Tuğrul Çelik - Dünya
TÜRKSOLU
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi   |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv: 
 
 
GÖKÇE FIRAT
İhanet açılımı yapılan Meclis'in bahçesinde bir gün darağaçları kurulur!
ÖZGÜR BİLLUR
10 Kasım'da görüşülen ihanet açılımıdır!
ÖZGÜR ERDEM
AKP'nin dış politika ekseni: ABD sözcülüğü
ALİ ÖZSOY
Kürt ırkçılığına karşı
dişe diş mücadele
SERAP YEŞİLTUNA
İdam
insanlık suçu mudur?
OKAN İŞBECER
Kürt abdest bozmaz mı?
TUĞRUL ÇELİK
İdam karşıtları nerede?
ESER ÖZALTINDERE
Devleti kurulduğu gün ağlayan devlet başkanı!
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Yazık
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Anadolu'ya göçenlerin acılı ataları
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Verimli Hilal'de
Türk egemenliği
ERGİN KONUKSEVER
Kore Savaşı'nda
Türk Tugayı
EYKAN CAN
Gımıldanıver
 
UMUT YALIM
...Ve ömrümüzün
en güzel günleri (13)
 
M. ÇINAR ÇETİNKAYA
Tecavüzcümüzle evlenmek
 
 

Tuğrul Çelik
İdam karşıtları nerede?

“Dağa çıkanı da dağa çıkartanı da
dağdan indireni de Hepsini Asacağız” kapağından sonra Apo’nun idamına karşı çıkıp ona siper olanlar TÜRKSOLU’na saldırdılar. Peki aynı koro Çin’in gerçekleştirdiği idamlar için aynı duyarlılığı gösteriyor mu?

Sayfalarımızda verdiğimiz Çin ile ilgili haberler neredeyse birbirinin aynı. Nedeni de gelen idam haberleri...

Geçtiğimiz hafta Çin’den yine idam haberi geldi. Temmuz ayında yaşanan olaylardan dolayı geçtiğimiz ay yargılanıp idama mahkum olan on iki kişiden dokuzunun infazı geçtiğimiz hafta gerçekleştirildi. Kalan üçü ise müebbet hapis cezasıyla cezalandırılacakmış.

Tekrar tekrar hatırlatıyoruz... Temmuz ayında gerçekleşen olaylarda Han Çinlileri tarafından katledilen Uygur Türkleri, bu da yetmezmiş gibi olaydan sorumlu tutulmuş ve sistemli bir soykırıma tabi tutulmuştu. Geçen hafta yapılan idamlar da yine sistemli soykırımın bir adımıydı.

İşin ilginci, Çin’in neredeyse periyodik olarak gerçekleştirdiği sistemli Türk katliamına basının sessiz kalması. Daha doğrusu taraflı davranması.

Teröristlerin dağdan indirilip affedilmelerine karşı yaptığımız kapağımıza yapılan saldırılar mevcut taraflılığı bir kez daha gözler önüne serdi.

“Dağa çıkanı da, dağa çıkartanı da, dağdan indireni de Hepsini Asacağız” kapağından sonra Apo’nun idamına karşı çıkıp ona siper olanlar TÜRKSOLU’na saldırdılar.

Peki aynı koro Çin’in gerçekleştirdiği idamlar için aynı duyarlılığı gösteriyor mu? İdam karşıtlarımız Çin’in idamlarına karşı mı? Çin’in idamlarından ürküyorlar mı?

“Çin’den ürkütücü ceza” diye bir haber yaparlar mı?

Tabii ki hayır!

Çünkü Çin, Türkleri idam ediyor.

Türkiye’de ise Türkler, dağda ya da sokak ortasında fark etmez, PKK’lı teröristlerce katlediliyor.



Nidal Malik Hasan


Obama çifti 13 askerin cenaze töreninde

Yılın en hümanist eylemi

Dağa çıkanı da dağa çıkartanı da dağdan indireni de Hepsini Asacağız şeklindeki günümüzün en hümanist sloganının yayınlandığı gazetemizin sayfalarından bu kez belki de bu yılın en hümanist eyleminin haberini veriyoruz.

Binbaşı Nidal Malik Hasan, Amerikan ordusunda psikiyatr olarak görev yapan Ürdün asıllı Müslüman bir asker.

Geçtiğimiz hafta görev yaptığı ABD’nin Teksas eyaletindeki Fort Hood Askeri Üssü’ne sabahın erken saatlerinde gelen Hasan, gerçekleştirdiği eylemle 13 ABD askerini öldürdü, 30’unu da yaraladı.

Kendisi de dört kurşunla yaralı ele geçirilen Hasan, tutuklanarak gözetim altına alındı.

Eylemci Binbaşı Hasan, altı yıl görev yaptığı Washington’daki Walter Reed Ordu Tedavi Merkezi’nden temmuz ayında performans düşüklüğü sebebiyle alınıp Teksas’taki Fort Hood Askeri Üssü’ne gönderilmiş.

Saldırının andından Binbaşı Hasan’ın arkadaşları, onun ABD’nin Irak ve Afganistan saldırılarına şiddetle karşı çıktığını ve bu görüşlerini her yerde açıkça dile getirdiğini belirtmişler.

Gerçekten de Binbaşı Hasan’ın silahını ateşlediği sırada Fort Hood’daki askerler kendilerini Irak ya da Afganistan’a gönderecek olan formları dolduruyorlarmış.

Eylemin yapıldığı Fort Hood Üssü de tam anlamıyla ABD’nin bir terör üssü olarak görev yapıyor. Yaklaşık elli bin asker kapasiteli bu üsten, Irak ve Afganistan’a sürekli olarak asker sevkediliyor. Ayrıca Afganistan ve Irak’ta yaralanan ve psikolojisi bozulan askerlerin tedavileri de bu üste yapılıyor.

Yani üs tam anlamıyla bir fabrika. Katliamcılar burada paketlenip katliama gönderiliyor. Daha sonra gelecek katliamlar için hazırlanmak üzere rehabilitasyona alınıyor.

Yakınları tarafından Ortadoğulu kimliğinden ötürü sürekli baskı altında tutulduğu söylenen Binbaşı Hasan’ın, ABD’nin Irak ve Afganistan işgaline bir asker olarak katılmamak için terhisini istediği, ancak bunun bir türlü kabul edilmediği de verilen bilgiler arasında. Yani eylemci Binbaşı, ABD’nin kanlı işgaliline direndiği halde buna zorlanıyormuş.

Binbaşı Hasan’ın gerçekleştirdiği eylem ABD’de küçük bir “11 Eylül” sendromu yarattı. ABD bir kez daha kendi evinde vurulmuştu ve yine bir Üçüncü Dünyalı tarafından.

Eylemin ardından acil güvenlik önlemleri alındığı üste açıklama yapan üs komutanı saldırının tek bir kişi tarafından birisi yarı otomatik iki tabancayla yapıldığını bildirmiş. ABD genelinde ise Pentagon, Beyaz Saray, FBI ve İç Güvenlik Bakanlığı seferber olmuş durumda.

Obama’nın suratındaki ifade ve yaptığı açıklamalar da meselenin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyordu:

“Ülke dışında cesur erkeklerimizi, kadınlarımızı kaybetmek zaten zor. Ama askerlerimizin Amerikan topraklarındaki bir üste saldırıya uğramaları korkunç.”

Obama, eylemin ABD sınırları içinde, bir Ortadoğulu tarafından ve bir ABD ordu mensubunca yapılmış olması gerçeğinden bir hayli tedirgin olmuşa benziyor.

Askerlerin cenaze töreni ise on beş bin kişilik bir katılımla yapıldı. Obama’nın da katıldığı törende ölen on üç askerin her birine ait fotoğrafla birlikte, bot, silah ve miğferleri sergilendi.

Nobel ödüllü Obama ise Binbaşıyı kastederek şöyle dedi:

“Bu trajediye neden olan çarpık mantığı anlamak güç olabilir. Hiçbir inanç bu caniyane ve namertçe eylemi haklı çıkarmaz. Adil ve merhametli Tanrı buna hoşgörüyle bakmaz. Biliyoruz ki o katil, yaptığı yüzünden hem bu dünyada hem de bir sonrakinde adaletle yüzleşecek.”

Acaba Obama, tüm dünyada yarattığı terörün hesabı için de aynı şeyleri düşünüyor mudur?

İşin önemli yanı, eylemin yapılmısından sonra yarattığı psikolojik etki ve yürütülen karşı-psikolojik savaş. Saldırının hemen ardından Binbaşının tek olduğu söylenmişken, daha sonra yapılan açıklamalarda eylemci sayısında artış olduğu görüldü.

Daha sonra Binbaşı Hasan’ın, Müslüman olmasının üzerinde durularak, radikal İslamcı örgütlerle ilişkisi olduğu gündeme getirildi.

Binbaşı Hasan’ın kimlerle bağlantısı var ya da yok bilinmez ama, esas önemlisi ABD’nin korumak istediği “yenilmez” imajının 11 Eylül’den sonra bir kez daha darbe aldığı gerçeği.

O yüzden yapılan son açıklamalar, Binbaşı Hasan’ın tüm görüşmelerinin ve internet mesajlarının eylemden çok daha öncesinden beri FBI tarafından takip edildiği yönünde oldu.

Yani her zaman olduğu gibi ABD bunu da önceden biliyormuş (!)

11 Eylül için üzülmemiştik.

2005’te de “Londra, senin için üzülmüyoruz” demiştik.

Bu hümanist eyleme gelince...

Binbaşının, ABD terörüne karşı gerçekleştirdiği bu terör karşıtı hümanist eylemi için farklı olarak ne söylenebilir ki?


Sarkozy duvarın altında kaldı

Geçtiğimiz haftayı meşgul eden bir başka konu da Berlin Duvarı’nın yıkılışının yıldönümü oldu.

Kapitalist ülkelerce kutlanan yıldönümü, birbiriyle bu duvarla ayrılan kapitalist Batı Almanya ile komünist Doğu Almanya’nın birleşmesinin de sembolü olmuştu. Tabii aynı zamanda Sovyet sisteminin yıkılışını temsil ediyordu.

En az duvarın yıkılışı kadar gündemi meşgul eden bir diğer olay duvarın yıkılışını gösteren nostaljik fotoğraflardı.

İşte böyle bir fotoğrafta Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, elinde çekiç, duvara vuruyordu. Kendisine ait Facebook sayfasına koyulan bu fotoğrafın 9 Kasım 1989 tarihli Berlin Duvarı’nın yıkılış anında çekilmiş olduğu belirtilmişti.

Ancak, işler hiç de Sarkozy’nin istediği gibi gitmedi.

Fotoğrafın duvarın yıkıldığı gün değil de bir hafta sonra çekilmiş olduğu ortaya çıkınca, Sarkozy yıkılan duvarın altında kalmış oldu.

Fransız basınının alaya aldığı Sarkozy ile ilgili akla hayale gelmeyecek fotoğraflar yayınlandı.

Le Monde gazetesinin “Sarkozy orada değildi” şeklindeki haberinden sonra, başta Liberation olmek üzere gazeteler ve internet gruplarında Sarkozy’ler dolaşmaya başlamış.

Bir resimde Sarkozy İkinci Dünya Savaşı’nın bitiş anını gösteren ünlü bir fotoğrafta, öpüşen çiftin arkasında bitiveriyor. Bir diğerende ise 98 Dünya kupası maçında Fransız Milli Takımı’nın 6 numarası oluyor.

Ay’a ilk ayak basan Fransız olarak da unutulmamış Sarkozy...

Daha orijinalleri de var...

Mesela Sarkozy, 1945 Yalta Konferansı’nda Roosevelt, Churchill ve Stalin’le aynı karede.

Hatta 1789 Fransız İhtilali’nde olduğuna dair fotoğrafları bile var...

Hatta inanmayacaksınız ama ateşi de o bulmuş... Ben söylemiyorum, Fransız basını bunu da iddia ediyor.

Geçen ay sarayındaki uyuz salgınıyla gündeme gelen Sarkozy, yalanının ortaya çıkmasıyla birlikte Berlin Duvarı’nın altında kalmış kadar oldu.


Melek Batılı, şeytan Darwin

Doğumunun 200. yılında bile Charles Darwin’e ve onun Evrim Teorisine yönelik saldırlar sürüyor.

En son TÜBİTAK’ta yaşanan Darwin sansürü, düşmanlığın ve saldırının boyutlarını ortaya koymuştu. Kürt-İslamcı akıl yitimi, bir bilim dergisinde Darwin’in teorisini, hem de aradan iki asır geçtiği halde, sansürlemişti. Yıl bitmeden bir saldırı da, Darwin’in tezlerinin çarpıtılmasıyla ABD’den geldi.

“Lisede katliam”, “liseli genç arkadaşlarını katletti” gibi okullarda şiddet eğiliminin artışı ile ilgili başta ABD olmak üzere Batı ülkelerinden gelen haberler gün geçtikçe artıyor.

İşte bu olayların kaynağına inen Batılı bilimadamları (!), bu cinayet ve şiddet eğilimlerinin temelinde Darwin’in Doğal Seçilim Teorisi’nin olduğuna karar vermişler.

Doğal Seçilim, dış çevreye uyum konusunda daha elverişli özelliklere sahip türlerin, bu elverişli özelliklere sahip olmayan diğer türlere göre yaşama ve üreme şanslarının daha yüksek olmasını açıklayan bir teori. Böylece uyum sağlayabilen türler, gelişip üreme imkanı bulmakta ve neslini devam ettirebilmektedir.

Darwin’in doğaya uyum sağlayabilenin, yani güçlü olanın, hayatta kalabileceği teorisi, kapitalizmin elinde birden sömürü mekanizmasının teorisine dönüştürülüyor. İşte buradan yola çıkılarak ortaya atılan iddiaya göre lise katliamlarının ardında da Doğal Seçilim varmış. Dayanakları ise ABD’li ve Finlandiyalı iki liseli katil zanlısının Darwin’den etkilendiklerini belirtmiş olmaları. Birisinin üzerinde “doğal seleksiyon” yazılı tişört bile varmış! Hatta “Doğal Seleksiyon Ordusu” adında bir oluşum bile varmış!

Batılı bilim(!) adam(!)ları araştırma yaptıklarını ve meselenin köklerine indiklerini belirtse de, esas inilmesi gereken nokta kapitalizmin kendisi ve yarattığı insan formatıdır.

Kendi çıkarı için yaşayan ve bunun için yapamayacağı şey olmayan insan tipi, gerçekten de farklı bir tür olarak sadece ama sadece varlığını devam ettirebileceği sömürü mekanizması üzerinde yükselen Batıda yetişebiliyor. Bu gibi olaylar da ya kapitalizmin bizzat merkezlerinde ya da liberalizm ve ırkçılık gibi virüslerini saldıkları yerlerde görülüyor.

Sizce bu bir rastlantı mı? Tabii ki hayır!

Darwin’in Doğal Seçilim Teorisi’ni katliamlarını örtmek için kullanan Batılı, kapitalist hegemonyasının devamlılığı için de onu çarpıtarak, sosyal bir politikaya dönüştürüyor ve kullanıyor.

Kapitalizm için her şey yolunda gittiği sürece Batılı melek, Darwin şeytan!


Siyah derili beyaz Obama

Dünya barışına sunduğu katkılar (!) nedeniyle geçtiğimiz haftalarda Nobel Barış Ödülü alan Obama, başkent Washington’da protesto edildi.

Başkent Washington’da toplanan ve sayılarının iki yüz civarında olduğu belirtilen siyah Amerikalılardan oluşan grup, Obama’yı uyguladığı politikalardan dolayı portesto etti.

Daha önce de liberallerin eylemiyle karşılaşan Obama, böylece ilk kez siyah Amerikalıların tepkisine maruz kaldı.

Obama’yı ABD’nin dünya çapında sürdürdüğü emperyalist politikaları devam ettirmekle suçlayan grup, ABD dışındaki işgalci askerlerin geri çekilmesini talep etti.

Kendisi de baba tarafından beyaz işbirlikçisi bir Afrika kabilesine mensup olan Obama’nın beyaz maskesi bir kez daha, hem de kendi hemşehrileri tarafından düşürülmüş oldu.

Obama bir yıl önce seçildiğinde, onu Fanon’un ünlü kitabının adı olan “Siyah Deri Beyaz Maske” olarak isimlendirmiştik. Çok değil, sadece bir yıl geçti ve Obama’nın bir “beyaz adam” olduğu ortaya çıktı.

Hem de kendi evinde!


Chavez savaşa hazır

Haftalık televizyon konuşmasında Chavez bu kez Amerika ile Kolombiya arasındaki işbirliğine değindi. Latin Amerika’daki en büyük Amerikan işbirlikçisi Kolombiya, yapılan anlaşmayla ABD’

ye yeni üsler kurma hakkı vermişti.

Bunu, ABD’nin Kolombiya üzerinden Venezüella’yı işgali planı olarak değerlendiren Chavez, televizyondan halkın yanı sıra ordu komutanlarına seslenerek savaşa hazır olmalarını duyurdu.

“Savaşı önlemenin en iyi yolu, ona hazır olmaktır.” diyen Chavez, daha önce bin askeri ABD-Kolombiya Anlaşması yapıldığı zaman sınıra göndermişti. Chavez, olası bir Kolombiya-Venezüella Savaşı’nda, Venezüella ile ABD askerlerinin karşı karşıya geleceğini ve savaşın da tüm Latin Amerika’ya yayılacağını belirtiyor. Halka karşı yaptığı bu açıklamanın ardından, Kolombiya ve ABD yaptıkları işbirliğinin Kolombiya’daki uyuşturucu ticaretini ve Marksist isyancıları engellemek üzere yapıldığını belirttiler. Kolombiya ayrıca BM Güvenlik Konseyi’ne Chavez’i şikayet etmiş.

Anlaşılan Chavez’in mesajı istenilen yeri tam on ikiden vurmuş!


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Ezilen Türk olunca hiçbir şey işlerine gelmiyor. Balkanlarda, Orta Asya'da, Türkistan'da, Kafkasya'da , Doğu'da heryerde ezilen Türklerin arkasında Türkten başka kimse yok. O yüzden Türk'ün Türkten başka yoktur sözünü artık çağ dışı olduğunu söyleyen sığır zihniyetine de sormak istiyorum dış güçlerden para alarak onların köpeği olmak mı çağdaş olmak.

Anda Kızıl, Balıkesir
19 Kasım 2009


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40