Prof. Dr. Türkkaya Ataöv - Türk dünyasına genel bakış
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Sevgili domuz gribi yardım et bize
İNAN KAHRAMANOĞLU
Türk Dünyası Edebiyatı'na merhaba
GÖKÇE FIRAT
Türk edebiyatında ruhumuzu bulacağız
ÖZGÜR ERDEM
Dersim'de ne oldu
Atatürk ne yaptı?
SERAP YEŞİLTUNA
Kürtçülerin mi yanındasınız Atatürkçülerin mi?
OKAN İŞBECER
Apo'nun yeni
hobi arkadaşları
TUĞRUL ÇELİK
Çin malı Obama: ObaMao
HÜSEYİN ADIGÜZEL
Kürt sorununu çözecek parti geliyor!
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
"Yavuz Hırsız"lar
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Türk dünyasına
genel bakış
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Araplarla Türklerin savaşı
ERGİN KONUKSEVER
Kore Savaşı'nda Türkler-2
Kunuri Savaşı
EYKAN CAN
Eyledik perdeyi viran!
 
PKK'NIN ŞEHİT ETTİĞİ ÖĞRETMENLERİMİZİ
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ'NDE ANIYORUZ
 
 

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv
Türk dünyasına genel bakış

Dünya Türklerinin yarısından azı ülkemizde yaşıyor. Ancak, bizim de katılmamızla “Türk Dünyası” denebilecek büyük bir varlık var. Bu insanlar en başta dil yönünden, ayrıca önemli ölçüde ırk açısından da birbiriyle uzaktan, yakından bağlantılı. Büyük çoğunluğunun dini aynı, ama tümünü içine alan gerçek belirleyici öğe bu değil, çünkü Sibirya'daki Tuva Türkleri gibi kimileri Budist, Balkanlar'daki Gagauzlar ve gene Sibirya'da Kakaslar örneği kimileri Ortodoks Hıristiyan ya da Kıpçak-Kuman kümesinden Karaim Türkleri gibi Yahudi dinini benimsemişler. Öte yandan, Osmanlı Sünnîydi, ama Safavî İran Şiîydi; bugün, Azeri Türkleri de öyledir. Türk olduklarını, lehçeler ve vurgular yerine göre farklı olmakla birlikte, önce ortak dil belirler. Trabluslu söze başlayınca Şamlılar ona gülebilirler, ama tümü kendine Arap der.

Kuşkusuz, ulusu belirleyen, dilin yanı başında ırk, din, geçmiş birliği ve geleceğe ortak bakış gibi nesnel öğeler ve “kişinin kendini bir ulustan sayması” biçiminde tanımlanacak olan, doğru ya da yanlış, kişisel öğedir. Ancak, burada söz konusu olan bir değil, birkaç kez Avrasya'ya boydan boya yayılmış ve Afrika'da gene değişik zamanlarda egemenlik kurmuş bir halklar kümesinin bugün de yedi egemen cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri'nden Avustralya'ya, İskandinavya'dan İspanya sınırına, Baltık'tan Kamçatka'ya değin yayılmış olan azınlıklardır. Her birinin geçmişi ve geleceği olan bu topluluklara “Türk Dünyası” denebilir. Bu durumda, yüzlerce yıl ve geniş coğrafyayı kapsayan bu varlık içinde “dil” öğesi kendiliğinden öne çıkıyor.

Hindistan'da Britanya sömürgeciliğine değin sürmüş olan Baburîler devletini kuran Babür Han Afganistan Türklerinden olduğundan,
ölümünden sonra Delhi'den kuzeye götürülerek Kâbil çevresinde gömülmesini istemişti. Çekilirken yanlışlıkla aşağıya kayan bu resim yazarın eşini Babür'ün mezarı başında gösteriyor. Yazar kendini eşiyle mezarın bahçe bölümünde gösteren resmi belgeliğinde bulamamıştır.

Bu nedenlerledir ki, ben de Birleşmiş Milletler'in (BM) kurucu belgesi olan antlaşma metninin ellinci yılda (1945-95) değişmesi gündeme geldiğinde, 1994'de bu uluslararası örgütün önemli Avrupa merkezi olan Cenevre'de yaptığım bir konuşmada, eğer BM'in altı ana kurumundan biri olan Güvenlik Kurulu ortadan kalkmayacaksa, Türkçe konuşan ulus devletlere de kendi aralarında nöbetleşe olarak sürekli üyelik verilmesinin uygun düşeceğini söylemiştim. Bu (24 sayfalık) konuşma metni 1995'de BM'in ikinci Avrupa merkezi olan Viyana'da “Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Demokrasi” başlıklı kitabın içinde yayımlandı.

Türkler siyasal sınırları ortak olmamasına karşın, dil birliğinin kendilerine özgü bir dünya yaratabileceğine güzel bir örnektir. Bu ırk Avrasya'dan geniş topraklara uzun süre yayılmış olan devletler kurdu. Örneğin, Uzak Doğu'da kendilerine karşı İ.Ö. 300'de oluşturulan Çin Seddi'nden Batı Avrupa'da Roma İmparatorluğu'nun sınırlarına değin. Ya da Kırım'dan Fas'a ve Viyana önlerinden Hint Okyanusu'na varan Osmanlı örneği. Ayrıca, Orta Doğu'da Büyük Selçuklularla Safavî Türklerinin devletleri, Samanoğulları ve Gazneliler, koca Hint Yarımadasında Babürîler.

Bu yayılmadan ötürüdür ki, Türk kökenli halklar günümüzde Balkanlar'da Yugoslavya'dan ilk yurtlarına en yakın olan şimdiki Çin topraklarına değin geniş bir coğrafya üstünde bağımsız devletler ya da yerine göre yerel çoğunluk ya da kalabalık azınlıklar oluşturuyorlar. Türk kitleleri bugün Moğolistan denilen ve Orta Asya'nın da önemli bölümlerini içine alan yerlerden, atlarına atlayıp yanlarına hayvan sürülerini de alarak, çeşitli yönlere değişik adlarla dağıldılar. Örneğin, Avrupa'ya yönelenlere Hunlar, Kazaklar, Kıpçaklar ya da Osmanlılar dendi. Kimi yabancılar Hunların Türk kökenli olduklarını yadsıdılar, ama Kıbrıs'taki “Attilâ Hattı”na Türklerin “yabanıl atalarının adını verdiklerini” söylemekten de çekinmediler. Kıpçaklar'a kimileri “Kumanlar”, ama Batılılar “Polovtsi” dediler. Hindistan'da yüzlerce yıl kalmış olan Babürîler'i de “Moğollar” diye bildiler. Kuzey Afrika'ya giren Türkler de “Memlûklar” diye anıldılar. Selçukluları ve Timurluları da gene yerine göre başka ırktan sayanlar oldu. Bulgaristan'da bile Tahtacılar'dan Tatarlar'a türlü adlarla çağrıldılar.

Bu Türk devletlerinin bölünmeleri, çökmeleri ve batmaları sonucu şimdi o yerlerde altı eski Yugoslav cumhuriyeti, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, ikiye ayrılmış Kıbrıs ve Türkiye Cumhuriyeti'nin bütünüyle İran, Irak, Suriye, Filistin, İsrail, Ürdün, Arabistan Yarımadasında yedi devlet ve kuzeyde yarısına yakını bugün de Türkî halklardan oluşan Afganistan ya da bu ülkelerden kimilerinin önemli parçaları ve 1991'e değin Sovyetler Birliği'nin birlikteş cumhuriyetleri Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Kazakistan, giderek Moğolistan ve Çin'in Uygur bölgesi gibi geniş topraklar yer alıyorlar. Bu toprakların bir bölümünde Türkler kesin olarak çoğunlukta, başka bölümlerde azınlıkta, İran ve Çin gibi kimi yerlerde de yerel olarak çoğunluktadırlar.

Yazarımız Prof. Ataöv Kâbil'de Şuûn-u İslâmi Bakanı (Hazare Türkü)
Eyvâz Sadıkî (sağda yazar ve solda eşinin arasında) Türkçe konuştu.
Hazara Türkünün 1988'de söyledikleri: “Afganistan'da Hazara Türkleri 17 İle ve 63 daha ufak yönetim birimlerine dağılmışlardır... Mustafa Kemâl Atatürk yıllarını iyi anımsıyoruz... Bu topraklarda, daha önceleri Türk Sultan Gazneli Mahmud ve Muhammed Harzemşah ile Semerkantlı büyük düşünür ve ozanlardan Câmî ve Nevâî gibileri yaşadılar.”

Türkî halkların toplam kaç kişi olduklarını kesin ve güvenilir sayılarla belirtmek oldukça zor. Bunun birkaç nedeni var. Önce, birçok ülke sayım yaparken budunsal (etnik) azınlıkları ayrıca belirtmiyor. Kimi ülkelerde köken sorulsa bile, kişi bazen doğruyu söylemiyor ve kendini çoğunluktan, ülkedeki ya da o yöredeki çoğunluktan göstermeyi yeğliyor. Kimi yerlerde kişinin kullandığı dil bile kökeni göstermeye yetmiyor. Başka bir deyişle, kimileri atalarının dilini artık kullanmıyor. Kimi sayılarda da yurttaşa yöneltilen sorunun biçimi milliyetini öne çıkarmama amacını güdüyor. Örneğin, Yunanistan'da iş yaşamında hangi dili kullandığı sorularak azınlıklardan olan birçok kişinin “Yunanca” diye yanıtlaması sağlanıyor.

Bu durumda, Türk dünyasının eksiksiz kaç kişiden oluştuğunu saptamanın güçlüğü anlaşılabilir. Ayrıca, bilinen Türk merkezlerinin çevrelerinde, hattâ uzak köşelerinde de artık Türkler, daha doğrusu yeni Türk göçmenler var. Bunlar da Batı Avrupa'da, ABD ile Kanada'da ve Avustralya'dadır.

***

Türklerin bulundukları bölgelerle ilgili özet bilgilere geçebiliriz. Örneğin, bugün “Moğolistan” denilen topraklar Türklerin ilk anayurdunun önemli bölümünü oluşturuyordu. Türklerin bu ülkenin kuzeyinde görülen Orhon Nehri çevresinde İ.Ö. 546'da kurulmuş olan birleşmiş hanlıkları vardı. Orası önce Çin egemenliğine, 745'te de Baykal Nehri çevresinden gelen Uygur Türklerinin eline geçti. Uygurlar daha sonra Çin'deki şimdiki yerlerine geçtiler. Onları başka bir Türk kolu olan Yenisey Nehri Kırgızları izledi. Cengiz Han imparatorluğunun genişlemesiyle Türkler günümüz Moğolistan sınırlarını aştılar. Gene de burada yedi Türk kümesi vardır. Önemliler: Kazaklar, Tuvalar ve Hotonlar. Zaten uzak akrabamız olan Moğollar'ın ülkesinde Türk kökenliler toplam nüfusun herhalde %6.5'undan az değildirler.

Çin'in kuzey-batısındaki geniş topraklarda yaşayan sekiz milyonluk Uygur Türkleri ana dillerini konuşmayı sürdüren Türklerin en doğu toplumudur. Buraya eskiden “Çin Türkistanı” denirdi. Çin'de Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar, Salar ve Yugur Türkleri de vardır. Sovyetler Birliği 1991'de dağılmadan önce Türk dünyasının yarısından fazlası o birliğin içindeydi. Şimdi bağımsız Özbek, Türkmen, Kırgız, Azerbaycan ve Kazak cumhuriyetleri var. Bunların ilk dördünde Türkler neredeyse bütününe yakın bir çoğunluktadır. Adını “Özbek” gibi çoğunluktan almayan azınlıklar ise, gene Türkî kökenlidir. Kazakistan'da en kalabalık (%41) olanlar gene Kazak Türkleridir; onları Ruslar izler. Fars niteliği ağır basan bağımsız Tacik Cumhuriyeti'nin dörtte-biri de Türkîdir. Eski Sovyet cumhuriyetlerine bağlı yirmi “özerk SSC”nin yedisi ile “özerk oblast” ve “özerk okrug” denilen yönetim birimlerinin bir sürüsünde çoğunluk başka adlarla da anılan ama ana dilleri Türkçe olanlardaydı.

On-beş eski Sovyet cumhuriyetinden 1991'de tek başına kalan (eski RSFSR ve bugünkü) Rusya Federasyonu'nda (Moğolistan sınırına yakın güney Sibirya'da) Tuva, Hakas, Altay, Şor ve Tofa Türkleri yaşarlar. Bunlardan Tuvalar kendi birlikteş cumhuriyetinde çoğunluktadır. Geri kalanlar Çarlık ve Sovyet dönemlerindeki Rus istilâları ve göçleriyle çoğunluğu elden kaçırmış, ama hatırı sayılır azınlık durumundadırlar. Böylece, günümüzdeki Rus Federasyonu topraklarında yaklaşık iki düzine halk kesin olarak “Türkî” sınıflamasına girer. Bunların içinde Oğuzlardan olan güney Türkî halkları Türkiye Türkçesi, Azeri Türkçesi, Türkmence, Gagauz ve Halaç lehçeleri; Kıpçak diline ek olarak “Kıpçak-Kuman” ailesinden Karaim, Kumuk, Karaçay-Balkar ve Kırım Tatar lehçeleri; Ural çevresindeki Kıpçak-Bulgar koluna özgü Tatar ve Başkır lehçeleri; Kıpçak-Nogaylar'ın konuştukları Nogay, Karakalpak ve Kazak lehçeleri; Doğu Türklerine (ya da Karluklar'a özgü) Özbek, Uygur ve Hoton Türkçesi; ve Kuzey Türklerinin (ya da Doğu Hunlar'ın) dilleri olan Tuva, Karagas, Sarı Uygur, Salar, Yakut, Haksas, Çulum Tatar, Kırgız ve Altay (ya da Oyrot) lehçeleri ve Çuvaşlar da kendi lehçelerini konuşurlar.

Orta Asya'da Afganistan'da Özbek, Türkmen, Kırgız ve Kazaklar'dan başka Aymak, Hazara ve Kızılbaş adlarıyla bilinen Türkler de var. Hindistan'da Türk imparatorluğu kuran Babür'ün güneye Afganistan'dan indiğini ve ölümünden sonra da kendi isteğine uyularak Kâbil'e gömüldüğünü bu bağlamda anımsayalım.

İran, Irak ve Suriye gibi Orta Doğu topraklarına Orta Asya'dan gelen ve Batı Oğuz Türk lehçelerini konuşan Gazneli ve Selçuklu Türkleri girdiler. Ön-Türklerin aynı çevrede çok daha önceki varlıkları konusunu şimdilik bir yana koyalım. Bugünkü İran'da en kalabalık azınlığın (nüfusu iki haneli milyonlar içinde olan) Azeriler olduğu biliniyor. Bu komşu ülkede Şahseven ve Karapapak boylarından başka Afşarlar, Kacarlar, Kaşgarlar ve Türkmenler de var. İran'daki nüfus sayımlarında ana diline ilişkin soru sorulmaz ve böyle bir ayrım geleneksel olarak yapılmaz. Bu nedenle, Türkçe ile Kürtçenin yalnızca Farsçanın birer lehçeleri olduklarına ilişkin yanlış resmî yorum süregelmiştir. Örneğin, İran'a da yayılmış olan Afşar Türkleriyle Nazandaran'da yoğunlaşmış olan Kacar Türklerinin ya da Hazer Denizi'nin güney kıyısında ve bağımsız Türkmenistan'a yakın yerde toplanmış olan Türkmenlerin ana dilleri Türkçedir ve tüm bu kalabalık azınlıkların Farisilik ya da Kürtlükle dil ve benzer yollardan bağlantıları yoktur.

Irak'taki Türk topluluklarının varlığı da Osmanlılardan çok önceye gider. Orada Selçuklulardan önce bile İslâm Halifeliğinin koruyucu gücü olarak Türk orduları ve onların bağlantıları vardı. Doğu Türkü Timur'un aldığı yaklaşık yüz bin Anadolulu Türk tutsak, Yavuz Selim ve Kanunî Süleyman ile birlikte gelenler, önce Azeri Türkü Şah İsmail Safavî'nin ve sonra da Nadir Şah'ın yerleştirdikleri bugün de yalnızca “Türkmen” diye anılırlarsa da, gerçekte çeşitli boylardandır, ama tümü Türktür. Türk subaylarının başına çuval geçiren ABD işgâl ordusuyla Barzani-Talabani mafya ortaklığının (AKP iktidarının boynu bükük tavrından da yararlanarak) Kuzey Irak'taki Türklere (ve Araplara) ilişkin siyaseti onları öldürme, sürme ve kaçırmaya dönüşmüştür. Oysa, birkaç yıl önce, örneğin Kerkük'te ve Erbil'de, çok az Kürt vardı ve kentlilerin de, köylülerin de büyük çoğunluğu Türktü. En az bin yıldan bu yana, Suriye'de de, daha çok sınıra yakın yerlerde, ayrıca Halep, Hums, ve Cezire'de Türkler yaşarlar; ne var ki, bir bölümü Araplaşma yolundadır. Anadolu'dan ve Suriye'den Doğu Akdeniz sularıyla ayrılan Kıbrıs'ta 1571'den bu yana Türkler vardır. Oradaki Ortodoks Yunanlıları da önceki Katolik baskısından kurtaran da 1983'te adanın kuzeyinde kendi devletlerini kurmuş olan Türklerin yaklaşık dört yüz kırk yıl önceki atalarıydı. Britanya adadaki yönetimi 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşından sonra hukuken değilse de gerçekte ele geçirince, Türkler Anadolu'ya çekilmeğe başlamış ve onlarla Yunanlılar arasındaki nüfus oranı tersine dönmüştür.

Balkanlar'da 1821'de Yunan başkaldırmasıyla başlayan, Bulgar yabanıllığı ile süren ve Sırpların da katılmaktan geri kalmadıkları (çoğu Türk olmak üzere) Müslüman kıyımı (Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Batı Anadolu'da Yunan işgâlini görerek) Türklerin Mustafa Kemâl önderliğinde 1922'de İzmir'e girişlerine değin sürdü. Komşu Yunanistan'la azınlıkların değiş-tokuşuna ilişkin antlaşmadan sonra, Tesalya ve çevresinde bizim Batı Trakya Türkleri dediğimiz kalabalık bir kitle kaldı. Toplam nüfusa oranı %9'un altına hiç düşmemiş olan Bulgaristan Türkleri o ülkenin en büyük azınlığıdır. Osmanlı döneminin 1877-78 Savaşından bu yana kendilerini kaç kez ve üst üste komşu Türkiye'ye attılar. Bulgaristan Türklerinin birkaç yüz yıllık Osmanlı varlığı sırasında zorla Müslümanlaştırılmış Bulgarlar olduğu uydurmasıyla işe başlayan o zamanki Sofya yönetimi Türklerin adlarını değiştirip Türkçeyi ve İslâm gelenek ve törenlerini yasaklayınca, 300.000'i aşkın Türk birden Edirne'ye geçmek zorunda kalmıştı. Oysa, bir Türk boyundan olan Bulgarların Hazer'in kuzeyinden dolaşıp Karadeniz'in batısına gelinceye değin yüzyılları kapsayan bu yolculuklarında Slavlaşıp Hıristiyanlaştıklarının Bulgar okullarında okutulan tarih ve coğrafya ders kitaplarında yazdığını Washington'da yayımlanmış bir kitabımda kaynak göstererek belirtmiştim. Yugoslavya'ya Türklük ve Müslümanlık Osmanlılarla geldi. Sırp baskısından yılmış olan Arnavutlarla tutucu Hıristiyanlık çevrelerinin “sapıklık” diye nitelediği Bogomil inancını paylaşan Bosna-Hersekliler kendiliklerinden Müslüman oldular. Müslüman Türklerle evlilik yolu böylece açıldığından, Arnavutlarla Boşnakların budunsal kökeninde bir ölçüde Türklük de vardır. Oradaki Türklerin Müslüman, Türkmen, Tatar, Gagauz, Vardarlı ve Konyalı gibi adlarla değişik biçimde anıldıklarını da anımsatalım. Romanya'daki Türkler ise, Türkler ve Tatarlar diye ikiye ayrılır. Birçoğu gitgide güneye göçen Kırım ve Nogay Tatarlarıdır. Hıristiyan Ortodoks Gagauz Türklerine Romanya'da Köstence çevresinde, (1991'den bu yana bağımsız) Moldova'da (eski Sovyet Moldavyası), Bulgaristan'da ve Yunanistan'da rastlanır.

***

Türkler, özellikle son yıllarda, çalışma ya da göç amacıyla Batı Avrupa'ya, Kuzey Amerika'ya ve Avustralya'ya göç ettiler. Türk dünyasının içine, bundan böyle, bu kişileri de katmak gerekir. İlk göçenler Britanya Uluslar Topluluğu olanaklarından yararlanarak daha çok İngiltere'ye yerleşen Kıbrıslı Türklerdi. Bunların sayısı bugün daha arttı. Ancak, başka Avrupa ülkelerine kitlesel yerleşme 1960'lı yıllardan sonradır. Türk hükûmetlerinin, Batı Almanya başta olmak üzere, İskandinavya'dan Pireneler'e değin kimi Avrupa devletleriyle 1961-65 arasında yaptığı anlaşmalar sonucu göçen Türk işçileri milyonları buldu ve doruk sayılar 1968-73 yıllarına yayıldı. Yalnız Almanya'dakiler 2.5 milyonu aştı ve onların çocukları ya da oralarda doğan torunları üniversite bitirdiler, yerel meclislere seçildiler. İlk giden işçiler eşlerini, çocuklarını ve başka yakınlarını getirdikten başka, yasa-dışı yollardan gelip resmî sayılamaların dışında kalanlar da oldu. Fransa'da Magripli (kuzey-batı Afrikalı Araplar) göçmenler çoğunluktaysa da, Almanya'da Türkler birinci ve tüm Batı Avrupa'da (İtalyanlardan sonra) ikinci sıradadırlar.

ABD'nde ve Kanada'daki Türk göçmenleri (Avustralya'dakiler gibi daha çok sıradan işçi, kebapçı ve dolmuş şoförü değil) seçkin doktor, mühendis, mimar ve benzer yüksek nitelik isteyen uğraşlardandır. Özellikle Amerika'ya “beyin göçü” yaptığımız söylenebilir. Bunların içinde örneğin tıpta yeni buluşları olanlar ya da parmakla gösterilen mimarlar bulunmaktadır. Türkiye'den Avustralya'ya gidenler iki ülke arasındaki 1967 antlaşmasından sonra belirli biçimde arttı. Avustralya'nın ırkçı bir toplum olarak kötü bir ünü vardır ve bu konuda yasal yakınmalarda bulunanların başında Türkler geliyorlar. Aynı zamanda, vize başvuruları geri çevrilenlerin başında da gene onlar yer alıyorlar.

Bu yazıda Türk dünyasına genel bakışı özetlemek istedim. Kuşkusuz, her bir alt-konunun ilginç ayrıntıları var. Örneğin, Afganistan ya da Rusya Federasyonu'nun doğu Sibirya bölgesi, Kerkük ve çevresi Türkmenleri ya da Balkanlar'da Gagauz Türkleri gibi konular teker teker ele alındığında, söz konusu dünyanın zengin geçmişi ve bugünü kişiyi şaşırtacak derecede çeşitli ve ilginçtir.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Kaleminize saglik hocam. Tum Turk topluluklariyla iliskilerimizin saglam olmasi gerektigini dusunuyorum. Ata'miz Turk Tarih Kurumu'nu bu vizyonla kurmustu.  Dunyadaki tum Turklerin beklentisi (ulkemizdeki uyusturulmus yiginlar disinda), birlik icinde guclu olmak.

Hüseyin Çağatay Yalçın, Yurtdışı
26 Kasım 2009


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40