığı için aldı, o “dünyanın ilk” unvanını... Adnan Menderes desen, “İsyanı bastıralım” diyen CHP milletvekili o sırada. Onur Öymen? Henüz doğmamış. DTP ve PKK, o gün oralarda yaşananlar için “soykırım” diyor. Bunun için Brüksel’de, Avrupa Parlamentosu’nda konferans düzenlediler. Eğer, Onur Öymen’in söylediklerinden ötürü istifa etmesi gerekiyorsa... Türkiye Cumhuriyeti “Dersim soykırımı”nı niye tanımıyor? Soykırımsa o... Yapsana gereğini. Onur Öymen, büyükelçilik görevlerinin yanı sıra, Dışişleri Müsteşarlığı yaptı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve tezlerini temsil etti... Onur Öymen, soykırım avukatıysa eğer, Türkiye Cumhuriyeti bundan böyle, Ermeni meselesinde hangi yüzle savunma yapacak? Onur Öymen’in istifa etmesi gerekiyorsa, neden seçim meydanlarına Adnan Menderes’le fotomontajlı fotoğraflarını yerleştirip, “Biz O’nun devamıyız” diye oy istiyor, dini bütün siyasetçilerimiz? Onur Öymen’i yerden yere vuran, tarih otoritesi kılıklı gazeteci arkadaşlar, isterlerse tarihi baştan kaleme alsınlar... O kalemi kıran kişinin, Celal Bayar olduğu gerçeği değişir mi? Onur Öymen’in istifa etmesi gerekiyorsa, neden, isyancıları asan Adalet Bakanı Şükrü Saracoğlu’nun adını taşıyan statta maç izlemeye gidiyor devlet büyüklerimiz? Neden domuz gribi mi olduk acaba diye tahlile gidiyoruz Refik Saydam’a? Neden Sabiha Gökçen’in adını havalimanına verip, açılış törenine bizzat kendileri gidiyor hükümet üyelerimiz? Bu isimler fani, emir kulu... Asıl soykırımcı CHP zihniyetiyse eğer, Kemal Kılıçdaroğlu AKP’li mi? Doğruları konuşmak için, en az iki kişi gerekir; biri doğru söyleyen, biri doğru anlayan... Lafı, kıçından anlamamak lazım. Eğer Onur Öymen kadar hümanist, beyefendi, kibar, karıncayı incitmez bir diplomatın, eli kanlı katil, ırkçı ve Alevi soykırımcısı olduğuna inanılıyorsa, konuşacak laf kalmamıştır bu ülkede. (Yılmaz Özdil, 18.11.2009, Hürriyet).
Geçtiğimiz hafta, 18 Kasım Çarşamba günü, Taksim’de İstanbul Barosu tarafından yargı mensuplarının dinlenmesine karşı bir protesto gösterisi yaşandı. İstiklal Caddesi’ndeki Baro binası önünden yürüyüşe geçen grup, basın açıklaması için Taksim Meydanı’na geldklerinde protestocuları bir sürpriz bekliyordu. Taksim Meydanı’na bakan bir otelden sarkıtılan “Darbeci Baro Taksim’e hoş geldin” yazılı pankartı gören protestocular, otele girip pankartı indirmek isteyince polisle protestocular arasında küçük çapta bir gerginlik yaşandı. Pankart olayının failinin anlaşılması ise çok sürmedi: Son dönemde sesleri çok çıkmaya başlayan Taraf’ın gençlik kolları niteliğindeki Genç Siviller. Genç Siviller, kendilerini tekrarlamakla birlikte bu kez provokasyonun dozunu biraz daha artırdılar. Baro’yu darbeci olarak adlandıran Genç Siviller, şimdiden Tayyip faşizminin bir numaralı savunucusu haline geldi. Eminiz ki, ABD’deki abileri kendileriyle çok gurur duyuyordur.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||