Okan İşbecer - Yurttan
TÜRKSOLU
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi   |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv: 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Mehmetçiğe cenaze töreni, teröriste bayram karşılaması
GÖKÇE FIRAT
Alçaklığın ulusal tarihi
 
Terörist karşılamaya basından büyük tepki
ALİ ÖZSOY
Azerbaycan'ı savunmak Türkiye'yi savunmaktır
ESER ÖZALTINDERE
Kürtçü "barış grubu" skandalı
 
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Nerden nereye
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Lâtin Amerika'da değişime doğru
 
ERGİN KONUKSEVER
12 Eylül - 6
Kenan Evren'in "sivil" günleri
 
KAYA ATABERK
Türk'ü satan AKP Filistin'i mi savunacak?
OKAN İŞBECER
Yalçın Küçük de
ishal olmuş
 
TUĞRUL ÇELİK
Hitler ölmemiş, medya gizliyor
 
TEVFİK KAYMAZ
Kıtalararası
virüs füzeleri
 
UMUT YALIM
...Ve ömrümüzün
en güzel günleri (11)
 
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Malazgirt'ten Kurtuluş Savaşı'na Kürtler
EYKAN CAN
Parsel Parsel
 
KEMAL AKDOĞAN
Lâikliğin temel anlamı ve tarihçesi
 
 

Okan İşbecer

Oda tv’de ishal salgını:
Yalçın Küçük de ishal olmuş!

Yalçın Küçük de ishal olmuş!Geçtiğimiz hafta Oda tv’nin başı Soner Yalçın’ın geçirdiği beyin ishalinden bahsetmiştik. Aradan geçen bir haftalık süre zarfında Soner’le başlayan ishalin salgına dönüştüğü ortaya çıktı.

İshal salgınına en son yakalanan isim ise Türkiye’deki komplocu saçmalamaların duayenlerinden Yalçın Küçük. Yıllar önce Apo’nun akıl hocalığını yapan, hatta terör örgütüne yardım ve yataklıktan hapse bile giren Yalçın Küçük, son birkaç yıl içinde büyük bir dönüşüm geçirerek “ulusalcılığın eşsiz ideologu” haline gelmişti. Hele hele Ergenekon’dan içeri alındıktan sonra Oda tv gibi çevreler tarafından ulusal kahraman ilan edildi.

Kendisi de komploculuğun bayrak tutanı önde gideni olan Soner Yalçın da hocasına zaman zaman sitesinde söz vererek kafa bulandırma operasyonuna devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta Oda tv’de “Yalçın Küçük’ten bomba açıklamalar” başlığını görünce, Küçük gene ne bombalar yumurtlamış diye merak edip baktık. Gördük ki, Yalçın Küçük’ün bombaları birer kahkaha bombasıymış. Biz okurken çok eğlendik, siz de eğlenesiniz diye sizinle de paylaşmak istedik.

Yalçın Küçük, bu kez son derece güncel olduğu için, Kürt açılımı ve PKK’lı sözde barış gurubunun dağdan inmesi meselesine değinmiş. Küçük’ün ana tezi, Ordu üst kademesinin Obama ile anlaştığı ve Obama ile Türk Ordusu’nun PKK’yı bitirme kararı aldığı. Hatta teslimat ve barış grubunun gelmesi PKK’nın bittiğinin göstergesiymiş. Bunun yanında ABD’nin son olarak PKK yöneticileri hakkında aldığı uyuşturucu kaçakçısı oldukları yönündeki karar da bu bitirme planının en önemli işaretiymiş.

İnsaf! Adamlar PKK’yı terör örgütü olarak bitiremeyince uyuşturucu kaçakçısı olarak mı bitirecekler?

Peki Obama ile İlker Başbuğ’un anlaştığı yönünde başka bir belirti var mı?

Tabii ki yok. Zaten Yalçın Küçük’e göre böyle bir belirtiye gerek de yok. Çünkü Küçük’e göre öyle kabul etmemiz gerekiyor. Niye derseniz, onun da cevabı yok. Küçük Efendi öyle istemiş.

Başka?

PKK meselesi, tamamen yüksek komuta kademesinin politikaları ekseninde çözülüyormuş. Yani PKK’lıların düğün-bayram dağdan indirilmesi aslında AKP’nin değil, Türk Ordusu’nun politikasıymış. Çünkü AKP artık Türk Ordusu’nun güdümüne girmiş.

Peki bunu nereden çıkarmış?

Buna verilecek bir cevabımız var ama ayıp kaçar. Yalçın Küçük bunu da böyle kabul etmemiz gerektiğini söylüyor.

Şu PKK’lıların zafer kazanmış kahraman edasıyla Habur’dan girdikleri günün Türk Ordusu’nun en kara günü olması gerekir. Sınırı bekleyip teröristlerin girmemesini sağlamasını gereken Türk Ordusu, sınırdan giren teröristleri dürbünle seyretti. Eğer Türk Ordusu’nun PKK’yı bitirme politikası buysa vay halimize!

AKP’nin nasıl Ordu’nun güdümüne girdiğini ise biz anlayamadık. Gözümüzün önünde Tayyip-Gül ikilisi açılımları götürürken Yalçın Küçük süreci neresinden izliyor da bu sonuçlara varıyor anlayan varsa beri gelsin.

Yalçın Küçük’ün son zamanlarda gündemi meşgul eden İsrail ile Türkiye arasındaki krizle ilgili de oldukça orijinal bir yorumu var. Bu krizin de baş aktörü aslında Tayyip değilmiş.

E kimmiş?

Kim olacak Türk Ordusu!

“Nasıl yaaa!” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Elbet bunun da Yalçın Küçük’e göre mantıksız bir açıklaması var. Hani Türk Ordusu’nun komuta kademesi Obama ile anlaşmıştı ya. İşte o Obama’nın başı bu aralar dünya çapındaki Yahudi lobisi ile dertteymiş.

“Niye ki?” diyeceksiniz ama Yalçın Küçük öyle kabul etmemiz gerektiğini söylüyor (kendisi buna “postüle etmek” diyor).

Ne alaka diyeceksiniz, Türk Ordusu Obama’yı karşısına alan Yahudilere karşı harekete geçerek Anadolu Tatbikatı’ndan İsrail’i çıkarmış. Böylece de İsrail-Türkiye krizi patlak vermiş.

İsrail ile yaşanan kriz sürecinde ABD’nin İsrail tarafında yer almasını ise her ne hikmetse açıklayamıyor Yalçın Efendi.

Ha bir de Ergenekon yorumu var. Yalçın Küçük’e göre Ergenekon Savcıları durmuşlar. Nedenini biliyorsunuz, Türk Ordusu Obama ile anlaştığı için artık kendine güveni tammış ve özellikle Albay Çiçek olayından sonra yaptıkları sert(!) çıkışla Ergenekon Savcılarını sindirmişler. Üstelik mahkemenin darbe girişimi olup olmadığını Türk Ordusu’na sorma kararı alması da Ergenekon Savcıları açısından bitme noktasına geldiklerini gösteriyormuş.

Az buçuk kafası çalışan biri bile artık Ordu’nun istenen kıvama geldiği için Ergenekon mevzusunda fazla sıkıştırılmadığını anlar. Ama kafa illa komploculuğa çalışınca en basit gerçek bile anlaşılmaz hale gelebiliyor.

Son olarak Yalçın Küçük’ün Türkiye’de muhalefet olarak kimi izlediğini de söyleyelim de bu komedi son bulsun: “Türkiye’de bütün televizyonlarda AKP’ye bir tek muhalefet vardır: Levent Kırca. Ben de tek onu izliyorum.”

Nasıl? Biz görünce gülme krizine girdik. Siz ne yaparsınız bilemem artık. Madem Levent Kırca tek muhalif, Yalçın gitsin de Kırca’nın komedi programında muhalefet etsin.

Adam bu abuk subuk yorumları nasıl yapıyor bilmiyorum ama komikliği Levent Kırca’dan aldığı kesin.


Orhan BursalıBedeli emperyalizm ve işbirlikçileri ödeyecek

Geçtiğimiz haftalarda Kürtlerin Kurtuluş Savaşı ve Çanakkale Savaşı’na katılıp katılmadığı yoğun olarak tartışılmıştı. AKP’nin başlattığı Kürt açılımı vesilesiyle iyice şımararak ülkemiz üzerinde hak iddia eden ve “Bu ülkeyi beraber kurtardık, biz de kurucu unsur olmak istiyoruz” diyen Kürtlere karşı en etkili yanıtı bildiğiniz gibi TÜRKSOLU yayımladığı rakamlarla vermişti. TÜRKSOLU’nun verdiği rakamlara göre Kürtler Çanakkale Savaşı’nda da, Kurtuluş Savaşı’nda da yoklardı. Hatta yakın zamanda Hak ve Eşitlik Partisi Genel Başkanı Osman Pamukoğlu da TÜRKSOLU’nun verdiği rakamları, her ne kadar isim zikretmese de, açıkladı ve tartışma yine gündeme geldi. Habertürk TV’de Balçiçek Pamir’e yaptığı açıklamalardan sonra Başta Fatih Altaylı olmak üzere Kürt açılımına yaranmaya çalışan pek çok kişi, Osman Pamukoğlu’na saldırdı. Her ne kadar Osman Pamukoğlu TÜRKSOLU’ndan bahsetmemiş olsa da bu rakamların ve iddianın kaynağı olarak geçtiğimiz haftalarda Fatih Altaylı’ya ve Kürtçülere “Hodri meydan” demiştik.

İşte o tartışmalar esnasında cevap vermeyi atladığımız birisi ise Cumhuriyet gazetesinden Orhan Bursalı oldu.

Kendisini takip etmeyi pek gerekli görmediğimiz için açıkçası Bursalı’nın bu yazısından haberimiz yoktu. Ankara’dan bir büyüğümüzün tesadüfen yazıyı görüp bizleri bilgilendirmesi vesilesiyle söz konusu yazıdan haberimiz oldu. İki haftalık gecikme için Bursalı’dan ve okurlarımızdan özür dileyerek başlayalım.

Orhan Bursalı yazısında elektronik postasına düşen bir aptalca bir “araştırma”dan bahsediyor. Bu araştırmaya göre Kürtlerin Çanakkale Savaşı’na katılım oranı % 2’ymiş. Bu araştırmayla iki mesaj verilmek isteniyormuş. Birincisi, “Kürtler Çanakkale Savaşı’na katılmamışlar”. İkincisi ise, “Onlar kurucu unsur değildi”.

Öncelikle Bursalı’yı vermek istediğimiz mesajı doğru kavradığı için tebrik ederiz. Gerçi ilkokul birinci sınıfa giden bir çocuk bile o rakamlardan Bursalı’nın çıkardığı sonucu çıkarır ama bu bile Bursalı için büyük başarı.

Vermek istediğimiz mesajı doğru algılayan Bursalı sonrasında başlamış itirazlarına. Tabii en bayağısından kardeşlik teraneleriyle.

“Bu iki halkın birbiriyle kaynaştığını, birlikte üzüldüğünü, birlikte sevindiğini, pek çok konuda birbirine destek olduğunu, yüz binlercesinin /milyonlarcasının her anlamda ortak hayat kurduğunu anımsatmıyor egemen siyaset.”

Bak sen! Meğer Kürtler de bizimle birlikte üzülüp seviniyorlarmış da haberimiz yokmuş. Yukarıdaki satırların yazarı Sayın Bursalı acaba üşenmeyip de bir-iki örnek verseydi daha ikna edici olmaz mıydı? Ya da bizim verdiğimiz rakamları beğenmediyse kendisi bizim rakamlarımızı yanlışlayan rakamlar veremez miydi? Vermemiş çünkü böyle bir örnek de böyle bir rakam da ne yazık ki yok. Oralarda bu ülkenin bayrağı asılmaz. Oralarda bu ülkenin şehidine ağlanmaz ama dağdan inen eli kanlı teröristler kahraman gibi karşılanır, terörist leşlerine şehit muamelesi yapılır. Gerçi Bursalı taktığı Kürtçü gözlükle bunları göremez. Görmek için Türk gibi bakmak gerekir.

Sonrasında edebiyata biraz daha devam ediyor Bursalı: “Şüphesiz ki, Kürtler bu ülkeyi yöneten siyasetin daha fazla cefasını çekti. Daha yoksul kaldı. Türk ve Kürt önde gelen siyasetçiler, zenginlikleri kendi sınıfları arasında paylaşmakta, Türk ve Kürt emekçilerinin ise daha çok mutlu olmasını ve refaha ulaşmasını engellemekte işbirliği yaptılar. Kürt kökenli yurttaşlar, yoksulluktan, baskıdan, özgür ve eşit yurttaş olamamaktan daha çok payını aldı.”

E bravo yani. Bunu artık DTP’liler bile söylemiyor. Hatta tam tersi “bizim meselemiz ekonomik değildir” diyorlar ama bizim o sorsan çok Atatürkçü yazarımız hala yıllar öncesinin Kürtçü propagandasını ısıtıp önümüze koymaya çalışıyor.

Geçenlerde İlker Başbuğ Mardin’de bir köy evini ziyaret etti hatırlarsanız. O evdeki bir ayrıntı herhalde gözünüzden kaçmamıştır. Evde klima vardı. Şimdi Bursalı kaç tane Ege ya da Karadeniz köylüsünün evinde klima gördüğünü söyleyebilir mi? Bu mu ezilmişlik, ekonomik olarak geri bırakılmışlık?

Aslında TÜRKSOLU okurları Orhan Bursalı’yı yakından tanır. Ne zaman bize karşı bir kampanya açılsa Cumhuriyet tayfasından karşımızda yer alanların başında gelir. Yıllar önce İstanbul Üniversitesi’ne gelen Ahmet Altan’ı Atatürçü öğrenciler yumurtaladıklarında Yeni Şafak yazarlarıyla el ele vererek üniversitedeki Atatürkçü Düşünce Kulübü’nün kapatılması için çağrıda bulunmuş bir Atatürkçülük karşıtıdır kendisi. Peki böyle birisi Cumhuriyet gazetesinde ne arıyor diye sorarsanız onu da Cumhuriyet’in Kürtçülüğünde arayın.

Bursalı’nın 5 Ekim 2009 tarihli yazısının başlığı, “Aptalca Bir Şey (Bedeli Biz, Türk ve Kürtler Ödeyecek)”. Doğru bu sürecin sonunda çok ağır bir bedel ödenecek. Türkler bağımsızlıkları ve bütünlükleri uğruna çok ağır bedeller ödediler ve gerekirse yine öderler. Ama bu kez en büyük bedeli emperyalizm ve işbirlikçileri ödeyecek, Bursalı’nın haberi olsun.


İstanbul’dan bir “barış güvercini” geçti

İstanbul'dan bir "barış güvercini" geçtiGeçtiğimiz hafta İstanbul’dan bir “barış güvercini” geçti. Kim mi? Eski ABD Genelkurmay Başkanı ve Dışişleri Bakanı Colin Powell.

Türkiye İş Kadınları Derneği’nin (TİKAD) girişimiyle başlatılan “Anneler Şiddete (Teröre) Karşı” projesi kapsamında İstanbul Four Seasons Otel’de uluslararası bir konferans düzenlendi. Konferansa ABD Dışişleri eski Bakanı General Colin Powell’da konuşmacı olarak katıldı.

Powell’ın şiddet karşıtı bir konferansa konuşmacı olarak katılıp “bizim düşünce sistemimimzde şiddete yer yoktur” yollu bir konuşma yapması tam anlamıyla bir kara mizah örneği aslında.

Powell’ın Genelkurmay Başkanlığı yaptığı 1989-1993 yılları arasında biliyorsunuz ABD’nin Irak’a ilk müdahalesi var.

1991 yılında ABD’nin Irak’a yönelik düzenlediği “Çöl Fırtınası” Harekatında Genelkurmay Başkanlığı görevinde bulunan Powell’ın başında bulunduğu ABD ordusuyla birlikte 28 ülkeden oluşan koalisyon güçleri Irak’a saldırmıştı.

Savaşın bilançosu 200 bin ölü, 150 bin yaralı ve 60 bin tutsaktı. Irak’ın sivil kaybı ise, yaklaşık 100 bin olarak belirlenmişti.

Powell’ın ikinci Irak icraatı ise 20 Mart 2003 tarihinde başlayan ve hâlâ devam eden Irak işgali oldu.

Saddam’ın elindeki kitle imha silahları bahane edilerek yapılan müdahale sonucunda Irak’ın sivil kaybı 1 milyonu aşarken 5 milyona yakın Iraklı da yerinden yurdundan oldu. Bunların 2 milyona yakını komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldı.

Şimdilerde barış güvercinini oynayan Powell’ın Dışişleri Bakanlığı döneminde iflah olmaz bir şahin olduğunu da belirtmeden geçmeyelim. Saddam’ın kitle imha silahları ile ilgili bütün propagandayı yürüten de Powell’dı.

Dünya kamuoyunu ikna etmek için Saddam’ın kitle imha silahlarının olduğun belirttiği meşhur bir konuşma da yapan Powell, daha sonra çark ederek kitle imha silahı olmadığını açıklamak zorunda kalmıştı.

Powell’ın Dışişleri Bakanlığı döneminde imza attığı bir diğer icraat da Afganistan işgali. 11 Eylül saldırılarından hemen sonra başlayan işgal harekâtı halen devam ediyor ve ABD burada da çoğu sivil olmak üzere on binlerce ölü ve harabeye dönmüş bir ülke manzarası yarattı.

ABD’nin en saldırgan olduğu dönemde kilit bir görevde bulunan Powell, tüm bu sürecte savaş kışkırtıcısı olarak karşımıza çıktı, şimdi ise Kürt açılımına destek verdiği konuşmasında şiddetin çözüm olmadığını anlattı. Tabii yerseniz.

O zaman sorarlar adama madem terörle mücadelede şiddet çözüm değil, siz niye terörle mücadele ediyoruz diye Afganistan’la Irak’a girdiniz?


Akıllarını peynir-ekmekle yiyenler

Mümtazer Türköne: "Apo'yu paşa yapıyım, Bodrum'a gönderelim"Ülkücülükten dönme, şimdilerin hızlı Kürtçüsü Mümtaz’er, geçenlerde “oha!” denecek bir şey söyledi.

Abant Platformu’nun Erbil’deki toplantısında açılış konuşması yapan, AKP’nin Kürt Çalıştayı’nda boy gösteren, “Diyarbakır’ın adı Amed olsun” gibi önerileriyle gündeme gelen Mümtaz’er bu kez öyle bir laf etti ki, “aklını peynir-ekmekle mi yedin?” demekten kendimizi alamadık.

Mümtaz’er’in uçuk önerisi şu: “Af olmadan bu iş çözülmez. Psikolojik eşiğin açılması için bu affın gerçekleşmesi lazım. Bu af, devlet tarafından iyi niyetini yapıcı tavrını gösteren bir adım olur. Ondan sonra Kürtlerin ihtiyaç duyduğu güveni sağlar.

Meclis’ten ‘Abdullah Öcalan isimli kişi bu affın dışında kalsın’ diye bir af çıkaramazsınız. Türkiye bu açılım ile kendisin perişan eden sorunu çözecekse, Abdullah Öcalan’ın gözlem altında tutulması, zorunlu ikamet gibi yöntemler düşünülebilir.

Bu, bir isyan bastırma yöntemi eğer devlet açısından bakarsak. Devlet isyan bastırıyor. Bunun için devlet isyanın elebaşılarını affeder. Osmanlı çok isyan bastırmış bir devlettir. İsyanı bastırırken isyanı başlatanı affeder, çok uzak bir vilayete atar, sonra da maaş bağlar ona.

Bir de ayrıca paşa rütbesi verir. Bunlara da ‘başıbozuk paşası’ derler. Osmanlı gibi büyük düşünülmesini öneriyorum.

Bana kalırsa, Bodrum’a, Bodrum Türkbükü’ne gönderilmesini öneriyorum.”

İşte Mümtaz’er’in önerisi böyle. Şayet Apo’ya “başıbozuk paşası” diyeceksek Mümtaz’er’e ne diyeceğiz peki? “Başıbozuk Prof.’u” mu?

Bir gazetenin internet sitesinde, Mümtaz’er’in önerisi ile ilgili yer alan haberin altında yer alan okur mesajlarından birinde, “Şayet Apo’yu Bodrum’a paşa rütbesiyle gönderirlerse bu Mümtaz’er’i de emekli assolist kadrosundan Zeki Müren Koyu’na gönderelim. Orada Apo’yu eğlendirir.” denmiş. Bence de münasiptir.

Bir adam niye böyle bir laf eder diye çok düşündüm ama aklıma sadece bir atasözümüz geldi:

At sahibine göre kişnermiş.

Mümtaz’er’inki de o hesap olsa gerek.

Aklını peynir-ekmekle yiyenlerden biri de AKP İzmir Milletvekili İbrahim Hasgür. Hasgür de Said-i Kürdi’nin mezarının yerinin açıklanmasını ve iade-i itibarını istemiş. Bununla da yetinmeyen Hasgür,

“Böyle bir fikir adamının mezarının nerede olduğu bile belli değil. Kültür Bakanlığı derhal harekete geçmeli ve mezarının nerede olduğunu ortaya çıkarmalı. Tıpkı Adnan Menderes ve Turgut Özal gibi Said-i Nursi için de bir anıt mezar yapılmalı. Nasıl onların mezarlarını ziyaret edebiliyorsak Said-i Nursi’nin mezarını da ziyaret edebilelim. Devletin Sadi-i Nursi’ye yaptığı haksızlıkların telafisi için bu adımın atılması gerekiyor”

Tayyip kongrede adamın ismini Türkiye’nin değeri olarak zikretti ya, yalakalar hemen kendini belli etmeye başladı.

Sanki adam yılların Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı, İngiliz işbirlikçisi değil de ilim-irfan paratoneri.

Ama bir yerde Hasgür de haklı. Menderes gibi, Özal gibi Amerikancıların anıt mezarının olduğu bir ülkede Hasgür gibiler de kalkar Said-i Kürdi için anıt mezar isterler.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Bu halk, göstermiş olduğu yersiz kibarlıktan vaz geçmedikçe, Mümtazeeeeer gibi kişiler, Türkiye'de itibar görmeye devam edecek. Gelin, doğruya doğru, diyelim de cahil halkım kimin ne olduğunu anlasın. Teklifim şu: Vikipedi gibi bir ansiklopedi oluşturalım ve onun içinde herkesin katkılarıyla Mümtazeeeer gibileri "üstün" özellikleriyle teşhir edelim.

Resul Aydın, Yurtdışı
6 Kasım 2009


Anadolu da son Türk Devleti kurulurken Istanbulda bir Ali Kemal vardi. Simdi ise binlercesi cirit atiyor bu topraklarda...

Anonim, Yurtdışı
28 Ekim 2009


Yalçın Küçük artık "tutamıyor" anlaşılan!

Tarık, İzmir
26 Ekim 2009


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40
j