![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Eykan Can
“Lütfü’yü bekle Kerim. O sana anlatacak ne yapacağını.” “Tamam, Sadi Beyciğim. Beklerim tabii, beklemem mi? Kaç gibin burda olur acaba?” “Arayacak işte seni. Eli kulağında, arar. Bak o gelmeden bir şey yapmayasın ha!” “Yapar mıyım Sadi Beyciğim! Ben telefonunu bekliyorum. Arar aramaz yola çıkarım.” “İşi bitirince bana da anlatın. Benim şimdi partide birkaç işim var. Ama haberinizi de bekliyorum. İşim var diye olayın peşinde olmadığımı sanmayasın!” “Ne demek Sadi Beyciğim....” “Bu iş için size güveniyorum.” “Sağ olun Sadi Beyciğim. Kursağımdan ekmek geçmez zati bu işi halledemezsem. İtimadınız için...” “Kısa kes Kerim! Ben kapatıyorum şimdi. Haydi selametle kal!” “Siz de efendim, siz de Sadi Beyciğim. Yengeye de hürmetler, ellerinizden öperim ikinizin de...”
Telefonun ucundaki ses kesildi. Ama Muhtar Kerim konuşmaya devam ediyordu. Ne de olsa kahvede herkesin duyabileceği şekilde geçmişti bu konuşma. Kendi kendine konuşmaya devam etti bir süre daha. “Saygı, sevgi benden değerli Sadi Beyciğim. İletmem mi! Hemen. Sağ olun var olun! Size de hayırlı günler...” Oturduğu sandalyede gerindi iyice. Bir ayağını diğer bacağının üstüne attı sonra. Etrafı iyice kolaçan ettikten sonra kahveci Hasan’a seslendi. “Hasan bir çay! Yok yahu, herkese benden bir çay çek! Bugün pek güzel bir gün maşallah!” “Ne o muhtar Kerim, neden bu kadar güzelmiş bugün?” Soru Kemal’den gelmişti. Tespihini eline sıkıştırıp salladıktan sonra, baktı yüzüne Kemal’in. “Sevmezsiniz bir de Sadi Bey’i! Bak ama Kemal efendi, adam yemiyor içmiyor, bizler için çalışıyor! Büyük iyilik zati bu defaki. Hepsini gölgede bırakacak cinsten.” “Ne yapıyormuş yine bizim için? Sen hele onu bir diyiver de hayır mı şer mi, bırak ona biz karar verelim!” “Köyümüze sağlık ocağı için çok mühim bir atılımda bulunuvermişler! Adamı Lütfü de gelip bize bunun detaylarını geçivercek.” “Demek şimdi de sağlık ocağı ile uyutcak milleti!” dedi Hasan. “Hizmet düşmanı gibi konuşuyon Hasan! Köylü hasta olunca kazanın yolunu tepiyor. Olsa bir sağlık ocağımız, bir hekimimiz...” “Şöyle güzelce bir hemşiremiz...” dedi Latif araya girerek. Güldü kahvedekiler bunun üstüne. “Olsun tabi, o da olsun. Yeter ki millet hasatlıktan kırılmasın. Bundan büyük hizmet var mı ki!” “Vallahi çok haklı muhtar Kerim,” dedi imam Nurullah. “Her şeyin başı sağlık.” Kahvedekilerin çoğu destekledi onu. “Bir ilaç için ne çok yol gidiyoz.” “Bir sağlık ocağı, bizi tüm dertlerden kurtarıverir.” “Öyle çok hastalığım var ki heyetti meyetti derken, kapılarda ziyan olduydum hep. Bu günler sona ercek demek.” “Sadi Bey sağolsun, bunu yaparsa duamızı alır!” “Dua ile kalmayız, kurban keseriz onun hayrına!” Sesler azalınca muhtar Kerim heyecanı sıcak tutmak için devam etti. Köylü istediği kıvama gelmek üzereydi. “Ben derim ki sağlık ocağı hem, devletin bir elinin üstümüzde olduğunu göstermez mi ahali!” Hemen cevapladı kahvedekiler. “Gösterir tabii!” “Peki biz devletle nasıl irtibat kurabiliriz bu halimizlen! Kapılarında yatsak yüzümüze bakmazlar! İşte bu noktada kim devreye girmekte? Sadi Bey! O olmasa ne okulumuz olurdu, ne de sağlık...” “Dur hele bir orda,” dedi Hasan. “Okulu onun yaptırdığını nerden çıkardın! Adam okul için temel atcaz dedi. Temel atma töreninde atmadığı nutuk kalmadı. Bu okuldan ne mühendisler, ne doktorlar, ne hakimler, ne vekiller çıkacak diyerek bizleri gaza getirdi. Üç gün boyunca enayiler gibi onu ve eşrafını ağırladık. Bir aylık yiyeceği döktük önlerine. Sonra ne oldu! Çakılı iki kazığın yüzüne baktık günlercene! Ne gelen var ne giden. İş başa kalmadı mı muhtar Kerim? Biz kendimiz taşını taşıyıp, harcını karıp, sıvasını yapmadık mı! Sadi Bey yaptırmışmış! Peh!” “Yani şimci orada...” “Hasan belki bu defa şöyle olmuştur,” dedi Kemal. Hiç kimse Kemal’den bu tepkiyi beklemiyordu. Bu girişe en çok şaşıran elbette muhtar Kerim oldu. “Nasıl yani Kemal?” “Sadi efendi, okul yaptırcem derken ne dediydi. Üniversite kurdurcam buraya demedi miydi? Sonra onu elbirliği ile ilköğretim binası haline getirdik. Durak bile yokken burada, size hava alanı yaptırcem dediydi. Uçak gondurup kaldırcaktı sözde. Şimci ne diyor, sağlık ocağı diyor. Hastane yaptırcem demiyor dikkat et, sağlık ocağı diyor...” Muhtar Kerim’in gözlerinin içi parladı. “Vallahi bunu diyeceğim ölsem aklıma gelmezdi, ama Kemal doğru söylemekte. Sadi Bey bugüne kadar çok uğraştı bizler için. Ama her şeyi de hemen yaptıramaz ki. Bakmış demek ki o da, küçük küçük gidelim demiş. Büyük işler baş ağrıtır. Hemen yapılmaz ki! Önce sağlık ocağımız olsun demiştir, sonra hastane. Hastane deseydi, zati ben de inanmazdım. Kimseler inanmaz buna!” Anında desteklendi köylü tarafından. “Bizim karnımız tok artık, inanmayız bunlara!” Kemal’in de onu desteklediğini sanan köylüler, hiçbir muhalefet olmayınca, kendilerini kaptırdılar bir anda. Bir telaş koptu gitti kahveden. Herkes Lütfü’yü yolun başında karşılamak için seferber olmaya hazırdı. Ama muhtar Kerim ilk önce kendisinin onunla görüşeceğini, sonra vakit kalırsa diğerlerinin konuşabileceğini söyledi. Bu bile köylünün heyecanını örselemedi. Evlerine koştu her biri. Sadi Bey’e verilmek üzere evlerinden getirecekleri hediyeleri almaya gittiler. Kahve boşaldığında Hasan, Kemal’in yanına çekti sandalyesini. “Sen şimdi muhtar Kerim’i destekledin di mi!” “Aslında desteklemedim. Daha önce yaptıklarını hatırlattım. Onlar istedikleri şekilde anladılar. Kararı vercek olan gene köylü..” “Peki sence bu sağlık ocağının altından ne çıkacak Kemal?” “Vallahi her bişiy çıkabilir. Bir arsa meselesi olabilir, birilerine ziyafet verdirecektir, köye toplar belki yine elalemi, hatta ilaç ticaretine bile atılmış olabilir.” Sonra acı acı gülümsedi. “Bekleyip görcez,” dedi, ancak kendinin duyabileceği şekilde. Muhtar Kerim, köyün başında Lütfü’yü karşıladı. Lütfü hemen ona Sadi Bey’den aldığı zarfı verdi. Bunun içinde gerekli her şey var dedi. Ne yapacağını anlattı. Köylüler de muhtar Kerim’in konuşması bitince evden getirdikleri, peynir, zeytin, zeytin yağı, limon ve benzeri hediyeleri Lütfü’ye verdiler. Hatta Hacı Sabri, bunu hacdan getirdim diyerek bir seccade bile hediye etti. Aldığı hediyeleri Sadi Bey’e ileteceğini söyleyen Lütfü, onları aracının bagajına doldurdu. O gidince köylüler de mutlu mesut topluca kahveye döndüler. Muhtar Kerim de eve gidip zarfı açtı. Zarfın içinden birkaç fotoğraf, bir hesap numarası, birkaç dilekçe çıktı. Lütfü’nün anlattıkları ile bunlarla ne yapacağını anlayan muhtar, hemen işe koyuldu. İlk hafta muhtar Kerim’in fotoğrafları köylülere göstermesi ile geçti. Fotoğraflarda birkaç vekil ile Sadi Bey yer almaktaydı. Aslında büyükçe bir masada çekilmiş resimlerdi. Sadi Bey zar zor seçilebiliyordu masada. Ama olsun, o karede yer almıştı ya bir kere. Bunlar Sadi Bey’in ne kadar önemli bir kişi olduğunun deliliydi. O da fotoğraflarla, Sadi Bey’in vekiller ile arasının ne kadar iyi olduğunu anlattı ballandırarak. Bu vekillerin nice yerlere sağlık ocağı yapılmasına ön ayak olduklarını tekrarladı durdu. Hatta haritada olmayan yerleri bile zikretti yeri gelince. İkinci hafta, Sadi Bey sağlık ocağı için verdiği dilekçeleri bana yolladı, dedi köylülere. Dilekçeleri yaydı çarşaf çarşaf. Köylü dilekçeleri gördükçe daha bir iştaha geldi. Bir ayı buldu bulmadı, bir gün soluğu kahvede aldı muhtar Kerim. Suratı sirke satıyordu. Yüzü sararmış solmuş, kaşları çatılmıştı. Çay bile istemedi Hasan’dan. Ondaki bu hali gören köylü sardı etrafını. “Ne oldu, hasta mısın muhtar Kerim?” “Keşke hasta olsaydım...” “Deme öyle, tövbe de muhtar!” “Derim Hayri, derdim büyük...” “Çaresiz dert, ölüm dışında yoktur muhtar. Ama anlatcen ki çaresini söyleyelim.” “Ahh hacı emmi, ne edem ben....” “Yahu kırağı mı düştü ocağına, ah’lara başladın?” “Keşke kırağı düşseydi. Ahhh!” “Hasbinallah! Anlat hele bir, meraktayız bak!” “Nasıl anlatıversem, umutlarımız kandil ateşi gibin söndü sönüvercek....” “Bizim umutlarımız mı!” “He ya, ne desem boş artık...” “Çatlatma adamı da konuş gari muhtar!” “Tamam, anlatıyom. Bakın şimci....” Cebinden mendili çıkardı önce sildi alnını, sonra konuşmaya devam etti. “Bizim sağlık ocağımız büyük tehlikede. Sadi Bey dedi. Az paraya ihtiyaç varmış. Ama diyor ekonomik kriz malum. Bende de çok para yok. Nasıl mahcup ama bunu derken. Köylümü nasıl yüz üstü bırakırım ben diyor. Bir sağlık ocağımız olacaktı ama...” “Neyin parasıymış ki bu?” “Bu işler için koşturup duruyor adam. Parasız olcek iş değil ki! Sorduğun soru mu!” “Bu devirde parasız olmaz di mi hiç bir şey!” “Adımını atsan büyük şehirde taksimetre gibi yazıyor şerefsizim!” “Doğru dersin muhtar.” “Ne etmeli ki acep?” “Çok mu para isterler?” “O kadar çok da değil aslında ama...” “Ne kadar, hele sen bi diyiver.” “Diyemem, yemin billah ettim diyemem. Sadi Bey yemin ettirdi. Beni küçük düşürme sakın köylüme dedi.” “Yahu nerden bilcek laf çıkmaz burdan. Boğaz kırk boğum demişler ama...” “Çok ısrar ettiniz, söyleyim gari. Ama bakın bundan kimsenin haberi olmeycek.” “Tamam olmaz.” “Yaklaşık diyor, 30.000 lira...” “Amanın, çokmuş harbiden!” Gözünü kıstı muhtar Kerim. Hemen atıldı ardından. “Yahu 30.000 lira ama ben bunun 7500’ünü karşılarım dediydi.” “Hımm, aslında adam bunca işi arasında hem Karasulak için koşturuyor. Bir de üstüne para koyuyor. Bence bunu düşünün bir ahali,” dedi Hayri. “Hakkı var Hayri’nin, kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez.” “Tavuğa bak,” dedi Hasan ocağın arkasından. “O paraya tavuk çiftliği kurarsın be!” “Hemen taş koyarsın zati,” dedi muhtar Kerim ve ekledi. “Daha iyisini düşünüyorsan söyleyiver.” “Bence hepten vazgeçin. Bu yaş iş. Benden de zırnık çıkmaz bilin.” “Bunca emek heba mı olsun yani!” “Ben diyeceğimi dedim,” diyerek arkasını döndü Hasan. “Bulur muyuz ki bu kadar parayı?” “Şimci bulamazsak sağlığımızdan olcez!” “Davranalım çabucak madem. Parayı denkleyelim.” “Kaç güne kadar acep?” “Bir hafta süresi varmış galiba...” diyerek mırıldandı muhtar. “Herkes ne bulursa bir hafta içinde döker ortaya. Sonrası Allah Kerim.” “Sadi Bey’e ne diyiverem ben peki?” “Yahu benim kenarımda köşemde vardı dersin. Bulursun bir yol yordamını muhtar!” İçten içe gülümsedi muhtar Kerim, ama kimse fark etmedi bunu. Elindeki mendille bu defa gözlerini sildi. “İşte benim köylüm. Karasulaklım! Sırtı yere gelmez, insanın ardında sizler olunca!” Sarıldı hepsine sıra ile. Kucakladı dolu dolu. Sonra çıktı kahveden. Kemal de düşünceli şekilde konuşmaları dinlemiş, kucaklama faslına yakalanmamak için çıkmıştı kahveden. Para ucu ucuna denkleştirildi. Birkaç hayvan ve bahçe bile satıldı bunun için. Ve herkes artık sağlık ocağı için gün saymaya başladı. Bir ay daha geçtikten sonra, temel atma günü geldi çattı. Tören için Sadi Bey dahil yaklaşık elli kişi köye gelmişti. Yenilip içilmiş, şenlik havasında geçmişti ilk iki gün. Üçüncü gün temel atma töreninde Sadi Bey, ilk küreği sapladığında, bir de küçük konuşma yaptı Karasulaklılara. “Ey vefakar ve de cefakar Karasulaklılar… Hemşehrilerim, köylülerim, canlarım, amcalarım, teyzelerim; Beni sizler yetiştirdiniz! Memlekete faideli bir evlat olduysam şayet, hepinizin bunda tek tek emeği vardır !” Alkış sesleriyle kesildi konuşması Sadi Bey’in. Meydandaki coşku hoşuna gitti. Seslerin dinmesini bekledi. “Bugün burada tarih hiç olmamış bir şeyi yazacak. El ele verenlerin, gönül birliği edenlerin, her işin altından nasıl kalktığını tüm umuma ispat edeceğiz. Kah inanmayanlar da oldu tabi bize! Amma, onların niyetleri zaten bellidir. Kalkınmamızı, gelişmemizi engellemek istediler! Fakat benim köylümlen arama kimse giremedi! Bu birlik ve beraberlik arzusu devam ettiği müddetçe de bu gelişim düşmanları avuçlarını yalayacaklardır. İlçe olacağımız, il olacağımız günlerde yakındır ya. Bu kendini bilmezler hasetlerinden çatlayacaklardır!” Alkışlar yine Sadi Bey’in konuşmasını kesti. Gülümseyerek devam etti. “Tüm bunları Cenabı Allah nasip edecektir bize inşallah! Heyecanlı olduğunuzun farkındayım. O sebeple sizleri daha fazla bekletmek istemiyorum.” Eline aldığı kürekle temeli attı. Tekrar köylüye döndü: “Bu ülkemizde bir ilktir. Bu ilki de Karasulaklılar yaşayacaktır. Hastahanemiz vatana millete, hayırlı olsun…” Alkışlar yavaşladı. Yüzler ekşidi. “Hepimize tekrar hayırlı uğurlu olsun!” Köylüden birkaç el çırpması dışında ses gelmedi. Kemal Hayri’nin kulağına eğildi. “Sağlığınızdan olmadınız di mi şimci.” Hayri bakakaldı.O sırada muhtar Kerim köylüleri fotoğraf için çağırıyordu. “Hepimiz aynı fotoğrafta olcez. Elinizi çabuk tutun! Mühim adamlarla kaç kere yan yana geliyoz!”
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||