![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
5 Kasım 2009 Tüyap Kitap Fuarı'nda, İleri Yayınları standında kitaplarımı imzalıyorum. Dikkat ediyorum gelip geçen herkes beni seyrediyor. Bu soytarının ne işi var burada diye. Ben boş durur muyum? Hem bu seyredilmekten müthiş bir haz alıyorum hem de bana bakanları seyrediyorum. Karşımda tam anlamıyla “Memleketimden İnsan Manzaraları” duruyor. Manzara 1: Kimi kitap için değil de fuara gelmiş sadece. İki eli cebinde, kitaplara bakmıyor. Kafasında beş gün önce aldığı ya da henüz alamadığı, bana göre nah alacağı ya da alsa bile hiçbir halta yaramayan maaşın evine kaç gün yeteceğini düşünüyor. Manzara 2: Öğretmenler okuldan öğrencilerini toplayıp gelmişler. Bir taraftan alamayacakları kitaplara bakıyorlar, bir taraftan da yaramazlık yapan çocukları zapt-u rapt altına almaya çalışıyorlar. Beni tanıyan öğrenciler ve öğretmenlerde acımayla karışık bir gülümseme... Aralarından bazı çocuklar bu artist bozuntusunun televizyondan çıkıp buraya nasıl geldiğinin muhasebesini yapıyorlar. Bizim standda Che, Deniz ve Mustafa Kemal yan yana. Ve onların gözlerinde kitapların aydınlığının ışığı. Öğretmenler dedim de aklıma geldi. Yıllardır söylüyorum, yazıyorum da kimse inanmıyor. Öğretmenler hangi dünya görüşünü savunursa savunsun, ister yakasında bozkurt rozeti olsun ister Mustafa Kemal rozeti ya da Che’nin, hepsinin suratında Yunusvari bir tevekkül ve kabullenmişlikle karışık bir aydınlık var. Ben böyle bakıyorum diye söylemiyorum. Gerçekten öğretmenlerimizde, öğretmenlik denilen işi ne kadar bilmiyorlarsa bilmesinler, en cahilinde bile bir ışık var. Manzara 3: Bu manzaranın üzerinde biraz fazla duracağım. Politik taraflılığı seçen insanların bana karşı tavırları çok değişken. Büyük çoğunluğu tam da benim kabul ettiğim gibi “Bizim soytarımız gelmiş bir şey yapsa da bizi güldürse” diye bekliyor. İnanın çok ciddi söylüyorum, politik taraf derken solu sağı ayırmadan yazıyorum. Bu bakışları görünce kendi keskinliğimle baş başa ve yalnız kaldığımı hissediyorum. Çünkü sağcıların bile neredeyse yüzde doksanı bana sevecenlikle bakıyorlar. O zaman anlıyorum ki “Bu milletten adam olmaz” diyenler adam olmaz. Sağcısı da solcusu da beni seviyorsa bir nedeni var. Ve bu doğru bir nedendir. Devletin ordusu, polisi, tahsildarı, valisi, kaymakamı hep hor görmüş bu halkı. Hep halktan kendilerinin karşısında şapka çıkarsın el pençe divan dursun diye beklemişler. Askere gitmiş kendini eratın üstünde gören rütbeliden küfür yemiş, dayak yemiş, aşağılanmış; işçiyse işe gitmiş, patronu adam yerine koymamış. Hakkını aramaya kalkmış, polis copuyla uslanmaya davet edilmiş. Köylüyse ağaya marabalık yapmış. Ürettiği üründen payına üçün biri düşmüş. Bu kadar ercelediğimiz, ufaladığımız, aşağıladığımız halka bir de kalkmış adam olmaz diyoruz. Adam yerine koymasanız da bu bakar kör ettiğiniz sırf oy zamanı benim işçim, benim köylüm, benim memurum dediğiniz ama aslında hiçbir zaman sizin olmayan bu halk öyle adam ki, ordunuzla, polisinizle, mülki amirinizle, hepinizi yerle bir etmediği için halk dergahında divana durmanız gerekir. Evet bunlar bizim için şunu düşünüyorlar. Kemal Sunal’a, Şener Şen’e, Adile Naşit’e, Münir Özkul’a ve hatta bana size baktığı gibi bakmıyor. Bizler esprilerimizi onların sofrasına sunmuşuz. Anası sizler tarafından ağlatılıyorken bizler gülümsetmişiz. Sonra kalkıp bu halktan adam olmaz diyorsunuz. Ama inanın böyle gelmiş böyle gider diyenler çok yanılıyor. Bundan sonra ordudan faşist darbeler gelmeyecek. Bundan sonraki darbe kimsesiz diye şamar oğlanına çevirdiğiniz halktan gelecek. Sizler kaçacak delik arayacaksınız. Memleketimden insan manzaraları böyle bitmiyor, bitmez. Manzara yoksul haklar silkinip ayağa kalktığında tamamlanacak. Yaşasın halkların kardeşliği!
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||