![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Yavuz Sultan Selim’in tarih boyunca “Filistin” diye bilinen topraklardan 1516’da geçtiğini varsayar ve Birinci Dünya Savaşının sonlarına doğru İngiliz Generali Viskont E. H. H. Allenby’nin Kudüs’e girdiği 1917’yi tek-tanrılı üç Orta Doğu dini için kutsal sayılan bu topraklardan çıktığımız yıl olarak düşünürsek, bizim oradaki varlığımız 401 yıllıktır. Bu uzun süre içinde Müslüman ya da Hıristiyan Araplarla Yahudiler arasında bugün, her gün ve her saat yer alan karşılıklı kanlı olayların hiçbiri yer almadı. Britanya emperyalizminin oraya girişiyle her şey değişti. Bugün için önemli olan gerçek oradaki Britanya Manda yönetiminin sona ermesinden önce bile, Siyonist önderliğin yerlileri öldürme ve korkutarak kaçırma yoluyla Filistin topraklarının tümü üstünde egemen olma ve onun yerine bir Yahudi devleti kurma yönünde kararlı olduğudur. Siyonist ülkünün odağında bu düşünce yatar. Bu gerçeği bugünün koşullarında anımsamanın olayları anlamamızda yardımı olacaktır. Filistin’in tümünde yalnız Yahudiler için bir devlet tasarısı Filistin-İsrail ilişkilerinin geçmişini, bugününü ve yarınını doğru değerlendirmenin anahtarıdır. Filistinlilerin adım adım ortadan kaldırılışını açıkça konuşmadan bu tarihsel acının özünü kavramak olası değildir. Bu gerçeğin öteki ikizi de 1918’de Filistin’deki Yahudi varlığının toplam nüfusun yüzde 5’i dolayları ve toprak sahipliğinin de bu sayıdan da düşük olduğudur. Yahudi devletinin başından bu yana izlediği siyaset ise, kendinden olmayanları ortadan kaldırarak ülkenin tümünü ele geçirmektir.
İsrail’in ilk Başbakanı David Ben-Gurion (1886-1973) Filistinlilerin budunsal temizliğini tasarlamış olan kümenin başındaydı. Menahem Begin (1913-92) komutasındaki “Irgun” benzeri silâhlı çeteler Filistin köylerine saldırıp yerlileri ya toptan öldürdüler ya da kaçmağa zorladılar: General Yitzhak Rabin (1922-95) buyruğu altındaki düzenli ordular Arap topraklarını çiğneyip geçti. Kimi kazıbilimcilerle birlikte çalışan Tevrat ve İncil uzmanları da Filistin coğrafyasını Yahudileştirdi. Filistinlilerin budunsal temizliği üç din için de anlam taşıyan bu topraklarda yalnız ve yalnız Yahudilerin devletinmi kurmayı amaçlayan Siyonist ülkünün bir ürünüydü. Kişinin Yahudi dininde bulabileceği çoğulculuk Siyonizmin budunsal niteliğinde yoktur. Yüzyıllara yayılan Yahudi kuşakları Filistin’i kutsal bir haç yeri olarak görüp yetindiklerinden Yahudi inançlarının eskiye bağlı olanları ya Siyonist değillerdir ya da Siyonizme karşıdırlar. Bu nitelikleriyle ünlenmiş olan İsrailli ya da başka devletlerin yurttaşları olan Yahudi aydınlarıyla uzun yıllar dostluğum oldu. Ancak, Siyonist yaymacası bu Tevrat ve İncil kuşağını yeni baştan yorumlayarak onu yükselen ulusalcı akımın belkemiği durumuna getirdi. Siyonistlere göre, bu toprakları ya sözde “yabancı” Filistinliler ele geçirmişti ya da Filistin bomboş bir ülkeydi. Bu durumda, sanki insanı olmayan bir yere toprağı olmayan bir halk götürülecekti. Birleşmiş Milletler’in 29 Kasım 1947 tarihindeki Filistin’i bölme kararı sonu gelmeyecek gibi görünen bir düşmanlığı ve kan dökümünü hazırladı. O zamanki Türkiye’nin bu karara karşı oy kullanmasının nedeni de buydu. Ne var ki, kararın Amerikan baskısı ve oyunlarıyla alınmasıyla Filistinlilerin budunsal temizliği de hemen başladı. Kıyıları, doğudaki vadileri, aşağı Galile bölgesini ve Negev’i Yahudilere bırakmış olan BM tasarısı Siyonist önderlik için yeterli değildi. Araplar için düşünülen ve gitgide ufalan topraklarda ise bir Filistin devleti bugün bile kurulamamıştır. Ben-Gurion’un başbakanlığıyla birlikte tüm Filistin’in işgâli ana hedefti. Şimdi yeni Sheraton Oteli’ne otomobil parkı yapmak için yerle bir edilmiş olan ve eskilerin “Kırmızı Ev” diye andıkları o ilginç yapıda 10 Mart 1948’de yaklaşık bir düzine Siyonist ileri geleni toplanıp Filistin’de budunsal temizlik için son tasarılarını onaylamışlardı. İbranice “Dalet” sözcüğünden ötürü “D Tasarısı” diye bilinen bu dördüncü ve son karara göre, Filistinlilerin yaşadıkları yerler silâhlı Yahudi çetelerce çevrilecek, uzaktan bombardımana tutulacak, yerlilerin evleri başlarına yıkılacak, içlerine korku salınacak, sokağa fırlayanlar öldürülecek, korkup kaçanlar uğradıkları dehşeti anlatınca yakın köyler de kendiliğinden boşalacak, boş kalan konutlar yakılacak ve gidenlerin geri gelmelerini engellemek için dönüş yollarına mayınlar döşenecekti. Bu tasarının uygulanmağa başlamasından sonra ilk altı ay içinde, Filistinlilerin yarısı yerlerinden oldu, köyleri yerle bir edildi ve kent yerleşim bölgeleri de belirli biçimde boşaldı. İlk Yahudi saldırıları her ne kadar rastgele idiyse de, o kısa sürede bile 75.000’i ya öldürüldü ya da kaçtı, ama bu ilk girişimleri yaygın bir temizleme izledi. En çok bilineni Deir Yasin’deki olmak üzere, art arda toplu kıyımlar oldu. On üç ay içinde Tiat Haifa (11 Aralık 1947) ile başlayıp Kirbat İlin’le biterek (19 Ocak 1949) en az otuz bir toplu kıyım yapıldı. Araplar buna Yahudi “Holokostu”na karşılık “Nakba” diyorlar. Bu kanlı olayları Kfar Kassım (1956), Kibya (1950’ler), Samoa (1960’lar), Galile (1976), Sabra-Şatila (1982), Kfar Kana (1999), Vadi Ara (2000) ve Cenin Göçmen Yerleşkesi (2002) izledi. Bu arada, İsrail Hükûmeti Mısırlı önder Gamal Abdülnasır’ın tehlikelerin sınırından geçen diplomasine tepki olarak Haziran 1967’de bu ülkeye saldırarak topraklarını üç kat büyüttü. İsrail o zamanlar Kızıl Deniz’e bakan ve Um Raşraş denen, ama şimdi Eilat adını almış olan limanı da ele geçirince, güney Negev de Yahudi devletinin parçası oldu. Ürdün’den alınan Batı Yakası da, Suriye’den koparılan Golan tepeleri de. Galile’nin tümü de Yahudilerin eline düştü. İsrail kuzey komşusu Lübnan’a 1967, 1978 ve 1982’de üç kez saldırdı. Silâhlı Yahudi güçleri güney Lübnan’da da işgâl altındaki tüm Filistin topraklarında olduğu gibi, saldırgan ve sömürgendiler. Silâhlı saldırganlar toplu kıyım, su kaynaklarını zehirleme, yıkım ve benzeri eylemlerin doruğundalarken, Siyonist ileri gelenler Filistinlilerin topraklarını ve konutlarını ilerleyen Arap güçlerine yer açmak amacıyla “kendiliklerinden” bıraktıkları yalanını yaydılar. Filistinliler şehit olur ve geride kalanlar acılar içinde kıvranırken, saldırganların başındakiler sözde “savunma” yapıyorlardı. Bunların başındakiler de sonraki yıllarda teker teker İsrail yönetiminin başına geçtiler. İsrailli Yahudilere bakılırsa, Filistinliler yalnız Batı Yakası, Gazze ve bir de yabancı ülkelerde yaşayanlardı. Sanki İsrail Arapları aynı ulusun bireyleri değillerdi. İsrail yurttaşlarıyla evlenmiş olan Filistinli Araplar bile, yıllarca İsrail’de yaşamış olmalarına bakılmaksızın, Batı Yakası ve Gazze’ye yollandılar. Bu son faşist yasasına karşı çıkıp yargıya başvurmuş olanları da İsrail Yüce Mahkemesi haksız buldu. Budunsal temizlemenin ilk adımlarını dünya görmedi. Siyonist ileri gelenleri olayları çarpıtan yeni anlatımlar ileri sürdü. Ne var ki, olay artık yalnız Filistin’in işgâl edilmiş olması da değildir. Baştan sona budunsal bir temizlik söz konusudur. Filistinlilerin yaşam biçimleri sıradan bir işgâlden daha da kötüdür. 1990’ların “Oslo antlaşmaları” diye bilinen süreç sorunun temeline inmiyor. Günümüz İsrail uygulaması eski Filistin’in bütününde Yahudi devleti kurma tasarısıdır. Son yapılan kamuoyu yoklamalarına göre, İsrailli Yahudilerin yüzde 70’i İsrail sınırları içinde yaşamakta olan Yahudilerin atılmasından yanadırlar. Bu devleti Batı yakasından ayıran yüksek beton duvarların yakınlarında yaşamakta olan Filistinlilerin ilk hedef olacakları anlaşılıyor. Bu devletin sınırları içindeki toprak üstünde yılladır Siyonist ileri gelenlerinin kurdukları Yahudi Ulusal Fonu egemendi. Benjamin Netenyahu (1996-99) ve Ariel Şaron (2001-03, 2003-06) yönetimlerinde bu egemenlik önemli ölçüde özel girişimcilerin eline geçti. Ancak, Filistinliler her iki olayda da haklarını yitiren konumdadırlar. Öte yandan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun birkaç kez alınan (örmeğin 16 Aralık 1992 tarihli ve 47/80 sayılı) kararlarında görüldüğü gibi, uluslararası toplum bu türlü bir budunsal temizlemeye karşıdır. Ancak, Filistin’in geleceği bunu gösteriyor.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||