![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Yunus Yılmaz
RTÜK ve ahlâk Son günlerde gündemin yoğun olmasına karşın tartışılan diğer bir konu da “Diziler ahlâkımızı bozuyor mu?” Kimilerine göre bozuyormuş. Ahlâktan kasıt da, dizilerde ve diğer programlardaki cinselliğin çok öne çıkarılmasının önlenmesi oluyor. Öyle ya, geçenlerde bir dizideki “ateşli öpüşme” (ne demekse?!) RTÜK tarafından cezalandırılmıştı. Hatta bazı reklamlardaki öpüşmeler bile RTÜK engeline takıldı. Neyse Allahtan, bu dizilerin karşısında ahlâk zabıtası RTÜK var da ahlâkımız korunuyor! RTÜK de haksız değil hani! Hatırlayalım, geçen senelerde bir dizimizde dizi gereği bir burjuva, çocuklu bir anaya çocuğunun hayatının kurtulması karşılığında yatma teklifi etmişti de çocukların ahlâkını bozuyor diye nasıl kıyameti koparmıştık. Fakat sonrasında ise ahlâksız teklifte bulunan adam ile çocuklu anne sevgili oldular dizi gereği, alkışlayıp hep beraber izledik ama! Bir de, bunlarla bağlantılı olduğu düşünülen, gazetelerin 3. sayfalarına düşen cinayet, taciz ve ensest ilişki haberlerindeki sözde artışlar göz önüne alınarak RTÜK ve devletin diğer yetkili kurumları haklı gösterilemeye çalışılıyor! Çünkü insanların bu ahlâksız dizi ve programlardan etkilendiği düşünülüyor. Dinci ve sağcı kesimde her zaman işlenen bir tez vardır. Ahir zamana, yani kıyametin kopmaya yaklaşıldığı zamana doğru, toplumun ahlâkında, bir erozyon artışı gözlendiği iddia edilir. Oysa dini kaynaklar ve tarihi kitaplar biraz karıştırılırsa, evlilik dışı ilişkilerden tutun da, eşcinsel ilişkilerin normal kabul edildiği eski toplumlar mevcutmuş. Yine tarih biliminin verilerine göre en eski meslek de “fahişelik”miş. Yani özetle bazı eski toplumlarda cinsel yönden ahlâkı esas alırsak, bizden pek de ahlâklı değillermiş! Hatta çok geçmişe gitmeye gerek yok, yakın tarihimizin en eski gazetelerinin 3. sayfa manşetlerine bakın yine bu tarz haberleri göreceksiniz! Demek ki, zaman ilerledikçe toplumdaki ahlâksız ilişkilerdeki artış ile bu tarz diziler, programlar arasında bir bağlantı yok! İlerleyen zaman ile televizyon programlarının ahlâkı yozlaştırması konusu arasında doğrudan bağlantı olmadığı gibi aslına bakılırsa ilerleyen zaman ile ahlâk arasında da bir bağlantı yoktur. Ahlâkın daha çok o toplumun üretim tarzı ile ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. En gerici, en ahlâksız toplum insanın insanı ezmesi ve sömürmesinin mubah kabul edildiği kapitalist toplum olduğuna göre; bu zamanda ahlâki bir yozlaşmanın olması çok da normaldir. Bu nedenle milli kültürü esas almayıp, kapitalist toplumun burjuva kültürünü temel alan televizyon dizi ve programlarının aslında ahlâkımızı bozduğu da bir bakıma doğrudur, ama cinsel ahlâktan önce yurt, iş, uğraş (örgütlenme) ahlâkını bozduğu gerçeği gözardı edilmektedir. Daha açıkçası eldeki veriler yanlış kullanılınca bağlantılar da yanlış kuruluyor ve yanlış sonuç elde ediliyor. Bir de her türlü ahlâksızlığı yapanların ahlâk zabıtası kesilmesi yok mu, işte bizi de en çok şaşırtan olay bu oluyor. Ahlâkı sadece cinsellikten ibaret sananların, iş ahlâkına, uğraş ahlâkına, kişisel ahlâka, aile ahlâkına gelince hiçe saydıklarını görüyoruz. Tabii herkesin ahlâkı biraz da kendine göre oluyor. O nedenle adı yolsuzluk haberlerine karışmış birilerinin de RTÜK başında iken ahlâk zabıtası kesilmesi biraz abes kaçıyor! Çok ilginçtir ama bu tarz dizilerden rahatsız olup, gerçekten de ahlâksız olarak niteleyebileceğimiz diziler, programlar nedense hep sağcı, dinci iktidarların başta olduğu dönemlerde yayınlanmıştır. Örnek mi? Dallas dizisi, daha 12 Eylül darbesinin bile gerçekleşmediği yıllarda pazar akşamları, kimin kiminle yattığı belli olmayan, petrol zengini, Amerikalı burjuva ailesinin ilişkileri sansürsüz olarak bu millete izlettirildi. Boby, Suellen, Ceyar derken bu diziyi baştan sona izleyenler bile, kimin kiminle ilişkisi olduğunu tam olarak bilemeden diziyi bitirdi! Neyse, bakıldı ki bu tarz dizilerde iş var, iyi para getiriyor, Dallas benzeri ABD imzalı diziler çekilmeye devam edildi. Hatta bu dizilerden bazıları Dallas’ı da solladı. Bu tarz dizilerde hatlar öyle karışık ki; kimin baba, kimin anne, oğul olduğu belli değil.
Kapitalizm önce pembe dizi izlettirir Yani bizim toplumumuza yabancı olan burjuva kültürü ve aile ilişkisi bu topluma benimsetilmeye çalışıldı. Kimin döneminde? Hep sağcı, dinci geçinen iktidarların döneminde. İşte Dallas dizisi de liberal ekonominin tüm unsurlarının yerine getirildiği, Süleyman Demirel’in Başbakan olduğu, DPT’nin başında Özal’ın, TRT’nin başında ise Doğan Kasaroğlu’nun olduğu bir dönemde yayınlandı. Yine aslına bakılırsa Dallas gibi dizilerin 80’li yıllarda Türkiye’de de yayınlanması tesadüf değildir. Çünkü sol örgütlenmenin çok iyi olduğu bir ülkeye kapitalizmin tam teşekküllü girmesi o ülkeye pembe dizilerin girişiyle başlamıştır. Tıpkı sol örgütlenmenin çok iyi olduğu 12 Eylül öncesi Türkiye’de olduğu gibi. Önce topluma bu çarpık burjuva yaşantısı izlettirilir ve özendirilir. Sonrasında ise bu dizideki aile ilişkilerinin derdine düşen halk; kendi çocuğuyla, kendi eşiyle olan ilişkisinden koparılır. Hatta diziyi izleyen aile bu çarpık burjuva yaşantısına özendiği için kapitalizme, emperyalizme karşı örgütlenmek yerine dizideki gibi zengin ve lüks yaşamanın derdine düşer, hayalini kurar. Kısacası köşeyi dönüp kısa yoldan zengin olmak isteyen halk, örgütlenmeden koparılır. Böylece solcu örgütlenmenin de önüne geçilir. Sol örgütlenmenin çok kuvvetli olduğu tüm ülkelerde hep böyle yapılmıştır. Yani bu diziler aslında cinsel ahlâkımızdan önce aile ahlâkını, yurt, iş ve uğraş ahlâkını bozmaktadır. Çünkü bu tarz dizilerde işlenen “Bir gün senin de zengin olma ihtimalin var” mesajlarıyla halk avutulup, toplumsal ilişkilerden koparılır. Toplumsal ilişkilerden koparılan kişi de, artık toplumun bir üyesi değil, aslında Batıya özenen bir birey olma yolundadır. Bu birey yanı burjuva olma arzu ve isteği kişiyi vahşileştirir, ilkelleştirir. Mülk sahibi olma arzusu ve isteği nedeniyle tüm ahlâki yetilerini kaybeder. Meşhur Dallas dizimizde de sahtekarlık yoluyla petrol kuyularını ele geçiren ahlâksız, namussuz, vahşi, ilkel bir burjuva ailesinin yaşantısı izlettirilmedi mi bize? Sonra süreç öyle bir işler ki, artık ABD yapımı dizilerin modası geçer, ABD imzalı bu dizlerin çok kötü bir kopyası olan, ağalığı ve burjuva yaşantıyı özendiren yerli diziler devreye girer. Ama insanlarımız hala zengin olamamış, ülke gündeminden ve örgütlenmeden uzak olarak kendi kendini uyutur, sömürüldüğünün ve kapitalizmin programlanmış eğitimine tabii tutulduğunun farkında bile değildir. Özetle burjuva hayatını özendirici diziler, insanları mevcut bulunduğu topluma yabancılaştırır. Ama buna karşın liberal kültürün ahlâksızlığını anlatan ve insanların tanınmazlığını konu edinen filmlerimiz ise sansürlüdür. Aslında defalarca kez izleyip, gülmüşüzdür Kemal Sunal’ın “Köşeyi Dönen Adam” filmine, ancak sansürlü olduğu için bu filmin gerçekten 1 Mayıs’ı anlatan, emeğin değerini anlatan bir film olduğunun farkında değilizdir. Gazeteden biriktirdiği kuponlarla ev, tır, dükkan alarak köşeyi dönmeyi hayal eden saf bir insanımızın yanında, eşeğin karnındaki elmasa sahip olmak için eşek pisliği içinde elmas arayacak kadar midesiz ve paranın esiri olan insanları konu edinen bu film; liberalizmin kokuşmuşluğunu anlatan çok iyi bir filmdir. Filmin kahramanı ise gerçek mutluluğu ve insanlığı devrimci saflara katılarak bulur. Gelecek kuşakların, insanlarımızın bu ahlâksız liberal kültür ile heba olmasını önlemek biraz da bizim elimizde. Bunun için burjuva kültürü yerine gençleri Türk kültürüyle, sol kültür ile yetiştirmemiz yeterlidir. Sağcı olmanın ahlâksızlığından kurtulan gençlik, insan olmanın onuru ve gururu ile vatana ve millete daha çok hizmet edecektir. Ama dinci kesime göre dini bütün insanlar en ahlâklısıdır. Hatta ahlâkın dinden geldiği iddia edilir. Ama bunun tam tersinin olduğunu görüyoruz. Eğer böyle olsaydı en ahlâklı toplumun Şeriatla yönetilen ülkelerin olması gerekirdi. Halbuki ahlâksızlıkları bir de o ülkeleri gezip görmeye gidenlerden dinlerseniz gerçeğin hiç de öyle olmadığını anlarsınız. Evet, gerçekten böyle olsaydı en azından bizim AKP’liler ahlâklı olurdu! Ama ateist insanların bile dindar geçinen insanlardan daha ahlâklı olabildiğini görüyoruz! Buradan bakarsak daha çok halkın ahlâkı yerine dinci, sağcı geçinen AKP’lilerin ahlâkı bozulmuş gibi görünüyor. Hatta AKP’nin atadığı imam bile karısının kendisini aldatmasından muzdarip. Demek ki, diziler asıl bizim AKP’yi bozmuş anlaşılan! Eskinin ülkücüsü şimdinin dincisi Vakit gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez’in bile küçük bir kızla sapıkça ilişkiler kurduğu mahkeme kararıyla onandı. Laikler ahlâksızdı Üzmez’in gözünde ama başkalarının ahlâk bekçiliğini yaparken kendi ahlâksızlığını örtbas ediyordu. Türklerde ahlâk Demek ki ahlâk aslında dinden de bağımsız bir kavram. Tıpkı ahlâk ile zaman arasında bir bağlantı olmadığı gibi. Geçmişteki toplumlar çok ahlâklı sonradan bozuldu diyemediğimiz gibi, tam olarak da şimdiki topluluklar çok ahlâklı geçmişteki toplumlar ahlâksızdı diyemiyoruz. Oysa biz Türkler geçmişten beri yüksek kültür ve ahlâka sahip bir milletizdir. Örneğin İslamiyet öncesi Araplar, cahiliye döneminde, adından da anlaşılacağı gibi, cahil ve belli konularda ahlâki düzeyleri düşüktü ama aynı dönemde Orta Asya’da yaşayan atalarımızın bugünkü kuşak milletimizden ve o dönemki Araplardan çok daha ahlâki yetilere sahip olduğunu söyleyebiliriz. Bunu her anlamda; cinsel, yurt, aile ve iş ahlâkı için söyleyebiliriz. Birçok savaşçı toplumda savaşta bozguna uğratılan toplumun savaşla ilgisi olmayan kadınları ve çocukları da öldürülür, hatta kadınların ırzına geçilir; amacın da topluma psikolojik travma verilerek küçük düşürülüp ileride güçlenmesini önlemek vardır. Oysa Türkler hiçbir dönem böyle bir yöntem uygulamamıştır. Kaldı ki, atalarımızda çok güçlü yurt ahlâkı da mevcuttur. Örneğin Hun hükümdarı Mete, düşmanının savaşa bahane bulmak için düşmanının en sevdiği atı istemesine karşın atını verir. Hatta düşmanı karısını da ister. Mete Han, “Ben yurdumu kendi aşkım uğruna çiğnetmem” diyerek sevgilisini düşmanı verir. Ancak ıssız çorak bir toprak parçasının verilmesine ise, “Yurt, bizim mülkümüz değildir; mezarda yatan atalarımızın ve kıyamete değin doğacak torunlarımızın bu kutsal topraklar üzerinde hakkı var.” diyerek karşı çıkar ve savaşmaya razı olur. İşte böyledir atalarımızda yurt ahlâkı, yurt sevgisi, milliyetçiliği. Türkiye’de sağın namusu ve ahlâkı Ama gel gör ki, bu örnekte olduğu gibi Orta Asya’daki atalarımızı örnek gösterip Türkçülük, milliyetçilik, maneviyatçılık yaptığını zanneden 80 öncesinin Amerikan milliyetçileri, Amerika’nın bilgisi ve onayı olmadan Kıbrıs Barış Harekâtı’na karşı çıkıyorlardı. O tarihlerde Devlete olan vergi borcunu ödememek için Amerikan yurttaşlarının yararlandığı ayrıcalıklara sığınıp, kendisini de Amerikan müteahhiti olarak göstererek vergi muafiyeti kazanmaya çalışan, Amerikan Morison firmasının işlerini Türkiye’de bu firma adına yapan mühendisimiz Süleyman Demirel, Türkiye’de “Amerikan üssü yok, tesisi var” diyerek sola karşı sözde milliyetçi cepheye başkanlık yapıyordu. Eee ne de olsa müteahhit olarak üstlendiği Amerikan üslerinden, pardon tesislerinden birinin yapımında kendi imzası var! İşte Türkiye’de milliyetçi, maneviyatçı geçinen sağcıların ahlâk ve namus anlayışları böyledir. Vergi borcunu ödememek için on takla at, sonra milliyetçilik yap. Bir yanına dinci Erbakan’ı alıp diğer bir yanına sözde milliyetçi Türkeş’i alan merkez sağın partisi, zamana yenik düşüp adı anılmazken; yanında beslediği dinci ve sözde milliyetçi partiler bu ülkenin başına hâlâ bela olmaktadır. Dinciler şimdi iktidarda, sahte milliyetçiler ise dincilere yedek lastiği olma görevini yerine getirmektedir. Ama yine Amerikan milliyetçiliği yapılmaktadır. Son olarak sınır ötesi operasyonun yapılması gündeme geldiğinde Tayyip Bush’tan izin koparmanın planlarını yaparken Bahçeli, Kuzey Irak’a “Amerika’yı ikna eder öyle gireriz” diyebiliyordu. Yani ülkemizde son 35 yıldır Amerikancılıkta bir değişiklik olmamıştır. Bir Allahın kulu da çıkıp, Amerika’ya rağmen gireriz, diyemiyor. Ya Menderes döneminde ne oluyordu? Lübnan’da Müslüman milislere karşı çarpışan Hıristiyanlara uçak dolusu silah gönderiliyordu hem de Müslümanlığı kimse bırakmayanlar tarafından. Sağın hangi tarihine baksan bir Batıcılık, bir işbirlikçilik ahlâkı olduğunu görüyoruz Şeriatçılarımızın din kültürü ve ahlâk bilgisi Peki nerededir o “vatan sevgisi dindendir” diyenler? Eğer öyleyse dincilerimizin ve sözde milliyetçilerimizin ya dini ya da vatan sevgisi yok. Ama onlar dini değerlere sahip çıktıkları konusunda hemfikirdirler. Öyleyse, kusura bakmasınlar, o zaman vatan sevgileri yok demektir. Zaten ondan da şüphe etmiyoruz. Geçmişte ve bugünlerde sürdürdükleri politikalar ile bu suçları sabittir zaten. Vatan sevgileri Amerika’dan koparılacak izne bağlı olanların, bu ülkede maneviyattan, ahlâktan söz etmeye hiç mi hiç hakları yoktur. Madem maneviyata, ahlâka sahipsiniz önce şehidinize sahip çıkın. Ama çıkamazsınız çünkü sizler, bu ülkeyi bölmeye çalışan terörist başına “sayın” derken, bu ülke için şehit düşenlere de “kelle” diyorsunuz. Sizler, bu ülkede şehide sahip çıkıp sokağa dökülen okul öğrencilerini bile fişliyordunuz! Şehit cenazesinde, cami avlusunda halkın tepkisini görünce arkanıza bakmadan kaçıyordunuz. Bu mudur sizin maneviyatınız, bu mudur sizin vicdan anlayışınız, bu mudur sizin onurunuz, ahlâkınız? Hem liberal takılıp hem de muhafazakarlık yapmaya çalışan “alaturka liberalciler”den yani sonradan görmelerden maneviyat dersi alacak değiliz. Çünkü bizler alaturka liberalciler, Şeriatçılar gibi değiliz. Hem dinci takılıp hem de liberal olmaya çalışıyorlar. İslami burjuva, İslami zengin yaratmaya çalışıyorlar. İslamiyet’i herhalde zengini öven Yahudilik dini ile karıştırıyorlar. Oysa İslamiyet malı ve mülkü Allah yolunda harcamayı emretmektedir. Bunlar ise taparcasına yığmaktadır. Ama bunlar hâlâ Allah ve peygamber yolunda olduklarını iddia etmektedirler. Oysa İslam’ın peygamberi evde yemek bulduğunda yer, yemek bulamadığında ise sabreder yemek yemezdi. Ama bizim İslamcıların karnı tok, sırtı pektir. Parasını ise faizsiz bankacılık altında faiz yiyerek değerlendirmektedir. Faize karşıdırlar ama yerler, başkasının da yemesine karşıdırlar ama ne hikmetse liberaldirler. İşte böyledir “alaturka liberalcilerimizin” halleri. Eğer İslamiyet ile kapitalizm uyuşan bir kavram olsaydı, faizi helal yapardı. Bu milletin kültürüne yabancı burjuva özentili dizi, program izlet, burjuva hayatı yaşa, şehide “kelle” de, ondan sonra da internetteki sitene “siyasetin tek limanı ahlâktır” diye yaz. Hangi ahlâktan bahsediyorsunuz? Son olarak “Said-i Nursi’siz bir Türkiye’nin maneviyatı noksan kalır” demişsiniz. Onun İngilizlerle işbirliği yapan Kürt Teali Cemiyeti’ndeki Kürt kültür ve ahlâkından, maneviyatından mı bahsediyorsunuz? Bu maneviyatın içinde ülkeni İngilizlere karşı satmak vardır. Bizler sizler gibi satıcı değiliz, tüccar zihniyetli hiç değiliz. Biz ahlâkımızı, onurumuzu, insanlığımızı para karşılığı satmayız. Tayyip’in dünürü hatırlanırsa Tayyip için “Hz. Ebubekir ahlâkı var” demişti, ama yanlış demişti. Bu sözün doğrusu Hz. Ömer ahlâkı ve adaleti olacaktı ama olsun, Tayyip’te bu ahlâkın hiçbiri yoktur, yanlış söylense ne olur! Çünkü, Dicle kıyısında kaybolan koyunun hesabının kendisine sorulmasını isteyip bir devlet yönetimi ahlâkı gösteren ile Almanya’da kendi adı kullanılarak para toplandığını iddia eden bir yurttaşımıza, yolsuzluğun üzerine gitmek varken sahtekar diyerek fırça çeken birinin ahlâkı bir olamaz da ondan. O nedenle ahlâksızlığın her türlüsünü yapıp, dinci geçinip oraya buraya laf yetiştireceklerine önce kendilerini, ahlâklarını bir düzeltsinler, şu yaşayamadıkları ama yaşadıklarını iddia ettikleri dini de iyi öğrensinler!
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||