Okan İşbecer - Yurttan
TÜRKSOLU
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi   |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv: 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Türk'e saldırmanın dayanılmaz hafifliği
 
ÖZGÜR ERDEM
Azeriler burada Ermeniler nerede?
 
HALİT REFİĞ
"Aşk"ı Doğuda tanıdım Batıda "ölüm" gördüm
İNAN KAHRAMANOĞLU
Ermeni protokolü Ermeni manifestosu
 
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Siyasal takıntı
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Filistin'de budunsal temizleme
 
ERGİN KONUKSEVER
12 Eylül - 5
12 Eylül sonrası
 
YUNUS YILMAZ
RTÜK ahlâkımızı koruyor!
 
UMUT YALIM
...Ve ömrümüzün en güzel günleri (10,75)
 
OKAN İŞBECER
Soner Yalçın
ishal oldu
 
TUĞRUL ÇELİK
Uyuz ve "medeniyet"
 
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Türk yurdu Diyarbakır
 
EYKAN CAN
Bir kazığın anatomisi
 
TEVFİK KAYMAZ
Gavura allerji
 
 

Okan İşbecer

Ya Tayyip millici oldu ya da Soner ishal oldu!

Said-i NursiBunu biz demiyoruz. Aydın Doğan’ın eski Aydınlıkçı, Pazar günleri yazarı Soner Yalçın söylüyor. Soner Efendi, geçtiğimiz haftaki Said-i Kürdi’yi konu alan yazısında o kadar uçmuş ki, sonunu da Kürt Said’in milli olmasıyla bağlamış.

Şimdi durup dururken nereden çıktı bu Said-i Kürdi muhabbeti diyeceksiniz. Tayyip AKP kongresi konuşmasında kendisini Türkiye’nin ortak değeri ilan etti ya, işte oradan çıktı. Soner’in bu yazısı da Tayyip’e yaranma girişiminin kanıtlarından biri olarak tarihteki yerini aldı. Eğer böyle yaparak patronunu kurtarabileceğini sanıyorsa fena halde aldanıyor.

Soner Yalçın, yazısında Nurcu eski milletvekili Gıyaseddin Emre’nin sözlerine dayanarak Kürt Said’i milli ilan edivermiş. Bunun gerekçesi de şuymuş ki, artık Fethullahçılar Işık evlerinde Risale-i Nur okumuyorlarmış.

Nereden biliyorsun birader? Fethullahçı mısın? Işık evlerinde mi kalıyorsun da Fethullahçıların Risale-i Nur okumadığını iddia ediyorsun?

Bir de, Fethullahçılar artık eskisi kadar görkemli, haftalarca süren sempozyumlarla anmıyorlarmış Said-i Kürdi’yi. İnsaf denir. Adamlar uluslararası sempozyum düzenlediler Kürt Said adına.

Eğer Soner’in söylediğini doğru kabul edeceksek, Tayyip’in Fethullahçılara karşı olduğunu kabul etmemiz gerekir. Çünkü Fethullah’la Said-i Kürdi arasında böyle bir ayrım varsa ve Tayyip konuşmasında Kürt Said’i anıp Fethullah’ı es geçtiyse, tercihini Kürt Said’den yana kullanmış demektir. Hal böyle olunca Tayyip’in de “millici” olduğunu kabul etmemiz gerekir. Adam ne de olsa “millici” Kürt Said’i kabul etmiyor mu?

Uyanık eski Aydınlıkçı, aklı sıra hem Tayyip’i hem de Kürt Said’i bize milli diye yutturacak. Üstelik ulusalcı ayaklarına yatarak.

Aydınlıkçı kafası işte böyle çalışır. Adam yıllar önce Aydınlık’la yollarını ayırdığını iddia ediyor ama hâlâ Aydınlıkçı tezleri ısıtıp ısıtıp önümüze koyuyor. Bir ara Aydınlık’ta da benzer garip tezler ortaya atılmıştı. Gerçi Soner’le Aydınlık arasındaki bağ kopmuş da değil. Oda.tv ile Aydınlık’ın yayınları arasındaki paralellik de bunu kanıtlar nitelikte. Zaten Tunca Arslan gibi ortak yazarları da var. Ama yaşanan gerçeklik hiç de Soner’in hayal dünyasında gördüğü gibi değil. Tayyip’in bugün millici olduğuna ve Fethullah’a karşı hareket ettiğine aklı başında kaç kişi inanır.

II. Abdülhamit’in bile tımarhaneye attırdığı Said-i Kürdi gibi bir deliden, Kurtuluş Savaşı’na karşı İngilizlerle işbirliği yapmış bir hainden, yine Milli Mücadele zamanında çıkan bölücü Kürt isyanlarında parmağı olan bir bölücüden ve işbirlikçiden millici bir kahraman yaratmak da ancak Soner gibi sakat kafalı birinden çıkabilir.

Soner yazısında “Said-i Nursi’nin üzerini kim çizdi?” diye soruyor. Said-i Kürdi’nin üzerini kimin çizdiğini bilemeyiz (Soner kadar derin bağlantılarımız yok çünkü bizim) ama Soner kafayı çizmiş anlaşılan.

Yazıdan çıka çıka şöyle bir sonuç çıkıyor: Ya Tayyip millici oldu ve Fethullah’la karşı karşıya geldi (ki bu durumda ulusalcıların Tayyip’i desteklemesi icap eder) ya da Soner Yalçın ishal oldu. Hem de beyin ishali.


Aydın Doğan’a Almanya yolları göründü

Aydın Doğan'a Almanya yolları görünüyor
Aydın Doğan'a Almanya yolları görünüyor
Aydın Doğan'a Almanya yolları görünüyor

Başta Sabah ve Habertürk olmak üzere yandaş medya Aydın Doğan’a yüklenirken Doğan medya da kendi halini unutmuş, Uzan’a zaldırıyordu.

Doğan’ın mallarına haciz işlemi başlatıldı

AKP-Aydın Doğan savaşında geçtiğimiz hafta önemli gelişmeler yaşandı. Daha doğrusu son birkaç haftadır önemli gelişmeler yaşanıyordu ama geçtiğimiz hafta Maliye Bakanlığı Doğan grubuna yönelik haciz işlemlerini başlattı. Bu girişim ile birlikte Tayyip’in Doğan grubunu bitirme hamlesinde önemli bir adım da atılmış oldu.

Gerçi bu durum ilk kez de yaşanmıyor. Hatırlanacağı gibi Mart ayında da Doğan TV’nin Alman Axel Springer’a satışından dolayı 826 milyon liralık ceza kesilmiş ve 915 milyon liralık teminet talep edilmişti. Doğan Grubunun gösterdiği teminet kabul edilmeyince o dönemde de haciz işlemlerine başlanmıştı.

Bu kez de Doğan Grubu, Maliye Bakanlığı’nın 3.7 milyar liralık vergi cezası nedeniyle talep ettiği 4.8 milyar liralık teminat için, 9 Ekim günü akşam saatlerinde hisse senetlerinden oluşan bir “teminat paketi” sunmuştu. Grubun teminat olarak gösterdiği varlıklar arasında, 44 taşınmaz, 2.7 milyon liralık teminat mektubu ve Doğan TV Holding, Doğan Prodüksiyon, D Yapım ve Alp Görsel adlı şirketlerin hisseleri bulunuyordu.

İstanbul Vergi İdaresi tarafından yapılan değerlendirilmede, teminat olarak gösterilen hisselerin Amme Alacakları Kanunu’na göre teminat olarak kabul edilecek varlıklar arasında olmadığı ve bazı hisse senetlerinin de “hacizli” olduğu gerekçesiyle teminatın reddedilmesine karar verildi. Grubun, daha önce kesilen vergi cezası sırasında aynı işlemi yaptığı dikkate alınarak, hisse senetlerinden oluşan teminat paketini, “oyalama amacıyla” gösterdiği görüşüne varıldı. Bu nedenle, ihtiyati haciz kararı alınması kararlaştırıldı.

Bu işlemle birlikte Aydın Doğan için zor günlerin artık gelip kapıya dayandığını söylemek lazım. Çünkü şirketlere ait malların yanı sıra Doğan’ın şahsi mallarına yönelik işlemler de sırada bekliyor.

Uzlaşmacılığın sonu

7. yılına yaklaşan AKP iktidarı ile Aydın Doğan arasındaki ilişkiler hızlıca gözden geçirildiğinde aslında bu duruma bir günde gelinmediği anlaşılır. AKP’nin ilk iktidara geldiği günden bu yana destekçisi olan Aydın Doğan ve medyası, Tayyip’in kendilerini bitireceğini anladığı ana kadar hemen hemen bütün icraatlarını desteklediler. Hali hazırda şu an bile AKP’nin bütün açılımlarını destekliyorlar.

Hatırlarsınız Tayyip önce bunların yazarlarına kafayı takmıştı. Bir süre idare eden Doğan, sonunda Emin Çölaşan’a yol vererek bugünkü sonu biraz ertelemiş oldu. Sonra Tayyip bir Hürriyet yazarını memleketten kovmaya kadar işi azıttı. Buna karşılık Doğan grubu sustu. Bir müddet sonra Tayyip, taraftarlarına Doğan grubunu boykot çağrısında bulundu. Son olarak ise astronomik vergi cezalarıyla köşeye sıkıştırdığı Aydın Doğan’ın elinde avucunda ne varsa hepsini almaya vardırdı işi.

Bütün bu olaylar olurken Aydın Doğan hep mücadeleden kaçtı. Gazeteleri arasında işbölümü yaparak bazılarının muhalifi oynamasını istedi ve bu yolla Tayyip’i yola getireceğini sandı. Ancak bu kez durum farklıydı. Çünkü Tayyip, Aydın Doğan’ın daha önce çeşitli şekillerde yola getirdiği iktidarlardan farklıydı. Türkiye, Kürt-İslam faşizmi rejimine sokulurken AKP tarafından yavaş yavaş dönüştürülüyordu ve bu yeni düzende yalancıktan bile olsa muhalefete izin yoktu.

Buna karşılık Aydın Doğan mücadele yerine hep uzlaşmayı seçti ve elindeki kartları yavaş yavaş tüketti. Şimdilerde son süreçteki bütün açılımlara rağmen böyle bir uygulamayla karşılaştı ve doğal olarak çok şaşırdı.

Bunu da bizzat Hürriyet’in genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün ağzından dillendirdiler.

Ertuğrul’un Doğan grubu içerisindeki rolü, herhangi bir köşe yazarından farklı. Çünkü Ertuğrul, maaşlı bir köşe yazarının ötesinde, Doğan Yayın Holding’in tepe yöneticilerinden biri aynı zamanda. O nedenle, Ertuğrul’un “Biz sizin bütün açılımlarınızı destekliyoruz ama siz bize neden böyle yapıyorsunuz” türünden serzenişleri, aynı zamanda Doğan grubunun gardının düştüğünü ve teslim bayrağını çekmeye hazırlandığını gösteriyor.

Aydın Doğan kendi sonunu hazırladı

AKP iktidarının ilk yıllarında medya dünyası allak bullak olmuştu. Tayyip, önce Cem Uzan’ı hedef tahtasına oturttu. Elindeki medya olanaklarını kulanarak AKP’yi ve Tayyip’i yıpratmaya çalışan Cem Uzan, kısa sürede saf dışı bırakıldı ve şu anda gazetesi Star, Tayyip’e hayran olduğunu söyleyen eski Aydınlıkçının elinde.

Sonrasında sıra Dinç Bilgin ve Turgay Ciner’e geldi. Sabah grubu üzerinden yürüyen kavgada bu iki sermayedar da saf dışı bırakıldı ve Sabah şu anda Tayyip’in damadının başında bulunduğu bir şirketin elinde.

Bütün bunlar olurken, Karamehmet’in de burnu sürtülerek hırpalandı.

İşte bu süreçte Aydın Doğan ve medyası bütün bu kesimlerin aleyhine çalıştı. Bütün bu medya gruplarına konacakmış gibi hep AKP’nin yanında yer aldı ve ellerini ovuşturarak Uzan, Bilgin ve Ciner’in batması için ne gerekiyorsa yaptı. Bugün geldiğimiz noktada, Aydın Doğan ayakta kalmak için çabalıyor ama Allah rızası için ona destek olan bir tane bile gazete ve televizyon yok.

Şimdi işler tersine döndü. Bir şekilde toparlanan ve Habertürk’le birlikte medya sektörüne yeniden giren Turgay Ciner, bugün Tayyip yalakalığında kimseye fırsat vermemeye çalışıyor ve Aydın Doğan’a sert darbeler indiriyor. Özellikle Fatih Altaylı ve Yiğit Bulut gibi isimler “düşene bir tekme de benden” diyerek ellerinden geleni ardlarına koymuyorlar.

Doğan’a Almanya yolları görünüyor

Geçtiğimiz haftanın ilginç gelişmelerinden biri de Cem Uzan’la ilgiliydi. Hakkındaki davalar devam eden Cem Uzan, yaklaşık üç hafta önce ortadan kaybolmuştu. Geçtiğimiz hafta Cem Uzan’ın Fransa’da olduğu ve Fransa’dan sığınma talebinde bulunduğu ortaya çıktı. Fransız makamları da Uzan’ın talebini doğrulayarak değerlendirildiğini açıkladılar.

Uzan’ın sığınma talebinin ortaya çıkmasından sonra yandaş medya koro halinde Uzan’a yüklenmeye başladı. Koroya, Ciner’in Habertürk’ü ile birlikte Doğan medya da dahil oldu. Tayyip’e yaranma çabasından mıdır nedir artık bilinmez ama Doğan grubu, kendi derdini unutmuş, bütün yayın organlarıyla günlerdir Uzan’a yükleniyor.

Önceki hafta Tayyip, Aydın Doğan’ı ABD’li ünlü gangster Al Capone’a benzetmişti. Aralarında sonları dışında pek bir bezerlik yok aslında. Al Capone, bir sürü kirli iş çevirip ispat edilememesiyle ünlenmiş biriydi. Bir gün bir açık verdi ve ABD’deki cezası en yüksek suç olan vergi kaçırma suçundan hüküm giydi. Tayyip de Aydın Doğan’ı bitirmek için astronomik bir vergi cezası kesti ve geçmiş yıllarda vergi rekortmeni olduğu yönünde basında haberlere konu olan Aydın Doğan adi bir vergi kaçakçası haline getirildi. Önümüzdeki süreçte Aydın Doğan’ın vergi kaçırmaktan mahkum olacağı günleri de görürsek şaşırmayacağız.

Cem Uzan, yıllarca uğraşmasına rağmen el konulan mallarını kurtaramayınca kapağı Fransa’ya attı. Bakalım Aydın Doğan ne zaman Almanya’ya iltica edecek.


Çalık’ın alengirli işleri

Ahmet Hakan
Ahmet Hakan
Sevilay Yükselir
Sevilay Yükselir
Ahmet Çalık
Ahmet Çalık.

“Polemik Canavarı” Ahmet Hakan zorda. Hürriyet gazetesinin Şeriatçılıktan dönme yazarı Ahmet Hakan, son dönemde zor günler geçiriyor. Bugüne kadar medya camiasında girdiği polemiklerle adından söz ettiren Ahmet Hakan Coşkun’un başı bu aralar Sabah gazetesinin kulis yazarı Sevilay Yükselir’le dertte.

Birkaç ay önce Ahmet Hakan’ın askerlikten kaçmak için dalağını aldırttığını yazan Sevilay Yükselir, Ahmet Hakan’a fena çakmıştı.

22 Mayıs tarihli yazısında Ahmet Hakan’ın dalak mevzusunu açıklayan Yükselir, bir İslamcı abisinin ağzından “dalak operasyonunu” anlatmıştı. O zamanlar, yani Şeriatçı olduğu dönemlerde, Ahmet Hakan’ın askere gitme zamanı gelip çattığında, “orada beni bitirirler” diye ağlayıp sızlanıyormuş. O’nu kaybetmek istemeyen abileri de şöyle bir çıkar yol bulmuşlar. Ahmet Hakan’ı Fatih’te kendilerine yakın birinin sahibi olduğu bir özel hastanede bağırsaklarında sorun varmış gibi göstererek ameliyet etmişler ve kalın bağırsağının bir kısmını almışlar.

Raporlarla birlikte Kasımpaşa Deniz Hastanesi’ne başvuran Ahmet Hakan, “Askerliğe elverişli değildir” raporu koparmış. Ancak üst makamlar raporu kabul etmemişler. Paçaları iyice tutuşan Ahmet Hakan, bu kez eski AKP milletvekili Turhan Çömez’e danışmış. Kendisi aynı zamanda operatör doktor olan Çömez, Ahmet Hakan’a “son şansın dalağını almak” demiş. Bunun üzerine B planına geçilmiş.

Operasyonun Bandırma’da yapılması öngörülmüş. Senaryo ise şöyle: Ahmet Hakan Bandırma yakınlarında kaza geçirecek, dalağı kazada zedelenecek ve bunun üzerine dalağını almak zorunda kalacaklardı.

Plan başarıyla uygulandı ve Ahmet Hakan “davası” uğruna dalağını feda ederek askerlikten yırttı.

Sevilay Yükselir’in anlattığı bu olay Ahmet Hakan’ın başını epey ağrıtmış olmalı ki, Sevilay Yükselir’i muhatap almadan direk Tayyip’e hitaben bir şikayet yazısı yazdı:

“Sayın Başbakan...

Oğullarınızdan birinin sağlık nedenleriyle askere gidemediğini biliyoruz.

Bu konuda en küçük bir imada bulunulmasının bile sizi nasıl çileden çıkardığının farkındayız.

Ne zaman bu konu gündeme getirilse, sinirlendiniz, hatta gözleriniz doldu...

“Benim evladımın şerefiyle, haysiyetiyle oynamaya kimsenin hakkı yoktur” dediniz.

Bu konuda yapılan haberleri ve yorumları, haklı olarak, “büyük mesele” haline getirdiniz.

Şimdi soruyorum size Sayın Başbakan...

“Sağlık nedenleriyle askere gidememişler” haklarında yapılacak karalamalardan ve tezvirattan kurtulmak için, bir “Başbakan Baba”ya mı sahip olmalılar?

Babası başbakan olmayanlara, gidilemeyen askerlik üzerinden vurmaya kalkışmak caiz midir?

Kendiniz ve çocuklarınız için yapılmasını istemediğiniz şeylerin, başkaları için yapılmasında bir sakınca görmez misiniz?

Eğer, “Olur mu öyle şey... Tabii ki görürüm...” diyecekseniz...

Lütfen Sabah Gazetesi’nin yönetiminde söz sahibi olan yakınlarınızdan birine bir telefon açıp, “Böyle şeylerle uğraşmayın... Ayıptır...” falan diye uyarıda bulunun...

Sizi dinleyeceklerdir...”

Peki, bunun Çalık’la ne ilgisi var diyeceksiniz. Şöyle bir ilgisi var. Geçtiğimiz hafta Sevilay Yükselir, Ahmet Hakan’la ilgili ifşaatlara devam etti. Yükselir’in yazdığına göre Ahmet Hakan AKP’ye karşı ikili oynuyordu. Bir taraftan AKP’yi eleştirirken diğer taraftan da kardeşi Abdullah’ın iş yaptığı AKP’li belediyeleri övüp duruyordu.

Her nedense Yükselir’i karşısına almaktan çekinen Ahmet Hakan da bunun üzerine Yükselir’in patronu Çalık hakkında ifşaata başladı.

Ahmet Hakan, 14 Ekim tarihinde “Ahmet Çalık’ın siyasi görevi” başlıklı bir yazı yazdı:

“Benim sözünü ettiğim ‘siyasi görev’, zerre kadar spekülasyona bulaşmamış, gözümle gördüğüm türden bir görev...

Nasıl mı? Anlatayım:

Vakti zamanında...

Bir uçak dolusu gazeteciyle birlikte bir ‘Türkmenistan seferi’ne çıkmıştım...

Yola çıkmadan önce herkes ‘Ahmet Çalık... Ahmet Çalık...’ diyordu... Türkmenistan’a indik... Yine herkes ‘Ahmet Çalık... Ahmet Çalık...’ dedi... Otele yerleştik... Yine aynı ismin sayıklanması...

Hikâye şuydu:

Ahmet Çalık adlı bir işadamı, Türkmenistan’ın, yaptığı tuhaflıklarla ünlü ‘başı’ ile acayip bir dostluk kurmuş... Türkmenbaşı, Çalık’a ‘bizim Çalık’ demekle yetinmiyor, bir de her daim ‘Yürü ya Çalık’ çekiyormuş...

Hatta aradaki muhabbet o kadar artmış ki...

Ahmet Çalık bir ara Türkmenistan’da resmi siyasi bir görev de almış...”

İşte Çalık’ın alengirli işleri böyle. Çalık’ın esas birikimini de Türkmenistan’daki işlerinden sağladığı göz önüne alındığında iş iyice meraklandırıcı bir hal alıyor.

Hele hele Çalık’ın bu aralar şimdiki yönetimle arasının bozuk olması ve ihaleleri kazanamıyor olması da pis kokuları iyice artırıyor.

Yükselir-Hakan polemiği daha pekçok kirli çamaşırı ortaya serecek gibi duruyor.

Merakla bekliyoruz.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Aydın Doğan gitti, gider!!!

Yücel, Kocaeli
19 Ekim 2009


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40
j