Umut Yalım - ...Ve ömrümüzün en güzel günleri (13)
TÜRKSOLU
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi   |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv: 
 
 
GÖKÇE FIRAT
İhanet açılımı yapılan Meclis'in bahçesinde bir gün darağaçları kurulur!
ÖZGÜR BİLLUR
10 Kasım'da görüşülen ihanet açılımıdır!
ÖZGÜR ERDEM
AKP'nin dış politika ekseni: ABD sözcülüğü
ALİ ÖZSOY
Kürt ırkçılığına karşı
dişe diş mücadele
SERAP YEŞİLTUNA
İdam
insanlık suçu mudur?
OKAN İŞBECER
Kürt abdest bozmaz mı?
TUĞRUL ÇELİK
İdam karşıtları nerede?
ESER ÖZALTINDERE
Devleti kurulduğu gün ağlayan devlet başkanı!
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Yazık
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Anadolu'ya göçenlerin acılı ataları
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Verimli Hilal'de
Türk egemenliği
ERGİN KONUKSEVER
Kore Savaşı'nda
Türk Tugayı
EYKAN CAN
Gımıldanıver
 
UMUT YALIM
...Ve ömrümüzün
en güzel günleri (13)
 
M. ÇINAR ÇETİNKAYA
Tecavüzcümüzle evlenmek
 
 

Umut Yalım
...Ve ömrümüzün en güzel günleri (13)

Merhaba Sağdıç, nasılsın? Yaşayamıyorum. İstiyorum ancak olmuyor. Yaşamak istediğim için yaşayamıyorum. Suphi Bey’e hak veriyorum. Bu, günümüz insanına biçilmiş bir giysi. Önümüze tüketilecek birçok şeyler sunarak, algılarımızı, duygularımızı ve düşüncelerimizi dağıtmak istiyorlar. Algılarımıza, duygularımıza ve düşüncelerimize sâhip olmak yerine, başkalarınınkine ait oluyoruz; başkalarının bize biçtiklerine. Bunları da tüketerek, tükeniyoruz. Böylece, yaşayamıyoruz da. Yaşayamayan insan, yaşatamaz. Bundandır, ölü gibiyiz. Hiçbir duygu ve düşüncelerimizi yaşatamıyoruz; ve de ithâl ediyoruz bunları. Bütün duygularımız ölü. Bütün düşüncelerimiz ölü. Ölü derileri atmak ister gibi, atmak istiyorum onları da. Gereken ponza taşını bulamıyorum ancak. Velhâsıl, konuşmamız gerek...

“Çok doğru konulara değindiniz.”

“Sağolun, Suphi Bey.”

“Ne demek. Aynı düşünceleri ben 60’lardan beridir düşünüyorum. Bu, yeni bir şey değil. Türkiye, 38’den beri, emperler için bir Pazar alanıdır. Pazar alanı olan bir yurdun yurttaşı kendi duygu ve düşüncelerine sâhip olamaz. Kendi kaderini tâyin edemez. Yaşadığı âşk, artık başkasının âşkıdır. Düşündüğü düşünce, artık başkasınındır. Yazık! Âşık olan Türk hâlkını âşık olamaz bir hâle getirdiler. Utanıyorum... Bizim kuşağın derdi de buydu zaten :Türk hâlkını yeniden âşık olur bir duruma getirmek, Türk hâlkını yeniden Âşık yapabilmekti. Ne yazıktır, tam anlamıyle başaramadık bunu.”

“Nasıl, Suphi Bey?.. Biz, şimdi âşık olamıyor muyuz?”

“Bu konuyu daha önce konuşmamış mıydık, Sağdıç?”

“Konuştuysak bile unutmuşum.”

“Yanıt vereyim, Sağdıç Bey, biz artık âşık olamıyoruz çünkü artık Âşık değiliz.”

“Nasıl yâni ‘Â şık değiliz’? Elimizde saz olmamasını kastediyorsanız...”

“Onu kastedmiyorum tabii.”

“Peki ne?”

“O denli yaşayamıyoruz ki, duygulara gereksinim duymuyoruz artık. Yalnızca gereksinimlerimiz var; hatta, gereksinimlerimiz duygularımız olmuş diyebiliriz. Gereksinimleri duyguları olmuş birisi de Âşık olamaz. Doğal olarak, âşık da olamaz. Âşk bir gereksinim değil çünkü :bir huy. Daha önce zaten demiştim bunu. Hem de, çok kereler. Velhâsıl, gereksinimlere tutsak olan biri artık : ‘Güzelliğin on para etmez, bu bendeki âşk olmasa’ ya da ‘Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek’ diyemez. Bu’nları diyemeyen Âşık olamaz; yâni, âşık olamaz. Çünkü gereksinimler için bu’nları demenin bir amacı, yararı, ya da anlamı artık yoktur. Biz, bu büyük Söz’lerimizi unuttuk. Artık şiir yazılmıyor. Şâir yazılıyor. Şâirler kendi kendilerini yazıyorlar çünkü duygu yerine gereksinimler var artık. Eğer bir yurdun Ozanları, Âşıkları, Şâirleri yoksa o millet âşık olamaz. Biz, âşık olamaz bir hâle geldik, ya da getirildik. Âşık olamayan bir toplum için, tam bağımsızlıktan söz edilemez artık. Âşka bağlı olamayan biri, başka şeylere bağımlı olmuştur :Paraya, güce, ya da başka pislik şeylere. Vatanı ve insanı sevemeyen, parayı sever anca. O’nla doyurmaya çalışır kendini. İnsan, parayla doyamayacağı için de, hep daha fazlasını ister. Bu kısır döngüde tüketir kendini. Yiter gider. Hayatta bir söz söyleyemeden, hayata bir söz söyleyemeden gider hem de. Türk’ün en ağır sıkıntısı bence bu günümüzde. İşgâller önlenir; vatan âşkıyla önlenir, âşık olduğuna zarar gelmesin diye en ulu duygularla önlenir ve sâire, ancak duygular işgâl olmuşsa, neyle ve nasıl önlenebilir ki artık? Tuzun kokma öyküsü bir biçim...”

“Yâni?”

“Yâni, duygularımıza sarılmalıyız artık. Yeniden Âşık bir millet olmalıyız. Söz söyleyen, düşünen, okuyan, eylemleyen ve sâire. Biz, bu’nların hepsini yapmıştık. Biri hâriç.”

“Neydi ki o?”

“Önceden de dediğimi anımsıyorum :âşık olmak. Bundandır ki, devrimi de yapamadık. Âşık olmadan, devrim yapılamaz. Bak... yine duygulandım. Bu konular her açıldığında, ölen birisini anımyorum sânkiyse. Çok... çok... neyse... Konuşmamıza ara versek olur mu acaba?”

“Olur, Suphi Bey.”

“Tabii. Tabii, Suphi Bey.”

“Sağolunuz.”

O zaman... Sözü kısa, özü uzun tutalım, Sağdıç. Seni, umut ve muhabbetle gözlerinden öperim. Kolay ve rastgele, Sağdıç. İyi akşamlar. İyi yaşamlar... Haydi hayırlısı...


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamıştır.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40