![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Yavuz Selim “Devrimin Komutanı”
1956’da Granma gemisinde Castro ve Che’yle birlikte Sierra Maestra’ya çıkan 16 devrimciden biri olan, Fidel Castro’nun yarım yüzyıllık silah arkadaşı, Ramiro Valdes Menendez, Guillermo Garcia Frias’la birlikte “Devrim Komutanı” unvanı taşıyan üç kişiden biri olan büyük devrimci Juan Almeida Bosque, Havana’da kalp ve solunum yetmezliği sonucu 82 yaşında yaşamını yitirdi. 1927 yılında Havana’da yoksul bir ailenin 12 çocuğundan biri olarak dünyaya gelen Afrika kökenli Almeida, 1952 yılında Batista darbesine kadar yaşamını büyük ölçüde inşaatlarda duvar ustalığı yaparak geçirdi. Halkın çektiği yoksulluğun birebir tanığı olan Almeida, darbenin ardından Batista’ya karşı halk adına mücadele edilmesi gerektiğine gönülden inanıyordu. Almedia, tıpkı Che gibi, Fidel Castro ile tanıştıktan hemen sonra 26 Temmuz Hareketi’ne katıldı. Başarısız Moncada Kışlası baskınının ardından Almeida da hayatta kalan yoldaşlarıyla birlikte yakalanarak Isla de Pinos Tutukevi’ne gönderildi. 1955 yılında ilan edilen afla serbest kaldıktan sonra mücadeleyi bırakmayan Almeida, sonraları devrimin sloganlarından birisi haline gelecek “Buradaki hiç kimse pes etmeyecek” şiarını haykırırak Batista’ya karşı savaşı sürdürmek için önce Meksika’ya ve ardından Granma yatıyla birlikte Küba’ya geçti. Gözüpekliği ve cesareti nedeniyle Castro, Üçüncü Doğu Cephesi’ni kurma görevini kendisine verdi Batista’nın devrilmesinin ve devrimin zaferinin ardından “Yeni İnsan”ın yaratılmasında en büyük çaba harcayanlardan biri olan Almeida, Motorize Birlikler Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı, Komünist Parti Politbüro üyeliği, Devlet Konseyi Başkan Yardımcılığı gibi birçok büyük sorumluluk gerektiren görevlerde bulundu. 1961 yılında, Küba’dan kaçan karşıdevrimcilerin katılımıyla Küba’yı yeniden emperyalizmin hizmetine sunmak için CIA tarafından gerçekleştirilen Domuzlar Körfezi Çıkartması sırasında savaş alanının ön saflarında çarpışarak devrimi koruyan Almeida, devrim mahkemelerinde de görev aldı. Almeida devrimci karakterinin yanı sıra müziğe olan tutkusu ve okumaya olan merakı ile de biliniyordu. Sierra Maestra dağlarında savaşırken bile nota yazmaya ara vermeyen Almeida aralarında “Askeri Hapishane”, “Sürgün” ve “Çıkartma” gibi 10 kadar kitap ve içlerinde devrimin en güzel şarkılarının da yer aldığı 300’ün üzerinde beste bıraktı. Fidel Castro Almeida’yı şöyle niteliyordu: “Zaman içinde devrimci bir grubun lideri, Moncada kışlası baskınında bir savaşçı, hapiste bir yoldaş, Granma çıkarmasında bir müfreze komutanı, İsyancı Ordusu’nda bir subay Üçüncü Doğu Cephesi’ni yaratan komutan, zorba hükümeti deviren son muzaffer kavgamızda liderliği paylaştığımız bir yoldaş.” Almeida’ya kendileri için yaptıkları nedeniyle saygılarını ifade etmek isteyen binlerce Kübalı, O’nu cenaze töreninde yalnız bırakmadı ve askeri törenin gerçekleştirildiği Üçüncü Doğu Cephesi “Mario Munoz Monroy” Mozolesi’ne kadar Almeida’nın naşına eşlik etti. Almeida’nın vasiyeti üzerine cenazesinin Santiago de Küba dağlarına gömüleceği duyurulurken, resmi yas programı kapsamında Küba bayrakları resmi kurum ve askeri tesislerde yarıya indirildi. Küba halkı ve ezilen dünya halkları kuşkusuz en büyük evlatlarından birini daha yitirdi. Fakat bizler, bu büyük devrimciyi saygıyla andığımız gibi “Devrimciler ölür devrimler durmaz sürer” şiarını ona yakışır biçimde sürdüreceğimize de ant içiyoruz. Ne mutlu onların yolunda yürüyenlere, ne mutlu onlar gibi ölenlere!...
Zelaya Honduras’ta Yaşanan ilk şokun hemen ardından darbe hükümeti halkın Başkan Zelaya’ya destek vermek amacıyla sokaklara inmesini engellemek için yerel saatle 16.00’dan sabah saat 07.00’ye kadar sürecek olan sokağa çıkma yasağı ilan etti ve yaşanacak gelişmeleri dünyaya duyurmasını engellemek için Zelaya yanlısı muhalif televizyon kanalı Canal 36’nın binasını kuşatmaya aldı. Zelaya’nın tam olarak nerede bulunduğu sorusunun yanıtı ise Brezilya Dışişleri Bakanı Celso Amorim’nin Zelaya’nın Brezilya’nın Tegucigalpa Büyükelçiliği’nde olduğunu, Zelaya ile bizzat telefonla konuştuğunu açıklamasıyla kesinlik kazandı. Zelaya’nın Brezilya Büyükelçiliği’nde olduğunun duyulmasının ardından sokağa çıkma yasağına karşın binlerce Honduraslı Büyükelçilik binası önünde toplanarak başkanlarına olan desteklerini gösterdiler. Toplanan binlerce kişiye hitap eden Zelaya “Diktatörlük ezilene kadar tek bir dakikamızı boşa harcamayacağız. Dünya Honduras halkının mücadelesini, Honduras da demokrasiyi destekliyor.” dedi ve demokrasinin yeniden rayına oturması ve diyalog için ülkesine döndüğünü açıkladı. Zelaya’ya destek vermek için Büyükelçilik binası önünde toplanan Honduraslıları dağıtmaya çalışan güvenlik güçlerinin aşırı güç kullanması sonucu ise 2 kişinin yaşamını yitirdiği bildirildi. Askeri Darbeye Karşı Ulusal Cephe önderleri Rafael Alegria’nın açıklamasına göre ise polis ve askeri güçler şu ana kadar 300’den fazla kişiyi gözaltına almış durumda. Güvenlik güçleri Büyükelçilik civarına yerleştirdikleri cihazlarla içerdekilerin dışarıyla olan tüm telefon görüşmelerini engelledikleri gibi Büyükelçilik binasının üzerinde helikopterler sürekli olarak devriye uçuşu yapıyor. Telesur’a açıklama yapan Zelaya büyük bir saldırganlık eylemi beklediklerini ve güvenlik güçlerinin Büyükelçiliği her an işgal edebileceğini açıkladı. Zelaya’nın ülkeye geri dönüşünün darbe hükümetini son derece paniklettiği ortada. Çünkü daha düne kadar Zelaya’nın ülkeye geri dönmesi durumunda tutuklanacağını söyleyen ve anlaşmaya yanaşmayan Micheletti ağız değiştirerek Zelaya ile görüşmelere hazır olduklarını söylüyor. Artık öne sürdükleri şartlar yok, yalnızca tek bir şart var: Zelaya’nın, 29 Kasım tarihinde yapılacak başkanlık seçiminini kabul etmesi. Görünen o ki, Honduras halkının tüm baskılara karşın yılmadan sürdürdüğü direniş yavaş da olsa amacına ulaşıyor gibi. Şimdi hep birlikte darbe hükümetinin devrilip Honduras’ın gerçek başkanına kavuşacağı saati bekliyoruz.
Obama’ya bir protesto da halktan
Vergilerin azaltılmasını, devletin küçültülmesini ve daha liberal bir ekonomi talep eden “Freedomworks” adlı kuruluş tarafından organize edilen protesto gösterisine katılan milyonlar, sağlık reformu tasarısını, artan devlet harcamalarını ve yeni vergileri protesto ettiler. Ellerindeki “Amerikan değil”, “O bir yalancı”, “Baş parazit”, “Arkasında Suudi Arabistan var” ve “Marksist hain” gibi dövizlerle yürüyen kalabalık Obama’yı ülkeyi “sosyalizme sürüklemekle” suçladı. Barack Obama başkan seçilmeden önce birisi ona ileride komünist olmakla suçlanacağını söylese herhalde gülüp geçerdi. Ama daha önce de yazdığımız gibi söz konusu olan ülke ABD olunca değişim masalları da bir yere kadar. Daha ilk reform denemesinde bile milyonlarca insan tarafından protesto edilen Obama herhalde bundan sonraki adımlarını atmadan önce defalarca düşünecektir. Ne demişler: Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer.
Tayyip Erdoğan ABD gezisinde BM Genel Kurulu ve G-20 zirvesi için ABD’de bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gezisi oldukça hareketli geçeceğe benziyor. Çünkü daha ilk günden Başbakan Erdoğan ve korumalarının ABD Başkanı Obama’nın Amerikan Gizli Servisi’ne bağlı korumaları ile kameralar önünde kavgaya tutuşması bunun kanıtı. BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile yaptığı görüşmeden sonra Sheraton Oteli’nde düzenlenen “G-20 Zirvesi ve Küresel Etkileri” konulu bir konferansa katılmak üzere beraberindekiler ile otele hareket eden Erdoğan’ın konvoyu otele 100 metre kadar kala gizli servis elemanları tarafından durduruldu. Barack Obama’nın konuşmasını bitirdiğini ve otelden ayrılmak üzere olduğunu söyleyen görevliler araçların daha fazla ilerlemesine izin vermeyeceklerini söylediler. Bunun üzerine tabana kuvvet yürüyerek otele ulaşmaya çalışan Erdoğan ve korumalarının önü otele 30 metre kalınca bir kez daha gizli servis elamanları tarafından kesildi ve otele girişlerine izin verilmedi. Bunun üzerine Türk korumalar ile ABD’li gizli servis elemanları arasında bir arbede yaşandı. Hatta Erdoğan, Türk korumalara müdahale eden bir ABD’li korumanın kolundan tutarak itti. Daha sonra ise programını iptal ederek, ikamet ettiği The Plaza Oteli’ne geri döndü. ABD’lilere göre olayın çıkış nedeni Türk heyeti ile gizli servis elemanları arasındaki iletişim bozukluğu. Gizli Servis Sözcüsü Ed Danovan’ın açıklaması aynen şöyle: “Yabancı bir heyetin mensupları kafaları karışıp, Başkan Obama’nın otel çıkışında kullanması için hazırlanan çadıra girmeye kalktı. Kendilerine yapılan sözlü uyarıları da anlamadılar ve fiziki olarak engelleme ile karşılaştılar. Her şeye rağmen bu davetsiz misafirler çadıra giremedi. Yanlış bir zamanda geldiler. Olay dil anlaşılmazlığı yüzünden kötü bir hale geldi.” Hadi tamam, Tayyip Erdoğan’ın “one minute” dışında İngilizce bilmediğini biliyoruz ama koskoca heyette İngilizce bilen bir tane yetkili yok mu? Yoksa yine hazır fırsat çıkmışken bedava ABD gezisi diye yine eşi dostu mu götürdüler toplantılara? Ya da Tayyip bir “one minute” daha patlatıp da gizli servis elemanlarını tarumar etmeyi başaramamış mı? Hani Kasımpaşalı ya, hiç olmazsa ABD’li gizli servis elemanlarına bir omuz atsaydı bari. Ama öyle kolay mı Obama’ya “One minute... daha da New York’a gelmem. BM benim için bitmiştir.” demek... Ne de olsa söz konusu ABD olunca akan sular bir anda duruyor. E, ne de olsa karşıdaki iktidarının kaynağı. Tayyip her vukuatında şiddetin dozajını biraz daha artırıyor. Yakında onu takım elbise yerine robocop kıyafetiyle dış gezilere katılırken görürsek şaşırmayacağız.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||