Gökçe Fırat - Türk’e saldırmanın dayanılmaz hafifliği
TÜRKSOLU
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi   |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv: 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Türk'e saldırmanın dayanılmaz hafifliği
 
ÖZGÜR ERDEM
Azeriler burada Ermeniler nerede?
 
HALİT REFİĞ
"Aşk"ı Doğuda tanıdım Batıda "ölüm" gördüm
İNAN KAHRAMANOĞLU
Ermeni protokolü Ermeni manifestosu
 
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Siyasal takıntı
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Filistin'de budunsal temizleme
 
ERGİN KONUKSEVER
12 Eylül - 5
12 Eylül sonrası
 
YUNUS YILMAZ
RTÜK ahlâkımızı koruyor!
 
UMUT YALIM
...Ve ömrümüzün en güzel günleri (10,75)
 
OKAN İŞBECER
Soner Yalçın
ishal oldu
 
TUĞRUL ÇELİK
Uyuz ve "medeniyet"
 
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Türk yurdu Diyarbakır
 
EYKAN CAN
Bir kazığın anatomisi
 
TEVFİK KAYMAZ
Gavura allerji
 
 

Gökçe Fırat
Türk’e saldırmanın dayanılmaz hafifliği

1. Türk Tarih Kongresi

Atatürk, 1. Türk Tarih Kongresi’ni dinlerken

Atatürk, Dil ve Tarih

Fiziki bilimler doğrudan toplumların üretim sürecinin altyapısı olduğu için çok fazla önemsenir. Gerçekten de iyi mühendisleri olmayan toplumların ileri teknolojisi olamaz ve sonuç olarak da güçlü üretimleri olmaz. Dolayısıyla güçlü ülke için güçlü bilime gerek vardır.

Fiziki bilimlerin aksine sosyal bilimlerse çoğu zaman önemsenmez, çünkü bu tür bilim dalları gelişmese de toplumun gelişebileceği düşünülür. Oysa sosyal bilimler toplumun harcıdır, toplumu bir arada tutan işlev görürler.

Bu bakımdan tarih ve dil hemen öne çıkar. Atatürk’ün bir taraftan Türk Tarih Kurumu’nu diğer taraftansa Türk Dil Kurumu’nu kurması bu nedenledir. Çünkü bir ulus ancak bir tarih üzerinde ve bir dil aracılığıyla bir arada tutulabilirdi.

Atatürk’ün dil ve tarihe verdiği özel önem herkes tarafından bilinir. Kendisi devlet reisi olmasına karşılık bir tarihçi ve dilci gibi gece gündüz çalışmıştır.

Bu basit bir tarih ve dil merakından kaynaklanmaz elbette, Atatürk için en acil olan ulusal ihtiyaç, milli bir maneviyattı. Bu ise ancak güçlü tarihi bağlar ve dille yaratılabilirdi. Bir nevi toplumun kendine güveninin gelmesi için, toplumun kendi gücünü görebilmesi için, toplumun kendi değerini fark edilmesi için yapılan bir terapiydi bu.

Ulusal Kurtuluş davasının lideri için ulusal ordu çok önemliydi çünkü Ulusal Kurtuluşu sağlayan bu orduydu. Ama ulusal bağımsızlığın garantisi, ulusal tarih, ulusal dil ve ulusal kültür alanında kazanılacak başarıydı.

İşgal orduları Batıda evlerine yenik olarak dönmüştü ama Batı asıl büyük ordusunu işgal için yeni hazırlıyordu. Bu Batıcı tarih ve kültür istilasıydı. Gerçekten de Atatürk’ün ölümü ile ulusal tarih, ulusal dil ve ulusal kültür rafa kaldırıldı ve bunun yerine evrensel denilerek Batı tarihi, Batı kültürü ve Batı dili konuldu. İşgal ordularının başaramadığı Anadolu’nun işgalini artık Batılı sosyal bilimciler yapacaktı.

Atatürk’e saldırı

Atatürk’ün ünlü “Ne mutlu Türküm diyene” ve “Türk, öğün, çalış, güven” özdeyişleri ulusal maneviyat için son derece önemliydi. Ulusal maneviyatı bozmak içinse iki şeye sistemli bir saldırı başlatıldı birisi doğrudan Atatürk diğeri ise Türklük.

Atatürk’e saldırmak Batılı için son derece önemliydi. Çünkü Atatürk, adıyla bile bu ülkenin en temel değeriydi. Atatürk’ün olmadığı bir Türkiye düşünülemezdi bile, Atatürk’ü çıkarttığınızda Türkiye dağılıverirdi.

Atatürk’e saldırı, yakın tarih üzerinde bir yığın saptırmaya ve yalan propagandaya dayandı. Camilerin ahır yapıldığından Kuranların yakıldığına, Kuran okuyanların hapse atıldığından Atatürk’ün İngiliz ajanı olduğuna dair bin türlü yalan, tarih adına piyasaya sürüldü.

Bir şeyi kırk kez tekrarlarsanız gerçek sanılır düsturundan yola çıkarak Atatürk için de aynı yalanları 40 gün değil 40 yıl bile değil 80 yıldır yayıp duruyorlar. Bu tarihi çarpıtmanın piyonu ise Şeriatçılar. Batılıların Atatürk’ü yıpratma kampanyasının taşeronu olma görevi bu kesime verilmiştir ve onlar da görevlerini yerine getirmektedirler.

Türklüğe saldırı

Batının aynı sinsilikte bir başka oyunu ise Türklüğe saldırı kampanyasıydı. Türklüğe saldırı kampanyasını doğrudan Batılı üniversiteler üstlendi. Türk’ün tarihi yok sayıldı, görmezden gelindi.

Benzeri bir eğilim ülke içinde de gelişti. Batıcı bir tür sözde ilericilik, Türk tarihinin küçümsenmesi, yok sayılması hatta Türk düşmanı görülmesi için piyasaya sürüldü. Daha 40’lı yıllarda başlayan bu tür bir tarih akımı çok büyük bir başarı da kazandı. Bugün Türkiye’nin pek çok ilericisi Türk tarihinin ve Türk değerlerinin düşmanıdır.

Bu büyük tuzağı gören gerçek ilerici ve solcu aydınlarımız da elbette vardı. Niyazi Berkes, Doğan Avcıoğlu, Attilâ İlhan gibi önemli düşünürler daha 60’lı yıllarda bu oyunu bozmak için uğraş vermeye başladılar. Avcıoğlu bir iktisatçıydı ve sol teorisyendi. Ama buna karşın Türklerin Tarihi’ni yazacaktı. Attilâ İlhan ise daha yakın bir tarihi araştıracak ve milli bir solculuğun tarihi değerlerini inşa edecekti.

Ulusal Sol için, ulusal tarih olmazsa olmazdı. Çünkü solculuk zaten Türk’ün tarihinde mevcuttu, kaldı ki tarihsiz bir ulusun bırakalım solcu olmasını ulus olarak bile varlığını sürdüremezdi. Bu nedenle ulusal tarih, ulusal solculuğun vazgeçilmeziydi. Çok yakın dönemde kimilerinin solculuk adına yaptığı “tarihle barışma” gibisinden bir politik manevra değildi bu.

Batıcı tarih anlayışının sinsiliği “Türk’e rağmen Türkçülük” anlayışında yatıyordu. Bu tez, Türklüğü kendinden menkul bir kısım sözde ilericiye, Türk tarihi üzerinde istediği gibi tahrifat yapma, istediğini Türk görmeme hakkını veriyordu. Onlar da bunu yaptılar ve Türk tarihindeki her şeyi yok saydılar.

Osmanlı ve Selçuklu böylece çöpe atıldı. Osmanlı ve Selçuklu’nun çöpe atılması ise Türk’ün Anadolu’daki hak iddiasının çöpe atılmasıydı aslında. Yunanlılar Anadolu bizim derken, Anadolu toprakları üzerinde hak iddia ediyordu. Osmanlı ve Selçuklu düşmanı tarih tezleri de Yunanlıları doğrulamak için ortaya çıkarılmıştı.

Çok Türkçü geçinen bir iddiaydı bu ama aslında Türk’ü köksüz bırakıyordu. Kök ise son derece diplomatik bir kelimeydi. Türkiye Cumhuriyeti bu topraklarda kimin devamı olarak bulunuyordu? Türkiye’den öncesi Türk değilse, Türkiye’nin bu topraklarda bir hakkı olamazdı.

Cengiz Han uygarlığı

Böylesine sinsi bir Türk düşmanlığı aynı zamanda Batının büyük yalanları ile birlikte yürüdü. Batı için Türk tarihi tümüyle barbarlığın, istilacılığın, yağmanın, çapulculuğun tarihiydi. Türk’ün övünebileceği bir kültürel mirası yoktu.

Bu noktada Batı çok büyük bir yalana sarılmıştı ve bu yalanı hâlâ da sürdürmektedir. Ama Batılı üniversiteler, yayınlar ve büyük medya ağı sayesinde bu yalanlar Türkler tarafından bile doğıru kabul edilir duruma gelmiştir.

Oysa ki Türk, tarihin her döneminde en ileri ve ilerici toplum olmuştur ve Türk’ün kurduğu tüm devletler de döneminin en ileri devletleri olmuştur.

Cengiz Han Batılılar tarafından tarihin en büyük canilerinden biri olarak gösterilir, at üzerinde toprak fetheden ve yağmadan başka bir geliri olmayan bir imparatorluk kurmuştur.

Bu elbette ki büyük bir yalandır, Cengiz Han’ın imparatorluğu tarihin en büyük devletlerinden biridir. 1200 ile 1350 yılları arasında bugünkü Çin’den Anadolu’ya kadar dünyanın neredeyse yarısına hakim olmuştur.

Cengiz Han ve oğulları Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlamış, ticareti tek bir devlet tekeline almış, bu sayede tarihin o dönem için en büyük ticari gelişimi sağlanmıştır. Yağmanın değil küresel ticaretin bugünkünden 800 yıl önce sağlandığı bir dönemdir.

Büyük imparatorluklar, büyük savaşçıların yanında büyük bilim adamları da yaratırlar. Bugünkü Çin’i birleştiren ve merkez bir devlet haline sokan Cengiz Han’ın oğlu Kubilay Han’dır. Kubilay Han, tarihe Çin imparatoru olarak geçmiştir ama Marco Polo’nun Çin İmparatoru olarak ziyaret ettiği kişi aslında bir Türk’tür.

Marco Polo’nun seyahatnamesinde geçen ve Çin’e ait ilericilik simgesi olan ne varsa Kubilay’ın yarattığı bir uygarlıktır. 1250-1400 yılları arasında Çin, tarihin ilk sanayi devrimini gerçekleştiriyordu ve 1700’lü yılların Avrupa sanayi devriminden çok daha önce makineli üretime geçmişti.

Kağıt, barut, pusula gibi icatlar da bu dönemde geniş kullanım alanına kavuşmuş ve buradan Batıya geçecekti.

Cengiz Han’ın İran’ı yöneten torunu Hülagü döneminde ise ilk önemli ve büyük rasathane Maraga’da kurulacak ve başındaki büyük Astronom Nasireddin Tusi, Kopernik’ten 400 yıl önce güneş merkezli evren modelini çizecekti. Kopernik’in çizimi ise Tusi’den olduğu gibi çalıntıydı.

İbni Sina
İbni Sina
Biruni
Biruni
Ömer Hayyam
Ömer Hayyam

Timurlu Rönesansı, Babürlü laikliği

Cengiz Han devri 1350’lerde bitiğinde yerini yine bir başka Türk imparatorluğu dolduracaktı: Timurlular.

Timurlular ise bugünkü Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar olan coğrafyada büyük bir imparatorluk kuracaktı. Batılı tarih için Timur sadece gaddarlığı çağrıştırır ve onun üzerine vahşet hikayeleri anlatılır durulur.

Oysa Timur dönemi tarihte erken bir Rönesans dönemidir. 1350-1500 yılları arasında Timur imparatorluğu dünyanın kültür başkenti Semerkand’ı yaratmıştır.

Timur’un torunu Uluğ Bey, büyük bir astronomdur ve yaptığı yıldız gözlemleri 400 yıl kullanılmıştır. Aynı dönemde Ali Kuşçu da yetişecek ve sonradan Osmanlı’ya gelecektir. İtalya henüz Rönesansı yaşamazken, Herat’ta büyük bir minyatür ustası Behzad resim yapmaya başlamıştı bile.

Timur döneminin bilimsel gelişimi aynı zamanda sanayi atılımına da denk gelir. Timur Ordusu ve şehirleri makinelerin kullanıldığı örnekleri yaratırlar. Bizim bugün kullandığımız otomatik su sebillerinin ilk örnekleri daha o dönemde kullanılıyordu.

Timur’un bir diğer torunu Babür Şah ise Hindistan’da büyük bir imparatorluk kuracaktı. Kendisi de büyük bir şair olan Babür’ün imparatorluğu, tarihin ilk laik devleti olacak ve 1870’te İngiliz sömürgeciliği tarafından yıkılacaktı. Babürlü dönemi de Hindistan’ı sanatta öne çıkartmış, Delhi dönemin Kültür Başkentlerinden biri olmuştur.

Ama Babürlüler aynı zamanda sanayiyi de geliştirmişler, mekanikte ilerlemişler, makineler icadetmişlerdir. Babürlü şehzadelerinden Ekber Şah da büyük mucitlerden ve sanayicilerden biridir.

Selçuklu tıbbı, Osmanlı mühendisliği

Çin’den İran’a, İran’dan Hindistan’a Cengiz Han’ın ve Timur’un soyundan Türkler böylesine büyük bir sanayi ve uygarlık atılımı yaparken arka arkaya Gazneliler, Karahanlılar, Selçuklular dönemi de 800-1300 yılları arasında Hindistan’dan Azerbaycan’a, İran’dan Anadolu’ya büyük bir uygarlık kuracaktı.

Takiyüddin'in icatları
Takiyüddin'in icatları
Takiyüddin'in icatları: Bir dinamo (üstte) ve buhar türbini

Takiyüddin'in gözlemleri
Takiyüddin'in astronomik gözlemi

Doktorların doktoru İbni Sina, dünyanın yuvarlak olduğunu ilk bulan Biruni bu dönemin Oğuz Türklerinden ikisidir.

Hemen aynı dönemde Ömer Hayyam matematikte bir deha olacak, yeni bir takvim hazırlayacaktır ki burada bir dünyanın bir yıllık dönüşü bugünkü değeriyle ölçülecektir.

Tarihin ilk önemli hastanelerini Selçuklular kuracaktır. Bugün bile Anadolu’da kalıntıları kalan Darüşşifalar Batıdan 500 yıl öncedir. Cerrahiden psikolojik tedaviye, oradan müzikle tedaviye, göz ameliyatlarına kadar tıp Türkler tarafından geliştirilecektir.

Mevlana dergahını Konya’da kuracak ve edebiyatın, tasavvufun, felsefenin atılımı sağlanacaktır.

Uygarlık denilir de Osmanlı bunun dışında bırakılabilir mi...

Osmanlı, tarihin en uzun süreli devleti olmuştur, Kuruluşu 1299’dur yıkılışı 1918. Altı yüzyıl ayakta kalan bir devletin bilimsel bir temelinin de olması gerekir.

Gerek Fatih öncesi gerek sonrasında Osmanlı savaş sanayisini besleyen büyük bir bilimsel gelişmesi vardır. Bizzat Fatih Sultan Mehmet, tophanede çalışan bir mühendistir.

Daha sonra Osmanlı’nın Piri Reis ve Barbaros gibi büyük denizcileri çıkacaktır. Osmanlılar Viyana’ya kadar gidecektir. Bu kadar fetih, elbette at sırtında ve sadece ruhla yapılamazdı. Osmanlı önce bilimsel fetihler yapıyor ve bunları sanayiye uyguluyordu.

Osmanlı biliminin doruk noktası Taküyiddin’dir. Matematikçi, astronom ve mühendistir. Kurduğu İstanbul Rasathanesi ve yaptığı astronomi çalışmaları son derece önemlidir ve çağını aşan bir bilimadamıdır.

Önemli de bir mühendistir. Mekanik saatlerin ustasıdır, fakat önemli bir buluşu su ve buharlı türbindir. Bize Avrupa’nın icadıdır, buharlı makine sanayinin temelidir denilse de, Takiyüddin 1550’li yıllarda suyla çalışan, buharla çalışan motorları tasarlamıştır. Bu buluşlar sanayiye de uygulanmış, özellikle Osmanlı Donanması ve Ordusu’nda kullanılmıştır.

Atatürk uygarlığı

Son büyük Türk atılımı ise yine Anadolu’da Atatürk tarafından başlatılmıştır. Atatürk, tıpkı ataları gibi büyük bir savaşçıydı ve yine tıpkı ataları gibi aynı zamanda uygarlık savaşçısıydı.

Atatürk döneminde tarımda, sanayide büyük atılımlar yapılmış, Türk mühendisleri uçak yapmıştır. Bugün otomobil motoru üretemeyen bu ülke Atatürk döneminde uçak motoru üretiyordu.

Atatürk döneminde aynı zamanda Türk dili öz alfabesine kavuşturulmuş ve bu sayede Mevlana gibi bin yılın şairi olacak Nâzım Hikmet yetişmiştir.

Türk dili ve tarihindeki araştırmalar, arkeolojinin kuruluşu, büyük bir uygarlık araştırma seferberliği başlamıştır.

Türk, öğün, çalış, güven

Tarihte tesadüflere yer vardır ama çok kısa süreli olarak. Bir devlet uzun süre yaşıyorsa, hele hele gelişiyorsa mutlaka ama mutlaka güçlü bir ordusu olması gerekir, bu ordu için güçlü bir bilimsel gelişmeye ve sanayiye ihtiyaç vardır.

Tarih boyunca Türkler hep iyi savaşçı olmuşlardır çünkü çok iyi bilimadamı ve mühendistirler. Attila’nın oku döneminin mucizesiydi, Cengiz Han’ın sadağı ve okunun hammaddesi de tesadüfün değil bilimin eseriydi.

Timur’un filleri hayvan psikolojisinin eseriydi, Fatih’in topları mühendishanenin. Donanma’nın temelinde mekanikte ve türbin enerjisindeydi. Tac Mahal’i yaratan Türk’ün sanat zevkiydi ama bu zevkin temelinde bir mimarlık dehası yatıyordu.

Atatürk boşuna Türk, öğün çalış, güven dememişti.

Türk’e saldırmak içinse ne bilime, ne sanata, ne çalışmaya gerek vardır, cehalet ve kendini beğenmişlik yeterlidir.

Türk’e saldırmak kolaydır ve ucuzdur. Ama Türk’ü savunmak zordur ve emek ister.

Ama Türk, tarihin zorlukları yenmek için ortaya çıkardığı bir millettir...

 

Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Yazınız için tebrik ediyorum sizi.Kimsenin deyinmediği bir ayrıntıyı yakalayıp çok anlaşılabilir ve haklı sebeplerle yorumlamışsınız kaleminize sağlık.

Mehmet Aydın, İstanbul
25 Ekim 2009


Fakat elbette ki sözleriniz doğrudur.Ancak zamanın Bilim adamları,Türk-İslam Bilginlerimizin,eserleri,günümüz türkçesi ile terceme edilse ve bunlar eğitim sistemimizde yerini alsa,daha da güzel olacak, okullarda öğrencilerimizin,öğretmen olması,öğretmenlerin,öğrenci olması, gerçek öğretmenlerin,merhametli ve sevgi ile öğrencilerine yaklaşması lazımdır,bir çok eğitimci var ki,öğrencisine dersi sevdirmekten aciz, öğrencilerine kızarak,bir şeyleri öğretmeyi planlayan bir sistem asla kabullenilemez. Aynı zamanda bugün kü avrupa'nın modern tıp dediğimiz şey bizde zaten mevcuttur, hani derler ya kendileri, biz İslam Dünyasına beşyüz yılda yetiştik,bunu söylerler. Aynı zamanda Modern Tıp'ta kullanılan araç ve gereçlere baktığımızda, beş yüz yıl önceden aynı, tıpta ki araç ve gereçlerin sadece yenileştirilerek,ya da şöyle diyelim, aynısı üretilerek, şimdi Tıp'ta kullanılıyor. Kuvvetler Ayrılığı ilkesini bile biz daha önceden çoktan bizim Türk-İslam Alimlerimiz  bulmuştur. Bunu ülkemizde yaygınlaştırmak için kullanmamız gerekir.
SAYGILAR

Ali Oğuzhan, Ankara
24 Ekim 2009


Türkiye adına çok üzülüyorum biran önce  başımıza atatürkçü bi parti gelmesini istiyorum. AKP'den de nefret ediyorum.

Berna, İstanbul
23 Ekim 2009


Ufku geniş, bütüncül ve bütünleştirici, böylesi bir dönemde ihtiyaç duyulan, ayakları yere basan ve baştan sona, ayrımsız geçmişten geleceğe bir duruş örneği gösteren emeğinize sağlık... saygılarımla

Anonim, Ankara
23 Ekim 2009


Tutumunuz, emeğiniz, çalışmalarınız, yaptıklarınız ve yapacaklarınız için teşekkürler...

Anonim, Kastamonu
23 Ekim 2009


Sayın Gökçe Fırat;
İki haftadır çok güzel dersler veriyorsunuz. Türkler her daim en uzun süreli devletleri kurmuşlardır. Çünkü bu devletler  muazzam bir skeri gücün yanında çok güçlü bir medeniyete de dayanıyordu. Zaten örneğin Osmanlı Devleti'nin askeri üstünlüğünü yitirdikten sonra  bile bir asından fazla yaşamasının sebebi hikmeti de bu olsa gerektir. Aslında bu tür Batıcı bir tarih anlayışı da İnönü döneminin bize bir armağanı. Atatürk döneminde yayımlanan tarih kitaplarında Türklüğe sahip çıkılırken İnönü döneminde Batı klasiklerinin Türkçe'ye çevrilmesiyle başlayan Batılılaşma süreci ve Atatürkçülüğü İnönü Atatürkçülüğü olarak algılayan sözde Atatürkçüler arasında Türk'ten nefret eden böyle bir akım oluştu. Atatürkçüleri yeniden tarihiyle barıştırmaya yönelik yazılarınıza sonuna kadar katılıyorum.

Günay Yıldız, İstanbul
21 Ekim 2009


Sevgili Gökçe,
Türk’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği yazınız çok çok önemli Türk’üm diyebilenler için. Hindistan’ı Türkler birleştirmiş, Çin’i Türkler birleştirmiş. Ama ülkemizi bir türlü birleştiremiyoruz. Tarihin bize verdiği dersler bunlar… Neden anlayamıyoruz hala neden?
Atatürk’e, Dilimize ve Tarihimize dil uzatanların şunu bilmesi gerekir; gerçek Türk kanı taşıyan herkes diline de tarihine de sahip çıkacaktır. Bu büyük miras Atalarından onlara kalmıştır. Bunu yaşatmak da her Türk’ün vazgeçilmezlerindendir.
“Türk’ü savunmak zordur, emek ister”, demişsiniz. 2002 yılından beri yazdığınız tüm yazılarınızda Türk’ü hep savundunuz. Emeklerinizin boşa çıkmamasını yürekten istiyorum. Bu yazılarınızı her Türk’ün okumasını da…
Yazılanların okunması, okunanların kavranması ve eyleme geçilmesi; ulusal kimliğimize yeniden kavuşmamız dileğiyle iyi çalışmalar…

Yaşar Aksu, İstanbul
21 Ekim 2009


Sizin yazılarınızı daha önce okumamıştım ama bu yazınız dikkatimi çekti ve gerçekten çok güzel bir açıklama olmuş ama bunları cahillere anlatmak zor.....

Türk, Antalya
20 Ekim 2009


Uluğbey ve ali kuşçular 1400 yıllarda bile astronomide mükemmel derecede büyük bir adım atmışlar.acaba şimid yani 600 yıl sonra bile nerde olmamız gerekirdi.?açık ve orta da aynı yerde çünkü gericiler her zaman köstek olmaya devam etmişlerdir.halende devam etmektedirler.

Ergin, İstanbul
20 Ekim 2009


Halbuki Koca Yurekli Gazi ne dedi bir hatirlayalim :
'Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır'.
( 1935 )
Isterdim ki Ataturkun dusuncelerini benimseyen,Ayrica dinide kendinde yasayan ve siyasetin kirli emellerine alet etmeyen biri olsun..sadece kendi maasini ve cebini degilde halkinida dusunen.. Tasvir ettigim kisi tabikide Mustafa Kemal,Keske.. Ben ABD de yasiyorum,ve biliyorum ki buranin insanlari dunyaya gelmis en bos en kibirli insanlar...

Emre Davranoğlu, ABD
20 Ekim 2009


Nereden nereye geldiğimizin güzel bir özeti. Türkler tarihleri boyunca hep medeni olmuşlardır. Başımızda gerçek bir Türk iktidarı olsa bunu bütün dünyaya tekrar gösterebiliriz.

Kemal Birden, İstanbul
19 Ekim 2009


Madem bu kadar buluşları  başarmışız tarihimizde sormak lazım şimdi neden hiç bir şey üretemeyen tamamen dışa bağımlı bir millet olduk ? bence bunun cevabı türk milletinin yumuşak karnı din ne yazıkkı dinle afyonlanıyoruz .

Barış, İstanbul
19 Ekim 2009


Ben aslen tunceliliym tuncelili olan kişi horasan göcmeniym der horasan gcmeni olan kişi kürt olmaz ahmed yesevi horasanlıdı türkmendi pir sultanlar hacı bekdaşlar şah ismailler ve nice pirler dedelir...
ne mutlu Türküm diyene!
Kürtler tuncelimi büyük oranda olsa kürtleştirdi ama elbet birgün halk akıllanacak bilincli kişiler sayesinde
Benm anne tarafmda baba tarafmda evlernde Atatürk resmini eksik etmezler.
Atatürk yok Dersim katliamı yapmış deyip halkı iyice düşman etmeye calısıyorlar.
size rica ediyorm Türksolu lütfen tunceli hakkında tunceli halkını bilgilendirmek için ya bizlere bi akıl verin yada bi kampanya başlatın destek olalım. oradaki halk 2 ates arasında onlarda herseyin farkında ama ellerini bulastırmıslar bikere kollarınıda kaptı bu terör laneti lütfen arkadaslar yardımcı olalım aklıma pek bişey gelmiyor ama ne bileyim tuncelimiz has ve has Türk ama ne yazık ki kürtlüğü secen yüzde 60 buda d.bakırdan gelen ve evlenip yörede agalık yapan millet vekilleri belediye baskanları yada diğer resmi makam agalarıdır.
Tuncelim kürt deil ve kürt olmayacaktır... !

Ahmet, Elazığ
19 Ekim 2009


Her şeyimiz iyi her şeyimiz güzel fakat bir yanımız varki çok kötü ... bizler bir türlü tarihin şamarını yemeden ayağa kalkamıyoruz. sevr antlaqşması olmasaydı acaba kurtuluş savaşını yaşarmıydık yada orta asyada iklim değişikliği olmasa batıya göçermiydik. çinliler bunları bilip bizi haşlama kurbağa taktiği ile yendi..ya şimdei ülkemiz adım adım bölücülüğe ve gericiliğe kurban edilirken yine uyuyoruz sadece kurbağa olmayan Türksolu kaldı hepimiz bunu destekleyelim her kahveye en az bir gazete koyalım.

Cumhur Tepecik, Çorum
19 Ekim 2009


Sayın Fırat,
Geçen sayıdaki "Osman Gazi'den Gazi Kemal'e" yazısının devamı olarak gelen bu yazınız da açıkçası kendi milletinin düşmanı olan zihniyeti yerden yere vuruyor.
Saygılar...

Ali Yalçın, İstanbul
19 Ekim 2009


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40
j