![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Bu ne yaman çelişki Annem Ne izcide ne yolcuda gidilecek yolun rehberi kalmadı. Öyle toz duman ki ortalık. Biz 1960’larda el yordamıyla bulabildiğimiz gerçek parçacıklarıyla sınıf mücadelesine girdiğimizde, elimizin altında yanlış ve eksik de çevrilmiş olsa bir el kitabımız vardı: MARKSİZM. Emperyalizm dediğimiz güç, bu kadar karmaşık bunalımın içerisine girmemişti. Dolayısıyla bizi de bunaltamıyordu. İşçi sınıfı ve emekçi katmanlar arasında bizlerin de kolaylıkla kavrayamadığı bir birliktelik antlaşması vardı. Marksizmin güçlü eli, emekçiler arasındaki konsensusu, anlayış birliğini fazla dağılıp ikileşmeye meydan vermeden sağlıyordu. Tıpkı bugünkü gibi Brezilya dizilerinin taklitleri ev işçisi kadınlarımızı televizyon denen narkoz tüpünün karşısına kaidesi tozdan anlamsız heykeller halinde yerleştirmemişti. Emperyalizmin de çeşitlenen mücadele yöntemlerine karşı duracak çetrefilli oyunları yoktu. AT İZİ İT İZİNE BUGÜNKÜ KADAR KARIŞMAMIŞTI. Rize’nin Trabzon’un uşakları “kolbastıyı sen değil ben icad ettim” gibi saçmalıklarla uğraşmadan sınıf mücadelesi veriyordu. O zamanki halkımız, ben beyin mıncıklaması diyeyim (siz ne derseniz deyin), olmamıştı. Ortadoğuda FKÖ’nün sosyalist militanları bugünkü gibi Hamasvari İslam faşistleriyle uğraşmadan antiemperyalist kavgasını civar ülkeler halklarının çocuklarıyla birleştirerek derinleştiriyordu. Bugünkü gibi bilgisayarlar (bilgi caydırıcıları) beynimizi darmaduman etmemişti. Tokatlı Alevi, Karslı Sünni arkadaşına “sen hangi mezheptensin” diye sormuyordu. Ömer’le Ali yan yana, dünyanın en kutsal birlikteliği olan emek eksenli ahbaplıklarını sarmaş dolaş sürdürüyorlardı. Kürt kardeşlerimiz “gelin Diyar-ı Bekiri Türk istilasından kurtarıp kendimize başkent yapalım” diyerek her ulustan ve dinden kardeşlerine sırt çevirmiyorlardı. Çalışanlar ortak düşmanları olan para anababalarına karşı birlikte direniyorlardı. Batman’daki petrol işçilerinin direnişi Karabük’te yürütülen aynı anlamdaki eylemlerle taçlandırılıyordu. İstanbul’da karaya çıkan Amerikan askerlerini Türkü, Kürdü, Alevisi, Sünnisi birleşerek denize atıyorlardı. Müzikçilerimiz, Rock in Coke ya da Barışa Rock gibi ayrı frekanslarda ötmüyorlardı. Emekçi sınıfların birlikteliğini parçalamak için Kürt ya da Alevi açılımı gibi suni döllenmeler moda haline getirilmemişti. Dağlarda ölen devrimcilere bir kısmımız “şehitler ölmez vatan bölünmez” ya da “üç tane terörist öldürüldü” gibi ayrıştırıcı sloganlarıyla emekçi çocuklarımızın kutsal bedenleri üzerinden politik çıkar sağlanmıyordu. Evet şöyle bir bakalım bütün bu suni bölünmeler kimin çıkarına işliyor? Bir taraftan Türk faşistlerini yönlendirsinler diye Amerikancı ve ırkçı payanda partiler kurdurulurken öte yanda güzelim Kürt halkının devrimcilerini düşman etmek için Kürt ırkçılığını körükleyen çorbacı partiler peydah ettiler. Namusum, şerefim, onurum, dünüm, bugünüm, aydınlık yarınım için yemin ediyorum ki, süregiden bu parçalanmışlıklar, uluslararası sermayenin, emekçilerin kendi gerçekliklerini görmemeleri için başlarına geçirdikleri çuvaldırlar. Gelin hep birlikte şu marşı söyleyelim: Gel Aydın’ın efesi Geldiler desin, gördüler desin
Yaşasın dünya emekçilerinin birlikteliği!
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||