Onur Yaman - Uğur Mumcu: “Cuntacı, holding soytarısı liberal tosunlar Çetin, Ahmet, Mehmet Altan”
TÜRKSOLU
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi   |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv: 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Türkler'in çevreci sosyalizmi
 
ÖZGÜR ERDEM
Diyap Ağa diyor ki: Ben Kürt değil Türk'üm!
 
ALİ ÖZSOY
Liberal teori eylemde
 
ONUR YAMAN
Uğur Mumcu: "Cuntacı, holding soytarısı liberal tosunlar Çetin, Ahmet, Mehmet Altan"
 
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Güleriz ağlanacak halimize
 
TÜRKKAYA ATAÖV
"Ufak ufak bölünme" hastalığı
 
ERGİN KONUKSEVER
12 Eylül - 3
"Analar doğurur faşistler öldürür" yürüyüşü ve cenazeler
 
YUNUS YILMAZ
Obama mı sosyalist Chavez mi?
 
UMUT YALIM
...Ve ömrümüzün
en güzel günleri (10)
 
OKAN İŞBECER
Şeyh Sait'in torunu öldü
 
TUĞRUL ÇELİK
Latin Amerika-Afrika entegrasyonu
 
MUSTAFA İZBERK
Bolu adı 'polis'ten mi bozma? "Acaba"?!
 
TEVFİK KAYMAZ
Glasnost ve Perestroyka
 
EYKAN CAN
Dizgin cambaz elinde, cambaz cebinin derdinde
 
BAYRAM BAYRAKTAR
"Hakimiyet-i siyasiye"den açılıma
 
M. ÇINAR ÇETİNKAYA
Aç! Aç! Aç!
 
 

Onur Yaman
Uğur Mumcu:
“Cuntacı, holding soytarısı
liberal tosunlar
Çetin, Ahmet, Mehmet Altan”

 

Çetin Altan
Ahmet Altan
Mehmet Altan
Uğur Mumcu; Çetin, Ahmet ve Mehmet Altan için şöyle diyordu: “Cuntacı, holding soytarısı liberal tosunlar” (“Para ve Faiz”, Cumhuriyet, 22 Ekim 1988)

Taraf’tan mesnetsiz atışlar

Taraf gazetesinde Gürman Timurhan imzalı bir yazı. Başlık “Bugünün Uğur Mumcu’su kim?” Yazının başlığını görünce ne tür bir zırva ile karşılaşacağımı düşünerek yazıyı okudum. Tam Taraf’a yakışacak düzeyde bir yazı. Neresinden tutsanız elinizde kalıyor…

Gürman Timurhan kısaca şunları sıralamış. “Türkiye’nin temel sorunu demokrasidir. 12 Eylül’den kalma toplumda bulunması doğal olan etnik/dini/siyasi ve sınıfsal farklılıklar baskı altında tutuluyor. Bugün ulusalcı kesime göre temel paradigma ‘AK parti düşman, bu parti Cumhuriyet değerlerini yok edecek, böyle bir tehdit atmosferinde yapmamız gereken ona karşı olmak ve bunu sürdürmek.’ Dolayısıyla bugün bu hareket yeri geldiğinde sivil anayasaya da, demokratikleşmeye de toplumsal dönüşüme de karşı çıkabiliyor.

Oysa Uğur Mumcu 12 Eylül döneminde askeri anayasaya karşı çıkmış ve sivil anayasayı savunmuştu. Dünün Uğur Mumcu’ları ise AKP’ye karşı olacağım derken AKP’nin Sivil Anayasasına da karşı olarak ‘Ergenekonculuk’ yapıyorlar.”

Ve bugünün Uğur Mumcu’su kim sorusuna şu şekilde cevap veriyor: “Sahne değişti mi yani? Bugün de bu anayasaya karşı çıkanlar, sivil ve çoğulcu bir demokrasiden yana olanlar, askerî vesayet rejimine son vermek isteyenler 27 sene evvel kullanılan kelimelerle aşağılanmakta, binbir hakarete uğramakta. Denebilir ki bugün bu insanlar 12 Eylül’ün Uğur Mumcu’larıdır ve ne yazık dünün Mumcu’ları artık Kenan Paşa’dır.”

Şimdi işe nereden başlasak? Günümüzün Uğur Mumcu’su Ahmet Altan mı? Ya da Zaman gazetesi taifesi mi? Yok olmadı, Tayyip Bey mi?

İşe iki satır sosyoloji dersiyle başlayalım ki kavramları yerlerine oturtabilelim.

Sivil ne demek, sivil olan kim?

Taraf yazarlarının kafaları Batıda işlendiğinden kavramları Batının öğrettiği ve Batılının istediği şekilde ortaya koymaları son derece doğal oluyor. Batı ülkelerinde sivil dediğimiz kesim, ruhban olmayan tüm halk olarak tanımlanırdı. Ordu, askerler de sivillere bağlı olarak kuruldu. Asker-sivil ayrımının bu bağlamda ortaya konulması çok doğal.

Ama Türk toplumuna gelince işler değişiyor. Türk toplumunun gelişiminde sivil dediğimiz halk, emperyalizm ve onun işbirlikçileri dışında olan tüm kesimleri kapsıyor. Yani sivil dediğimiz asker olmayan anlamına gelmiyor. Bu çerçeveden baktığımız zaman emperyalizm destekli AKP’nin, emperyalizmin yarattığı 12 Eylül rejiminin devamı ve tutarlı sonucu olduğunu “halktan yana olmak” ile bir alakası bulunmadığını görmek zor olmuyor. Hatta daha da ileri gidelim Ahmet Altan’lar ve Taraf gazetesi de 12 Eylül’ün tutarlı ve beklenilen sonuçlarıdır. Aslında meseleyi kavramak için Uğur Mumcu’nun yazılarına dönmek gerekiyor.

Taraf yazarının dar zamanına dar zamana gelmiş olacak ki Uğur Mumcu’yu hiç okumamış. Ya da haksızlık etmeyelim aktardığı 4 satır kadarıyla okumuş, onları da zaten anlamamış. Uğur Mumcu 12 Eylül rejiminin AKP tipi bir iktidar kurmak, Kürt açılımı denilen bölücü politikaları uygulamak için yapıldığını 12 Eylül’ün hemen sonrasında ortaya koymuştu. Ve bu tespiti de sonunu getirmişti.

Peki, Uğur Mumcu 12 Eylül’e niçin direniyordu? 12 Eylül döneminde neler yazıyordu? Biraz bunlar üzerinde duralım ve “Günümüzün Uğur Mumcu’su kim?” sorusunun da cevabını verelim!

12 Eylül’e direnmek antiemperyalist olmayı gerektirir

Uğur Mumcu’nun 12 Eylül’e direnmesinin kaynağı ancak ve ancak ideolojik duruşunda bulunabilir. Uğur Mumcu sosyalistti ve Uğur Mumcu’ya göre Türkiye’de sosyalizmin tek programı vardı o da Atatürkçülük. Bu programın temeli de anti-emperyalizmdi. Uğur Mumcu 12 Eylül’e bu sürecin ABD emperyalizmi tarafından kurulduğunu defalarca yazarak direniyordu. Bir Atatürkçü olarak emperyalizme karşı direnişin temel görev olduğunu her seferinde hatırlatıyordu. 8 Aralık 1980 tarihli yazısında, yani 12 Eylül’den hemen sonra, 12 Eylül’e Atatürkçülükle karşı çıkan şu yazıyı kaleme alıyordu:

“Atatürkçülüğün, Kemalizmin, ilk ve başka yoruma elverişli olmayan yönü, antiemperyalist oluşudur. ‘Atatürk milliyetçiliği’ de bu demektir. Irkçı milliyetçilik Atatürkçülüğe yabancıdır: ‘Biz hakkımızı koruyabilmek, istikbalimizi emin bulundurabilmek için genel kurulumuzca, ulusal yapımızla, bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı ulusun gücüyle savaşmayı uygun gören bir mesleği izleyen insanlarız.’

Uğur Mumcu: Cuntacı, holding soytarısı, liberal tosunlar Çetin, Ahmet, Mehmet AltanYeni Türkçeye çevirerek aktardığımız bu sözler, 1 Aralık 1921 tarihlidir. İşte Atatürk’ün gizlenen yönü budur; Atatürk emperyalizme ve kapitalizme karşı olduğunu açık açık belirten bir ulusal bilincin sahibidir. Atatürk milliyetçiliğini bu tarihsel kökten ayırmaya olanak yoktur. Çünkü bu sözler, Kurtuluş Savaşımızın kutsal amaçları ve inançlarıdır. Çünkü bu sözler, ulusal tarihimize, kanla ve gözyaşı ile yazılmıştır.

Çağımız, ulusal kurtuluş savaşları çağıdır. Atatürk, emperyalist orduları denize döktükten sonra ‘mazlum uluslara’ 1923’lerde şöyle seslenmekteydi:

‘Bugün ufukta güneşin doğduğunu nasıl görüyorsam, uzakta bütün Doğu uluslarının uyanışını da öyle görüyorum. Bağımsızlık ve özgürlüğüne kavuşacak olan daha çok kardeş ulus vardır. Onların yeniden doğuşu, kuşkusuz ki ilerlemeye ve refaha yönelik olacaktır. Bu uluslar bütün güçlüklere, bütün engellere karşın yine muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen bağımsızlığa kavuşacaklardır. Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine, aralarında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeden yeni bir uyum ve işbirliği çağı egemen olacaktır.’

Yani, özetle, ‘Atatürkçülük eşittir, antiemperyalizm’ formülü ile açıklanacak kadar açık bir eylem ve öğretidir, Atatürkçülük.”

Uğur Mumcu 12 Eylül’e direnme simgelerinden birisiydi. Bu direncin temeli ideolojisinde, Atatürkçülükte gizliydi. Taraf yazarlarının pek nefret ettiği milliyetçilik, antiemperyalizm, Atatürkçülük gibi kavramlarla direniyordu askeri darbeye. Sayın Taraf yazarı biraz daha düşünsün. 12 Eylül’e direnmek içi boş bir sivillik söylemi değildir Uğur Mumcu’da.

12 Eylül’e direnmek devletçiliktir

12 Eylül sadece askeri bir darbe değildir, aynı zamanda bir ekonomik programın zorla uygulanmasıdır. 24 Ocak 1980’de, “24 Ocak Kararları” olarak tarihe geçecek Ekonomi İstikrar Önlemleri Paketi yürürlüğe girmişti. Dönemin başbakanı Süleyman Demirel; DPT ve Başbakanlık Danışmanı ise Turgut Özal’dır. 12 Eylül aynı zamanda kısa sürede etkileri görülen ve normal koşullarda devam ettirilmesi güç olan liberalizm adı altında ulusal ekonomiyi ve devleti çökertmeye yönelik ekonomi programının normal dışı koşullarını hazırlamıştır. Uğur Mumcu 12 Eylül’e direnirken rejimin ekonomik programına da direniyor ve bu dönem içinde art arda devletçilik yazıları yazıyordu.

Yine “Liberal Çiftlik” kitabı da bu dönemin sonunda kaleme alınmıştı. Hatta 12 Eylül Anayasasının biraz da 24 Ocak karalarının hazırlanması için hazırlandığını şu şekilde anlatıyordu:

“Göreceli de olsa demokratik bir yapıda, seçilmiş bir parlamento ile, iyi kötü ifade özgürlüğünün kullanlabildiği bir ortamda bu kararları yaşama geçirmek son derece güçtür. Bu nedenle olacak, 24 Ocak Kararları'nı 12 Eylül darbesi izler. 24 Ocak kararlarının gerisindeki IMF programı ancak bu sayede, yani ‘süngü zoruyla’ tam bir uygulanabilirlik kazanmıştır. Ancak sırf 24 Ocak Kararları adamakıllı uygulansın diye askeri yönetimi sürgit uzatmak da mümkün değildir. İşte 1982 Anayasası, yani 12 Eylül Anayasası da bu sorunun çözümünü sağlar.”

Şimdinin Sivil Anayasa mimarları Menderes ve “24 Ocak Kararları”nın fikir babası Turgut Özal’la “Demokrasi cephesi” yazılı pankartlar hazırlatmaktadır. Eğer Taraf yazarı 12 Eylül’ün Özal ile ilişkisini kurabilecek düzeyde ise kendisini Özal’ın yanında gösteren Tayyip Bey ile mi 12 Eylül’ün baskıcı rejimine karşı çıkacaklar.

Ayrıca taraf ve şürekâsı Uğur Mumcu tavrından bahsediyor. Uğur Mumcu 12 Eylül’le kurulan yağma düzenine karşı devletçiliğe dönüşü savunuyordu. Sahi siz 12 Eylül rejimine devletçilikle direnilir düşüncesiniz de biz mi bilmiyoruz.

12 Eylül karşıtlığı laikliği gerektirir

12 Eylül bir yandan solu tasfiye ediyor, bir yandan devletin yağmalanmasının önünü açacak “alaturka liberal” bir sistem kuruyor, bir yandan da laik yaşam şeklini ortadan kaldırıyordu. 12 Eylül’ün en büyük etkisi de tarikatların beslenmesidir:

“Türkiye’de ‘irtica örgütleri’nin 12 Eylül döneminde güç kazandıkları, bu dönemin doğal uzantısı olan ANAP iktidarında da iyice geliştikleri yadsınmaz gerçeklerdir.”

12 Eylül rejimi aynı zamanda üniversiteleri türbana açacaktı. Uğur Mumcu Türkiye’nin başına geçirilmek istenen türbana karşı durarak da 12 Eylül rejimine direniyordu:

“Türbanın da ‘modern türban’ın da Kuran-ı Kerim’de yeri yoktur. Nur Süresinin 31. ayeti ile Ahzab Süresi’nin 55. ve 53. ayetinde kadınların nasıl örtüleceği anlatılır. Ahzab Süresi’nde ‘türban’ değil ‘cilbab’ sözcüğü geçer. Cilbab kadınları başlarından topuklarına kadar örten örtü demektir.

‘Cilbab’, Türkçede ‘çarşaf’ anlamına gelir. İslami kurallar uygulanacaksa genç kızların başlarına ‘türban’ sarmaları yetmez, fakülte ve yüksek okullara ‘cilbab’ ile girmeleri gerekir. Sayın Doğramacı ‘cilbab’a da elbette ‘zamana ve zemine uygun’ bir ad bulur!

‘Modern cilbab’ gibi örneğin.

Bugün türban, yarın cilbab, öbür gün fes...”

Ve Uğur Mumcu öldürüldükten yaklaşık 15 yıl sonra türban Çankaya’ya çıktı.

Sahi türbanın en büyük destekçilerinden birisi de Taraf’ın yeşil yüzlü yazarlarından Ahmet Altan Bey değil miydi? Uğur Mumcu tavrını iyiden iyiye düşünün bizce…

12 Eylül’e direnmek Kürt-İslamcılığa direnmektir

90’lı yıllara gelindiğinde 12 Eylül’ün meyveleri alınıyordu. 12 Eylül sonrasını şöyle anlatıyordu Uğur Mumcu:

“Din duyguları ve dince kutsal kavramlar ‘Kürtçülük’ uğruna da kullanılıyor. Bir yanda ‘Türk-İslam sentezi’ öte yanda ‘Kürt-İslam sentezi.’”

Evet, 12 Eylül sadece İslamcıları değil Kürtçülüğü de beslemişti. Uğur Mumcu Türkiye’de bir Kürt şovenizmi kurulmaya çalışıldığının ilk uyarını yapıyordu:

“Şovenizm, emperyalist devletlerce bir araç olarak kullanılır.

Kurtuluş Savaşı öncesinde ve sonrasında Arap-Kürt liderleri, İngiliz gizli istihbarat servislerince kullanıldılar.

Türkiye’de son yıllarda ‘Kürt şovenizmi’ yaratılmıştır.”

Daha önemlisi 12 Eylül rejimi ile güç kazanan devlet karşıtı emperyalizm destekli iki akım Kürtçülük ve İslamcılık birleşiyor ve Türkiye’de Kürt-İslam sentezinin oturtulmaya çalışıldığının ilk tespitini yine Uğur Mumcu yapıyordu. Aynı dönem Kürt-İslamcılığın tarihsel kökenlerini Şeyh Sait’e inerek ortaya koyacaktı:

“1925 yılında Şeyh Sait liderliğindeki ayaklanma ‘hilafet, şeriat, Abdülhamit oğullarından birinin saltanatını temin’ gibi dinsel görüntülü siyasal amaçlarla sergilenmemiş miydi?

Kürtçülüğün saldırdığı bu din silahı hiç de yeni değildir Kürtçüler İslamcılar’a, İslamcılar da Kürtçüler’e yeniden yaklaşıyorlar!”

Uğur Mumcu’nun Kürtçülükle İslamcılık arasındaki yakınlaşma dediği şey bugün kaynaşma halini almış iktidara yerleşmiş ve kendi faşizmini oluşturmakta. Yani 12 Eylül’ün askerin gücüyle oturtmaya çalıştığı sistem bugün kendi suni tabanını oluşturmuş faşist bir iktidar kurmakta. Kendi tabanını oluşturmuş demek aslında çok doğru değil. 12 Eylül rejimi tarafından bu tabam suni olarak oluşturulmuştur.

Madem Uğur Mumcu tavrından bahsettiniz o zaman soralım. 12 Eylül rejimi ile Türkiye’de Kürt şovenizmi yaratılmış mıdır? Kurulmak istenen Kürt-İslam rejimi iktidardadır. O zaman 12 Eylül’e direnmek AKP’ye direnmek değil midir?

Pekiyi sayın yazar, bu konuda sizin Kürtsever Ahmet Altan’ınız ne düşünür acaba.

Ne ise yazımızı daha fazla uzatmayalım.

Uğur Mumcu Atatürkçüydü, sosyalistti, milliyetçiydi ve bu yüzden 12 Eylül’e karşı bir direnç merkezi oldu. 12 Eylül’le emperyalizmin kurmak istediği yapıya direndiği için de öldürüldü.

Ama 12 Eylül binlerce devrimciyi işkenceden geçirip Uğur Mumcu gibi devrimcileri katlederken, bir kısım insanı da para ve ün sahibi yapıyordu.

Sayın yazar, şimdi 12 Eylül’den kalma baskı rejiminden bahsediyorsunuz, sahi Türkiye de 12 Eylül rejimine Uğur Mumcular direnirken gazeteniz Taraf’ın ağır topu Ahmet Altan ne yapıyordu?

Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Ugur Mumcu yu saygi ve rahmetle aniyorum.
Gercekten bu aileyi cok iyi tarif etmis.
Ozellikle A. Altan bu ulkenin yetistirdigi,koruyup=kolladigi en buyuk hainlerden biridir.
Özellikle A.Altan ve  Ertugrul Ozkok un yazilari pisikolojimi bozmaya basladi ve okumayi kestim. Onlara yorum yazmaktan bikmistim.
A.Altan bir yazisinda kurtulus savasini kucuk bir ic karisikik olarak yaziyordu ve Turkleri kucuk dusurme hakaretleride cabasi.
Bahsettiginiz kisi yani Gurman Timurhan hakkinda birsey yazmaya gerek yok ismi Alman yahudisi oldugunu soyluyor.
Zaten Turkiyede on plana cikanlar ve kose baslarini tutanlarin hepsi Turk olmayan kisiler adeta Turkiyeyi yikmak icin ant icmis kisiler.

S. Akçay, Yurtdışı
12 Ekim 2009


Bravo bu yazıyı yazanları alnından öperim. niyemi çünkü ugur mumcu görme ve konferanslarına katrılma şerefine nail oldugum için. bu dönek ve israil güdümünde yazanlara sözüm şudur. sol bi gün bu ülkede iktidar olcak ve sizde cehhennem zebanilerine yem olacaksınız. ugur mumcu halkçı bi iktisadı savunuyoo ve öyle yaşıyordu. sizler gibi soros parası ile yalılarda yaşamıyordu. kendisi halk adamıydı ve halkla birlikte idi. çok gördü bunu aga babalarınız maşalarına öldürttüler onu. onun asil kanı sizin ellerinize bulaşmış  yazılarınızda bu belli oluyor. bu yazı ile ilgili olarak sizleri kutluyorum.

Adem Kabacılı, İstanbul
10 Ekim 2009


Son otuz yılın mükemmel bir özeti.
Daha fazla insanımıza ulaşıp,bu günlere nasıl geldiğimizin anlaşılması gerekir.Yanaşma ve beslemeler,bizi bağlamıyor.Yarın başka efendi bulurlar.Dönmeye alışıktırlar.

Yıldırım Kuzay, İçel
08 Ekim 2009


Uğur Mumcu yaşasa kesin Yekta Bey gibi Türksolunda yazardı. Taraf gazetesi utanmadan nasıl savunabilir Mumcuyu el insaf. Yerinde bir yazı olmuş.

Anonim, İstanbul
07 Ekim 2009


Türkiyemizin acı gerçeklerini çok güzel özetlemişsiniz ellerinize sağlık. Rahmetli Uğur Mumcu'nun ne kadar ileri görüşlü olduğunu burada bir kez daha tanık oldum.
Saygılarımla...

Gökboğaç Şanlı, Çanakkale
06 Ekim 2009


"Tosuncuk" kelimesini ilk Uğur Mumcu kullanmıştır. Biz hep bunu Özal için kullandı sanırız ama burada da belirtildiği gibi aslında Çetin Altan ve çocukları için kullanılmıştır. Ahmet Altanı demokrat zannedenler bunları okusun.

Gülsün Aker, Adana
05 Ekim 2009


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40