Tevfik Kaymaz - Gavura allerji
TÜRKSOLU
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi   |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv: 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Türk'e saldırmanın dayanılmaz hafifliği
 
ÖZGÜR ERDEM
Azeriler burada Ermeniler nerede?
 
HALİT REFİĞ
"Aşk"ı Doğuda tanıdım Batıda "ölüm" gördüm
İNAN KAHRAMANOĞLU
Ermeni protokolü Ermeni manifestosu
 
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Siyasal takıntı
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Filistin'de budunsal temizleme
 
ERGİN KONUKSEVER
12 Eylül - 5
12 Eylül sonrası
 
YUNUS YILMAZ
RTÜK ahlâkımızı koruyor!
 
UMUT YALIM
...Ve ömrümüzün en güzel günleri (10,75)
 
OKAN İŞBECER
Soner Yalçın
ishal oldu
 
TUĞRUL ÇELİK
Uyuz ve "medeniyet"
 
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Türk yurdu Diyarbakır
 
EYKAN CAN
Bir kazığın anatomisi
 
TEVFİK KAYMAZ
Gavura allerji
 
 

Tevfik Kaymaz
Gavura allerji

Nene Hatun'un mezarı
Nene Hatun'un mezarı

Çok değil sanıyordum ama epey olmuş, 28 seneyi aşmış. Rahmetli Babaannemi çok fazla kızdırdığımda bana nasıl bağırdığını hatırlıyorum:

Seni “Moskof gavuru seniiiii...”

Yaklaşık 3 sene önce 95 yaşında vefaat etti kendisi.

O zamanlar hiçbir anlam veremezdim bu “Moskof gavuru” da ne demek diye bile düşünmezdim. Sadece bana çok kızıldığında duyduğum bir azar çeşidiydi bu....

Bunun anlamını sonradan çok iyi öğrendiğim yer ise, yıllar sonra Erzurum’da askerlik yaptığım birliğin hudutları içinde bulunan Aziziye Tabyaları oldu.

Nedense artık Nene Hatun’dan bahsedildiğinde aklıma bu kez de babaannem gelir oldu. Nene Hatun’un mezarı da Aziziye Tabyalarının bulunduğu bölgededir.

Moskof gavuru, Osmanlı vatandaşı Ermeni çetelerinin yardımıyla, o tabyaları ele geçirmek gibi bir gaflete düşmüş o tarihte (9 Kasım 1877). Sabah ezanı sonrası bunu duyan Erzurum halkı, dadaşlar, Nene Hatun gibilerle birlikte kısa sürede tabyalara gitmiş ve Moskofların çoğunu öldürmüş, kaçanları da epey bir kovalamış... Elbette ki, belki 93 Harbi öyle kısaca anlatılıp bitecek bir şey değil. Erzurum’un Ruslardan ve Ermeni çetecilerden çektiklerini, Nene Hatun’un sokaklarda tabyaları geri almak için akan insan seline, önceki gece yaralı olarak eve gelmiş ve henüz şehit olmuş ağabeyinin tüfeğini alarak, biri memede üç bebesini Allaha emanet edip katıldığını, kaç Moskof öldürdüğünü uzun uzun anlatmak, başka bi yazıya kalsın...

Evet askerliğimden söz açılmışken; askerliğe ilk başladığım yer de, Edirne-Uzunköprü’de Meriç kıyısında bir sınır bölüğü idi. Yunanistan topraklarını da ilk kez orada uzaktan gördüm. Hayatımda Ordu’nun, askerin alarmda olmasının nasıl zor bir iş olduğunu da orada tattım, 1996 Kardak Krizi sırasında...

Komşu Yunan yine gavurluk etmişti de o günlerde...

Biz de, günlerce Meriç’e çok yakın bölgede nöbetleri artırmış, gece gündüz eğitimle her an kolordu komutanımızın alarm denetlemesine hazır olmak için uykuyu, dinlenmeyi falan bırakmıştık... O günlerde sivil olanlar “yok yahu yine biraz didişmeden sonra her şey normale döner, savaş çıkmaz” demiş önemsememiştir belki ama iş Ordu’nun içinden hiç öyle görünmüyordu.

Yani nasıl diyeyim, ilginç bir duygu; Karşıda Meriç nehri, ötesi Yunanistan, ha daldık dalacağız ya da oradan gelmeye cüret etseler biz onları tepeleyeceğiz gibi ilginç bir psikoloji. Sık ve iri gövdeli ağaçlardan oluşan ormalıklar var Meriç’in Yunanistan tarafında. Korkularındandır sanırım. Adamlar bizi tankla topla girecek olurlarsa diye yavaşlatmak için araç giremeyecek kadar sık ve iri ormanla kaplamış nehir kıyısını. Ancak piyade askeri girer girse herhalde, kim bilir...

İlginç gelmiyor mu sizlere? Eskiden bizim gavur dendiğinde anladığmız bir şey vardı. Bizim insanımıza geçmişte eziyet etmiş, canına, namusuna kastetmiş biri varsa o da gavurdu. Bu kelime giderek unutulacak gibi görünüyor. Fransız gavurundan az mı çekmiştik? Peki, ya İtalyan gavurundan? Baldırı çıplak İngiliz gavuru etmediğini bıraktı mı?

Ya Amerika? Bunlar en garibi. İliğimizi kemiğimizi sömürdüklerini gizleme ve bizi müttefikimiz diyerek kerizleme işlerini bir türlü çözemiyor, uyuyoruz.

Saddam ülkesinin başındayken elimizi kolumuzu sallaya sallaya girdiğimiz Kuzey Irak’a şimdi müttefikimiz varken askerimizi şehit edenlere opresyon için girmek ölüm. Eskisi kadar kolay giremiyoruz. Girersek de hemen çıkıyoruz. Bu arada müttefikimiz Amerika, teröristi korumuş olmuyor mu?

Peki sormak lazım, askerimize saldırıp Kuzey Irak’ta Amerika’nın kanatları altına kaçıp saklanan dağdaki teröristler, güvenlik sorunu nedeniyle hayvan bile otlatamadığı için işsiz aç kalmış Güneydoğu insanına mı Amerikan gavuruna mı hizmet etmekte?

Kimi zeka yoksunlarına, terör örgütünü antiemperyalist, solcu olarak görenlere ayrıca sormak lazım. Terör örgütü, burnunun dibindeki asıl emperyalist güç, halk düşmanı, işgalci güç Amerika ile Irak halkı yanında birlikte savaşmıyor da tarihsel kardeşi Mehmetçiğe karşı savaşıyor? Hani enternasyonalizm ve antiemperyalistlik?

Eskiden Kürt de yoktu Doğu insanı vardı.

“Doğunun insanı saf, temiz yürekli ve mert olur” dendiği zamanları ben de genç sayılacak yaşta olmama rağmen hatırlıyorum. Şimdi her şey, herkes kirlendi mi? Nene Hatun da Doğunun insanı değil miydi?

Bu Amerikalıların aklının yanında diğer tüm gavurların aklı halt etmiş.

Moskof gavuru vardı, Yunan gavuru vardı, ama Ermeni, Rum gavuru yoktu. Çünkü Ermeni ve Rum vatandaşlarımız da vardı ve onlar gavur değil bizdendi. Öyle kabul etmiştik. Onlar da öyle kabul etmişti.

Koskoca bir Amerikan filosunu, 6. Filo’yu hem de, işgale bile değil “müttefikçe” niyetlerle geldiği halde, İstanbul’dan kovalamıştı ağabeylerimiz. Onlar ellerinde Ay yıldızlı bayraklarla yaptılar bu kovalama işini.

Şimdi sayısız değişik renklerde flamalarla kaldırım taşı sökmekle, sapanla, misketle meşgul kimi Amerikan marka kot pantolonlu gençler var. Burada da bir gavur işi var gibi.

Biz bu gavurlarla mücadeleyi bırakalı epey oldu aslında. Yeni değil bunlar...

Yerli malı haftalarımız vardı. O zamanlar gavurların mallarını tüketmek iyi bir şey değildir diye öğretilirdi çocuklara, Hayat Bilgisi, Sosyal Bilgilerde... Bizlere Kurtuluş Savaşı öyle öğretildi ki, gelecekte iyi bir antiemperyalist olmanın temellerini bir çok insanımız aslında ilkokul sıralarında alırdı.

Şimdi hiçbir şey öğretilmediği için, bu işler öğretilmeyenler listesi içinde en alt sıralarda zaten.

Önceleri kot pantolon giymek eleştirilirdi. Sonra yabancı markalı kot giyenleri eleştirir, özenti derdik. Şimdi böyle şeyleri eleştirenleri can sıkıcı ve geri kafalı buluyoruz. Hem yerli olan da pek bir şey kalmadı....

Yemek ve buluşma için en meşhur yerler arasında şu yirmi santim çapında köfteli ekmek satan hızlı yiyecek (fastfood) yerlerinde buluşur olduk. Eh sonuçta gavurun köftesi daha tatlı geliyor demek ki...

Ne kadar komik değil mi küreselleşmiş dünya işte...

Sonuç olarak gavura allerjimiz korkunç şekilde nötralize edilmiş durumda. Hatta daha ötesi hep beraber bir gavurlaşma yarışı içindeyiz... Allerji deyince elbette bu allerji iyi bir şey değil tıbben tedavi edilmesi gereken bir olay ama toplum olarak bizi motive eden birleştiren ortak allerjilerimizin yerine artık birbirimize karşı olan allerjiler geçiyor... İşte en çok dikkat edilmesi gereken tehlikeli allerjide bu. Anadolu insanı içten içe bir birine karşı korkunç bir allerji duyma süreci yaşıyor....

Gelin biz yine eskisi gibi şu gavurlara karşı birleşelim desen artık kimse anlamayacak...

Ne kadar kötü bir şey değil mi gavurlaşmak....

Artık gavura gavur derken bile düşünmek zorundayız çünkü AB var bize kızar, ABD var, kapısı açılacak Ermenistan var.

Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Çok güzel bir yazı... teşekkürler.

Ayşegül, İçel
19 Ekim 2009


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40
j