Tevfik Kaymaz - Şapkanızı önünüze koyun...
TÜRKSOLU
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi   |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv: 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Bugün 10 Kasım ve
bugün Atatürk'ü
kendi kurduğu Meclis'te,
bir kez daha öldürecekler!
TÜRKSOLU'na kimler saldırıyor?  
Günümüzün en hümanist sloganı: "Hepsini Asacağız!"
Bölücülüğe ve gericiliğe karşı Atatürk tavrını savunuyoruz
Solcular idam cezasına karşı mı olmalıdır?
Önce siz Türk, solcu, Atatürkçü ve insan olun!
Milliyet ve Vatan'a yanıtı kendi okurları verdi: "Helal olsun TÜRKSOLU"
Türkiye dağdan inenlere ve indirenlere karşı ayağa kalktı
Türk milletinden
"Hepsini Asacağız" sloganına büyük destek
YUNUS YILMAZ
PKK'yı başımıza sol değil sağcılar bela etti!
OKAN İŞBECER
Alperen Ocağı'na başkan mı olacaksın, kerhaneye sermaye mi?
TUĞRUL ÇELİK
Saddam'ı yargılayan hakim ödülünü aldı
 
ESER ÖZALTINDERE
Çok önemli bir film: "Nefes/Vatan Sağolsun"
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
En büyük Türk Devrimi Cumhuriyet
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Kemâlizm'in uluslararası anlamı
 
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Şerefname'deki
Kürt kimliği
etnik kimlik değildir
İLYAS SALMAN
Memleketimden
insan manzaraları
 
TEVFİK KAYMAZ
Şapkanızı
önünüze koyun
 
UMUT YALIM
...Ve ömrümüzün
en güzel günleri (12)
 
EYKAN CAN
Yar bana
üçgeee medet!
 
 

Tevfik Kaymaz
Şapkanızı önünüze koyun...

Evet dağdan PKK’nın gerilla kıyafeti ile gelen ve pişman olmadıklarını, siyasi önderleri “Apo’nun emri ile” geldiklerini açıklayan kişiler, devlete ve millete meydan okudukları halde birkaç saat içinde serbest kalmışlardır.

Buna karşılık PKK’ya karşı savaşmış yığınla vatansever, subay ve emekli subay ceza evlerinde....

Bu durum;

“Yenenler yenilenlerin dikişsiz ak gömleğine sildiler kılıçlarının kanını...” dizelerini akla getirmez mi? Benim aklıma getirir.

Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznünü duyabiliyor musunuz peki?

Bu aklıma gelenler suçsa ben de pişmanlığımı belirtmeyeceğim, ama talimatla değil, kendi başıma.

Tümüyle apaçık olan şey gerçekten de yapılan (şovlar) gösteriler, dağdakiler kadar, hatta daha bile fazla sayıda, Doğu ve Güneydoğu Anadolu gencini eline silah alıp dağa çıkacak, terör örgütüne katılacak bir psikolojik motivasyona sokmuştur.

Halen dağda bulunanlara da uzun süre inmeyecek kadar son derece büyük bir moral kaynağı olmuştur.

Hata mı yapılmıştır? Hayır efendim böyle konularda hükümetin, devletin hata yapma hakkı yoktur. Hata yapan olursa da istifa edip gider, gitmeli...

Bir başka açıdan da bakıldığında son günlerde olanlar birçok şehirde bazı olayların, patlamalarının (Elazığ bunun ilk işaretlerini veren illerden biridir), genişleyerek büyük bir çatışmaya dönüşmesine daha elverişli bir zemin hazırlamıştır.

Bu haliyle, hükümetin anlaşılması asla mümkün olmayan bu ihanet açılımı, ülkeyi, zaten esmekte olan şovenizm rüzgarlarıyla potansiyel olarak gelişmekte olan iç savaş tehlikesine çok daha fazla yaklaştırmış, bu yöndeki zaten var olan gelişmelere ivme kazandırmıştır..

Bu organizasyonların planlı olmadığına kendiliğinden ve yanlışlıkla olduğuna, küçük bir hata olduğuna ya da AKP’nin suçu değil de DTP’nin suçu olduğuna ancak yolda yürüyen, halen AKP’ye oy vermeyi planlayan, halen AKP’

nin Türkiye için hayırlı bir iktidar olduğuna inanan saflar yahut da ihanet zincirine sıkı sıkıya bağlı olanlar inanabilir.

Türkiye her geçen gün çok büyük bir iç çatışmaya doğru göz göre göre sürüklenmektedir.

Bir çok kentte, bir şekilde ayrı mahallelerin ara sokaklarında gençler birbirinin kafalarını baltalarla, satırlarla yarmaya başladığında, o da yetmeyip ateşli silahlar kullanılmaya başlandığında, bunun önünü alacak olan AKP ve taraftarları değildir.

Hatta aksine bunun önünü olağanüstü hal, sıkıyönetim vs. biçimlerle alabilecek, durdurabilecek olan ülkenin tek kurumunu orduyu ve diğer güvenlik güçlerini zora sokan, durmadan yıpratan, darbeci diye suçlarken gerçekte darbe çığırtkanlığı yaratan, mevcut iktidar partisinin “taraftar”larından başkası da değildir.

Üstelik bugün çok farklı bir dönemi yaşıyoruz.

1970’lerde yükselen çatışma ortamı sadece bir günde durdurulmuştu.

Bu faşist darbe ülkemizin geleceğine, demokrasimize onarılması imkansız yaralar açmıştı.

Bu günlerde de gerçekte o zaman açılan ve onarılamayan yaralar bereler içinde geldiğimiz sonucu yaşamaktayız.

Çünkü ülkede ne kadar aydın, ilerici, demokrat varsa çatışmaları, anarşi ve terör ortamını “düzeltme” bahanesiyle üzerinden ezilip geçilmiş, ülkenin geleceği, ilerici aydın kuşağı dümdüz edilmişti.

Askerini bu ülkenin evladı olarak gören o ilerici, devrimci, yürekli insanlar hemen hemen ülkenin hiçbir yerinde cuntaya karşı silahlı bir direniş göstermemişlerdi.

Büyük ölçüde devrimciler askere kurşun sıkmak yerine kendileri ölmüşlerdi ya da teslim olmuşlardı, işkenceden geçirilmişlerdi.

Bugünün farklı tarafı nedir peki?

Bugün birçok büyük kentte Güneydoğu ve Doğumuzdaki terörizm yüzünden gerçekleşen göçertme politikası sonucu Kürt bölgeleri, mahalleleri oluşmuş durumdadır.

Terör örgütü mutlaka bu bölgelerde örgütlüdür.

Bugün işler iyice karışıp oluk oluk kan akmaya başladığında bunu durdurmak çok zor olacaktır.

Çünkü bu kez PKK unsurlarının şehirlerde nasıl bir tavır takınacaklarının ipuçlarını molotoflu, yakıp yıkmalı eylemlerinden görmek mümkündür. Ayrıca bu kez olay ideolojik değil etnik çelişkilere dayanmıştır.

Polisin AB düzenlemeleri bahane edilerek neredeyse hoşgörü ile karşılama durumuna getirildiği bu tür yakma-yıkma eylemleri yapanlar da her geçen gün biraz daha fazla cesaretlenmektedir.

Gidilen yol ülkeyi büyük ve uzun erimli bir iç çatışmaya doğru sürüklemektedir.

Halen sürekli yıpratılmakta olan ordunun ise olabilecek olayları belki 1980’deki kadar kolay durduramayacağını, geçmişten farklı olarak bugün büyük boyutlara ulaşmış göç olgusu ve çatışmaların zeminini oluşturan etnik olgu düşündürtmektedir.

(Buradakileri 1980’de ordunun yaptıklarını onaylamak olarak algılamayınız.)

Ayrıca geçmişteki gibi ideolojik çatışmalara değil, etnik çatışmalara gebe olan ortam bazı şeylerin çok daha korkunç bir hızla ve büyük bir şiddet temeli içinde gelişebileceğinin göstergesidir.

Çünkü ideolojisine, örgütüne, siyasetine küfredilen biri, bir tür bilinçle hareket edeceğinden çok kolayca adam öldürmeyebilir ama etnik kökenine, atasına, anasına laf edilen insan çok kolay adam öldürür, katil olur.

Anadolu’nun bu konudaki tavrını dünya alem 85-90 sene önce öğrenmiştir.

Böyle etnik çatışmalar ile birbirine giren toplumların kendi devletleri, güvenlik güçleri de çözülürse “birleştirttirilmiş” milletler kararları aldırtılarak gelecek güçlerin, “çatışan tarafları birbirinden ayrıma”, “barış sağlama” misyonuyla harekete geçtiğini Yugoslavya’da gördük.

Ülkemizinde birkaç yerinden geçecek doğalgaz boru hatlarını düşününce birlik, barış içinde toplumu, bütün toprağı ve güçlü ordusu ile Türkiye’nin ABD, AB ve bölge ile ilgilenen tüm devletlerce istenmeyecek bir devlet olacağının, parçalanmışının tercih edileceğinin apaçık ortada olduğunu artık görelim.

Peki, Birleşmiş Milletler için dünyanın dört bir tarafına asker gönderen bir ordu bu şekilde kolayca alt edilebilir mi?

Bunu böyle planlar yapan AB, ABD ve BM’e sırtını dayadığını zanneden bölünme ve İkinci Cumhuriyet taraftarlarına sormak lazım...

Sırtlarını dayadıkları yerler bir anda kaybolabilir. Ne olduğunu anlayamazlar bile.

Sürüklenilen kaosun sonunda, olan kaybedilen hayatlara, akacak kanların sahiplerine olacaktır.

Böyle giderse;

Devletin, ordu, yargı, adalet, güvenlik gücü boyutuyla tüm kurumlarının halk üzerindeki güvenilirliği ve potansiyel suçlular üzerindeki caydırıcılığı giderek daha sorunlu olmaya başlayacaktır.

Sonuç olarak;

Önde gencecik bir gazi, takma bacağını ve madalyasını çıkartıp fırlatıp atarsa, onun arkasındaki kitleyi de durdurmaya kimsenin gücü yetmeyebilecektir.

Herkes aklını başına almalı.

Şapkasını önüne koyup düşünmeye başlamalı.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Girişteki dizelerden bir parça daha ben ilave edeyim...

Yenenler, yenilenlerin
dikissiz ak gömleğine sildiler
kılıçlarının kanını.
Ve hep beraber söylenen bir turku gibi
hep beraber kardeş elleriyle işlenen toprak
Edirne sarayında damızlanmış atların
eşildi nallarıyla.
Tarihsel, sosyal, ekonomik şartların
zaruri neticesi bu!
deme, bilirim!
O dedigin nesnenin onunde kafamla eğilirim.
Ama bu yürek
o, bu dilden anlamaz pek.
O, "hey gidi kambur felek,
hey gidi kahpe devran hey",
der.

Nazım Hikmet Ran ( Şeyh Bedrettin Destanı)

Deniz Gün, Kocaeli
9 Kasım 2009


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40
j