![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Gazetede yazmaya başlayalı ne kadar zaman oldu bilmiyorum. Hep emek sermaye çelişkisinden dem vurdum. Hep varsıllarla yoksullar arasındaki refah uçurumundan ve bu uçurumun neden olduğu büyük insani savaştan söz ettim. Kimi zaman aşktan, karşı cinsle ilişkiden, giderek yayılan yalnızlaşma sürecinden bahsettim. Devrimci arkadaşlığın değerini ve zor oluşum sürecini değerlendirmeye çalıştım. Özellikle Mustafa Kemal Paşa önderliğinde verilmiş olan birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın üstünde durdum. Bizim ulusal kurtuluş savaşımızın dünya üstünde yaşanmış en kutsal savaş olduğunu yazdım. Ve elbette bu ülkeyi seven bütün samimi insanlar gibi ülkemi talan eden bütün değerlerimizi pula çeviren insanımızın büyük çoğunluğunu ahlaksızlık çukuruna iten Amerikan ve Avrupa emperyalizminden çokça sözettim. Ama bir eksikle, ben bir sanatçıyım ya da olmaya çalışıyorum. Peki bu konuda neden fazla yazmadım, irdelemedim, araştırmadım. Halbuki tiyatro, sinema oyunculuğu yaşamımın yarısından fazlasını doldurmuştu. Şu kadar zamandır TÜRKSOLU’nda yazıyorsun, peki ülkemizde oyunculuk alanında ne gibi gelişmeler, çelişmeler var, bunun üstünde neden hiç durmadım? Birkaç gündür kendimi evdeki tapınağım diye isimlendirdiğim odaya kilitledim, yerli kanallarda ardı arkası kesilmeden gösterilen dizilere nerdeyse seyirci akınına uğramış komik, trajik, dramatik, arada bir fazlaca entelektüel ve arada fazlaca naif sinema filmlerini izledim. Düşünüyorum da, biz 60’ların sonlarından 90’lara kadar oyunculuk sanatını icraya çalışan insanlar olarak (hiç alçakgönüllülük göstermeyeceğim) bayağı iyi oyuncularmışız. Bayağı deyince bugün oyunculuk gösterisi yaptığını zannedip bayağılıktan başka bir şey yapmayan adilerin bayağılığı olarak algılanmasın. Bayağı derken gerçekten incelikli oyunculuklar sunmuşuz. Tabii içimizde Ayhan Işık gibi “klark çekmekten” başka becerisi olmayan (dikkatinizi çekerim Ayhan Işık döneminin taçsız kralı olarak bilinir) prototip oyuncular da çıktı. 50’lilerin 60’ların seyircisi şunu söyleyebilir: “şu bok böceğine bak, bizim izlemek için kuyruk oluşturduğumuz kahramanlarımız hakkında neler söylüyor oysa biz var ya, biz insanın, insanlığın üst raflarında yer aldığı o dönemlerde esas oğlanla esas kızın filmin sonunda öldüğünü öğrendiğimizde o filmi seyretmezdik”. Zaten ben Ayhan Işık örneğini çoğaltmayacağım. Çünkü o dönemde Amerikan taklidi tipler pek azdı. Mahallenin bakkalı, berberi, manavı, Türkiyeli gibi oynardı. Oyunculuk günümüzdeki kadar imitasyon değildi. Peki gelelim 2 haftadır televizyon karşısından kalkmadan seyrettiğim dizi ve filmlerdeki oyunculuğa. İnanın şu film diyeceğim filmin ya da şu dizinin adını anımsayamıyorum. Öylesine türedi bir oyunculuk gözledim ve gördüm ki, ayağımın altındaki toprak kaydı. ULAN! Dedim, ben hiç mi emperyalizm sözcüğü kullanmadan yazı biteremeyeceğim. Benim Mustafa’m, Kazım’ım, Ali’m, Fatma’m, Zeynep’im Amerikaya taşınmışlar, orada göçebe hayatı yaşıyorlar. Hadi o “oscar” denen sözde hak edilmiş ödülü alanlar gibi made in America olsa neyse. Bizim oyuncularımız onların çürük, içi boş, açıkçası kalpazan bir örneği haline gelmişler. Daha doğrusu onlar gibi doğal oynayacağım hiç oynamayan çirkin kuklalar durumundalar. Benim bildiğim Anadolu insanlarının nevi şahsına münhasır sosyal gestusları vardır. Kendine özgü güler. Ağustos’ta çam ormanı yangını gibi ağlar. Hele anaların ağlaması, koca Erciyes dağını yıkar üstünüze. Babalarımız Hacı Bektaşı Veli gibi düşünür Dadaloğlu gibi söyler. Kerem gibi yanar ahından, Karacaoğlan gibi bir kız emmi diye seslenince hayıflanır. Hadi tabelalardaki İngilizce isim ablukasını bir dereceye kadar anlarım. Son analizde bunlar Amerikanlaşmış ekonomimizin Amerikancı partikülleridir. Turgut’un, Kenan’ın beynindeki aklı kazıdığı gençliğimizi kazıklamak için başka çözüm bulamadılar. Ama oyuncularımıza ne oluyor? “Elveda Rumeli” diye bir diziye yalnız 30 saniye baktım yetti. İnanın oyunculukta eline su dökemeyeceğim oyuncular, Rumeli insanlarını Hollywoodvari komedilerdeki karikatür karakterler gibi oynuyorlardı. Bir-iki iyi örnek görmedim değil. Onlar da Şener Şen gibi devler sayesinde cücelikten kurtuluyorlar. Gelin topyekün Ergenekon’a göç edelim desem, beni cuntacı zannedecekler. En iyisi gelin devrimcilikte birleşelim diyeyim.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||