Tuğrul Çelik - Dünya
TÜRKSOLU
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi   |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv: 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Bugün 10 Kasım ve
bugün Atatürk'ü
kendi kurduğu Meclis'te,
bir kez daha öldürecekler!
TÜRKSOLU'na kimler saldırıyor?  
Günümüzün en hümanist sloganı: "Hepsini Asacağız!"
Bölücülüğe ve gericiliğe karşı Atatürk tavrını savunuyoruz
Solcular idam cezasına karşı mı olmalıdır?
Önce siz Türk, solcu, Atatürkçü ve insan olun!
Milliyet ve Vatan'a yanıtı kendi okurları verdi: "Helal olsun TÜRKSOLU"
Türkiye dağdan inenlere ve indirenlere karşı ayağa kalktı
Türk milletinden
"Hepsini Asacağız" sloganına büyük destek
YUNUS YILMAZ
PKK'yı başımıza sol değil sağcılar bela etti!
OKAN İŞBECER
Alperen Ocağı'na başkan mı olacaksın, kerhaneye sermaye mi?
TUĞRUL ÇELİK
Saddam'ı yargılayan hakim ödülünü aldı
 
ESER ÖZALTINDERE
Çok önemli bir film: "Nefes/Vatan Sağolsun"
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
En büyük Türk Devrimi Cumhuriyet
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Kemâlizm'in uluslararası anlamı
 
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Şerefname'deki
Kürt kimliği
etnik kimlik değildir
İLYAS SALMAN
Memleketimden
insan manzaraları
 
TEVFİK KAYMAZ
Şapkanızı
önünüze koyun
 
UMUT YALIM
...Ve ömrümüzün
en güzel günleri (12)
 
EYKAN CAN
Yar bana
üçgeee medet!
 
 

Tuğrul Çelik
Dünya


Saddam HüseyinSaddam’ı yargılayan hakim
ödülünü aldı

Hakim: İsminizi söyler misiniz?

Saddam: Hüseyin el-Macit. Irak Devlet Başkanı.

Hakim: Mesleğiniz? Irak Cumhuriyeti’nin eski Devlet Başkanı mı?

Saddam: Ben hâlâ Irak Cumhuriyeti Devlet Başkanıyım ve Silahlı Kuvvetler’in Başkomutanıyım. Bu hâlâ benim resmi sıfatım ve görevimdir. Ben hâlâ Irak’ın Başkanıyım ve Genel Komutanıyım. Beni bu şekilde töhmet altında bırakmaya çalışmanız uygun oluyor mu? Bu işleminiz Anayasa’ya ve kanunlara muhaliftir.

Hakim: İkametgâhınız?

Saddam: Her Iraklının evi ikametgâhımdır.

Hakim: Annenizin adı?

Saddam: Sobha. Siz de kendinizi tanıtmak zorundasınız.

Hakim: Irak Mahkemesi Başyargıcıyım.

Saddam: Öyle mi. Mahkeme hangi yasayla kuruldu?

Hakim: Koalisyon güçlerinin aldığı kararla.

Saddam: O halde işgalcileri temsil eden bir Iraklısınız?

Hakim: Ben, Irak’ı temsil eden bir Iraklıyım.

Saddam: Şimdi anlaştık. O halde her Iraklının Irak yasalarına uyması gerektiğini teyit ediyorsunuz. Bu yasanın halkın iradesini yansıtması gerekmiyor mu?

Hakim: Kesinlikle öyle.

Saddam: O halde işgal güçlerinin aldığı karara uyarak çalışmamalısınız.

(Saddam Hüseyin’in Mahkeme Tutanaklarından)

Yargılama sırasında Saddam’ın ders verdiği bu hakim, mahkemenin sonunda Saddam hakkında idam kararı vererek emperyalist efendilerine karşı uşaklığın gereğini yapmıştı.

Ama Saddam idam sehpasında bile dik duruşunu korumuştu. Emperyalistleri sevindirecek hiçbir şey yapmadan.

Saddam sonrası Irak da onun idamını davulla zurnayla kutlayan işbirlikçi Kürt aşiretlerine teslim edilmişti.

Emperyalizm, Saddam’ı idam etmişti etmesine ama daha sonra çıkan haberler gösteriyordu ki Saddam’ın ölüsünden bile korkuyorlardı.

Saddam’ın ölü bedeni gömülmeden önce defalarca bıçaklanmıştı.

Bugün, Saddam’a idam kararı veren hakim Rauf Abdül Rahim, Irak’ın başındaki Talabani’nin KYB’sinin Başbakanı Berham Salih’in kabinesinde Adalet Bakanı yapıldı.

İşbirlikçi hakim, Saddam’a idam kararı vermesinin ödülünü de işbirlikçi hükümette Adalet Bakanı yapılarak almış oldu.


Fidel: “50 yıldır
sosyalizm sayesinde direnebildik”

Geçtiğimiz hafta ABD tarafından Küba’ya uygulanan ambargonun ellinci yılıydı. Bir diğer deyişle Küba’nın elli yıllık direnişinin yıldönümüydü.

Eisenhower’la ABD’nin elli yıl önce başlattığı süreç, resmi politika olarak bugüne kadar uygulanıyor. Hatta “değişim”le gelen Obama’nın da Küba politikası aynı...

Geçtiğimiz günlerde Obama’nın Küba politikasında birtakım yenilikler yapmaya başladığı, mevcut ablukanın gevşetilip ilerde tamamen ortadan kaldırılacağı bile iddia edilmişti. Özellikle Amerikancı medya ABD’nin Küba’ya yönelik uyguladığı seyahat ve iki ülke vatandaşlarının birbirlerine para gönderme kısıtlamalarının kaldırılması üzerine haberler yapmış ve bu konuda Küba’nın da adım atması gerektiğini Amerika’nın ağzından dile getirmişlerdi.

Onlara en iyi cevabı Fidel vermişti. “Biz sadaka istemiyoruz” diyerek ABD’ye karşı duruşlarından asla taviz vermeyeceklerini, Obama’yı da inandırıcı bulmadıklarını belirtmişti.

Geçtiğimiz hafta BM’de de ambargonun kaldırılması ile ilgili bir oylama yapıldı. BM’deki oylama yeni değil, on sekiz yıldır yapılıyor ve her seferinde Küba’ya uygulanan ABD ambargosunun kaldırılması kararı çıkıyor.

En son oylamada 187 destek oyu çıkarken, 3 karşı oy, 2 de çekimser oy çıktı.

On sekiz yıldır oylama tablosunda Küba’ya destek olan ülkelerin sayısı artarken, ret oyu veren ülkeler hep aynı:

ABD ve İsrail!

Bir de dönem dönem yanlarına aldıkları ve sömürgeleri olan birkaç ülke!

Oylama sonrası yapılan açıklamada Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez Parilla, ABD’nin uyuladığı ambargoyu dünyanın gözü önünde birkez daha ifşa etti.

Yarım asırdır süren ambargoyla ABD sadece kendisi ilişkileri kesmiyor, dünyada da Küba’ya karşı bir lobi oluşturuyordu. Ancak Küba sergilediği başarılı dış politikasıyla haklılığını her geçen gün daha fazla ülkeye kabul ettirdi.

Nobel ödüllü Obama’nın bir yıllık icraatını değerlendiren Kübalı Bakan, Afganistan’daki işgalci asker sayısını ve dünya üzerindeki ABD üslerini artırmayı düşünen Obama ile Bush arasında üslup dışında bir fark olmadığının altını çizdi.

Obama’yla birlikte yaratılmaya çalışılan “ilişkiler yumuşayacak” görüşünün ne kadar temelsiz olduğu, Obama’nın ambargoyu uzatma kararı almasıyla bir kez daha ortaya çıkmış oldu.

Kübalı Bakan, ambargoyu soykırıma benzeterek, Küba’yı insan haklarının ihlali konusunda suçlayan ABD’nin bu ihlali sistematik bir biçimde yaptığını dile getirdi.

Kendisinden önce aynı kürsüde konuşan Obama’nın uluslararası hukuka değindiğini dile getiren Rodriguez, tüm bunlara rağmen diyoloğa hazır olduklarının da altını çizdi.

Ama bir şartla!

Daha önce Fidel’in şimdi de kardeşi ve devlet başkanı Raul’un vurguladığı “ulusal bağımsızlığı tartışmaya açmadan” yapılacak bir diyolog.

Küba’nın ABD’ye yönelik bu açıklamalarından sonra konuşan ABD’nin BM temsilcisi Susan Rice, son derece yüzsüz bir şekilde ABD’nin ambargo konusunda haklı olduğunu dayatmaya çalıştı.

Yıllardır Küba aleyhine ABD tarafından yapılan propaganda bu kez BM kürsüsünden yapılıyordu.

Mesela, Küba çok yoksulmuş ve bu sosyalizmden kaynaklanıyormuş.

Küba’da insan hakları ihlal ediliyormuş, bunun için Küba siyasi suçluları derhal serbest bırakmalıymış.

Ancak bu siyasi suçluların ABD tarafından finanse edilen paralı asker ve ajanlar olduklarından hiç bahsetmiyordu ABD’li temsilci.

Aynı terane elli yıldır sürüyor...

Rodriguez, ABD’nin esas sıkıntısının ne olduğunu sonunda şöyle ortaya koyuyor:

“ABD temsilcileri ekonomik sıkıntılarımızın sistemimizin başarısızlığından kaynaklandığını söylediler. Ama yalan söylüyorlar; belki bunun nedeni kötü niyetten ziyade cahilliktir.

50 yıldır sistemimiz sayesinde direnebildik ve bu ablukaya rağmen kalkınmayı başardık. Şayet sistemimizin çalışmadığından bu kadar eminseler, ablukaya neden ihtiyaç duymaktadırlar?”

Küba, sosyalizm sayesinde ayakta ve Fidel devrimin bir yıl dönümünde devrimci duruşun sadece yıldönümlerinde değil, her ay, her gün ve hatta her saat tekrarlanması gerektiğini söylemişti.

Çünkü “Gerçek bir kere, on kere, yüz kere, bin kere ve milyon kere tekrarlanmalıdır.”



Bugün 81 yaşına gelen General Reynaldo Benito
Bignone de katliam emrini verenlerden birisiydi... Mahkemede hakkında yazılan iddianame okunurken koltukta bir ileri bir geri gidip geliyordu.1982-1983 arasında sistemli katliamın en tepesinde bulunan
Bignone, bugün Mayıs kampı’nda katlettirdiği 56 devrimci için hesap vermek üzere sanık sandalyesine oturdu.

“Mayıs Kampı”nın generali
hesap veriyor

Türkiye’de 12 Eylül öncesi nasılsa, 1970’lerin Arjantin’i de öyleydi.

ABD tarafından eğitilen ordudaki Amerikancı komutanlar ve paralı askerler, Arjantin’de devrimci avına çıkmışlardı.

1976’ya gelindiğinde yaşanan kaos sona ermiş gibi görünse de, daha önceki devrimci katiamı bu kez son derece donanımlı hapishanelerde son derece eğitimli ellerle sistemli ve “yasal” olarak yapılıyordu.

Ve Mayıs Kampı bunlardan birisiydi... Mayıs Kampı, giren siyasi mahkumların sadece birkaçının canlı çıkabildiği bir katliam merkezi olarak bir üne sahipti.

Bugün 81 yaşına gelen General Reynaldo Benito Bignone de katliam emrini verenlerden birisiydi... Mahkemede hakkında yazılan iddianame okunurken koltukta bir ileri bir geri gidip geliyordu.

1982-1983 arasında sistemli katliamın en tepesinde bulunan Bignone, bugün Mayıs kampı’nda katlettirdiği 56 devrimci için hesap vermek üzere sanık sandalyesine oturdu. Bignone faşist cuntanın son devlet başkanıydı.

2010’da sonlanması düşünülen ve bir kısmı Mayıs Kampı’ndan sağ çıkabilen 130 tanıklı dava sonunda Bignone ve yanındaki diğer beş cunta kadrosu en az 20 yıl hapis cezası alacak.

Geçtiğimiz ay da “Olimpo Kasabı” General Jorge Olivera Rovere “insanlığa karşı suç işlemek”ten müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.

Arjantin’de Amerikancı darbenin bilançosu 30 bin kayıp ve faili meçhul ölüm.

Kurban yakınlarından birinin avukatı “Dokunulmamaya hayır! Bu bizim Arjantin toplumuna borcumuz!” diyerek sadece Mayıs Kampı’nda kaybolan 56 kişiyle sınırlı olmayıp, Arjantin genelinde kaybolan herkes hakkında dava açmaya hazırlanıyormuş.

Arjantin’de faşist diktatörlük dönemine yönelik yargılamalar ülke tarihinin ilk kadın devlet başkanı Christina Fernandez döneminde hız kazandı.



4 Kasım 1979 tarihinde Tahran’daki ABD büyükelçiliği öğrenciler tarafından işgal edilmiş ve elçilikte görevli 52 Amerikalı 21 Ocak 1981 tarihine kadar tam 444 gün rehin tutulmuştu. İşgalin kutlamaları sürerken, her fırsatı değerlendiren reformcu Musavi yanlıları da aynı gün sokağa indiler.

444 günlük işgalin yıldönümü

Geçtiğimiz hafta Çarşamba günü İran’da bir bayram havası hakimdi. 4 Kasım’da sokaklara dökülen İranlı öğrenciler, ABD karşıtı sloganlarla sokakları doldurup, bir yıldönümünü kutladılar.

4 Kasım İran’da “Zorbalıkla Mücadele ve Öğrenci Günü” olarak kutlanıyor. Kutlama geleneği ise otuz yıllık. Otuz yıl önce yani 4 Kasım 1979 tarihinde Tahran’

daki ABD Büyükelçiliği öğrenciler tarafından işgal edilmiş ve elçilikte görevli 52 Amerikalı 21 Ocak 1981 tarihine kadar tam 444 gün rehin tutulmuştu.

İşgalin hikayesi ise şöyle:

1964 yılında İran meclisinden Amerikalılara ayrıcalık veren bir yasa geçer. Yasaya göre İran’da bir İranlıyı öldüren Amerikalı İran mahkemelerinde yargılanamayacaktır. Kanunun kabul edilmesinin ardından Ayetullah Humeyni, Şah’ı eleştiren bir konuşma yapar ve tutuklanıp Türkiye’ye sürgüne gönderilir.

İranlı öğrenciler bu 4 Kasım’ı unutmazlar. İran İslam Devrimi’ne aylar kala Şah aleyhinde bir gösteri düzenlenir. Tarih yine 4 Kasım’dır. Öğrencilerin üzerine ateş açılır ve üç öğrenci öldürülür.

İslam Devrimi’nden sonraki 4 Kasımlar artık Öğrenci Günü olarak kutlanacaktır. 4 Kasım 1979 da geçen hafta 30. yılı kutlanan 444 günlük işgalin başlangıcıydı. Bu olaydan sonra İran’la ABD arasındaki tüm diplomatik ilişkiler kesilmişti.

4 Kasım günü öğrenciler yine eski büyükelçilik binasının önünde toplanıp ABD ve İsrail karşıtı pankart ve sloganlarla işgalin yıldönümünü kutladılar.

“Casus yuvası” olarak adlandırdıkları ABD’nin İran aleyhindeki politikasında hiçbir değişiklik olmadığını vurgulayan göstericiler, ABD ile hiçbir diplomatik ilişkinin söz konusu olmayacağını belirttiler.

Özellikle nükleer füze meselesinden dolayı başta ABD ve İsrail olmak üzere tüm Batı, İran karşıtı bir politika yürütüyor. Batının sahip olduğu bu hak, İran gibi emperyalizme tehdit unsuru olabilecek Üçüncü Dünya ülkelerine verilmiyor.

İşgalin kutlamaları sürerken, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından her fırsatı değerlendiren reformcu Musavi yanlıları da aynı gün sokağa indiler.

Musavi taraftarları Ahmedinejad’ı kastederek “Diktatörlere ölüm!” sloganı attıkları için İran güvenlik güçleriyle karşı karşıya geldiler.

İran’da yaşanan gelişmeler ABD’yi tedirgin etmişe benziyor.

Çünkü seçimlerden bugüne yaşanan olaylara ABD hep aynı tavrı alıyor ve şiddetin durmasını umduklarını belirtmekle yetiniyor.


ABD’den Azerbaycan’a tehdit

AKP’nin Ermeni açılımıyla birlikte estirilen Azerbaycan düşmanlığına şimdi de ABD bizzat katıldı.

Cümle Amerikancının birden bire Türk Bayrağı aşkı ve şehitlere olan minnet duyguları şahlandı(!), Azerbaycan’daki şehitlikten indirilen Türk bayrağı için olan gürültüyü çıkardılar.

Daha dün umurlarında olmayan Türk Bayrağı birden kıymete binmiş, gazetelerde şehit haberlerinin yayınlanmasına karşı çıkarlarken, nasıl olduysa şehitlerimiz akıllarına gelmişti.

Tabii bu tezgah da bir ABD talimatıydı. Geleneksel Türk düşmanlığı ve Ermenicilik, şimdi Azeri düşmanlığı ile yapılıyordu.

Azerbaycan’daki muhalif Yeni Müsavat Partisi’ne ait resmi internet sitesinde yayınlanan habere göre ABD, Dağlık Karabağ sorunu ile ilgili olarak Azerbaycan’a ültimatom vermiş. Habere göre, eğer Azerbaycan Dağlık Karabağ’a yönelik askeri bir operasyona girişirse, ABD bölgenin bağımsızlığını tanıyacakmış.

ABD tarafı ayrıca Azerbaycan’ın gizil bir savaş hazırlığı içinde olduğuna dair ellerinde bilgi olduğunu iddia etmiş.

Temel mesele ABD, Fransa ve Rusya gibi emperyalistlerin de karıştığı Ermenistan-Azerbaycan görüşmelerinde İlham Aliyev’in öne sürdüğü Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün Ermenistan tarafından kabul edilmemesi.

Bunun için Tayyip de üzerine düşen görevi yaparak Ermenistan’la bir protokol anlaşmasını imzaladı. Protokolün neye hizmet ettiği ise hemen ardından gelen toprak talebi, tazminat ve soykırımın kubulünün dillendirilmeye başlanmasıyla belli oldu.

Azerbaycan Dışişleri sözcüsü ise ültimatomdan haberi olmadığını belirtirken, olası bir durumda tavırlarının ne olacağını da belirtti.

“Azerbaycan, ultimatom diliyle konuşulabilecek bir ülke değildir... Biz kendi ulusal çıkarlarımıza dayanan bağımsız bir dış politika yürütüyoruz.”


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

tayyip  ve gul  benim guzel ulkemi  ne hale getirdiler  uyan ey benim   halkim uyan

Muzaffer Sarı, Afyon
15 Kasım 2009


azerbaycan küba venezuela kardeşliği

Kerim, İzmir
12 Kasım 2009


 

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40
j