![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Eser Özaltındere Kürtçü “barış grubu” skandalı
AKP’nin devleti getirdiği nokta Şu AKP denilen ABD’nin güdümündeki partinin devleti getirdiği noktaya bir bakın! Tam bir acz görüntüsü… O büyük dehanın binbir zorlukla kurarak, Türk ulusunun onurunun, gururunun, çağdaşlığının ve geleceğinin timsâli olan Türkiye Cumhuriyeti bunların ellerinde vahşi sömürgeci ABD’nin, Apo’nun, PKK’nın, Kürt milliyetçilerinin, Barzani ile Talabani’nin ve tarikatların oyuncağı haline getirilerek kendi elleriyle kendini paramparça eden bir devlet durumuna düşürüldü. Böyle bir devlet yönetimi olabilir mi? Yirmi küsur yıl boyunca 40 bine yakın insanımızın ölümüne neden olan sömürgeci pisliklerin taşeronu PKK militanları davul-zurna ile karşılanıyor. Bunları karşılamaya 50 bin kişi gidiyor. Bu karşılama sırasında çadırlar, seyyar tuvaletler kuruluyor. Bütün bu organizasyon Kürt milliyetçisi DTP’li belediyeler tarafından hummalı bir faaliyetle gerçekleştiriliyor. Kürtçü DTP’nin militanları mahallelerde ev ev dolaşarak halkı karşılamaya davet ediyor. Kürtçü milletvekilleri ve parti yöneticileri bildiri dağıtarak ve sözde sivil toplum kuruluşlarını ziyaret ederek sahte “Barış grubu”nu karşılama katılımına destek vermeye çağırıyor. Konvoylarda ve balkonlarda yasadışı Apo ile PKK’nın bayrakları dalgalandırılıyor. Tam bir bayram ve karnaval havası! Ne oldu arkadaş, bu tantana niye? Bunun nedenini bir gazete haberindeki bir ifade de net bir şekilde görüyoruz. Bu haber şöyle: “…29 kişinin, sorguları devam eden 5 kişinin durumunun netleşmesinden sonra toplu olarak Silop’ye gidecekleri ve ‘birer kahraman gibi’ karşılanmaları için yapılan hazırlıklara katılacakları, bildirildi…” Gelenler kahramanmış… Hah hah haaa… Tabii Kürtçülere ve bölücülere göre kahraman! Peki, gerçekte kimlerdir? Eli kanlı bir terör örgütünün askerleriyle yine o terör örgütünün beyni yıkanmış milis güçlerinden bir grup… ABD, AKP, PKK anlaşması Görüyorsunuz değil mi! PKK militan ve milisleri kahraman olarak ilan edilerek bunların gelişleri PKK ile yapılmış sözde “onurlu” bir anlaşmanın bir göstergesi olarak sunuluyor. Hatta bu şaşaa ile PKK’nın savaşı kazandığı ve istediklerini aldığı anlatılmak isteniyor. Efendim! Bunların adı da ayrıca “Barış grubu” imiş. Hadi canım sende!... Bunlar Barış grubu filan olamaz. Çünkü, işin içerisinde “Barış” adı altında yutturulmaya çalışılan önemli bir tezgah var. Bu tezgaha AKP, onların Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ı, Apo ile ayakçısı DTP’nin yanında Barzani, Talabani ve hatta Fethullah bile dahil. Bu tezgahın CEO’su da bilindiği gibi ABD denilen iğrenç sömürgeci. Bakın Başbakan yine ABD’ye çağrıldı. Hem de 29 Ekim’e denk getiriyor. Bugüne kadar 15 kez (artı-eksileri olabilir) ABD’ye gitmiş olan Başbakan, tam da 29 Ekim’de ABD ye 16. ziyaretini yapacak. Ermeni ve Kürt açılımındaki gelişmeleri gözden geçirecekler ve son talimatları alacak herhalde! Başbakan Türkiye’de Kürt açılımıyla ilgili açıklamadığı gizli içeriği büyük olasılıkla Obama ile açık seçik görüşüyordur ve bunu Türkiye’de açıklamamasının nedeni de Kürt açılımı içeriğinin Başbakan ile ABD arasında planlanmış ve “top secret” özellikli olmasındandır. Türkiye’nin yönetilmesinin ABD’den yönlendirildiği ne kadar da açık. Ne yazık ki Türkiye, tipik bir sömürge ülkesi haline getirildi. Şu gelen PKK’lı grupla deşifre olan tezgahı iyice bir gözden geçirmekte yarar var. Apo’nun yol haritasına ne oldu? Önce şu soruyu soralım! Neden, Öcalan’ın “yol haritası” o kadar propagandası yapıldığı hâlde, Apo tarafından kamuoyuna açıklanmadı? Ayrıca yine, DTP Diyarbakır’da düzenlediği bir mitinginde (hatta yüz bin kişi toplanacak demişlerdi de, bu öngörüleri ‘fıs’ çıkmıştı) Öcalan’ın “yol haritasını” açıklayacağını söylemesine karşın, neden bu yola başvurmadı? Çünkü, bütün bunlar danışıklı dövüşün bir parçasıydı. Önce “derin güçlerin” yönlendirdiği bu proje Apo’nun “yol haritasını” açıklayacağını piyasaya yayarak bir “beklenti” ve “ilgi odağı” oluşturuyordu. Ve o noktadan sonra da artık, “yol haritasının” açıklanıp açıklanmamasının bir önemi kalmıyordu. Çünkü, bir kere Öcalan’ın “yol haritası” gündemdeki yerini almış ve yasallaşmıştı. Önemli olan da buydu! Bu arada da zaten, yandaş basın aracılığıyla kamuoyuna da İmralı mahkumunun “yol haritasının” ana başlıkları sızdırılarak “hazmettirme” konusunda hazırlıklar yapılıyordu. Amaç, mahut “yol haritasının” kritik konularının medya eliyle toplumun bilincine şırınga edilmesiydi. Böylelikle, Öcalan’ın liderliği ve onsuz olunmayacağı empozesiyle Apo’nun tek belirleyici olduğu kazanımı, ana çıkış noktası bağlamında sömürgeciler ve avaneleri açısında bir avantaj haline getirilecekti. Ama gerçekte, Apo’nun yol haritası “resmî” olarak açıklanmasa da bütün bu olup bitenler konusunda AKP, Başbakan, Apo, DTP ve diğerleri arasında zaten gizli bir uzlaşma bulunmaktaydı. Bu uzlaşma, bütünsel planın kaçınılmaz bir ara durağıydı. PKK’lılar Apo’nun talimatıyla dağdan indiler Gelelim bu danışıklı dövüş ve uzlaşmanın kanıtlarına! Apo, basında yer alan “yol haritasında” ne diyordu? “En büyük benim!... Kimdir Ahmet Kürt? (çünkü, Türk olamaz). DTP kimdir? Ya da, PKK!... Sıkıysa indirsinler PKK’lıyı dağdan!... PKK’lıyı sadece ben dağdan indirebilirim. Bensiz hiç kimse, hiçbir şey yapamaz. O yüzden, TC beni resmi muhattap almalı ve benimle masaya oturmalıdır!” Peki, basına “sızdırılan” bu açıklamalardan sonra ne oldu? Öcalan meşhur “dağdan indirme” direktiflerini verdi! Bakın!... Bu konuda o şaibeli “Taraf” denilen gazete ne yazmış? “… PKK lideri Abdullah Öcalan, 1999’da iki PKK grubunu Türkiye’ye getirten çağrısını tekrarladı. Öcalan biri Avrupa, diğeri Kuzey Irak’tan olmak üzere iki grubun ‘Kürtlerin demokratik hak ve özgürlüklerin ilişkin temel isteklerini tartışmak üzere’ Türkiye’ye gelmesini istedi…” Burada, Öcalan’ın 1999’da da aynı çağrı tekrarlamasından hareket edilerek sürekli barışı kovalayan(!) bir örgüt lideri olduğu vurgulandıktan sonra, aynı zamanda Avrupa boyutu da dahil olmak üzere tüm PKK’nın hâkimi olduğu dile getiriliyor. Diğer taraftan, Kürtçü DTP’nin ileri gelenlerinin sürekli Apo’yu vazgeçilmez liderleri olduğunu ifade eden söylemlerini de işin içerisine katarsak PKK ve DTP’nin tek egemeninin Öcalan olduğunu görüyoruz. O yüzden de, DTP ile birlikte PKK’nın da âmiri olan Öcalan’ın bir emriyle dağda olan olmayan tüm Kürtçü teröristler gelip teslim olabiliyorlar. Yani, bu sözde “Barış grubu”nun Türkiye’ye gelmesini sağlamış olması, Apo’nun tüm “Türkiyeli Kürtçülerinin” “Başbuğu” olduğunun en önemli göstergesi olarak lanse ediliyor. ABD ve AKP’nin Apo’yu Mandelalaştırma çabası Bütün bunlar tamam da, AKP iktidarı ve onların kurmayları bu oluşumlardan rahatsızlar mıdır? Kesinlikle hayır!... Bilâkis, bu profilin oluşması AKP iktidarının misyonu ve tarafı olduğu gizli kapaklı komploların kaçınılamaz bir gereğidir. Şimdi Apo diyor ki, “Kürtçülük konusunda ben herşeye kadirim ve danışılması gereken tek liderim.” AKP’nin gizli kapaklı politikaları da bu Kürtçü liderin “akil insan”(!) niteliğine “kavuşmasına” çanak tutuyor. Çünkü, ABD öyle istiyor… İllâ ki Öcalan’ı “Mandela” noktasına getirip onun “Büyük Kürdistan”ın oluşumunda önemli bir sıçrama taşı olmasını sağlamaya çalışıyorlar. Bu konuda da önemli mesafeler kaydettiler. Nitekim, son dönemdeki “yol haritası” muhabbeti de bu sürecin en önemli kilit noktalarından birini oluşturuyor. Evet, rezil sömürgeci ABD, Apo’yu “Mandela” noktasındaki bir duayenliğe taşımak istiyor ki, Türkiye’de o taşeronunun aracılığıyla Kürt kökenli vatandaşları denetleyebilsin, yönlendirebilsin ve Türkiye’nin parçalanarak Büyük Ortadoğu Projesi’nin gerçekleşmesinde onları yoldan çıkarabilsin… AKP iktidarı da buna “çanak” tutuyor. Çünkü, o da ABD nin distribütörlüğünü yapıyor. Bu bağlamda; ABD isimli küresel sömürgecinin büyük planı çerçevesinde, yukarıda dillendirimeye çalışılan AKP-Öcalan ortaklığı tartışmasız bir şekilde gözler önüne serilirken, bu “kankalığı” DTP bazında da destekleyecek kanıtları gözler önüne sermek, küresel sömürgecilerin en aşağılık hesaplarını “cürm-ü meşud” yapmak açısından bir vatan borcu olarak telâkki edilmedir. AKP ve DTP’nin teröristleri aklamadaki işbirliği Bir gazetede 19 Ekim’de bir haber vardı. Bunda şöyle deniliyordu: “Hükümetten DTP kurmaylarına 40 kişilik grup için ‘hazırlığımızı yaptık, sorun çıkmaz’ mesajı geldi. DTP milletvekilleri Aysel Tuğluk ve Bengi Yıldız hükümete Türkiye’ye geleceklerin listesini ulaştırdı. Sekiz kişiden beşinin gözaltına alınabileceği, diğerleri hakkında ise sorun olmadığı öğrenildi. Gelecek kişilerle ilgili olarak yetkililer ‘TCK’nın 221. maddesinden yararlansınlar’ mesajını iletti. DTP’liler ise, ‘bu konuda yol gösterici olamayız, bu kişilerden ‘pişmanlık beklenmesin’ karşılığını verdi….” Alın size DTP ve AKP arasındaki pazarlıklara dayalı gizli bir anlaşma olduğunun açık kanıtı. Apo gruba çağrı yaparak onları Türkiye’ye davet ediyor. AKP ile DTP ise “onları nasıl ‘savaş kazanmış kahramanlar’ olarak kazasız belâsız Türkiye’ye sokarız”ın pazarlıklarını yapıyorlar. Pes yahu! İsimler bile veriliyor. Hatta, 5 tanesinin önceden tutuklanacağı baştan belli oluyor. Yasal açıdan yol gösterilip “pişmanlıktan yararlanması” isteniliyor. Onlar da bu grubun “pişman olarak” gelmediklerini ifade ediyorlar. Yani “PKK ve Türkiye” arasında yapılan yasal ve resmi bir ateşkes sonucu, “mağrur” kahramanlar olarak gelmiş gözükmesini istiyorlar. ABD’nin isteği de zaten bu yöndeydi. Bu konu ile ilgili olarak Ahmet Kürt (Türk olamaz çünkü) basın toplantısında bakın neler söylüyor; “Süreç doğru değerlendirilmelidir. Grup barış için, tıkanan sürecin, barışçıl ve demokratik gelişimin önünü açmak için gelmiştir. Bu olaya ‘teslim oldular, bittiler’ mantığıyla yaklaşılmamalıdır.” Bu ifade bile, PKK ve Kürtçülerin eşit taraf olarak görülmek istediklerinin en güzel göstergesidir. Zaten sonunda da emellerine nâil oldular. Ortaklığın kanıtları bu kadarla bitiyor mu? Hayır! Ahmet Kürt (Türk olamaz çünkü) sabaha kadar İçişleri Bakanlığı ile görüşmelerde bulunuyor. Amaç “etkin pişmanlık yasasının” işletilmemesini ve bir içtihatın oluşmasını sağlamak. Çünkü, grubun mevcut hukuk kuralları içerisinde 221. maddeyi kabul etmemeleri halinde tutuklanmaları kaçınılmaz olacak. Ve nitekim DTP’lilerin isteği oluyor ve gelenler 221’i kabul etmedikleri halde, bir içtihat oluşturularak 29 kişi serbest bırakılıyor. Dolayısıyla, bundan sonra gelecek PKK’lıların tutuklanmasının önüne geçecek “içtihat”, bu sözde “Barış grubu” aracılığıyla hayata geçirilmiş oluyor. Belkide, özellikle bu içtihatın oluşturulması için bu teslim oluşlar gerçekleştirilmiştir. Böylelikle bir taşla sayısız “kuş” vurmayı hesaplamışlardır. AKP ile DTP ortaklığının kanıtlarına devam ediyoruz. “Dağdan inme” ABD’nin planlı bir organizasyonudur Gazetelerden bir haber daha; “İçişleri Bakanı Beşir Atalay, ilk gelen PKK’lı grubunun sayısının 150’ye ulaşmasını beklediklerini açıkladı. Bakan Avrupa’dan da eve dönüşlerin olabileceğini ve en kısa zamanda iki bakanın Erbil ve Musul’a gideceğini söyledi…” İyi de İçişleri Bakanı “sen bu kadar bilgiyi nereden alıyorsun?” Hem neden, 250 ya da 350 değilde 150? Belli ki, birileriyle ortak çalışıyorsunuz ve iletişim içerisindesiniz. Dikkat ederseniz, artık işin içerisine hükümetin bakanları da bilfiil katılıyorlar. Demek ki, PKK ile görüşmeler yakın bir zamanda tam bir resmiyet kazanacak ve PKK siyasî bir muhattap kimliğinde amacına ulaşmış olacaktır. AKP, Apo ve DTP üçgeninde bu “Barış grubu”(!) denilen kişilerin özel olarak organize edildikleri o kadar belli ki, 4’ü kadın 8 PKK’lı buluşmaya son model 4x4 jeeplerle geliyorlar. Bunları büyük olasılıkla Barzani denilen Türk düşmanı tahsis etmiştir. Ayrıca yine gazete haberine göre, Mahmur kampından sözde “Barış grubuna” 400 kişi katılmak isterken seçimle bu sayı 26 olarak belirlenmiş. Görüldüğü gibi, her aşamada bu siyasi olayın büyük ve planlı bir organizasyon olduğu ortaya çıkıyor. Kesinlikle bu, kendiliğinden gerçekleşmiş “bir teslim olma” eylemi değildir. Bunun basit bir organizasyon olmasına da olanak yoktur! Kolları Apo’ya, DTP’ye, Barzani’ye kadar uzanmaktadır ve geniş bir coğrafyayı kapsamaktadır. Böyle bir karmaşık bir planı, ABD gibi sicili bozuk bir sömürgeciden başkasının icraat safhasına sokabilmesi de mümkün değildir. Bu özel organizasyonun en büyük ve önemli aktörlerinden biri de AKP iktidarıdır. Amaç PKK’nın siyasallaştırılması Burada, çok önemli bir nokta daha bulunmaktadır. Olay sadece, PKK’lıların onurlu bir şekilde(!) Türkiye’ye sığınması olayı değildir. Esas konu, PKK’nın siyasallaştırılmasıdır. Habur’ dan gerçekleşen girişler, bunun milâdıdır. En önemli gerçek, PKK’nın siyasallaşmasında dönüm noktasını oluşturacak ‘tutuklanmama içtihatının’ bu girişlerle hayata geçirilmiş olmasıdır. Bu içtihatla birlikte, teslim olan PKK’ lılar da, 29 kişinin serbest bırakıldığı gibi sivil hayata “ertegre” olarak genişletilmesi amaçlanan ‘Kürtçü blok” içerisinde siyaset yapmaya başlayacaklardır. Bunların hepsinin Barzani’le, Avrupa ve ABD ile bağları vardır. Bu siyasî unsurular sömürgecilerin ve onların Kuzey Irak’taki yanaşmalarının Türkiye’deki Truva atları olacaklardır. Kürt açılımının özel ulağı İçişleri Bakanı ne diyordu; “Avrupa’dan da ev dönüşler olabilecektir…” Bu siyasallaşma, sömürgecilerin uydusu Büyük Kürdistan’ın oluşturulmasına doğru hızla ilerleyen sürecin mihenk taşlarından en önemlisidir. ABD için bu siyasallaşma, ya da onların ifadesi ile “topluma kazandırma” PKK derecesinde gereklidir. Çünkü, PKK sonrasında gerçekleştirilecek çok güçlü bir siyasal örgüt ancak, ABD’nin Türkiye’yi parçalayarak kendisinin uydusu olacak Büyük Kürdistan’ın kurulmasına katkı verebilir. Bu konuda “Washington Taraf”ta yayınlanan Apo’nun “Türkiye’ye gelinmesi” çağrı metninde yer alan bir bölüm çok dikkat çekicidir. Bu bölümde şöyle denilmektedir; “…Kürtlerin demokratik hak ve özgürlüklerine ilişkin temel isteklerini tartışmak üzere Türkiye’ye gelin, herkesle buluşun, vekillerle konuşun…” Bu ifade açık ve net, silahsızlandırılmış PKK’lıyı siyasi katılıma yönlendirişin en büyük mesajıdır. Peki!... Apo bu mesajı verirken bu “Habur grubu” ne yapmıştır? Önceden kurgulandığı üzere bir mektupla gelmiştir. Bu mektubun başlığında, “ …Türkiye halklarına…” ifadesi yer alıyor. Yani, Başbakan’ın bahsettiği 30 etnik gruba da(!) sesleniliyor. Bu mektupta aynı zamanda taleplere de yer verilmiş. Özet olarak şunlar: 1) Anayasal güvence altında özgür, eşit ve birlikte yaşamak. 2) Anadilimizi özgürce konuşmak, öğrenmek, geliştirmek ve tarihi değerlerimizi, kültürümüzü ve coğrafyamızı anadilimizde yaşamak. 3) Çocuklarımızı Kürtçe adlandırmak, Kürtçe eğitmek ve büyütmek. 4) Kürt halkı olarak tarihimizi, kültürümüzü, sanat ve edebiyatımızı özgürce yaşamak, geliştirmek ve korumak. 5) Kendi kimliğimizle demokratik siyaset yapmak ve örgütlenmemizi geliştirmek. 6) Bu taleplerimizi herkesle tartışmak ve birlikte çalışmak vs. Büyük ihtimal bu metni Öcalan hazırlamış ve dikte etmiştir. Çünkü, yukarıda dile getirilenler Apo’nun meşhur “yol haritası”ndakilerin üç aşağı beş yukarı aynıları. İstenilen de, şimdilik olmak kaydı şartıyla Kürt kökenli toplumu Türkiye’nin yardımıyla özerklik bağlamında Kürt kimlikli bir ulus-devlet olgunluğuna eriştirmektir. Ondan sonrası da Kuzey Irak ile entegrasyon ve Büyük Kürdistan’ın oluşturulmasıdır. Son sözümüz şehit veren kuruma Sonuç olarak bakıldığında “Habur grubu” ABD kaynaklı bir senaryonun tiyatro oyunundan başka bir şey değildir. En büyük aktör AKP iktidarıdır. Bu tiyatro oyununda; AKP iktidarının Öcalan’la, DTP ile ve Barzani-Talabani takımıyla “üstü örtülü” bir anlaşma içerisinde olduğu apaçık ortadadır. Ayrıca da, teslim edelim, bu tiyatro oyunun da aktörler sonuna kadar rollerinin haklarını vermişlerdir. Peki seyirciler kimlerdir? Kış uykusundaki önemli bir halk kesimi, önündeki kağıdı okumaktan ve avaz avaz bağırmaktan başka bir şey yapamayan MHP lideri, sırça kulesinden bir türlü halkla bütünleşmeyi beceremeyen, olup bitenleri halka anlatamayan CHP ve askerliği papyon kravatının yanında göstermelik madalyalarıyla ve özel günlerde şık-şıkırdım üniformasıyla resepsiyon verme zanneden İlker Başbuğ hegemonyasındaki TSK…. Bütün bunlar gerçekleşirken de bir kez daha olanların sadece ve sadece Şehit fidanlarımıza olduğunu ve onların ne yazık ki boşu boşuna öldüğünü anlıyoruz. Bu son sözüm bir tek kişiyedir. O kişinin isminin baş harfi “İ”, soyadının baş harfi ise “B”dir…
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||