Tevfik Kaymaz - Mermer, mozaik, fayans ve zümrüt
TÜRKSOLU
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi   |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv: 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Osman Gazi'den
Gazi Kemal'e
 
ÖZGÜR ERDEM
Türkiye'nin
mali tutsaklığı
 
İNAN KAHRAMANOĞLU
Türkiye'nin "ortak değeri" Atatürk'tür!
 
KAYA ATABERK
Parvus Efendi ve Engin Ardıç Efendi
 
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Türkçemiz
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Çin azınlıkları
 
ERGİN KONUKSEVER
12 Eylül - 4
12 Eylül sabahı
 
İLYAS SALMAN
Oyunculuğumuzun eleştirisi
 
ESER ÖZALTINDERE
Kürt açılımını hazmettirme!
 
UMUT YALIM
...Ve ömrümüzün en güzel günleri (10,5)
 
OKAN İŞBECER
Diyarbakırspor Kürtlerin takımıymış
 
TUĞRUL ÇELİK
Obama Nobel Barış Ödülü'nü nasıl aldı?
 
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Diyarbekir
kimin yurdu?
 
EYKAN CAN
Karne, inek ve hürriyet
 
TEVFİK KAYMAZ
Mermer, mozaik, fayans ve zümrüt
 
VEDİİ BİLGET
Gerçeği ortaçağ karanlığında arayanlara duyurulur
 
 

Tevfik Kaymaz
Mermer, mozaik, fayans ve zümrüt

Gelin bu vatana “Zümrüt Vatan” diyelim. Neden çok eski tarihlerde, belki 1071 Malazgirt’ten falan da çok önce, ve defalarca Orta Asya’dan gelen atalarımızın, Türklerin Anadolu’ya gelişinin bu değerli kristalin oluşumunun en son ve en büyük halkasını oluşturduğunu ama Anadolu’nun çok çok uzun bir tarihi olduğunu düşünmeyelim? Mevcut ulusal devletimizin, cumhuriyetimizin ise bu değerli zümrütü en iyi şekilde işleyecek geliştirecek olan “Sönmeden yurdumuzun üstünde tüten en son ocak”, en son ve en değerli kuruluş olduğunu ya da öyle olması gerektiğini neden düşünmeyelim? Türkiye’miz zümrüttür. Çok kıymetlidir. Tarih bu Zümrüt için yapılmış savaşlar, oynanmış entirkalarla doludur. Bu zümrüt, bugün bizimdir, kıymetini bilelim. Esir düşürmeyelim...

Bizler, her nedense imegelemler, simgeler ve benzetmeler üzerinden konuları anlamayı ve anlatmayı, bunlar üzerinden konuları değerlendirmeyi konuşmayı seven insanlarızdır.

Güzel Türkçemizde bir çok dünya dillerinde bulunmayan “Biz”e özgü teşbih, mecaz, ima ve benzeri kavramlar bulunmaktadır.

Bunlar dilimizi genel olarak zenginleştiren, düşünce dünyamızı da geliştiren hoş şeylerdir.

Ancak bu imgeleme, simgeleme, teşbih gibi konular üzerinde fazlaca durduğumuz koşullarda bazen sıkça tekrarlanarak kavramlaşmaya doğru gitmektedir.

Aslına bakarsak bu, dilimizin gelişmesine çoğu zaman katkılar sunan bir olgu olmakla beraber, kimi zaman döneme, kişiye öznel olaylar da kavramlaşabilmekte bu gibi kimi konuları daha anlaşılır, üzerinde daha yaratıcı ve geliştirici düşünsel üretimler yapılabilir olma konusunda kısırlaştırabilmektedir.

İşte bunlardan biri:

Sıkça dillendirildiğinden ülkemiz sosyal dokusu ile ilgili mermer, mozaik gibi benzetmelerin kavramlaşma yoluna girmesidir.

Bir dönemin siyasetçileri tarafından yapılmış bu benzetmeler, kavramlaşmaya başlayarak bu konularda düşünce geliştirilmesini ve bu konuların yeterince iyi anlaşılabilmesini kısırlaştırmaya doğru götürebiliyor.

Bu nedenle bunu aşmak yolunda ben de konuya dair iki yeni benzetme ile katkı sunarak, farklı bir anlayışın konuşulmasının önünü açmak istiyorum kendi cürümümce.

İlk olarak, madem ki inşaat materyallerinden yola çıkıyoruz, sizlere mermerden de mozaikten de daha modern bir malzemeden, fayanstan bahsetmek istiyorum.

Bir dönem, evlerimizi donattığımız beyaz fayanslar ve yer döşemeleri vardı. Bunları deforme olduklarında kırıldıklarında tek olarak değiştirebiliyorduk.

Değiştirsek de, bazen ölçülerini, bazen beyazın tonlarını bile tutturamadığımız için sırıtırdı.

Şöyle gözümüzde canlandırmaya çalışalım.

Günümüz de bu sektör daha da gelişti. Şimdi bir araya gelerek desenler, resimler oluşturan karelerden dikdörtgenlerden oluşan döşemeler kullanılıyor yeni binalarda.

Bunları aradan geçen yıllardan sonra kırılıp deforme olduğunda onarmak için uygun parçayı bulup da yeniden aynı görünümü sağlamak olanaksız olacak. Komple değiştirmek gerekecek.

Bu yazıda, yeni dünya ekonomik sisteminin ne yapıp edip fayans tüketimini artırmak için attığı taklalar değil tabii ki konumuz.

Yani gerçekte mozaik denilen şey böyle bir fayans. İrice parçalardan o­luşan, aralarında derz dolgulu boşluklar olan bir ülke ve üzerine de bir resim yapılmış Türkiye resmi.

Toplumsal kimlik de Türkiye-li-lik. Türkiyelilik de, lütuf şimdilik, hazım kolaylığı için. İşin aslı Anatolia-lılık teorik olarak. Anadolu bile değil.

Üzerine Türkiye resmi yapılmış fayans dizimi, arasından biri kırılınca (ki ilk kimin kırılacağı şimdiden gün gibi ortada) tüm bu fayans işe yaramaz hale gelecek...

Yani eğer inşaat materyallerinden yola çıkacak olursak; ne mermer ne de mozaik değil; böylesi fayans benzeri bir toplumsal doku yaratılmaya çalışılıyor aslında Türkiye’mizde.

Uyanık olmamız gerek.

Sadece bu şekilde toplumsal yapıyla oynamanın ötesinde, bir avuç vatan haini de çoktan ellerine çekiçleri alıp bu yapıyı çekiçlerle kırıp dökmeye girişmiş durumda koca ulus uyutulurken.

Kısacası inşaat malzemesinden yapılacaksa yapılması gereken benzetme, ne mermer ne mozaik değil fayanstır. Hem de desenlisinden...

İkinci olarak, kimya alanına giren bir benzetme ile devam etmek istiyorum.

Madem ki, toplumsal konularımızı materyaller boyutunda benzetmelerle daha anlaşır kılacağız, bir de bazı madenlere, minerallere, değerli taşlara girelim.

Örneğin karbon atomunun belirli bir biçimde uzun yıllar birikmiş organik maddelerden kristillanmesi sonucu bildiğimiz kömür oluşur.

Kristallenme dendiğinde de misal olsun diye yani.

Milyarlarca öğenin yanyana üst üste gelip değişik şekillerde birleştiğini ve cismi oluşturduğunu gözümüzde canlardıralım.

Atomların el ele verip kenetlenerek bir araya gelip molekülleri, moleküllerin kendi aralarındaki bağlarla kristalleri, kristallerin de gördüğümüz nesneyi oluşturduğunu gözümüzde canlandıralım.

Sonra her bir kristalin eşit atomlardan değil de eşit bireylerden oluştuğunu ve her bir kristallerin de bir aile, soy, boy yahut bir şekilde, bir tarihte, bir yerlerden gelmiş topluluklar olduğunu düşünelim.

Bu minerallerin kristallenmesi dediğimiz olay çok uzun, mineraline göre değişen, bazen binlerce, bazen milyonlarca yıl süren bir değişim sürecidir.

Örneğin kömür, karbon kristal yapılıdır. Kömürün oluşumu sırasında kristallerin arasına kükürtlü bileşikler (kükürt kristlalleri) karıştığı oranda yakıt kalitesi düşer. Sanayide şurada burada bunu alan satan da olmaz. Bu düşük kalitedeki kömürü, bugün kimi siyasetçilerin nasıl değerlendirdiği ise bu yazımızın konusuyla hiç alalakı değil tabii ki.

Aynı karbon atomu, mucizevi denebilecek bir biçimde, daha farklı şekilde, binlerce milyonlarca yıl süren bir kristallenme süreci sonunda elmasa da dönüşebilmektedir.

Kalitesi, safiyeti çok yüksek olduğunda elmastan daha da değerli olabilen, sert ve dayanıklı bir başka taş da zümrüttür.

Bu da, karbon yerine Berilyum elemetinin çok özel koşullarda ve milyonlarca yılda kristallenmesi ile oluşur.

Zümrüt, yeşilin tüm tonlarından ışıklar saçar. Kristal kalitesi yüksek ise büyüleyici güzellikte bir görünümü vardır. Birçok eski kutsal inanışın bile içine girmiş bir taştır.

Bizler neden yurdumuzu bir nesneye benzetirken çok daha değersiz şeyleri seçiyoruz ki...

Anadolu’muz, insanlık tarihinin bilinen en eski uygarlıklarını, insan topluluklarını üzerinde barındırmış ve topraklarında binlerce yıl öncesinin izlerini halen taşımaktadır.

İnsanlık tarihinin önemli bir bölümünü göçler tarihi oluşturmaktadır. İnsanlık tarihinin Anadolu’ya akseden hareketleri sonucu oluşmuş, dünyanın hiç bir yerinde rastlanmayacak son derece zengin bir kültürel dokusu vardır ülkemizin.

Ama buna da dikkat edelim. Bugün bu durum için, hani şu elde çekiç fayansları kıran döken kimilerinin bize “çok kimliklilik” gibi yeni bir kavram kazandırmasına asla izin vermeden, biz buna çok kimliklilik değil, “kültürel zenginlik” diyelim.

Anadolumuzu bu insanlığın bilinebilen binlerce yıllık tarihsel hareketleri sonucu oluşmuş son derece değerli kristale, zümrüte neden benzetmeyelim?

Güneşli gökyüzümüzün mavisinden biraz, biraz da vefalı toprağımızdan alalım rengini, yeşilini de bolca tutalım ormanlarımızın doğamızın yeşilini. Gelin bu vatana “Zümrüt Vatan” diyelim.

Neden çok eski tarihlerde, belki 1071 Malazgirt’ten falan da çok önce, ve defalarca Orta Asya’dan gelen atalarımızın, Türklerin Anadolu’ya gelişinin bu değerli kristalin oluşumunun en son ve en büyük halkasını oluşturduğunu ama Anadolu’nun çok çok uzun bir tarihi olduğunu düşünmeyelim?

Mevcut ulusal devletimizin, cumhuriyetimizin ise bu değerli zümrütü en iyi şekilde işleyecek geliştirecek olan “Sönmeden yurdumuzun üstünde tüten en son ocak”, en son ve en değerli kuruluş olduğunu ya da öyle olması gerektiğini neden düşünmeyelim?

Türkiye’miz zümrüttür.

Çok kıymetlidir.

Tarih bu Zümrüt için yapılmış savaşlar, oynanmış entirkalarla doludur.

Bu zümrüt, bugün bizimdir, kıymetini bilelim.

Esir düşürmeyelim...

Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Evet kesinlikle bu ülkeye mozaikçi denen kesimde Mermerci denenlerde aynı şekilde zarar vermişlerdir.
Yaşasın Kemalist devrim yaşasın zümrüt vatan...

Kayhan Bilgisu, Yurtdışı
19 Ekim 2009


Aynen,
Turkum, Dogruyum, Caliskanim.
Ne Mutlu Turkum Diyene !

Bilgin Kayar, Yurtdışı
13 Ekim 2009


Türkiyeli değil Türküz!
Türkiye Türklerindir!
Ne Mutlu Türküm Diyene!

M. Kemal Şahin, Aydın
12 Ekim 2009


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40