Prof. Dr. Şener Üşümezsoy - Şerefname’deki Kürt kimliği etnik kimlik değildir
TÜRKSOLU
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi   |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv: 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Bugün 10 Kasım ve
bugün Atatürk'ü
kendi kurduğu Meclis'te,
bir kez daha öldürecekler!
TÜRKSOLU'na kimler saldırıyor?  
Günümüzün en hümanist sloganı: "Hepsini Asacağız!"
Bölücülüğe ve gericiliğe karşı Atatürk tavrını savunuyoruz
Solcular idam cezasına karşı mı olmalıdır?
Önce siz Türk, solcu, Atatürkçü ve insan olun!
Milliyet ve Vatan'a yanıtı kendi okurları verdi: "Helal olsun TÜRKSOLU"
Türkiye dağdan inenlere ve indirenlere karşı ayağa kalktı
Türk milletinden
"Hepsini Asacağız" sloganına büyük destek
YUNUS YILMAZ
PKK'yı başımıza sol değil sağcılar bela etti!
OKAN İŞBECER
Alperen Ocağı'na başkan mı olacaksın, kerhaneye sermaye mi?
TUĞRUL ÇELİK
Saddam'ı yargılayan hakim ödülünü aldı
 
ESER ÖZALTINDERE
Çok önemli bir film: "Nefes/Vatan Sağolsun"
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
En büyük Türk Devrimi Cumhuriyet
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Kemâlizm'in uluslararası anlamı
 
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Şerefname'deki
Kürt kimliği
etnik kimlik değildir
İLYAS SALMAN
Memleketimden
insan manzaraları
 
TEVFİK KAYMAZ
Şapkanızı
önünüze koyun
 
UMUT YALIM
...Ve ömrümüzün
en güzel günleri (12)
 
EYKAN CAN
Yar bana
üçgeee medet!
 
 

Prof. Dr. Şener ÜşümezsoyProf. Dr. Şener Üşümezsoy
Şerefname’deki Kürt kimliği
etnik kimlik değildir

Şerefname’yi okumak

Şerefname’nin birinci ve ikinci cildi dikkatli okunduğunda tarih felsefesiyle ele alınacak konuların söz konusu olduğu görülecektir. Bu konuların temelini, tarihsel devrim ve etnojenez olguları oluşturur.

Bu iki kavramın açıklamasını yaptıktan sonra Şerefname’yi ele aldığımızda Emir Şeref’in Kürt olarak ileri sürdüğü kavramın etnik bir kavram olmadığı; Ekrad anlamında göçer toplulukların veya ağırlıklı olarak Abbasiler döneminde Güneydoğu Anadolu, Suriye ve Irak bölgesinde egemen olan Arap hanedanlarını tanımladığı görülecektir. Burada tarihsel devrim kavramı ve toplumsal gelişmedeki rolü gözardı edildiği için bu beyliklerin tarihsel süreçlerindeki kesintiler atlanarak tarihsel bir süreklilik oluşturma çabasına girilmiştir.

Tarihsel devrim, Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu ve Irak bölgesinde her yüzyılda bir yenilenen akınlarla gelişmiş bir süreçtir. Bu süreçte başlangıçta Roma ve Ermeni bölgeleri ve Sasani-Fars bölgesi önce Emeviler sonra Abbasiler tarafından fethedilerek buradaki Roma, Ermeni ve Sasani-Fars devletlerine son verilmiştir. Bunun sonucunda bu bölgede yeni bir Arap etnik gelişimi başlamıştır.

Şerefname

Şerefhan
Şerefhan

Şerefhan’da etnik kimlik kavramı yerine Müslüman Kürt kavramı Arapların Ekrad anlamında yer almaktadır. Şerefhan’daki Türkmen, Arap ve Asur
kökenli Kürt kimlikleri Kürtlerin etnik olarak bir kavram olmadığını açıklıkla vurgulamaktadır. Keza Şerefhan’ın kendi ait olduğu Bitlis Beyliği’ni oluşturan Lozikanlar 24 kabile olarak Oğuz Kağan’da anlatılan Türk kabile yapısını sunmaktadır. Bitlis beylerinin kökeni ise Şerefhan’a göre Sasani krallarından gelmektedir.

Abbasilerin yıkılması sonrası bölgeye gelen Selçuklu Devleti’ne bağlı beylikler, Arap etnojenezini sonlandırarak, Türk etnojenezini başlatmıştır. Bu süreçte Ermeni, Rum ve Fars etnojenezi de Müslüman Arap tarihsel devrimi ile sonlandığı için bu bölgelerde Türk etnojenezi gelişerek, bölgenin Türkiye ismini almasına yol açan bir tarihsel devrim gerçekleşmiştir.

Tarihsel devrimlerde fetheden etnik kimlikler ve onların orduları fethettikleri bölgeyi yeniden yapılandırmışlardır. Bu yeniden yapılandırma, toplumsal üretim tarzını yeniden düzenlemekte, buradaki eski etnik yapıları köleleştirerek egemen etnik yapılarına tabi kılmakta ve o etnik yapının kimliğinde devam eden yeni bir etnojeneze yol açmaktadır.

Bu süreçte Selçuklu fetihleriyle Selçuklu Türkmen beylikleri Arap emirliklerini ve devletçiklerini fethederek Türkleştirmişlerdir.

Şerefhan Arapları Kürt yapıyor

Bunları örneklersek Türkmen Artuk Bey ve Selçuklu hükümdarı Alparslan’ın oğlu Tutuş, Güneydoğu Anadolu’daki Mervanoğlu Beyliği’ni fethetmiş ve Türkmen kabilelerine tabi kılmıştır. Keza aynı şekilde Mardin ve Cezire bölgesi Selçuklu Devleti’ne tabi Aksungur Bey tarafından fethedilmiştir. Aksungur’un Türkmen yoldaşları olan Bozan Bey Ruha’yı (Urfa), Artuk Bey’in oğulları Ahlat’ı, Yağı Sıgan Antakya’yı fetheden Türkmen beyleridir.

Türkmen Beyleri Atsız ve Çavlı, Halep, Dımaşk (Şam) ve Filistin’i fethederek Mısır’ı Fatımilerin elinden almıştır. Şerefhan’ın Kürt olarak tanımladığı Mirdasiler, Halep Arap Beyliği’nin beyleridir. Bu beylik Kilapoğlu Arap kabilesine dayanmaktadır.

Selçuklu Sultanının oğlu Tutuş, Halep’i fethederek Mirdasi Beyi Nasr’ı iktidardan uzaklaştırmış, daha sonra yerine geçen oğlu Sadr, Selçuklu Türkmen beyleri tarafından yok edilmiştir.

Mirdasiler, tartışmasız bir Arap etnik kimliğine sahip olmalarına rağmen Şerefname’de Kürt kimliğiyle anılmıştır.

Oysa Mirdasoğulları, Halep’i ellerinde tutmak için esas askeri gücünü Türkmen Ahmet Şah ile yaptığı ittifaktan almaktadır. Türkmen Ahmet Şah ise kendi kabilesi dışında Türkmen kabileler federasyonunu oluşturan Maraş, Ilnaçoğulları ve Duduoğulları gibi Türkmen kabilelere dayanmaktadır. Tutuş tarafından Halep’ten sürülen Mirdasiler, Şerefhan’a göre, Eğil Kalesi’ni ele geçirmiştir. Eğil Kalesi’ni ele geçiren Bedir Mirdasi, gerek bu Türkmen aşiretleri gerekse Arap kabileleri sayesinde Eğil’i ele geçirmesine karşılık, Selçuklu emirleri Eğil’i fethderek Pir Bedir Mirdasi’nin Meyyafarikin’e sığınmasına neden olmuşlardır. Meyyafarikin de Türkmen Artuk Bey tarafından fethedilmiş ve bu fetih esnasında Emir Bedir Mirdasi öldürülmüştür. Keza bu çatışma Arap askerleriyle Türkmen askerleri arasında oluşmuştur yani Meyyafarikin Kürtlerin değil Arapların şehridir.

Artuk Bey, Mirdasilerin son kalıntılarını da kılıçtan geçirmiştir. Şerefhan’a göre Halep, Meyyafarikin, Amed ve Mardin gibi Güneydoğu Anadolu’daki Arap beyliklerine tabi bölgelerin tümüyle ele geçirilmiş, yöneticileri de kılıçtan geçirilerek Arap etnojenezini sonlandırılmıştır.

Şerefhan Türk Beyliklerini de Kürt yapıyor

Bu beyliklerin Arap kökenleri Şerefhan tarafından açıkça vurgulanmasına rağmen, bunlardan Kürt olarak bahsedilmesi, Şerefhan’daki Kürtlük kavramının etnik bir kavram olmadığının açık bir ifadesidir.

Keza Selçuklu ve Türkmen akınlarının başlaması ve Türkmenlerin buradaki verimli ovalara obalarıyla birlikte yerleşip kendilerine yurt edinmeleri Şerefhan tarafından gözardı edilmiştir.

Emir Şeref tarafından Mirdasilerin devamı olarak Buldukhaniler ve Palu Beyliklerini ileri sürülmesi, tarihsel devamlılığı zorlamak için yapılan bir çarpıtmadır.

Bu çarpıtmaya göre Meyyafarikin’de öldürülen ve kılıçtan geçirilen Mirdasilerin son kalıntılarından Pir Bedir’in hamile karısı bu katliamdan kurtulmuş ve daha sonra bu kadının doğum yapmasıyla “Hanımızı bulduk” anlamına gelen Buldukhaniler ortaya çıkmıştır. Buldukhanilerin Eğil’de ve Palu’da egemenliklerini sürdürdükleri ve Palu’daki beylerinin Emir Timurtaş olduğu vurgulanmıştır.

İsimden de görüldüğü gibi Emir Temurtaş ve Demirtaş bugün Güneydoğu Anadolu’da da sık sık kullanılan tam bir Türk ismidir. Mirdasilere destek olan Türk kabilelerine dayanan ve yöneticileri de Mirdasi Araplarıyla hiçbir ilgisi olmayan yeni kuşak bir Türk hanedanı ortaya çıkmaktadır.

Selçuklu dönemi hanedanı, Şerefhan’ın da belirttiği gibi, Akkoyunlular tarafından ele geçirilmiş ve Akkoyunlu Türkmen Devleti’nin yurdu olmuştur.

Keza Emir Şeref’in Melkişiler olarak tanımladığı Çemişkezek beyleri, kendisinin de açıklıkla ortaya koyduğu gibi, Melikşah’tan türemiş Türk kabileleridir.

Bugün Çemişgezek, Tunceli, Pertek ve Micingert gibi Alevi Türkmenlerin egemen olduğu bölgedeki etnik kökenin Emir Saltuk bin Ali bin Kasım olduğu, yani bizim tarihten bildiğimiz Erzurum yöresindeki Saltukoğulları Beyliği’ni kuran Emir Saltuk olduğu açıkça kabul edilmektedir.

Emir Selçuk’un torunu olan Melikşah bin Muhammed, Anadolu Selçuklu Sultanı Ruknettin Süleyman Şah tarafından öldürülerek Erzeni Rum (Erzurum) fethedilmiştir.

Bugün en geniş Kürt topluluğu olarak ileri sürülen Melkişilerin kökeninin çok açık bir biçimde Türk olduğu Emir Şeref tarafından da kabul edilmesine karşılık bunlara Kürt denmesi, Emir Şeref’in kullandığı Kürtlük kavramının etnik bir kimlik olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

Şerefname’de Çaldıran Savaşı

Karakoyunlu Harbendelu Aşireti’nin, son Çemişgezek Melkişi Beyi Emir Şeyh Hasan’ı öldürmesi sonrası bu bölge bütünüyle Akkoyunlu devletine geçmiş, Melkişiler Akkoyunlu Uzun Hasan’ın Bayındırlı Federasyonu’na bağlanmıştır. Yani Türkmen kabileleri yeni devletleri olarak Akkoyunlu Beyliği’ni kabul etmişlerdir.

Akkoyunlu Devleti döneminde Hacı Rüstem Bey Çemişgezek vilayetinin beyi olarak görev yapmıştır. Bölgede iktidarın değişip Akkoyunlu hanedanının Şah İsmail’in eline geçmesi, tarihsel bir olgudur ve bu süreçte Nur Ali, Şah İsmail’in halifesi olarak bu bölgede Hacı Rüstem Bey yerine iktidarı almıştır. Yani iktidar Akkoyunlu beyinden Safevi beyine geçmiştir.

Hacı Rüstem Bey ise Şah İsmail’le birlikte Çaldıran Savaşı’nda Yavuz Sultan Selim’e karşı savaşmıştır. Nur Ali Halife, Melkişilerin önemli liderlerini kılıçtan geçirmiştir. Bu şekilde Melkişi hanedanı birinci darbeyi alarak çöküşe geçmiştir. Akkoyunlu Uzun Hasan’ın korumasına karşılık Şah İsmail’in yönetiminde katliama uğramıştır. Çaldıran Savaşı sonrası ise Yavuz Sultan Selim tarafından Şah İsmail’in yanında yer tuttuğu için Melkişi Beyi Hacı Rüstem ve buna bağlı diğer aileler kılıçtan geçirilmiştir. Çünkü bu aile Sultan Mehmet ile Akkoyunlu Uzun Hasan arasındaki savaşta Akkoyunluların tarafını tutmuştur. Keza bir diğer nedeni ise Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasındaki savaşta Kızılbaşların yanında yer aldıkları için toplu bir katliama uğramışlardır. Bu katliamdan kurtulan veya Emir Şeref tarafından kurtulduğu varsayılan Hacı Rüstem Bey’in oğlu Pir Hüseyin Bey, yeni ailenin kurucusu olmuştur. Bu iddiasıyla ileri çıkan Şerefhan, yine tarihi zorlamaktadır.

Yavuz Sultan Selim ve ondan sonra gelen Sultan Süleyman, Çemişgezek vilayetine bağlı yeni bir yapılandırmaya girmiş ve bu yapılandırma Osmanlıya bağlı bir yeni yapı ortaya çıkarmıştır. Bugünkü Çemişgezek ve Palu gibi Alevi Türkmenlerin kökeni bu tarihçeden türemektedir.

Tarihsel devrim olguları göz önüne alındığında, Selçuklular tarafından tarihten silinen Saltukoğulları Türkmen Beyliği daha sonra Akkoyunlular tarafından kendilerine tabi kılınmış, daha sonra iktidara gelen Şah İsmail bölgeyi yeniden biçimlendirmiş ve Çaldıran Savaşı sonrası Osmanlı tüm bu bölgede Kızılbaş Alevi unsurları temizleyerek kendine bağımlı bir iktidar oluşturmuştur.

Şerefhan’ın “Kürt kimliği”

Burada Türklüğün Kürt olarak yorumlanması olgusunun altını bir daha çizdiğimiz gibi, Şerefhan’da Kürtlük kavramının etnik bir kavram olmadığını göstermektedir. Keza aynı şekilde Halep beyleri Mirdasiler ve onların kabilesi Arap Kilapoğulları ve Ahmet Şah’a dayanan askeri Türkmen kabileleri, Selçuklu Sultanı Tutuş’tan kaçarak Palu ve Eğil yöresine gelerek buralara yerleşmişlerdir. Burada Mirdasi Arap soyunun tümünün kökü kazındığı halde, hamile bir kadından doğan çocukla bu soyu devam ettirilme çabası görülmektedir.

Keza Melkişilerin Yavuz Sultan Selim tarafından tümüyle kılıçtan geçirilmesine karşılık, bu süreçte Irak’da bulunan Pir Hüseyin’in Yavuz Sultan Selim’e biat ederek, burada yeni bir aile oluşturup yeni bir egemenlik oluşturduğu ileri sürülmektedir. Gerçekte ise tarihsel devrim dediğimiz askeri fetihlerden sonra eski egemen iktidar ve bunlara sadık askeri unsurlar, fethedenler tarafından tümüyle kılıçtan geçirilerek soyları kurutulur ve yeni iktidara yeni beylere tabi bir etnojenez başlar. Bu etnojenezde fetheden kabileler, bu bölgeleri yurt edinerek o bölgelerde egemen olur. Yenilen iktidara bağlı eski kabileler ya bu bölgeden sürülür veyahut da fetheden kabilelere tabi alt kabileler olarak köleleşirler. Bu olgu Doğu ve Güneydoğu Anadolu tarihinde başlangıçta da söylediğimiz gibi dramatik süreçlerle yaşanagelmiştir.

İç Anadolu ve Güneybatı Anadolu’daki Elazığ ve Tunceli bölgesindeki “Kürt kimliği”nin Şerefhan tarafından Türk veya Arap kökenli olduğu vurgulanarak, buradaki Kürt kavramının etnik olmadığının altı çizilir.

Tarih Boyunca Hakkari’nin Türklüğü

Aynı olayı Güneydoğu Anadolu’da Bahadinan adıyla bilinen İmadiye hükümdarları bölümünde de görmek mümkündür. İmadiye hükümdarları kendileri Abbasi halifelerine dayandırırlar, Abbas denilen ünlü bir soydan geldiklerini söylerler ve kendilerine Abbasoğulları ismini verirler. Buna karşılık İmadiye Bahidinanların tarihi Şerefhan tarafından daha önce bahsettiğimiz Aksungur Bey’e dayanmaktadır. Aksungur, Sultan Melikşah zamanında, daha önce de vurguladığımız gibi, Anadolu’yu fetheden beylerdendir.

Aksungur Bey’in ölümü sonrası yerine İmadeddin Zengi geçmiştir. İmadeddin Zengi, İmadiye Kalesi’ni yaptığı için bunlara İmadiye ismi verilmektedir. Şerefhan’ın altını çizdiği nokta, 1500’li yıllarda kaleme alındığı göz önünde alındığında, tarihin Selçuklu fethiyle başladığı açıklıkla ortaya çıkmaktadır.

Diğer taraftan Şenbu lakaplı Hakkari hükümdarları kendilerini Abbasi halifelerine bağlamaktadırlar. Şerefhan, Şenbuların tarihini Emir Timur Gürkan’ın Beyazıt Kalesi’ni fethetmesinden sonra başlayan bir süreçle tanımlamaktadır. Timur, Van ve Hakkari yöneticisi İzzetin Şir’i yenerek, bu bölgeleri fethetmiştir. Daha sonra ise Akkoyunlu Uzun Hasan Hakkari bölgesini ele geçirmiştir. Esas olarak Uzun Hasan ile Timurlenk’in politik ve askeri bir ittifakı söz konusudur. Hakkari’yi fetheden Akkoyunlu komutan Sofu Halil ve Arapşah, İzzettin Şir’i öldürmüşler ve Türkmenler adına bölgeyi Dimbilli Aşireti’ne vermişlerdir. Bu süreçte Asurlular, yani Süryani Hıristiyanlar, kendi mübarek günleri Şenbu’da ayaklanarak Dimbillileri öldürmüşlerdir. Bunun sonucunda Hakkari’de, yine Akkoyunlular sonrası Abbasiler bayrağı Şenbular tarafından dalgalandırılmıştır.

Görüldüğü gibi, 15. yüzyılda başlayan Asurlu Süryani isyanıyla iktidara gelen ve Abbasi kökenine vurgu yapan bir yapı ortaya çıkmıştır. Hıristiyan Nasturilerin ağırlıklı olduğu bu yapı da Şerefhan tarafından Kürtler olarak yorumlanmıştır.

Şah İsmail’in bu bölgede egemen olmasıyla bölge tekrar Türkmen beyliğine geçmiştir. Ondan sonra da Yavuz Sultan Selim tarafından yeniden yapılandırılmıştır. Buradaki tarih, ancak bir yüzyıl kadar Şerefhan tarafından tanımlanmıştır. Yani 1400 yılında Timur tarafından fethedilen, daha sonra Akkoyunluların eline geçen ve Asuri İsyanı’yla Asurilerin fethettiği Hakkari, Şah İsmail tarafından tekrar fethedilerek Türk dünyasına geçmiş ve Yavuz Sultan Selim tarafından da Osmanlı devletine tabi kılınmıştır.

Şerefname, Türk etnojenezinin tarihini anlatmaktadır

Burada görüldüğü gibi, Şerefname’yi etnojenez ve tarihsel devrim perspektifinde etüt ettiğimizde, her tarihsel devrim sürecinde etnik bir kesilme olması tarihsel gelişimin zorunlu olgusudur. Fethedenler, obalarıyla beraber bu verimli coğrafya üzerinde yerleşmekte, yurt edinmektedir. Bu bölgede daha önce egemen olan etniler ya fetheden etnilere tabi olmakta veyahut da bölgeden sürülmekte ve yöneticileri topluca katledilmektedir. Bu tarihin diyalektik sürecidir.

Şerefname’de bu iki olgu es geçilmektedir. Sanki Türkmenler gökten inmiş gibi kendi obaları, karıları, çocukları, koyunları ve atları olmayan hayali askerlerdir. Bu hayali askerler bölgedeki eski Arap kökenli iktidarları tarihten silip, etnik olarak kuruttukları halde, sanki Türkmenler gökten gelmiş ve sonra tekrar göğe gitmiş gibi bir anlayış içinde bir tarihsel felsefe oluşturlmuştur. Fakat Şerefname’deki tarihsel olguları okuduğunuzda, gerek Selçukluların gerekse Artuk ve Saltuk Bey’in; Atsız, Tutuş ve Aksungur’un bu bölgeleri fethi sonrası gelen Türkmenlerin bölgeyi bütünüyle Türkleştirdiği açıkça ortaya çıkmaktadır.

Şerefhan’da etnik kimlik kavramı yerine Müslüman Kürt kavramı Arapların Ekrad anlamında yer almaktadır. Şerefhan’daki Türkmen, Arap ve Asur kökenli Kürt kimlikleri Kürtlerin etnik olarak bir kavram olmadığını açıklıkla vurgulamaktadır. Keza Şerefhan’ın kendi ait olduğu Bitlis Beyliği’ni oluşturan Lozikanlar 24 kabile olarak Oğuz Kağan’da anlatılan Türk kabile yapısını sunmaktadır. Bitlis beylerinin kökeni ise Şerefhan’a göre Sasani krallarından gelmektedir.

Geçen yazılarımızda bahsettiğimiz Akkoyunlular, daha sonra Anadolu’yu ve Irak’ı kontrol eden İlhanlılar, onların devamı olan Sutaylar, Celayirler, Çobanoğulları ve Sulduzlar etnik olarak Doğu Anadolu, İran ve Kuzey Irak’ı yüz elli yıl boyunca fethetmiş Tatar etnileridir. Bunlarla beraber gelen Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmenleri olacak Türkmenler, bölgeye bu süreçte yerleşmişlerdir.

Türk İslam tarihçileri, Tatarları Halife’yi Bağdat’ta öldürdükleri için Türk saymamaktadırlar. Oysa Selçuklu Sultanı Mesut da Halife ordularıyla savaşmış ve Halife’nin ölümüne sebep olmuş ve oğlunu da sürgün etmiştir.

Burada vurgulamak istediğim, Turan’dan gelen İran, Anadolu ve Irak’ı fetheden Selçuklu Türkmenleri, İlhanlı Tatarları, Akkoyunlu Türkmenleri ve Timur Tatarları bütünüyle İran ve Doğu Anadolu’yu Türkleştirirek burada Fars ve Arap etnilerine ait iktidarları tümüyle silmişlerdir. Kürt kavramı Ekrad kavramından farklı olarak Arapça göçebe çoban, dağlı kavramından farklı olarak Oğuz Kağan Destanı’nda geçtiği gibi Kurt, Gurlardan türeme Farslaşmış Türkler için kullanılmaktadır.

Keza Şerefhan’ın da girişte yazdığı Türkistanlı bir Türkmen beyi olan Buğduz Bey, kaba saba tavrıyla Muhammed peygamberin tepkisini çekmiştir ve bu nedenle Kurtların devleti olmamıştır. Buğduz Bey, Oğuz Kağan Destanı’nda Bozoklara ait bir oymak beyidir. Ve dar anlamda yardımcı bir bey olarak hikayede Melikşah’ın yanında bulunmakta, Tuğrul Şah’ın emrinde olmaktadır.

Yani sonuç olarak Emir Şeref Kürtlerin Turan krallarına bağlı bir beylikten geldiğini vurgularken, Akhunların kalıntısı olan Ogurlardan gelmiş olabileceği noktasına ışık tutmaktadır. Bu boyutuyla Şerefname pan-Türk bir tarih yazımı olarak okunacaktır.

Oysa bugüne kadar Kürt tarihi olarak ileri sürülmekteydi. Olgular tarihsel temellere indirgendiğinde Şerefname, Türk etnojenezinin oluşumunun tarihini anlatmaktadır.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

saygılar ben selcuk üniversitesi tarih bölümü öğrencisiym makalenizi cok beğendim ama bu yazdıklarınızı kabul etmek istemiyorlar ama biz sayenizde gercegi biliyoruz tesekkurler yazılarınızı takip edecegim

Durmuş Hayta, Konya
13 Kasım 2009


yazınız çok güzel olmuş.tam bir tarih dersi.bize bu tarihleri öğretmeyen öğretmenlerimize kızmamak elde değil.umarım milli bir hükümet geldiğinde bütün bu bilgileri çocuklarımıza öğretiriz.peki bu barzani ve talabani gurupları nasıl oluştu.nasıl böyle islam düşmanı ve ingiliz ajanı uldular şimdi abd ye hizmet ediyorlar.bunu bize açıklarsanız çok memnun olurum.neden islam düşmanı diyorum çünkü nasır ve arap aleminin karşısında israilin yanında yer almıştır.müslüman araplara karşı israil ile araplara karşı durmuştur.

Türkan, İstanbul
11 Kasım 2009


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40
j