![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Okan İşbecer O nedenle Arınç’ı Kürt kızıyla böyle samimi görünce ister istemez aklımıza “Kürt abdest bozmaz mı?” sorusu geldi. Arınç, bugüne kadar gerek seçimler dolayısıyla gerekse çeşitli maksatlarla Türkiye’nin dört bir yanına gitmiştir. Uzun yıllardır da siyastin içinde yer almaktadır. Arınç’ı böyle samimi göreniniz varsa beri gelsin. Ancak Arınç’ın geçenlerde de belirttiği gibi, Kürt açılımı AKP’yi bitirebilir ama bunu yapmak zorundalar. Çünkü ABD’deki abileri öyle diyor. Bitmeyi göze alan Arınç belki cehennemde yanmayı da göze almıştır. Rejimin yeni bekçisinden eski bekçiye:
Tarih: 10 Kasım 2009. Bu tarihi aklınızda tutun. Çünkü bu tarih Türk askerinin Tayyip’in “rejimin bekçisi” dediği polislerine boyun eğdiği tarihtir. Atatürk’ün ölüm yıldönümünde Atatürk’ün askerini şamar oğlanına çevirenlerin askeri getirdiği son noktadır bu. Koskoca Genel Kurmay Başkanı’nın makam aracının bir trafik polisinin emriyle çektirildiği gündür bugün. Sayıları bir iken ikiye, üçe çıkan trafik polisleri Başbuğ’un makam aracının şoförünü “Burada bekleyemezsin. Soldan ya, soldan ya” diye fırçalayarak makam aracını başka bir yere aldırdılar. Bütün bunlar olurken İlker Başbuğ içeride töreni izliyordu. Yakasında Genel Kurmay Başkanlığı rozeti olan bir görevli ise müdahale etmek yerine olayı elindeki kameraya çekmekle yetindi. Herhalde o görüntüleri de anı olarak saklayacaklar. Ne diyelim, Türk Ordusu’nu bu hale düşürenler utansın!
Son günlerde çok tartışılan bir film var. “Nefes: Vatan Sağolsun”. Gösterime girmeden önce yayınlanan fragmanları 2 milyonun üzerinde kişi tarafından izlendi. Gösterime girdikten sonra ise büyük bir ilgi görerek en çok izlenen filmler arasına girdi. Film daha gösterime girmeden önce, filmdeki yüzbaşının da şikayet ettiği medyada adeta bir reklam kampanyası başlatıldı. Furyanın başını ise Hürriyet gazetesi çekti. Sizi bilmem ama ben Hürriyet gazetesinin iyi dediği her şeye şüpheyle bakarım. Hürriyet bir şeyi övüyorsa kafamda muhakkak bir soru işareti oluşur. Filmden övgüyle söz eden bir tek Doğan Medya değil tabi. Mesela Sabah gazetesinin ulusal olan her şeyden nefret eden yazarı Emre Aköz de filmden övgüyle söz edenlerden. Filmi beğenen kesimlerden biri de belki inanmayacaksınız ama, Taraf gazetesi. Taraf muhabiri, filmle ilgili yazısında İlker Başbuğ ve Deniz Baykal’la birlikte filmi beğenenler safında yer almanın şaşkınlığını da yazmadan edememiş. Eser Özaltındere Hocamıza saygım sonsuz ancak ben filmi beğenmedim. Kısaca belirteyim. Filmin geçtiği 1993 yılı Türkiye’nin terörle mücadele tarihindeki dönüm noktalarından biridir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin PKK’ya karşı yürüttüğü terörle mücadelede hem askeri hem de psikolojik üstünlüğü ele almaya başladığı dönemdir. Türk Ordusu’nun PKK’ya karşı sınır ötesi harekâtlara 1992 yılında başladığı göz önüne alınırsa, aslında filmde anlatılan ortamla yaşanan gerçeklik arasında bir fark olduğu görülür. Doğru, o dönemde de karakol baskınları oluyordu. Ama filmde anlatıldığı gibi Mehmetçik sınır karakolunda tek başına değildi. Herhangi bir saldırıda, anında destek timleri yardıma gidiyordu ve gerekirse Irak’ın içlerine kadar da giriliyordu. Düzenlenen sınır ötesi operasyonlar, yeri geldiğinde, bir aydan fazla sürüyor ve yüzlerce terörist ölü ele geçiriliyordu. Bugün terörle mücadeleye yeterince yer vermiyor dediğimiz medya, terörist ölülerini yayımlıyordu. 1992’de başlayan bu süreç, Apo’nun yakalandığı 1999’a kadar aşağı yukarı aynı tempoda devam etti. Keşke bu çerçevede bir film yapılsaydı da biz de övgüyle bahsetseydik. Yani film ezik ve yenik bir psikolojiyle başlıyor ki, yaşanan gerçekle tamamen zıttır. Filmin finali ise ayrı bir rezalet. Kahramanlarımızın bulunduğu karakol saldırıya uğruyor ve neredeyse bire kadar teröristler tarafından kırılıyorlar. Atatürk büstü yerle yeksan oluyor. Ay-yıldızlı al bayrağımız yırtılıyor ve Atatürk büstünün durduğu ve üzerinde “Ne mutlu Türk’üm diyene” yazan kaide yan yatıyor. Çatışmanın sonrasında sağ kalan askerlerden biri Atatürk büstünü düştüğü yerden kaldırarak özür diliyor. Anlayacağınız bu filmin sonunda Türk askeri yeniliyor. Türkiye’yi kuran Atatürk de yere devriliyor. İşte Taraf muhabiri de filmi o yüzden tutmuş. Diyor ki, “Filmde yenilmez diye bildiğimiz Türk askeri yeniliyor, en son ocak tütene kadar dalgalanacak dediğimiz Türk bayrağı yırtılıyor, hep sarsılmaz görünen Atatürk büstü alaşağı ediliyor...” Bir de filmden çıkan iyi niyetli, vatansever insanlar muhtemelen “bu çocuklarla bu kadar olur” diye düşünerek profesyonel orduyu savunmaya başlayacaktır. Madem terörle mücadele filmi yapılacaktı, terörün başını nasıl ezdiğimizin filmini yapsalardı daha iyi olurdu.
Şemdinli’nin intikamı alınıyor! Geçtiğimiz haftanın önemli gelişmelerinden biri YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu ile Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz hakkında verilen soruşturma kararı idi. Bildiğiniz gibi bu iki isim son zamanlarda iktidarın boy hedefi haline gelmişti. Adalet Bakanlığı söz konusu iki isim hakkında bir süre önce başlatılan soruşturmayı tamamlayarak Eminağaoğlu ve Kaçmaz hakkında ihraç istemiyle dava açılmasını kararlaştırdı. Kaçmaz hakkında 4, Eminağaoğlu hakkında da 3 ayrı suçtan dava açılması talep edildi. Aynı zamanda YARSAV Başkanı olan Eminağaoğlu’yla ilgili suçlamalar şöyle sıralandı: “Ergenekon soruşturmasında hakim ve savcıları hukuka aykırı şekilde etkilemeye teşebbüs, soruşturmanın gizliliğini ihlal ve Yargıtay binasında kanuna aykırı açıklama yapmak.” Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz, Abdullah Gül’e “kayıp trilyon” davasında yargılama yolu açma girişiminde bulunan kararıyla gündeme gelmişti. Kaçmaz, en son YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun iddiaları üzerine Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nda soruşturmanın gizliliğini ihlal edici nitelikte bilirkişi incelemesi yaptırtmıştı. Kaçmaz hakkında “hürriyeti tahdit, evrakta sahtecilik, izinli, raporlu veya sevkli olmadığı halde görev yerini terk etmek, tavassut sonucu karar vermek ve görevini tarafsız yapamayacağı” iddialarıyla soruşturma yürütülüyordu. Kaçmaz’a “davranışlarıyla görevini doğru ve tarafsız yapamayacağı kanaati uyandırdığı, Adli Yargı Adalet Komisyonu ve Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı sıfatlarına yakışmayacak hareket ve ilişkilere girdiği, mesleğin şeref ve nüfuzu ile şahsi onur ve saygınlığını yitirdiği” suçlaması yöneltiliyor. Müfettişler, Kaçmaz hakkındaki “hürriyeti tahdit, evrakta sahtecilik, izinli, raporlu veya sevkli olmadığı halde görev yerini terk etmek” şeklindeki adli suçlara ilişkin de dava açılmasını istedi. İki isimle ilgili mahkeme yolunu açacak kararı ise HSYK verdi. Bu kararın ardından ise Osman Kaçmaz hakkındaki dosya Ankara Adliyesi’ne gönderildi ve 7. Ağır Ceza Mahkemesi, Kaçmaz hakkındaki iddianameyi kabul ederek yargılama sürecini başlattı. Osman Kaçmaz son günlerde kendisinin dinlendiği iddialarıyla da gündeme gelmişti. YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu ise uzun zamandır iktidarın hedefi durumunda. Özellikle Ergenekon operasyonu ile ilgili eleştirileriyle gündeme gelen Eminağaoğlu, son olarak Osman Kaçmaz hakkında verilen yargı kararını da sert bir şekilde eleştirdi. Eminağaoğlu, “Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz hakkındaki soruşturma hukuksal değil. Amaç yargıyı baskı altına almak.” diye konuştu. İktidar kanadı ise yine her zaman olduğu gibi kendini savundu. Adalet Bakanlığı’ndan konu ile ilgili yapılan açıklamada, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz hakkındaki soruşturmaların 2008’de başlatıldığını belirterek güncel olaylarla bir ilgisi olmadığını bildirildi. Böylece AKP faşizminin yargıyı sindirmek için attığı adımlara bir yenisi daha eklenmiş oldu. Şayet yapılacak yargılama sonunda Eminağaoğlu ve Kaçmaz meslekten ihraç edilirse AKP’nin aleyhinde karar vermiş ya da verecek olan yargı kurumları bundan sonra verecekleri kararı bir kez daha düşünecekler. Bu olay aslında 2005’te meydana gelen Şemdinli olaylarının intikamı olarak da değerlendirilebilir. Hatırlarsanız 9 Kasım 2005 tarihinde eski bir PKK hükümlüsünün işlettiği bir kitapçıda patlayan bomba ile başlayan Şemdinli olaylarının ucu Yaşar Büyükanıt’a kadar dayandırılmıştı. Savcı Ferhat Sarıkaya, Büyükanıt’ın da adını iddianamede geçirince hakkında soruşturma açılmış ve meslekten ihraç edilmişti. Bu arada Eminağaoğlu ile ilgili yargılama kararını verecek mahkeme de belli oldu. Tesadüfe bakın ki, Eminağaoğlu ile ilgili kararı Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi verecek. Yani Osman Kaçmaz. Bakalım AKP faşizmi Yargıyı tam denetime almak için daha ne tezgahlar kuracak ve kaç hakim görevinden ve şerefinden edilmeye çalışılacak.
Geçtiğimiz haftanın önemli gündem maddeleri arasında gözden kaçan bir gelişmeyi aktarmadan geçmeyelim. Biliyorsunuz Obama Türkiye’ye gelip TBMM’de ayakta alkışlanan konuşmasında üç konuda çözüm istemişti. Ermeni meselesi, Kürt meselesi ve Heybeliada Ruhban Okulu. Ermeni meselesinde imzalar atıldı, AKP Azerbaycan’ı kaybetme pahasına Ermenistan’la sarmaş dolaş oldu. Kürt meselesinde ise açılım süreci biraz sancılı olmakla birlikte Amerikan planları doğrultusunda ilerliyor. Son olarak ise Ruhban Okulu ile ilgili önemli bir gelişme yaşandı. Fener Rum Patriği Bartholomeos, geçtiğimiz hafta ABD’ye giderek Obama ve Hillary Clinton’la görüştü. Beyaz Saray’dan görüşme ile ilgili yapılan açıklamada, Obama’nın “Ekümenik Patrik”in küresel liderlik rolüne ve İstanbul’da Rum Ortodoks Ruhban Okulu’nu yeniden açma girişimine verdiği desteği tekrarladığı bildirildi. Patrik Bartholomeos görüşmede, Türkiye’de insan hakları, azınlık hakları ve dinsel özgürlük konuları hakkında konuştuklarını söyledi. Bartholomeos, şöyle dedi: “Çevresel sorunları, Hurricane Katrinası’nı ve Mississippi’de düzenlenen çevre sempozyumu hakkında konuştuk. Ayrıca Türkiye’de ve dünyada insan hakları, azınlık hakları ve dinsel özgürlük konularını konuştuk. Başkan, bu hakları desteklediğini söyledi.” Yakın zamanda Tayyip’in de Obama’yı ziyaret edeceği göz önüne alınırsa, şimdiden yeni bir açılımımız oldu diyebiliriz. Bartholomeos, Obama’nın ardından görüştüğü ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un da tam desteğini aldı. Clinton, Bartholomeos adına verdiği yemekte yaptığı konuşmada, “ABD, onun hem Türkiye, hem dünyada dini hoşgörü için yaptığı çağrıları desteklemekten onur duyuyor. Başkan Barack Obama ve benim Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması ve Patrikhane’nin ‘ekümenik’ haklarının korunması ihtiyacını güçlü bir şekilde ifade etmemizin nedenlerinden biri de bu. Bu konuları kamuoyu önünde defalarca dile getirdik ve ele alınana kadar da bunu yapmaya devam edeceğiz.” dedi. Böylece ABD’nin Türkiye hakkında yaptığı değerlendirmelerin ne kadar ikiyüzlü olduğu da ortaya çıktı. Başka zaman Türkiye’nin laikliğinden dem vuran, Türkiye’ye olan hayranlıklarını ifade eden ABD’liler işlerine gelince bir anda saf değiştirerek Ruhban Okulu’nun açılması için bastırabiliyorlar. Bu arada AKP’li Egemen Bağış, konu ile ilgili olarak yaptığı açıklamada “Onlar bana oy verdi ben de onları destekleyeceğim.” diyerek aralarındaki işbirliğini açık seçik ortaya koydu.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||