Gökçe Fırat - Osman Gazi’den Gazi Kemal’e
TÜRKSOLU
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi   |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv: 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Osman Gazi'den
Gazi Kemal'e
 
ÖZGÜR ERDEM
Türkiye'nin
mali tutsaklığı
 
İNAN KAHRAMANOĞLU
Türkiye'nin "ortak değeri" Atatürk'tür!
 
KAYA ATABERK
Parvus Efendi ve Engin Ardıç Efendi
 
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Türkçemiz
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Çin azınlıkları
 
ERGİN KONUKSEVER
12 Eylül - 4
12 Eylül sabahı
 
İLYAS SALMAN
Oyunculuğumuzun eleştirisi
 
ESER ÖZALTINDERE
Kürt açılımını hazmettirme!
 
UMUT YALIM
...Ve ömrümüzün en güzel günleri (10,5)
 
OKAN İŞBECER
Diyarbakırspor Kürtlerin takımıymış
 
TUĞRUL ÇELİK
Obama Nobel Barış Ödülü'nü nasıl aldı?
 
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Diyarbekir
kimin yurdu?
 
EYKAN CAN
Karne, inek ve hürriyet
 
TEVFİK KAYMAZ
Mermer, mozaik, fayans ve zümrüt
 
VEDİİ BİLGET
Gerçeği ortaçağ karanlığında arayanlara duyurulur
 
 

Gökçe Fırat
Osman Gazi’den Gazi Kemal’e

 

Atatürk
Atatürk’ün yazdırdığı “Türk Tarihi’nin Ana Hatları” kitabında Osmanlı’dan şöyle bahsediliyor: “Konya Selçukileri tarafından Söğüt havalisinde yer verilmiş olan Osmanlı Beyliği de bu küçük beyliklerden biridir. O vakit Kayı Türklerinin Reisi Ertuğrul Bey idi.” Osmanlı’yı Osman Gazi kurmuştu, Türkiye Cumhuriyeti’ni ise Gazi Kemal! Bu bile Atatürk’ün tarihsel meşruluk ve geleneğe yaslanma özenini gösterir. Biz ise bugün Osmanlı hanedanının devamı değiliz ama Osmanlı’nın torunlarıyız. Mustafa Kemal’in ise devamıyız. Bu kitabın yazımında, “Tari”h kitabının yazımında ve genel olarak Atatürk’ün tüm tarih çalışmalarında en büyük yardımcısı manevi kızı Afet İnan’dı. Afet İnan evliliğinde de Atatürk’ün yanındaydı. (solda)

Türk ulusal değerinin sınırları

Türkiye, değerlerini tartışıyor. Aslında bu ülkemizde uzunca bir süredir devam eden bir tartışma. Her kesim kendi siyasi geleneğini ülkenin değeri görüp diğer gelenektekileri dışlamaya alıştığı için, bu tartışmanın sürüp gitmesinde şaşılacak birşey yok. Siyasi geleneklerin yerini ulusal gelenek alamadığı için bunun böyle olmasını da doğal görmeliyiz.

Ama tartışmada sonuç almak ve ortak değerlerde uzlaşmak istiyorsak, öncelikle hangi değeri aradığımızı ortaya koylalıyız. Eğer Türkiye’nin, Türk milletinin ortak değerlerini arıyorsak, burada değerin ölçütü son derece nettir: Türklük.

Ancak inanılmaz bir şekilde asıl tartışma Sağcılarla Solcular, Ulusalcılarla Mozaikçiler arasında da sürmüyor. Kendisini ulusalcı, milliyetçi, millici, laik, Atatürkçü, Solcu gibi kavramlarla tanımlayan geniş bir kesim de kendi içinde ciddi bir kafa karışıklığı yaşıyor.

Kafa karışıklığının en önemli sebebi ise aslında cehalet. Tarih tartışmasına girenleri televizyonlarda gördükçe, gazetelerde okudukça düzeyin ne kadar düşük olduğunu hemen tespit edebiliyoruz. Tarihten konuşacak insanların elbette öncelikle tarihi değerlendirme usullerinin olması gerekir ki esasa geçip tartışılabilsin. Ama tarih usulü hakkında hiçbir şey bilmeyenlerle ne tartışılabilir ki...

Ve bu tartışma Türkiye’de Ulusal Solculuğun ve Türk Sosyalizminin temellerini de son derece yakından ilgilendiriyor.

Osmanoğlu Ertuğrul’un cenazesi

Geçtiğimiz hafta önemli bir ölüme şahit olduk. Osmanlı hanedanının en yaşlı üyesi Osmanoğlu Ertuğrul Bey vefat etti. Cenazesi Fatih Camii’nde kaldırıldı. Cenaze şalvarlı, cübbeli bir kısım yobaz görünüşlü kesimin gövde gösterisine dönüştü.

Ancak ülkemizin garip çelişkisi bu cenazede ve sonrasında hemen beliriverdi. Osmanlı’yı ecdadı sayan Şeriatçılar elbette Ertuğrul Bey’in ardından ağıtlar yakıp durdular. Fakat cenazesini kaldırdıkları Osmanlı hanedanının en kıdemli üyesi ve ailesi hiç de cenazedeki cübbeli yobazlar gibi değildi. Ertuğrul Bey takım elbise ve kravat takan bir beyefendi, eşi başı açık ve eteği dizlerinde bir hanımefendiydi.

Üstelik ölümünden önce verdiği bir röportajda şöyle diyordu Ertuğrul Bey:

“Bir şeyi unutmayın. Eğer Mustafa Kemal Paşa olmasaydı hiçbirimiz olmazdık. Yaptığı devrim belki hanedan için kötü oldu ama Türkiye onun sayesinde var. Siz, ben, hepimiz varlığımızı ona borçluyuz.”

Osmanlı hanedanı bile çağa ayak uydurur ve üstelik Atatürk’ün açtığı kılık-kıyafet devrimini izlerken, Osmanlıcı olanların çağdışı görüntüsü en büyük tezattı.

Ancak o kara cübbeli kalabalık, ecdatlarının kravatına, hatta eşinin kısa eteğine, açık başına bile aldırış etmeden, sırf Osmanlı olduğu için bir benimseme ve sahip çıkma tavrı gösteriyordu.

Resmin diğer tarafı ise cenazedeki yobaz güruhla Osmanlı’yı, Ertuğrul Bey’le dedesi Abdülhamit’i, Osmanlı padişahları ile Vahdettin’i eşleştiren ve aralarında hiçbir ayrım görmeden tümünü dışlayan bir tür ulusalcı Atatürkçü kesimdi. Yobazların sahiplenmeciliği Atatürkçülerde tam tersi bir kurtulmacılığa ve dışlamacılığa dönüşüyordu.

Türkiye’nin yobazlarını medenileştiremeyeceğimize göre Atatürkçülerimize Atatürk’ün bakış açısını göstermek daha mantıklı olacaktır.

Osmanlı’yı Atatürk mü yıktı?

“Atatürk Osmanlı’ya karşıydı, biz de karşı olalım” şeklinde bir basitleştirici tavır genel olarak Atatürkçü kesimde hakim.

Hatta yıllarca Osmanlıcılık yapan ülkücü kesim bile son dönemde Osmanlı düşmanlığına soyunmuş durumda.

Peki ama Atatürk Osmanlı’ya düşman mıydı?

Elbette hayır.

Atatürk “hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diyen, bilimsel bakış açısını koruyan bir insandı ve her şeyden önce tarih bilinci son derece sağlamdı.

Öncelikle şunu belirtelim Atatürk Osmanlı’yı yıkmamıştır. Osmanlı zaten 1. Dünya Savaşı’ndan yıkık çıkmış ve Mondros’la yok olmaya terk edilmiş bir devletti. Osmanlı’yı Atatürk değil Batılı devletler yıkmıştı.

Ama Atatürk Osmanlı’yı kurtarmak değil yeni bir Türk devleti kurmak için yola çıkmış ve bunu başarmıştır. Yeni bir devlet demek eski devletle bağları kopartmak demekti, çünkü yeni devletin meşruluğu burada ortaya çıkacaktı.

O nedenle Atatürk, Saltanatı kaldırdı, halifeliği ilga etti!

Kanunların isimlerine dikkat edersek, Atatürk’ün bir tarihi değil, bir tarihi yönetim ve idare şeklini ortadan kaldırdığını görürüz.

Böyle de yapmak zorundaydı, çünkü modern çağın yönetim şekli saltanat olamazdı.

Fakat Atatürk bunu yaparken ve Osmanlı Devleti ile yeni Türk Devleti arasına kesin bir sınır koyarken, hanedanı ülke dışına sürerken, çok akıllıca bir şey daha yaptı; Osmanlı tarihini dışlamadı, hatası ve sevabıyla o tarihi de Türk Tarihinin içine yerleştirdi.

Şimdi kimi Atatürkçülerimiz “Osmanlı Türk değildi, biz Osmanlı’nın devamı değiliz” diyor. Ve bunun çok büyük bir ilericilik olduğunu düşünüyor.

Ama Atatürk hiç de onlar gibi düşünmüyordu!

Atatürk Osmanlı için her zaman Türk terimini kullanmıştır. Söylev ve Demeçlerini açıp okursanız Atatürk’ün “Osmanlı Türkü”, “Osmanlı Türkleri” ibaresini kullandığını görürsünüz. Ve hiçbir zaman da Osmanlı’nın Türk olmadığını iddia etmemiştir.

Yine Atatürk tarafından hazırlanan “Türk Tarihinin Ana Hatları” kitabı Osmanlılardan “Osmanlı Türkleri” şeklinde bahseder. Aynı şekilde Atatürk’ün bizzat hazırlığına katıldığı dört ciltlik “Tarih” kitabında da Osmanlı’dan “Osmanlı Türk İmparatorluğu” şeklinde bahseder.

Eğer referansımız Atatürk olacaksa, Atatürk’ün tarih görüşünü benimsiyorsak elbette Atatürk’e kulak vermeliyiz. Ama Atatürk’ün yanlış yaptığını düşünüyorsak, bunu da açıkça söylemeliyiz.

Atatürk’ün tarih anlayışında Cengiz Han da Türk tarihinin değerleri içinde sahiplenilir, Osmanlı ile savaşan ve onu yenen Timur da. Bugün kimi ulusalcıların Farsçı dediği Selçuklu da Türk tarihi içindedir, Osmanoğulları da!

Atatürk’ün Türk tarihi içine almadığı tek kesim ise Şah İsmail’in Safevi devletidir. Tarih kitaplarında Şah İsmail’in Türk olduğu geçmesine karşın Safevi Devleti Türk devletleri içine alınmamıştır.

Bu da enteresandır, bugün kimi Alevi kesimler ısrarla Safeviler’in Osmanlı’dan daha Türk olduğunu iddia etmektedir ama anlaşılan Atatürk’ün bundan haberi yokmuş!
Fatih
Atatürk

Fatih ve Atatürk

Ancak tarih ile güncel elbette karıştırılmamalıdır. Bugün kimileri için Osmanlı demek Vahdettin’le, Abdülhamit’le özdeştir. Ama Osmanlı 600 yılık bir devlettir. Her devlette olduğu gibi bu devlette de, farklı devirler ve farklı şahsiyetler ön plana çıkmıştır. Ama sapla saman birbirine karıştırılmamalıdır.

Atatürk bunun çok güzel bir örneğini verir. Vahdettin’in acziyetine, hainliğine ne kadar karşı çıkarsa çıksın, Osmanlı’nın ileri yanlarına sahip çıkmıştır.

Atatürk’ün manevi kızı Afet İnan, önemli bir tarihçimizdir. Atatürk’ün en yakınındaki kişidir ve Atatürk’ün tarihe bakışını kendi anılarında anlatır.

Bugün biz Türklerin devşirme diye dışladığı, Ermeni diye küçümsediği Mimar Sinan’a Atatürk’ün hayranlığından bahseder. Mimar Sinan’a “Büyük Sinan” der Atatürk ve onun heykelini dikmek ister. Çünkü Atatürk için Sinan bir devşirme değil, Türk kültürü ile yoğrulmuş bir insandır.

Ama Atatürk bir kişinin daha heykelini dikmek ister o da Fatih Sultan Mehmet’tir!

Şimdiki Atatürkçülerimiz “Fatih’ten sonra Osmanlı Türk değildir” tezine ne kadar sarılsa da, Atatürk Fatih için öyle düşünmüyordu.

İşte Atatürk’ün görüşlerini Afet İnan’dan aktaralım:

“Atatürk bilindiği gibi tarih incelemeleri yapan ve buna önem veren bir insandı. Ancak bir devlet adamı olduğu düşünülünce onu sadece siyasi ve askeri tarihlerle uğraştığı ve o sahalarda yetişmiş insanların tanınmasını ve hatta heykellerinin yapılmasını istemiş olduğu düşünülebilir. Bu taraf da doğrudur. Örneğin İstanbul’da Fatih’in, Kanuni Süleyman’ın ve Türklüğünden şeref duyulan diğer Osmanlı devlet adamlarının heykel ve abidelerini görmeyi arzulamıştır.”

Yine Afet İnan’la devam edelim:

“Büyük Fatih’e her zaman hayranlığını belirten Atatürk, o büyük Türk devlet adamı için İstanbul’da ebedi kalabilecek bir abidenin ve hatta heykelinin yapılmasını daima söylemiş ve arzu etmiştir. Bu yer için, Ayasofya Camii yanındaki meydan, Kızkulesi, Rumelihisarı veya Fatih’in gemilerini kazakla geçirdiği deniz kıyısı ileri sürülmüştür. Atatürk, Fatih için, O’nun şanına layık bir abide eser düşünmüş ve özellikle Kızkulesi’nden her geçtiği zaman, burada böyle bir anıtı görmeyi çok arzu ettiğini belirtmiştir.”

Ama Atatürk’ün sahip çıktığı tek Osmanlı Fatih de değildir:

“O, Türk büyüklerinden Alparslan’lar, Fatih’ler, Yavuz ve Kanuni’lerin hayranı olmakla beraber, bizzat uygarlık eserleri vücuda getirmiş olan Mimar Sinan’lar ve Piri Reis’lere de ayrı değer verirdi.”

Demek ki Atatürk aynı zaman da Yavuz Selim’e de hayranmış!

Fatih’le ilgili düşünceleri bu kadarla da kalmazmış:

Atatürk, son Osmanlı Devleti’nin çökme nedenlerini bilmekle, iyi dersler almıştır. Fakat yine Osmanlı Devleti’nin yükseliş devri için, hayranlık ve sevgi beslemiştir. O’nun için, Fatih sadece bir Türk büyüğü değil, dünya tarihinde de en büyük adamdır. Devleti kuran Osman ve Orhan’da bulduğu karakterler üzerinde özellikle hassasiyetle durmuştur.”

Padişah karıları meselesi

Atatürk’ün görüşleri bu kadar nettir Osmanlı ile ilgili olarak. Neden böyle düşündüğünü de yine Afet İnan’dan okuyalım:

“Atatürk her devirde Türk’ün uygarlık yapısına hizmet eden her bireyin değerini takdir etmenin zorunlu olduğunu prensip olarak kabul etmişti.”

Bu satırlar, Atatürkçüler için büyük bir ders olmalıdır, tarihte her şahsiyetin kıymetini bilmek, Atatürkçü tarih felsefesinin özüdür!

Bu ne demektir peki?

Atatürk’ün “Tarih” kitabına bakarsak, onun Türk’e ait her bir mirasa sıkı sıkıya tutunduğunu görürüz. Atatürk’ün tarih tezi, Türk’e ait her bir kırıntıyı bile tarihten güncele çıkartmaktır.

Ama malesef bugünkü Atatürkçülerimiz tüm tarihin Türk dediklerini bile “bunun Türklüğünü beğenmedim, atalım çöpe” kendini beğenmişliği, elitizmi, ırkçılığı içindedir.

Tüm dünyanın Türk dediği, Avrupa’da insanların yüzlerce yıl “Türkler geliyor” diye şarkılar yazdığı Osmanlı’ya Türk değildi demek gibi bir kendini beğenmişlik ve kendini bilmezlik son derece revaçtadır bugün.

Peki Osmanlı neden Türk değilmiş bir de ona bakalım...

En büyük tez, Osmanlı’da padişahların eşlerini genellikle Türklerden değil, yabancılardan, mesela Rumlardan seçmiş olmaları.

Bu tez aslında tezi öne sürenlerin tarih felsefesini hiç ama hiç bilmediklerinin en önemli kanıtıdır. Dünyanın her imparatorluğunda kız almak ve vermek son derece önemli bir politik olgudur. İmparatorluklar komşu imparatorluklarla barış içinde yaşamak için genellikle prenses verirler. Bu sadece Türkler için değil tüm imparatorluklar hatta kabileler ve aşiretler için de geçerli bir kuraldır.

Bu tür evlilikler hiçbir soyun bozulması olarak okunmaz. Çünkü soy erkekten devam eder. Eğer ataerkil soyağacı en azından son beş altı bin yıldır geçerli ise, başka bir kabile veya imparatorluktan bir kadınla evlenmek soyu bozmaz.

Ama kız almak veya vermenin önemli başka bir sonucu vardır. Kız veren kabile ya da imparator genellikle zayıf sayılır ve kız verdiği hükümdara tabi olur.

Mesela bir Bizans prensesinin Osmanlı padişahına gelin olarak gitmesi tarihte Türk soyunun bozulması olarak değil, tam tersine Türk hakanının, onun devletinin ve soyunun güçlenmesi olarak görülür.

Osmanlılar için de bu geçerli bir tarihi kaidedir. Güçlü Osmanlı hakanları özellikle Bizanslı prensesleri alarak daha da güçlenmiş, otoritesini tesis etmiştir.

Osman Gazi, Ertuğrul Gazi’nin oğludur. Eşi olan kişi ise tarihte Mal Hatun (Hazine Kadın) olarak bilinen Kameriye’dir.

Kameriye’nin babası Şeyh Edebali’dir. Edebali ise soyu Muhammed’e kadar devam eden bir Arap seçkin kabilesinin temsilcisidir.

Şeyh Edebali’nin eşi bir Bizans prensesidir ve Müslüman olmuştur. Bunun kızı Mal Hatun ise Osman Bey’e gelin gitmiştir. Kaldı ki Osman Bey oğlu Orhan’a yine bir Bizans seçkininin kızı olan Nilüfer Hatun’u almıştır.

Bu evlilikler Osmanlıların hem Bizans’a karşı güçlendiğinin göstergesidir hem de soyunu Muhammed’e kadar dayamayı seçtiğini gösterir. Tarihte muhteşem denilebilecek, alkışlanabilecek bir seçimdir bu.

Kayı boyu

Yine aynı Osmanlı’nın Türklüğü ile ilgili bir başka iddia ise Osmanlı’nın Kayı Boyundan olmadığı iddiası. İddiayı uzun süredir ortaya koyan ise önemli bir tarihçi olan Halil İnalcık. Gerçi İnalcık Osmanlı’nın Türk olmadığını iddia etmiyor, sadece Türklerin Kayı Boyundan olmadığını iddia ediyor.

İnalcık’a göre Osmanlı Aşireti’nin Kayı Boyundan olduğuna dair bir kayıt yok. Olan kayıtlar da Osmanlı’nın kendi tuttuğu kayıtlar. Dolayısıyla bunlar da taraflıdır.

Buraya kadar doğru olarak değerlendirilse bile, 2000 yılından 1300’lere ders vermeye çalışanların karşılaştığı ciddi sorunlar var.

Osmanlı kendisinin Kayı Boyundan olduğunu iddia ediyorsa bunun nedeni ne olabilir?

Kayı Boyu, Oğuz Han’ın mirasçısı olan koldur. Efsaneye göre tüm Türklüğü yeniden birleştirecek kabile budur. Dolayısıyla Kayı’dan olmak demek, en güçlü Türk kolu olmayı iddia etmek demektir.

Böyle bir iddiada bulunan Osmanoğulları demek ki kendilerini gelenek olarak Türklüğe yaslamak istemektedirler. Böylesi bir iddiada bulunmak bile Osman Gazi’nin ne kadar Türk olduğunun kanıtı olabilir yalnızca.

Üstelik Osmanlı döneminde diğer Türk boyları da devletler kurmuştur ve bu devletlerin kendi tarihleri de vardır. Ama bu tarihlerde de Osmanlı’nın Kayı’dan olmadığı iddia edilmemiştir. Demek ki o günün tarihçileri de İnalcık kadar akıllı değilmiş!

Kaşgarlı mahmud
Divan-ı Lugat-it Türk

Kaşgarlı Mahmud ve Divan-ı Lügat’it Türk’ünün başlangıç sayfası.

Divan-ı Lügat-it Türk

Kayı Boyu tartışması aslında önemli bir tartışma. Türklerin ilk büyük uygarlık tarihi eseri olarak görebileceğimiz Kaşgarlı Mahmud’un Divan-ı Lügat-it Türk’ünde Türk boyları birer birer sayılır:

“Oğuz bir Türk boyudur. Oğuzlar Türkmenlerdir. Bunlar yirmi iki bölüktür. Her birinin hayvanlarına vurduğu ayrı bir damgası vardır. Birbirlerinin hayvanlarını bu damgalarla tanırlar. Bunların başı Kınık boyudur. Bizim şimdiki hakanlarımız bu boydandır.

İkincisi Kayı boyudur. Üçüncüsü Bayundur boyudur. Dördüncüsü İve buyudur. Beşincisi Salgur boyudur. Altıncısı Afşar boyudur.... Yirmi ikincisi Çarukluk boyudur.”

Kaşgarlı Mahmud’un eseri son derece önemlidir, yazılış yılı 1072’dir. Yani Alparslan’ın 1071 zaferinin hemen sonrasında kaleme alınmıştır.

Kaşgarlı Mahmut, Karahanlı vatandaşı olmakla birlikte bugün kimi Atatürkçülerimizin beğenmediği Selçuklu Türkleriyle aynı boydandır yani!

Birinci boya Kınık boyu demesi son derece normaldir. Ama ikinci boy olarak Kayı’yı sayması da çok çok önemlidir. Demek ki Anadolu’ya gelen boylardan en önemlisi olmasa bile en önemli ikincisi Kayı Boyudur. Ve Osmanlı da bu boydan olduğunu iddia etmektedir.

Ama Kaşgarlı Mahmud’un önemi çok daha derinde yatmaktadır. Divan-ı Lügat-it Türk adında Türk geçen ilk eserdir. İlk Türkçe sözlüktür. İlk Türk coğrafya kitabıdır. İlk Türk uygarlık tarihi kitabıdır. İlk Türk bilim tarihi kitabıdır.

Yani Türk’e ait her şeyin başlangıcıdır ve bunu da Kaşgarlı Mahmud’a borçluyuz. O bunları yazmasa biz bugün Türklüğümüzü bilmiyor olacaktık.

Ama Kaşgarlı Mahmud’un bu Türklük kitabının Arapça yazıldığını biliyor muyuz!

Hadi buyursun kendini çok beğenmiş Atatürkçülerimiz Kaşgarlı’yı da dışlasın!

Osmanlı sarayında Türkçe konuşulmazdı, Selçuklular Türkçe bilmezdi demek çok kolay bir ilericilik yoludur ama bu yolla Türk tarihine bile eğilemezsiniz.

Elinizdeki tek hazine Kaşgarlı’yı bile çöpe atmak zorunda kalırsınız...

Türklük ölçütlerini herkes kendi kafasına göre seçerse, bugünkü bakış açısı ile tarihi değerlendirmeye kalkışırsa ortada Türklük adına bir şey kalmaz.

Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Sevgili Gökçe abi;
adın gibi dünyaya bakışında gök gibi geniş, ferah.
varlığımız ve muasır olmak adına giriştiğimiz her adım için çok büyük iki tehlike var çok daha iyi bilirsinki;
1- Muhafazakar ama ne "yazıkki" cahil ve kilitli bir düşünce dünyasıyla hayatı yorumamaya çalışan, "aaahhh osmanlı nerdeee, şeriatın gözünü yiyim" düşüncesi içinde ıı.Abdülhamit'in cuma selamlığında halk arasındaki kara çarşaflı kadınları görünce "bunlarda ne? yaşlı hristiyan kadınları gibi! söyleyin adam gibi giyinsinler" demesinin mümkün olmayacağını kafasına mermiyle kazımış olan ve bu tür sıcak kanlı serzenişlerine engel alamayan Yobaz kesim,
2- Bu yobaz kesimi gayet tepeden sadece izlemek zahmetinde bile zor bulunan, Gazi'nin birkaç sözünü "sadece ezberlemekle" yetindiğinin farkında bile olmadan, utanmadan kendine ilerici-çağdaş-aydın vb. sıfatları doğuştan bir hak adledip ve yine utanmadan bunu atatürkçü'yüm sloganıyla meşrulatırdığına inanan ama Atatürk'ün dünyayı yorumlarkenki alet edevatından ve felsefesinden hiç haberi olmamış ve olamayacak kooca bir "okumuşun cahili" durumunda olmaktan kurtulması nemümkün? olan camiadır.
Şu an ortalıkta savaş naraları atan bu iki kesim tarafından uyuşturulan dönüştürülen bi şekilde bi tarafımıza dürtüştürülen yazılı sözlü ve nerdeyse anonim hale gelmiş mesnetsiz kural kaide kanun vb adet gelenek zannedilen safsatalar içinde mantığımızı korumaya, hayvanlardan tek farkımız olan düşünce yetimizi koruyup gerçekten çözüm üzreteceğimiz ve veya üretilen akılıca çözümlere destek olacağımız günler için çaba gösteriyoruz.
şuan askerim ve kalan son 54'üncü güneşim batıyorken, birlikte aylarca görev yaptığım 1100 kişilik ortalama 21 yaşında çelik gibi diri ve mantıklı olması gerekilen yaşta, dünyadan tamamen bi haber, bu yaşına kadar en ufak bir sorumluluk almadığı gibi burada da kafasındaki kompozit başlık ve ona zimmetlenen tüfeği kaybetmemek adına duyduğu kaygıdan gayri en küçük bir sorumluluğu olmayan, tarihsiz çünkü tarihinden habersiz ve kültür emperyalizminden şiddetle nasibini almış 1000 kişilik mızmız orta okullu kız karakterli hanım evladı görüyorum. (düşünüyorumda, benim ortaokul zamanımdaki kız arkadaşlarım bile en azından "senin gözünü oyarım adam gibi konuş" dicek kadar kendilerini biliyorlardı!!!
şimdi kışlaya dönmem lazım abi, yazın enfes olmuş yine. mutlu kal, umutla kal, Hoşçakal..

Yavuz Özdemir, Sivas
18 Ekim 2009


TÜRKSOLU Gazetesi Türklüğün, Atatürkçülüğün ve solun tek temsilcisi olarak karşımızdadır. Yayınlandığı günden bugüne Türkiye'de hakim işbirlikçi tezleri birer birer çürütmektedir. Gökçe Fırat'ın bu haftaki yazısı yine ülkemizde yıllardır süren kafa karışıklığını aydınlatacak çok önemli bir yazı. Kendisine  teşekkür ediyorum. Osmanlı, Abdülhamit'ine, Vahdettin'ine rağmen Türk'tür. Atatürkçülük adına Türklüğü kısacık Cumhuriyet tarihine sıkıştıracak kadar tarihsizleştimek Atatürk'ü anlamamaktır. Osmanlı şeriatçı diyen aynı Atatürkçülerimiz Şah İsmil'e Türk demekte Safevilere de Türk Devleti. Atatürkçülüğü alevilik anlayışıyla sınırlayan sonrada Osmanlı'ya şeriatçı damgası vuran sözde ilericilere de iyi bir cevaptır bu yazı. Gerçek ilericilik, gerçek Atatürkçülük tarihine sahip çıkmaktır. Tarihimize sahip çıkacağız. Tıpkı Atatürk gibi Cengiziyle, Yavuzuyla, Fatihiyle bu tarih bizim...

Şafak, Tokat
17 Ekim 2009


Öncelikle bu yazıyı Tokat'tan yazdığımı belirtmek istiyorum.Burada özellikle Atatürkçülüğü kendine rant edinmiş alevici faşizan anlayış Osmanlı'nın Türk olmadığını iddia ediyor  ediyor;fakat kendi Türklüğünü mezhepsel kimliğinin ardında tutarak mevcut düzen güçlerinin(AKP,DTP) yanında saf tutuyor.Bu da TÜRKSOLU'nun ortaya koyduğu ulus temelli sol anlayışı zorunlu kılıyor.Türkiye'de etnik ırkçılığın ve mezhepsel ayrımcılığın karşısında ancak Türklükle direnilebilir.Kurulacak Atatürkçü partinin Türklerin mevcut kürt islamcı anlayışın karşısında tek dayanak  noktası olacağı ortadadır

Harun, Tokat
17 Ekim 2009


Sayın Gökçe Fırat yazdıklarınızı beğeniyle takip ediyorum. Yaptığınız tüm tespitlerin arkasındayım. Tokat'da ve her yerde TÜRKSOLU için her tür görevi yerine getirmeye hazırım. Saygılarımla.

Mehmet, Tokat
15 Ekim 2009


Bir an önce atatürkcü partinin kurulmasini istiyoruz
Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz.
Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.

Ata Atakan, İstanbul
15 Ekim 2009


Sayın Gökçe Bey yazılarınız mükemmel tam da ben bu yazdığınız gibi Atatürk ün devrimci olduğunu herkese anlatmamız gerektiğini düşünürken sizin bu yazdığınız ilaç gibi oldu.evet Atatürk devrimci idi tıpkı cengizhan gibi ,osmangazi ,Fatih mehmet ,ertuğrulgazi ve en son ölen türkmen başı gibi.atatürkçüyüm diyen sahte tüm partiler onun devrimleri demiyorlar da ilkeleri diyerek devrimci yanını gizliyorlar.artık türk milletinin uyanarak Atatürk ün bir devrimci olduğunu kabul etmeleri gerekir ve ilkeli olduğunu bilmesi gerekmektedir.sadece ilkeleri değil devrim ve ilkeleri dememiz gerekmektedir.ve tüm dünya devletlerine bunu haykırmamız gerekir.12 eylül kukla cuntacıları (yani abd uşakları)onun devrimci olduğunu hep gizlediler ama güneş balçıkla sıvanmaz işte.geçmişi araştırdıkça Atamızın devrimci olduğu gün gibi ortaya çıkıyor.türk halkı oy verirken lütfen iyi sorgulasın atatürk çüyüm deyip onun devrimleri demeyenlere oy vermesinler.Dün bir kanalda izledim
 ufuk söylemez eski bakan atatürkçü olduğunu söylüyor ve ilkelerine bağlıyım diyor ama devrimlerine demiyor.Atatürk çü bir siyasetçi devrimleri sözünü mutlaka kullanmalı diye düşünüyorum.Azeri kardeşlerimizden özür diliyorum.bu karanlık günlerden kurtulmamız ümidiyle hoşçakalın.

Türkan, İstanbul
14 Ekim 2009


Sayin Firat hocam,size ne kadar tesekkür etsek azdir.Duymak istediklerimizi degil gercekleri yayinlayip bize yol haritasi sundugunuz icin,gercek anlamiyla gecmisini bilmeyenin geleceginin ne olacagini ,yani geleceginin olamayacagini hatirlatan Seyh Edebali felsefesini gercek anlamiyla anlattiginiz icin binlerce tesekkürler,bu Türklük ve Atatürkcülügün varliginin damarlaridir.Saygilarimla.

Oğuz Uzun, Yurtdışı
13 Ekim 2009


Bu siteyi ilk ziyaret ediyorum.bu yazıları okumanın mutlulugunu yaşadım.iyiki sizler gibi düşünenler var.bende bir atatürk milliyetçisiyim.sagı solu kalmadı bu işin..VATAN SEVEN ... VATAN SEVMEYENLERİN işine döndü..vatanımızı seviyoruz..sevenler kardeşimizdir..saygılar...

Sungur Sezer, Niğde
13 Ekim 2009


Malesef bu gerçekleri göremeyen çok gafiller ve hainler vardır.sesimizi duyuramıyoruz.sesimiz bir soluk kadarken karşımızda üzerimize fırtına gelmekte adeta...fakat bu bir ümitsizlik degildir.biz milli mücadele vermiş ve yoktan başarmış bir milletiz bunu bile hatırlamamız yeter.ancak pahalıya mal olmaması için aydın ve siyasilerimize çok iş düşmektedir tabii hain gafil ve satılmışlar seçilerek.seçme vaktini de kaçırmadan...saygılarımla.

Sefa Çeviksoy, İstanbul
13 Ekim 2009


Oncelikle, sizi Canakkalede savasan(!) kurt sayisini cesaretle yazdiginiz icin ne kadar tebrik etsem azdir. Dolayisiyla ellerinden bir koz alinmis oldu. Temcit pilavi gibi, bizde sizinle carpismistik soylemini yapamayacaklar. Nerde ve kime calistiklarini gorduk, sayenizde. Gun, birlik olma zamanidir. Bu isin sagi-solu, alevisi-sunnisi kalmadi. Dirim-kalim surecindeyiz. Tayyip ve avanesini bu ulkeden surup, Turkiye Cumhuriyetini daha ileriye, daha guzele goturelim. Muhtac oldumuz kudret damarlarimizda var.

Bilgin Kayar, Yurtdışı
13 Ekim 2009


Mükemmel bir yazı. Böylesine yararlı bilgileri paylaştığınız için sonsuz teşekkürler..

Alper, İzmir
13 Ekim 2009


Şimdiye kadar okuduğumuz en iyi Gökçe Fırat yazılarından biri. Osmanlı'ya sahip çıkmak ve onun Türklüğünü kabul etmek, ne Atatürkçülüğümüze ne de Türklüğümüze engel. Osmanlı...Viyana kapılarına dayanmış, tüm emperyalist batıyı yüzyıllarca korkudan titretmiş Osmanlı, tüm dünyada Türk olarak bilinirken bunu Atatürkçülük adına yok saymak hem Atatürk'ü anlamamak, hem de Türk'ü gökten zembille inmiş bir millete dönüştürmektir. Osmanlı şeriatçıların yobaz tarih anlayışlarına teslim edilemeyecek kadar Türk ve bizdendir,günahlarıyla ve sevaplarıyla. Yine bir ön yargıya son verdiğiniz için teşekkürler...

Serap, Zonguldak
13 Ekim 2009


TÜRKSOLU kafamızdaki bütün şablonları alt üst ediyor. Muhteşem bir yazı. Son dönemde kendi kendime çok tartıştığım birkaç meseleye bu yazıyla yanıt buldum. Özellikle Atatürk'ün Osmanlı padişahlarıyla ilgili olumlu düşüncelerinden haberim yoktu. Teşekkürler...

Kemal Birden, İstanbul
12 Ekim 2009


Türk tarihinin ana hatlarını yeniden yazmaya ve hatırlatmaya gerçekten de ihtiyacımız var zira at izi ile it izi birbiren karışmış durumda.
Ayrıca Osmanlı-İslam ilişkisi konusunda da ek bir bilgilendirme ihtiyacı var. Şeriatçılar(Yeni Osmanlıcılar)açıkça söylemeseler de sanki Osmanlı bir Şeriat devletiymiş  gibi bir propaganda yürütüyorlar ama ne Osmanlı, ne de Osmanlı padişahları Şeriatçı değildi.
Padişah anaları meselesine gelince.. Bu tür kalıplaşmış örneklerle Osmanlı'yı yeterince Türk olmamakla eleştiren kimi sözde Atatürkçü çevrelerin aynı zamanda Türk milliyetçiliğini reddeden çevreler olması başlıbaşına bir tezat değil mi?. Öyle ya; madem çok Türkçüsünüz Türk milliyetçiliğinden niye gocunursunuz, yok Türk milliyetçiliğine karşıyım diyorsanız o zaman size ne Osmanlı'nın Türklüğünden!

İnan, Ankara
12 Ekim 2009


Sayın Gökçe Fırat,
Yazınız, Türk tarihi konusunda tamamen Batı hayranlığı altında ezilmiş beyinlerin ortaya attıkları fikirlere topluca verilmiş iyi bir yanıt olmuş.
Türk, kendi tarihine sahip çıkmazsa, Türk düşmanı Batılının yazdığı "Barbar Türk"lü tarihi kabul etmiş olur.
Bugün de bunun tartışmaya açılmasının altında da bu yatmaktadır.
Saygılar...

Tuğrul Türkoğlu, Antalya
12 Ekim 2009


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40